Devrim şehidi
Kubilay ve Menemen Olayı Gerçekleri-1
Adı Mustafa Fehmi
Kubilay.
Baba adı Hüseyin, ana adı Zeynep.
Giritli bir ailenin çocuğu.
1906 doğumlu.
Kubilay bir öğretmen.
Cumhuriyet öğretmeni.
1930 yılında İzmir'in Menemen İlçesi'nde askerlik görevini
yapıyor.
O sırada 24 yaşında.
Bu genç insan, Menemen’de 23 Aralık 1930’da şeriat isteyenler
tarafından öldürüldü.
Olaylara müdahele etmek isteyen iki bekçi de katledildi.
Genç Cumhuriyet rejiminin 1925 yılındaki Şeyh Sait isyanından
sonra tanık olduğu ikinci önemli irtica olayı, "Menemen Olayı - Kubilay Olayı"
olarak tarihe geçti.
Menemen olayının izleri toplumsal bellekten hiç silinmedi.
Kubilay "devrim şehidi"olarak
simgeleşti.
İşte cumhuriyet
tarihimizin devrim şehidi kubilayın kısaca biyografisi.
Şimdi ise Tarihimizin kara lekelerinden biri olan menemen
olayını belgeleriyle paylaşmak istiyorum
1924-38 yılları
arasında Türkiye’de çıkan 18 ayaklanmadan yalnızca Menemen
Olayı’nın Batı Anadolu’da çıkmış olması onu farklı
kılmaktadır.
Nasturi,Zilan,Şeyh Said,Dersim,Ağrı gibi diğer 17 ayaklanmada
etnik tema,bağımsızlık talebi,dış kışkırtmalar vb.önemli birer
etken olmalarına karşın,Menemen Olayı için bunları söylemek
mümkün değildir.
Dahası,Menemen’de, Ortadoğu ve Güneydoğu Anadolu’ya kıyasla
hem okuma yazma oranı ve ekonomik gelişmişlik düzeyi daha
yüksek,hem de kısmi sanayileşmenin etkisiyle,feodal kurum ve
kişilerin nüfuzları daha azdır.
Ayrıca yeni rejimin kolay ulaşabileceği bir yöredir.
Bu özellikler göz
önüne alınarak sorulacak sorular şunlardır:Menemen Olayı,yaygın
biçimde kabul edildiği üzere,bir dinsel ayaklanma mıdır?
Deli,esrarkeş,cahil altı kişinin başlattığı,bir anda ortaya
çıkan "korsan"
bir olay mıdır?
2000 nüfuslu kasabadan 1500 kişinin etkin yada edilgen
katılımıyla gerçekleşen olay sonrası adının "mel’un belde" olarak
değiştirilip yöre insanının başka yerlere sürülmesi istenen
Menemen halkının bu eylemdeki sorumluluğu nedir?
Yoksa,gerçek neden,olayın başlatıcısı Derviş
Mehmet’in,Çerkes Ethem’in yandaşlarından olması mıdır?
Yoksa,akademik literatürde yer aldığı üzere, Serbest
Cumhuriyet Fırkası’nın iktidara gelme hırsıyla
gerçekleştirdiği bir kışkırtma mıdır
OLAYIN OLUŞUM
SÜRECİ
Divan-ı Harp
kararnamesinden,örgütlenmenin altı yıl önce tekke ve
zaviyelerin kapatılması ve şapka devrimi üzerine başladığı
anlaşılmaktadır.
Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra halifelik
kaldırılmış,laik bir dünya görüşü benimsenmişti.
Türbeler,mahalle mektepleri kaldırıldı.
Tarikatçılık,şeyhlik,dervişlik,müritlik,dedelik,seyitlik,babalık,emirlik,naiplik,halifelik,büyücülük,üfürükçülük,falcılık
ve
muskacılık 13 Aralık 1925 tarih ve 677 sayılı kanunla
yasaklanmıştı.
İşte yeni rejimin eski ayrıcalıklarını yok ettiği başında
İstanbul merkezli Nakşibendi şeyhi Şeyh Esad’ın bulunduğu
grup,Serbest Cumhuriyet Fırkasının olaylı İzmir gezisini
bahane ederek böyle bir olay girişiminde bulunmuşlardır.
