Uygur bölgesine gelen Zülkarneyn?e karşı Türk Hükümdarının 4000 kişiyi savaşmak için değil de, karşılamak için gönderdiğini anlıyoruz. Eğer Zülkarneyn?in Türklerle bir soy bağı olmasaydı, Türk Hakanı karşılama yerine, ona savaş açarak karşılık verebilirdi. Çünkü Zülkarneyn?e peşinen bir teslimiyet ve bağlılık görülmektedir. Bu durum, Zülkarneyn?in Oğuz Han olabileceği ihtimalini kuvvetlendirmektedir.

1-Kur'anı Kerimde Yecuc ve Mecuc'dan iki defa söz edilmektedir. Birincisi, üzerinde durduğumuz Kehf suresinin "Ey Zulkameyn, şüphesiz Yecuc ve Mecuc yer yüzünde bozgunculuk yapıyorlar, dediler
2- Enbiya süresindeki "Yecuc ve Mecuc açılıp her tepeden boşandıkları ve verilen gerçek sözün vakti yaklaştığı zaman inkar edenlerin gözleri belerir ve "Eyvah! Bundan önce gaflet içinde idik, hayır zalimdik,derler" ayetleridir.
ZÜLKARNEYN :
Zulkarneyn öyküsünün ayetleri, müşriklerin Rasulullaha sordukları soru ile başlar. Daha önce de belirttiğimiz gibi Yahudiler Rasulullaha böyle sormalarını müşriklere öğretmişler ve "Doğudan batıya kadar dolaşan gezgin adamın kim olduğunu sorun?" demişlerdir.
"Sana Zulkarneyn'i sorarlar" diye başlayan ayet,"Deki, onu sîze anlatacağım" cevabıyla devam eder.( kehf 83 )
Zulkarneyn'i Rasulullahın anlatması ne demektir? Bunun anlamı, yukarıda söylediklerimizin yanında, Rasulullahın söylediklerinin gerçek ve doğru olması, olayın bildirdiği şekilde bulunması ve bunu kendisine Allahın bildirmiş olmasıdır.
Zulkarneyn hakkında verilen bu gerçek ve doğru bilgileri alıp kabul etmemiz, bunun gerçekten meydana geldiğine inanmamız, Rasulullahın verdiği bu bilgileri başka kaynaklarla yargılayıp doğruluğunu veya yanlışlığını oralarda aramaktan kaçınmamız
83- Sana Zülkarneyn'den soruyorlar. De ki: Size ondan bir hatıra okuyacağım.
84- Biz onu yeryüzünde kudret sahibi kıldık ve muhtaç olduğu herşeye ulaşacak bir sebep verdik.
85- O da bir sebebi takip etti, bir yol tuttu.
86- Nihayet gün batısına vardı ve güneşin hararetli ve çamurlu bir çeşme suyunda gurup ettiğini gördü. Orada bir kavme rast geldi. Ona dedik ki: Ey Zülkarneyn, dilersen inkarlarından dolayı onları cezalandırır, dilersen onlara güzelce muamele edersin.
87- O dedi ki: "Kim inkarında ısrar ederek zulmederse, onu cezalandıracağız. Sonra da o Rabbine döndürülür ve Rabbi de onu şiddetli bir azaba uğratır.
88- "Kim de iman eder ve güzel işler yaparsa, en güzel bir mükafatı hak etmiş olur. Biz de ona yapabileceği, kolay şeyleri teklif ederiz."
89- Sonra başka bir yol takip etti.
90- Nihayet gün doğusuna varınca, güneşi öyle bir kavmin üzerine doğuyor buldu ki, Biz onlara güneşten koruyacak bir siper vermemiştik.
91- İşte Zülkarneyn'in hali böyle idi. Onun sahip olduğu herşeyi Biz ilmimizle kuşatmışızdır.
92- Sonra başka bir yol takip etti.
93- Nihayet iki dağ arasına ulaştığında, onun önünde, neredeyse hiçbir söz anlayamayacak haldeki bir kavme rastgeldi.
94- "Ey Zülkarneyn" dediler, "Ye'cüc ve Me'cüc, yeryüzünde fesat çıkarıp duran kimselerdir. Sana bir vergi versek, onlarla bizim aramızda bir sed yapar mısın?
95- O dedi ki: "Rabbimin beni içinde bulundurduğu makam ve nimet daha hayırlıdır. Siz bana kuvvetinizle yardım edin ki onlarla sizin aranızda sağlam bir sed yapayım."
96- "Bana demir kütleleri getirin" dedi. İki dağın arası demir kütleleriyle dolduğunda, "Körükleyin" dedi. Onu ateş haline getirince de, "Bana erimiş bakır getirin de üzerine dökeyim" dedi.
97- Artık ne o seddi aşabildiler, ne de onda bir delik açabildiler.
98- Zülkarneyn, "Bu Rabbimden bir rahmet eseridir." dedi. "Rabbimin vaad ettiği vakit geldiğinde onu dümdüz yapar, Rabbimin vaadi ise haktır."
