|
Bunları neden mi iletiyorum. Bakın şu eksen, politik hedef konusundaki tartışmalar
bitmeden ülke bocalamaktan, ikilikten, hareketsiz ve
çaresiz kalmaktan kurtulamayacak. Hayır, bizde her iki politik hedef aynı tarafta olsa
sorun yok. |
Ya da müslüman fikir adamları kafa kafaya verecekler,
milletlerin milletinden feragat etmeden nasıl müslüman
olacaklarının fikirsel çözümünü üretecekler. Yok ben hem müslüman, hem de Türk olacağım deniliyorsa,
o zaman da bambaşka bir yön tutturacak. Aksi halde bu ülke, bu halk çatır çatır bölünecek, ülke
kanlı rejim çatışmaları içinde patinaj çekecek.
|
Prof.Dr.M.Taner TARHAN
İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi / Türkiye
Giriş
Kimmerler ve İskitler Eskiçağ’daki "Türk
Kültür
Tarihi"nin, daha genel bir deyişle de "Millî
Tarihimiz"in ilk temsilcileridir.
Çünkü Eskiçağ ve devamındaki çeşitli yazılı kaynaklardan
edindiğimiz bilgilerin ışığı altında ve bu bilgileri
doğrulayan, zenginleştiren muhteşem arkeolojik bulgular
yardımıyla, adları günümüze kadar ulaşmış olan ilk Türkler ve
ilk Türk Devletleridir.
Onların öyküsü "tarihî
gerçekler" olarak, bir anlamda -çok uzun süreli-
Eskiçağ’daki "Türk Dünyası"nın öyküsüdür.
Her ne sebeple olursa olsun, inkârı mümkün olmayan gerçekleri
vurgulamak için "İlk Türkler" başlığını özelliğini özellikle kullandığımızı,
öncelikle ifâde etmek isteriz.
Üç kıtaya yayılan coğrafyanın büyüklüğüyle
paralel olarak, "Türk Dünyası"nı kapsayan - çoğunlukla "çağdaş"/"hemzaman"- "yazılı
kaynaklar" gerçekte çok çeşitli ve çok zengindir: Asur,
Babil, Pers, Grek, Roma, Latin, Bizans, Arap, İran, Avrupa,
Çin, Hint, Türk vb.
Hiçbir kaynağı sarfınazar etmeden değerlendirmek söz
konusudur.
Sadece, bu kaynakları bir araya getirmek bile, büyük bir
sistem işidir: Yâni, Eskiçağ’dan günümüze uzanan bir kaynak
külliyatı söz konusudur.
İlk görev, bunun noksansız olarak başarılabilmesidir.
Bunlardan ve de arkeolojiden yeterince yararlanmayan bir
gerçek bir "tarih yazımı" düşünülemez.
Aşağı yukarı iki-üç asır öncesinden başlayarak
Avrupalıların ya da Rusların, Türk Millî Kültür ve Tarihinin
kaynaklarını araştırıp dünyaya ve dolayısıyla da bizlere
tanıtmaları, bir anlamda ibret verici ve düşündürücüdür: Orta
Asya’daki "Türkiyat
Araştırmaları" onlarla başlamıştır.
18.yüzyılda Messerschmidt, Strahlenberg, 19.yüzyılda
Yadrintsev, Heikel, Radloff, Thomsen ve daha niceleri.
İlk "Türkoloji
Kürsüsü",
1795’te Paris’te "Ecole des Languages Orientales Vivantes"da
kurulmuştur.
Bunu Şarkiyat ve Türkoloji ile ilgili enstitüler takip
etmiştir.
Mesela, Napoli’de (1723), Moskova’da (1814), Paris’te (1821),
Londra’da (1823), Helsinki’de (1883) ve yine Londra’da (1906)
vs.
ve bu kuruluşların yayınladığı sayısız bilimsel dergi ve
eserler.
Çok özet bilgiler de olsa, bunları gençlerimize hatırlatmayı
kaçınılmaz bir görev addediyoruz.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasını takiben,
1924’te Fuat Köprülü’ye verdiği direktiflerle Türk dil,
kültür, tarih ve etnografyasının araştırılması amacıyla (1933
Reformu ile İstanbul Üniversitesi’ne dönüştürülen)
Darülfünun’un Edebiyat şubesine (Edebiyat Fakültesi) bağlı
olarak "Türkiyat Enstitüsü"nü
kurdurma onuru da Mustafa Kemal Atatürk’e aittir.
Bilindiği gibi, bunu 1931’de Türk Tarih Kurumu ve 1932’de de
Türk Dil Kurumu’nun kuruluşları izler.
Amaç, Türk, Anadolu ve dünya tarihinin derinlemesine
araştırılması; Türk dilinin incelenmesi, özleştirilmesi ve
geliştirilmesidir.
Günümüzde, tüm dünyayı kucaklayan gerçek bir bilimler
birlikteliği söz konusudur.
Bizler de bu doğrultuda emek veren, gerçek bilim adamlarına,
Türk ve yabancı meslektaşlarımıza en içten teşekkürlerimizi
sunmayı zevkli bir görev addediyoruz.
Bu satırların yazarı olarak, konuya, her türlü -iç ve dış-
politik eğilimlerden ve de "kimlik
arama"
çabalarından arınmış bu hatırlatmalarla başlamamızın
nedenlerini düşünmenizi de dilerim.
Meselâ Kimmer ve İskitler’in-hâlâ-"İndo-İranî"
kökenli olduklarını savunanları, insafa davet ediyoruz.
Çünkü, "Türk
Dünyası"
bizler tarafından, Türkler tarafından gerçek anlamda,
tarafsızca keşfedilmeyi beklemektedir.
Atatürk’ümüzü bir kez daha minnetle anıyoruz.
Konumuzla bağlantılı olarak, Zeki Velidi Togan, Bahaeddin Ögel
ve İbrahim Kafesoğlu gibi çok az sayıdaki hocalarımızın
eserlerinden, daima büyük bir hayranlık duyarak
yararlandığımızı da öncelikle ve de şükran duygularımızla
ifade etmek isteriz: Togan’ın Umumi Türk Tarihi’ne Giriş;
Kafesoğlu’nun Türk Millî Kültürü; Ögel’in İslâmiyetten Önce
Türk Kültür Tarihi; Orta Asya Kaynak ve Buluntularına Göre ve
de Türk Mitolojisi gibi.
Devamı: http://www.altayli.net/news.php?readmore=12
a45UyF587661-201307301451-09
| Kurmus
oldugum gruba uye olun Moderasyonsuz, sansursuz ve ozgur bir gruptur: Ozgur_Gunde...@yahoogroups.com |
Ayrilmak
isterseniz de : Ozgur_Gundem...@yahoogroups.com |
Grup
Sayfamız : http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/ |
Arzu
ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz. http://orajpoyraz.blogspot.com/ |