Burada ilginç olan nokta,Esat Hoca’nın irticai faaliyetinin
Cumhuriyet döneminden önce başlamış olmasıdır.
31 Mart Vakası’nın
hazırlayıcısı olduğu iddia edilen sultan II.Abdülhamit
döneminde de benzeri çalışmalar yapan Esad Hoca,Erbil’e
sürüldüğünü,ancak Sultan Reşat zamanında İstanbul’a
dönebildiğini söylemiştir.
Örgütlenmenin beyin takımından olan,ancak eyleme katılmayan ve
kendini halifeler halifesi olarak tanıtan Manisa Tabur
İmamlığı’ndan emekli Laz İbrahim Hoca,örgütlenmesini çevre
kasaba ve köyleriyle sınırlı bırakmamış,Karadeniz
kıyıları,Kayseri,Bursa,Balıkesir;Bergama ve Manisa başta olmak
üzere Anadolu’nun birçok yerini dolaşarak Nakşibendi
tarikatının kök salmasına çalışmıştır.
Esad Hoca ise,İstanbul Erenköy ve Beykoz’da örgütlenmeyi
sürdürmüştür
Esad Hoca sadece salt
cahil halkı,kara takkelileri değil,tahsilli,kültürlü kişileri
de etkileyebilmektedir.
Olayda sorgusu alınan Mustafa adlı bir tanık,İbrahim Hoca’nın
Menemen’e bağlı Horozköy’de vaaz verirken rakı içen ve şapka
giyenlerin gavur olduğunu,bundan Cumhurbaşkanının sorumlu
tutulması gerektiğini söylediği belirtilmektedir.
Laz İbrahim’in, "şeyhim"
dediği, "vaktiyle 40 tekkenin şeyhi
olan" Esad Hoca’nın evinde yapılan bir
toplantıda,yakında şapkaların atılarak tekrar fes
giyileceği,halifelerin geleceği,tekkelerin yeniden açılacağı
söylenerek devrimler aleyhine konuşmalar yapılmıştır.
Nitekim kendini Mehdi
ilan eden Derviş Mehmet’inde esrarlı zikir toplantılarında hükümetin
Müslümanları gavur yapmayı amaçladığını,bütün memurların
ailelerini açık saçık gezdiren kafirler olduğunu,kendisinin
Cumhuriyeti yıkarak dini iade edeceğini sıkça yinelediği
belirtilmektedir.
Derviş Mehmet’in inançlarını yayarken izleyeceği güzergahta
dikkate değerdir:
Türkiye’deki örgütlenmeyi tamamlayınca Arabistan’a,oradan da
Çin’e geçerek tüm Yahudileri Müslüman yapacak ve H.z.İsa ile
birleşip oradan Avrupa’ya dönerek Avrupa devletlerini de
dine davet edecektir.
Çok geniş bir alana
yayılan ve çok uzun bir zamandan beri zikir toplantılarını
gizli kapaklı ve gözden uzak yerlerde değil,kahvehanelerde
yapmakta olan tarikat karşısında hükümet,yalnızca ilgili
kahvehaneleri kapatarak önlem alma yoluna gitmiştir.
Menemen Olayı’nı rapor eden I.
Kolordu Komutan Vekili Mustafa Paşa da bu dinci örgütlenmenin
devletin güvenlik birimlerince gözlendiğini söyler: "Ben bu havalede için için işleyen bir
yaranın mevcudiyetini sureti katiyyede hissetmekteydim.
Bu hususta büyük bir dikkat ve asabiyetle takibat ve
tahkikatta bulunulması ve bu yarayı işleyenlerin behemehal
meydana çıkarılarak selameti memleket namına kamilen
vücutlarının kaldırılması elzemdir,kanaatinde bulunduğumu
arzederim"
Olayın oluşum sürecini
bu şekilde kısaca özetledikten sonra şimdi olayın başlaması ve
gelişimine geçebiliriz.
