İstiklal Marşı, Türkiye Cumhuriyeti devletinin sadece törensel ezgisi değildir. Küllerinden yeniden doğan halkın kanla mühürlenmiş varlık beyannamesidir. Mehmet Akif Ersoy tarafından Türk milletine emanet edilen şahlanış destanı, Türkçenin namusudur. Karaman ilindeki eğitim kurumunda marşın Arapça okutulması, basit hata değil, kültürel yurtsuzlaştırma operasyonudur. Kendi evinde öz diliyle haykıran milletin ses frekansıyla oynamak, egemenlik haklarına saldırıdır. Halkın gösterdiği direnç, asimilasyon tehlikesine karşı örülen çelikten duvar olup, milli kimliğin genetik kodlarını koruma kavgasıdır. Tarihsel Hafıza ve Çölün Kanlı İhanet AbideleriArapçaya veya bir başka dil üzerinden yürütülen olası dayatmalara gösterilen tepki, köksüz öfke değildir. 1912 yılında Arap çöllerinde yitip giden 1 buçuk milyon Anadolu çocuğunun hatırası hala diridir. Filistin cephesinde arkadan vurulan Mehmetçiğin sızısı, milli hafızada tazeliğini korumaktadır. Suudi Arabistan çöllerinde 100 yıldan fazladır kaldırılmayan Osmanlı treni, karşılıksız aşkın ve ihanetin abidesidir. Türk milleti, evlatlarını kurban verdiği topraklardan yükselen dilin marşına giydirilmesini hakaret saymaktadır. Bugün göz yumulanlar, yarın bize göz açtırmayacak olanlardır. Milli hafıza, dostu ve düşmanı ayırt edecek kadar güçlü ferasete sahip olup, toprakların evlatları, kendi marşını kendi diliyle okuyarak tarihsel bilinci canlı tutacaktır. Modern Mütareke Basını ve Mandacı Zihniyetin İhanetiBugünün bazı figürleri, 1920’lerin Bab-ı Ali’sinde İngiliz Muhipleri Cemiyeti’ne selam çakan Ali Kemal’lerin modern prototipleridir. Yüzyıl önce İngiliz mandası kurtuluştur diye bağıran karanlık genetik, bugün aynı ihanet damarından beslenmektedir. Bazı kendini bilmez ekürilerinin normalleşme dediği şey, aslında ruhunu ve vatanını teslim etmiş sömürgeleşmedir. Kendi ülkesinin çıkarlarını kenara itip işgalciye haklılık payı çıkaranlar, tarihin mahkemesinde mahkûm olacaktır. Caydırıcılığı olmayan savunma, emperyalist savaş makinesi karşısında sadece hedef tahtasıdır. Teslimiyet reçeteleri refah değil, sadece daha ağır kölelik getirir. Bu toprakların mayasında tam bağımsızlık iradesi vardır. Gerçek vatanseverlik, emperyalizmin her türlü normalleşme maskesini yırtıp atmak coğrafyanın onurunu savunmak asli görevdir. Fatih Camii’nde Başörtüsü ve Vicdanın Büyük İhtilaliİstanbul’un kalbi Fatih Camii, Kadir Gecesi’nde dikkat çekici eyleme sahne olmuştur. Kadınların başörtülerini erkeklerin olduğu cami zeminine bırakması, sembolik dünyanın yıkılışıdır. Gazze’deki soykırıma karşı yükselen tepki, İslam dünyasının sessizliğine karşı atılmış ağır resttir. Eğer erkekler kutsal değerleri koruyamıyorsa, kadının başındaki örtü artık utanç vesikasıdır. Bu eylem, Müslüman zihniyetinde onarılması güç gedikler açmıştır. Eleştirenler, İsrail ile ticaretin devam etmesini ve limanlardan kalkan gemileri sorgulamaktadır. AKP, MHP, Saadet Partisi ve Yeniden Refah Partisi seçmenleri gerilimin odağı olarak, toplumsal sorumluluk algısının parçalandığını kanıtlamaktadır. Haklı eylemin hedefi, mevcut siyasi irade ve onun destekçisi olan yapılardır. Jeopolitik Kuşatma ve Ankara’nın Sınır Namusu HattıEyleme karşı çıkanların argümanı, Türkiye’nin savaşa sürüklenme riski söylemi, aslında toplumsal bedel ödeme korkusunun yansımasıdır. Fatih Camii’nde yere düşen o başörtüleri, toplumun ruhsal röntgenidir. Bir yanda imanın izzetini kurtaranlar, diğer yanda konforunu koruyanlar vardır. Bugün komşu coğrafyaların savunma hattını kırmaya çalışan mütareke kalemleri, bekaya yönelik kuşatmanın öncü birlikleridir. Tahran’da açılacak gedik, Ankara’nın surlarında yankılanacaktır. Komşuyu savunmak, Anadolu’nun bin yıllık sınır namusunu savunmaktır. Bu saldırıların arkasında Epstein İttifakı ve Siyonizm’in kirli parmak izleri mevcuttur. Zillet ve izzet kavgası, bedeli ne olursa olsun sürerken vebal, tüm İslam coğrafyasının omuzlarındadır. Müslümanların dünyevi konfor ile dini sorumluluk arasındaki sıkışmışlığı ifşa olmuştur. Stratejik Eylem Planı ve Milli Kimlik RestorasyonuBağımsızlık için acil ve pragmatik adımlar atılmalıdır. İlk olarak, Diyanet İşleri Başkanlığı inancı Arap kültüründen ayrıştırarak Türkçenin etkinliğini artırmalıdır. Eğitim kurumlarında İstiklal Marşı’nın diline yönelik her türlü müdahale, anayasal suç kapsamında en ağır şekilde cezalandırılmalıdır. İsrail ile yapılan tüm ticari faaliyetler ve liman sevkiyatları derhal durdurularak milli onur ticaretin önüne konulmalıdır. Savunma sanayisi, küresel şantaj ağlarına karşı mutlak caydırıcılık seviyesine çıkarılmalıdır. Mütareke basınının dezenformasyonuna karşı milli medya hattı kurulmalıdır. Unutulmamalıdır ki; Türkçe bilinirse din tüccarlarının halk üzerindeki etkisi kırılacaktır. Egemenlik, ancak öz dil ve öz kaynakla korunur. Bağımsızlık, hiçbir küresel ajandaya kurban edilemez. Bu coğrafyanın onurunu savunmak, Anadolu’nun bin yıllık sınır namusunu korumaktır. SADİ ÖZGÜL © 2026 Sadi ÖZGÜL |