OLAYIN BAŞLAMASI VE
GELİŞMESİ
Daha önce de
değindiğimiz gibi Menemen Olayı’nın tetikleyicisi serbest
Cumhuriyet Fırkası’nın olaylı İzmir gezisidir.
Bilindiği üzere SCF Genel Başkanı A.
Fethi Bey ve arkadaşlarının,Partinin örgütlenmesini
geliştirdiği Batı Anadolu’ya 3 Eylül 1930’da başlattıkları
gezinin 4 Eylül’deki uğrak yeri İzmir’dir.
Güvenlik güçleri ile başta liman işçileri olmak üzere Fethi
Bey’in yapacağı konuşmayı dinlemeye gelen yaklaşık 50000
kişilik halk kitlesi arasında çatışma çıkmış,bir çocuğun
ölümüne yol açan toplantı,Cumhuriyet Halk Fırkalılarca sabote
edilmiştir.
Serbest Cumhuriyet Fırkası ile Cumhuriyet Halk Fırkasının
çekişmesi Menemen Olayı’nın ortaya çıkabileceği kargaşa
ortamını yaratmıştır.
Olayın başlaması ve
gelişimini Divan-ı Harp tutanakları ile olayı şahit olan
kişilerin ağzından yazmak daha sağlıklı olacak diye
düşündüğümüzden bunlara ağırlık verilmiştir.
Şimdi olayın başlama aşamasını tutanaklarda geçtiği şekilde
inceleyebiliriz.
Giritli
Mehmet,Şamdan Mehmet,Sütçü Mehmet ve Emrullah oğlu Mehmet
Emin (bu dört Mehmet’ler isyanın elebaşılarıdır.
Üçü vaka günü öldürülmüş,sonuncusu Mehmet Emin de idama
mahkum olup diğer mahkumlarla birlikte asılmıştır) Manisa’da
dört günden beri toplandıkları tatlıcı Mutaf Hüseyin’in
evinde son olarak 6 Aralık 1930 Cumartesi günü toplanarak
eylemin planını hazırlamışlardır.
Kahveci çırağı Mustafa (idama mahkum olmuş ve
asılmıştır),Topçu çavuşu Hüseyin (asılmıştır),Keçili Himmet
oğlu Süleyman çavuş (asılmıştır),Pabuççu Hüseyin oğlu Ali
(asılmıştır) hazır bulundukları halde yapılan toplantıda
vaka hakkında görüşmeler yapılmış ve bu müzakerede hadisenin
cereyan sureti ve silahların tedarik şekli
kararlaştırıldıktan sonra Giritli Mehmet evvela kendisi
Şamdan Mehmet ve Sütçü Mehmet’le Paşaköy’e hareket edeceğine
ve birgün sonrada Paşaköy’de Emrullah oğlu Mehmet,Ali oğlu
Hasan,Nalıncı Hasan,Çakıroğlu Ramazan (yaş haddi yüzünden
hakkında verilmiş olan ölüm cezaları ağır hapse çevrilen üç
sanık) kendilerine katılacaklarını söyledikten ve gereken
talimatı verdikten sonra orada hazır bulunan Topçu çavuşu
Hüseyin,kahveci çırağı Mustafa,tatlıcı Mustafa ve Keçili
Himmet oğlu Süleyman çavuş ve pabuççu Hüseyin oğlu Ali de
(bunların hepsi idama mahkum olup asılmışlardır)
silahlanarak bilahare arkalarından gelip kendilerine
katılacaklarını vaat etmişlerdir.
Geceleyin verilen
kararın sabahleyin tatbikatına geçen Giritli Mehmet yanında
Sütçü Mehmet,Şamdan Mehmet bulunduğu halde,Manisa’da Giritli
İsmail ve bıçakçı Mustafa’nın çuval içinde verdikleri iki
silahı alarak ve kendi bacanağı posta sürücüsü Kahya İsmail’in
arabasıyla Paşaköy’e hareket edip bu köye vardıklarında
analığı Rukiye’nin evine misafir olmuşlardır.
Rukiye,keyfiyeti Giritli Mehmet’in köyde bulunan bacanağı
Simavlı Osman’a ve bakkal Mehmet oğlu Abdurrahman’a
anlatmıştır.
İlk toplantıdan sonra
verilen talimat veçhile bir gün sonra hareket edip kendilerine
katılacak olan Emrullah oğlu Mehmet Emin,annesi Hasibe,karısı
Emine,kız kardeşi Halide’nin malumatı altında ve hatta bu
meyanda sanıklardan Hafız oğlu Simsar Mustafa’dan alacağı olan
paranın karısına veya anasına verilmesini tembih ettikten
sonra Ali oğlu Hasan,Nalıncı Hasan ve Çakıroğlu Ramazan ile
beraber araba ile Paşaköy’e gelmiş,aracı bunlara Giritli
Mehmet’in bacanağı Ahmet’in evine götürmüştür.
Burada Ahmet
bunlara yiyecek çıkarıp yedirdikten,çantalarına yemek
koyduktan ve muyasalatlarından tam yarım saat sonra
Rukiye’nin evinde aldıkları silahlarla ve beraberlerine
Kıtmir dedikleri köpekle beraber hep birlikte gece yarısı
Paşaköy’den çıkmışlar ve Bozalan’a hareket etmişlerdir.
11 saat yürüdükten sonra Sümbüller köyü yolunda bir
çamlıkta,su kenarında geceyi geçirmişlerdir.
Burada Çakıroğlu Ramazan kendilerinden ayrılıp habersiz
kaçmış ve Manisa’ya avdet etmiştir.
Su kenarında uykudan kalkan grup,arkadaşlarından birini
kaybettikten sonra yürüyerek Bozalan köyü kenarına
gelmişlerdir.(Bu köy Sütçü Mehmet’in köyüdür).
Sütçü Mehmet köye girip akrabasına haber vermiş,Sütçü
Mehmet’in damadı Hoca Mustafa bunları çay kenarında
karşılayarak evvelden hazırladığı bir boş odaya alıp misafir
etmiştir.
Bu eve Hoca Mustafa da dahil olduğu halde (bu kişi de idama
mahkum edilip asılmıştır) Sütçü Mehmet’in kardeşi Hacı
İsmail (bu kişi de asılmıştır),Hacı İsmail’in oğlu Hüseyin
(bu kişi de basıyla birlikte ölüm cezasına
çarptırılmış,Şubat ayının 3/4 gecesi idam hükümleri infaz
olunurken tam idam edileceği sırada kaçıp kurtulmaya
muvaffak olmuş,bir müddet dağlarda dolaşmış,fakat bilahare
dağda yakalanıp Menemen’e getirilmiş ve hakkında idam hükmü
infaz olunmuştur) diğer oğlu Hasan her üçü beraberce yemek
getirmişlerdir.
Burada Giritli Mehmet
Mehdiliğini ilan etmiş,köyde duymadık kimse kalmamış,bu
meyanda köy ihtiyar heyeti bile keyfiyetten haberdar
olmuşlardır.(Bu köy muhtarı ve ihtiyar heyetinin üç üyesi üçer
yıl ağır hapis cezasına çarptırılmıştır).
Bu köyden Osman oğlu Hasan ve Mehmet oğlu Ahmet gruba hitaben
Emiralem karakoluna uğrayıp orada bulunan iki jandarmayı
öldürerek silahlarını almalarını ve kendileri de arkalarından
Menemen’e gelip yardım edeceklerini söylemişlerdir.(Bunlarda
ağır hapis cezasına çarptırılmışlardır).
Bir hafta kadar Bozalan köyünde kalıp bu köyde Mehdiliğini
ilan eden Giritli Mehmet,bu durumdan hükümetin haberdar olup
olmadığını anlamak maksadıyla kardeşi Hacı İsmail’in
hemşiresinin kızı Fatma’yı ve Hacı Ali oğlu Mustafa’yı,güya
çeyiz tedariki bahanesiyle Manisa’ya göndermiştir.
Bu tetkik heyeti Manisa’da bulunan Sütçü Mehmet’in karısı
Kezban’dan durumu anlayıp avdet etmişlerdir.
Heyetin getirdiği
haber kötüdür:Mehdilik dedikodusu Manisa’da duyulmuştur.
İşte hükümetin keyfiyetten haberdar olduğu haberi
getirilince Giritli Mehmet emriyle köy civarındaki çamlıkta
Mehmet’in kardeşi Hacı İsmail ile Hacı Mustafa tarafından
bir kulübe inşa edilmiştir.
Bu kulübede tam bir hafta esrar içilmek suretiyle zikre
devam eden grup 1930 yılı Aralık ayının 23üncü Salı günü
menemen’e gitmek üzere yola çıkmayı kararlaştırmışlardır.
Salı gecesi esrarkeş Mehdi başta Kıtmir adını verdikleri
köpekte dahil,hep beraber yola çıkmışlardır.
Evvelden haberdar edildiği için Görece köyünün berisindeki
kömür ocağında,Hacı İsmail oğlu Hüseyin tarafından yakılan
ateşte ısındıktan ve oraya gene evvelden haberdar olduğu
için,Göreceli Mustafa oğlu Abdülkerim’in (bu kişi muhakemesi
sırasında ağır hastalanıp İzmir memleket hastanesinde tedavi
altında iken eceli ile öldüğünden hakkında verilmiş olan
idam hükmü bu suretle infaz edilememiş ve sukut etmiştir)
getirdiği yemekte yenildikten sonra bunların rehberliği ile
yollarına devam etmişlerdir.
Kafile Hasanlar geçidine varınca orada Kayıkçı Mehmet’in
kayığı ile karşı tarafa geçmişlerdir.
Grup Menemen kenarına
geldiklerinde zeytinlikte biraz durup dinlendikten ve burada
Giritli Mehmet avenesinin hepsine çifte çifte esrarlı sigara
dağıtıp verdikten sonra hepsi dumanlı ve sarhoş kafalarla
Menemen’e gelmişler ve saat altıyı yirmi geçe Müftü camiine
girmişlerdir.
Camide sabah namazı için gelmiş 8-10 kişi vardır.
Manisa’da dağda kurdukları bir çardakta günlerce esrarlı zikir
ve ayinler yapmış olan grup,bununda etkisiyle mihraba asılı
bulunan ve üzerinde La ilahe İllallah İnna Fetahneke suresi
yazılı yeşil bayrağı da alarak olayın cereyan ettiği belediye
meydanına gelmişlerdir.
[8] Kafile Hoca Saffet Efendi’nin evi önüne geldiği vakit
durmuş ve arkalarından gelen Mehdi Giritli Mehmet burada
birdenbire kayboluvermiş ve biraz sonra da Hoca Saffet Efendi
ile temasları,baş başa konuştukları görülmüştür.
Hoca tam evine gireceği vakit Giritli Mehmet’in bir işareti
ile grup Saffet Hoca’ya selam resmi ifa edip kendisini
hürmetle selamlamışlar (Bu Hoca Saffet Efendi,Örfi Harp Divanı
huzurunda yapılan sorgusu neticesinde beraat etmiş ve bu olaya
katılmamış olduğu ortaya çıkmıştır) ve önlerinden Menemen’den
gruba katılan Saim oğlu Boşnak Abbas (idama mahkum olmuş ve
asılmıştır) tanca atmak suretiyle izharı şadmani ile gene
Menemen halkından Cumai Balalı Remzi (idama mahkum olmuş ve
asılmıştır),Harputlu Ömer oğlu Mehmet ve Sümbüllü köylü Mehmet
bunlara katılıp gene hep birlikte tekbir alarak belediye önüne
avdet etmişlerdir.
Derviş
Mehmet,oradakilere kendini Mehdi olarak tanıtır;dini korumaya
geldiğini ileri sürerek sınırda "yetmişbin
kişilik
Halife ordusu"nun beklediğini,öğleye kadar
şeriat bayrağı altında toplanmayanların kılıçtan
geçirilecekleri tehdidini savunur.
[10]Derviş Mehmet ve grubu yeşil bayrağı belediye meydanına
dikerek etrafında dönmeye ve tekbir getirmeye başlarlar.
Olayın tanığı bir kişi ise olayı şu şekilde tasvir
etmektedir:Ben ve camiden çıkanlar bu hal karşısında donduk
kaldık.
Biraz sonra kendisine Mehdi süsü veren Derviş Mehmet elindeki
bayrağı meydana dikti ve iyice tutturmak içinde ahaliden bir
ip istedi.
içimizden biri kuşağını çıkardı verdi.
Nasıl oldu bilmiyorum,meydanı dolduran kalabalığın
arasında,bayrak dikilirken el çırpanlar oldu.
Mehdi sürekli elindeki saate bakarak etrafa okuyup üflediği
toprağı savurarak söyleniyordu.
-Bayrağın altından geçmeyen gavurdur!
Namazdan çıkan halk hep meydana yığılıyordu.
Tam o sırada jandarma yüzbaşısını gördüm.
Çekine çekine ortaya ilerledi.
Ne var?
Ne oluyor ağalar?
diye sordu.
Mehdi;bugün hükümet açılmayacak,dükkanlar açılmayacak,camiye
gireceğiz,dua edeceğiz,her şey düzelecek,her şey yoluna
girecek diye cevap verdi.
Jandarma Kumandanı pekala dedi,yürüdü gitti.
Kubilay’ın olay yerine
gelmesi ise resmi kaynaklarda şu şekilde geçmektedir:
Jandarma Komutanı bu
olay ardından alay komutanına telefon ederek askeri birlikten
yardım ister.
Bu haber üzerine,sabahın erken saatinde,hergünkü gibi eğitim
çalışmalarına hazırlanmakta olan 43.piyade birliği
subaylarından Asteğmen Kubilay’a görev verilir*.
Kubilay,henüz birkaç ay önce askere alınmış olan,takım
düzenindeki birliğiyle hemen yola çıkar.
Kendisinde silah,askerinde mermi yoktur.
Kubilay olay yerine çabuk yetişmek için kışla arkasındaki
yamaçlardan,kestirme yollardan hızla geçer ve meydana yakın
sokakların birinde askerlerini durdurarak süngü taktırır.
Olay tanığı bundan sonrasını şöyle anlatır:
Ahali gittikçe büyüyordu.
Yirmi dakika geçti.
Birdenbire meydanı otuz kırk nefer silahlarına süngü takarak
abluka ettiler.
İçlerinden genç bir zabit ileri atıldı.
Mehdinin yakasını tuttu ve şiddetle sarstı.
Mehdi,genç zabiti silkeleyip yere attı ve elindeki silahı
çevirerek zabite ateşledi.(Bu kurşun,Kubilay’ın omzundan
girip arkasından çıkmıştı).
Yaralı zabit,yarasının ağırlığına rağmen ayağa kalktı ve
meydandan çekildi.
Halktan bir kısım bu esnada uzun uzun el çırparak alkışlıyor
ve Allah Allah!
Diye bağırıyordu.
Aradan on beş dakika geçti.
Asilerden biri,Mehdi’nin yanına gelerek,zabitin cami
avlusunda yattığını haber verdi.
Bunun üzerine Mehdi yanındakilerden bıçağı alarak bir
arkadaşıyla cami avlusuna girdi.
Biz uzaktan duyduk.
Yaralı gencin sesi yalvarıyordu.
-Kesmeyin beni.
Mehdi ise;anlaşıldı,anlaşıldı.
Sen daha çocuksun.
Kesilmekten korkuyorsun.
Seni yüzükoyun yatırayım da görmeyesin.
Bundan sonrasını ise bu olayı daha iyi gören bir aşka tanık
anlatıyor.
Mehdi genç ve yaralı zabiti yüzükoyun yatırdıktan sonra bir
ayağını yaralı omzuna koyuyor,bir eliyle saçlarından tutuyor
ve diri diri boğazlıyor.
Sonra da elindeki başı caminin önündeki büyükçe bir taşın
üzerine koyarak –Gördünüz mü?
Kafirlerin akıbeti işte budur diyor.
Sonra –Getirin bir ip!
Diye bağırıyor.
Biriken halk yığınının arasından biri dükkanına koşarak bir
ip getiriyor.
Kesilmiş başı bayrağın tepesine bağlıyorlar.
Saygılar.
Oraj POYRAZ
L2fSIJNoA0xfSNxA