ZÜLKARNEYN PEYGAMBERİN TÜRKLÜĞÜ ;
“…Hiçbir ümmet yoktur ki içlerinden bir uyarıcı gelip geçmiş olmasın.”(Fatır-24); “Andolsun ki biz ‘Allah’a kulluk edin, Tağut’tan sakının’ diye(emretmeleri için) her ümmete bir peygamber gönderdik…”(Nahl-36); “Her ümmetin bir peygamberi vardır…” (Yunus-47); “Senden önce de, şehirler halkından kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başkasını peygamber göndermedik.”(Yusuf-109); “De ki: Ben peygamberlerin ilki değilim…”(Ahkâf-9); “Kendilerine apaçık anlatabilsin diye, her peygamberi kendi milletinin diliyle gönderdik…” (İbrahim-4); “…Biz peygamber göndermedikçe kimseye azab edecek değiliz.”(İsrâ-15) şeklindeki ayetler vahyin sürekliliğini, Hz. Muhammed’in peygamber olduğunu söyleyen ilk kişi olmadığını, kendilerine peygamber gönderilmemiş hiçbir topluluğun/kavmin bulunmadığını, gönderilen peygamberlerin kendi kavimlerinin diliyle tebliğde bulundukları ve her topluma kendi içlerinden bir peygamber gönderildiğini ortaya koymaktadır.
Geleneksel Türk dini içerisinde yer alan aşkın Allah inancı, ölümün Tanrı’nın elinde olduğu inancı, bu dünya hayatının yanında öteki hayata inanma, cennet-cehennem, kader, kurban, dua, yoğ aşı gibi dinî törenler de bu durumu sosyolojik olarak desteklemektedir. Yine birçok semavî dinde görülen ve Tanrı’nın bütün varlıkların üzerinde Fâil-i Muhtâr, Mutlak Yaratıcı ve her şeyi kontrol altında bulunduran bir güç olarak tasavvur edilmesi Türklerde de vardır. Yani Türklerin ibtidâî din anlayışında bütün dünyayı yaratan varlık ‘Tengri’ dir.
Câhiz ve Ebu’l-Farac Tarihi’nde Hz. İbrahim’in bir Türk hakanının kızı olan Ke-tü-rah(Kantura) ile evlendiği rivayetidir. Hz. Muhammed’in hadislerinde de yer alan Kanturaoğulları’nın kökeninin de böylelikle Hz. İbrahim’in Sare ile olan evliliğinden türediği görüşü öne sürülmektedir
a) Kur’an-ı Kerim’de, Zulkarneyn’nin Doğuya, Batıya ve Güneyden Kuzeye üç ayrı sefer yaptığı belirtilmektedir. Oğuz Han’ın 126 yıl süren Hanlığı sırasında, Turan ve Hindistan’a, Irak, İran, Şam ve Mısır’a kadar yürüdüğü, oralara Vali tayin edip, yurduna döndüğü anlaşılmaktadır. Bilge Kağan Kitabelerinde şöyle diyor; “Doğuda gün doğusuna, güneyde gün ortasına, batıda gün batısına, kuzeyde gece ortasına(kutuplarda altı ay gece, altı ay gündüz olur) kadar ülkelerde yaşayan bütün milletler hep bana bağlıdır. Bunca milleti düzene soktum. Artık karışıklık yok. Türk Kağanı Ötüken’de oldukça, ülkede düzen bozulmaz.”
b)ğuz kağan kitabesinde ilgi çekici bir yazıda şöyledir
"milletleri düzenlemek için tangriden emir aldım onun yardım ve rahmeti sayesinde bu iş bana zor gelmedi (Tengri) yardım ettiği için milletime; gözle görülmeyen, kulakla işitilmeyen yerler kazandırdım. Tanrı buyruğu olduğu için, Devletli olduğum için size Kağan oldum. Tanrı yardım ettiği için dört yöndeki milleti derleyip topladım"
türk medeniyet bilimcilerine göre bu ifadelerin meali şöyledir
" Gittiğim yerlerde güneşin kavurduğu, güneşin battığı son millete gittim. Onların arasında hüküm verdim. Sonra dünyanın öbür ucuna, güneşin doğduğu yere vardım. Orada bulduğum milleti boyunduruğum altına aldım. Birbirileriyle olan çekişmelerine son verdim. Ordumla Tengri buyruğu olarak adalet getirdim. Tengri buyruğu olarak bunları yaptım…."
bilindiği gibi kuran-ı kerimdede zülkarneynin güneşin doğduğu ve battığı yere gittiği ifadeler kullanılmaktadır
Kehf Suresi 90. Ayet: NİHAYET GÜNEŞİN DOĞDUĞU YERE ULAŞINCA, ONU ÖYLE BİR KAVİM ÜZERİNE DOĞAR BULDU Kİ, ONLAR İÇİN GÜNEŞE KARŞI BİR ÖRTÜ YAPMAMIŞTIK.
c)oğuz kağanın kitabesindeki bir diğer ifade ise şöyledir
feth ettiğim yerlerde sanki hiçbir dili bilmeyen bir millete rastladım
kuran-ı kerimde kehf suresindede zulkarneynle ilgili buna benzer bir ifade geçmektedir
...zülkarneyn hemen hemen hiçbir dil bilmeyen bir kavimle karşılaştı
d) Osmanlı sadrazamı Rüstem Paşa(ö. 1561) ve Vanî Mehmed Efendi(ö.1684) de bu kişinin Oğuz Han olduğunu söylemişlerdir.
e)Kaşgarlı Mahmut?un Divanında(C1.S.111-113) Uygurlar anlatılırken; ?Zülkarneyn, Uygur illerine geldiğinde Türk Hakanı ona 4000 kişi göndermiş. Bunların tuğlarında Şahin Kanatları takılı imiş. Bunlar hem öne, hem arkaya ok atarlarmış. Zülkarneyn, bunlara şaşmış kalmış ve güya Farsça; ?inan khuz khurend? yani bunlar, kendi kendilerine geçinirler, başkalarının yiyeceğine muhtaç olmazlar. Çünkü bunların elinden av kurtulmaz, istedikleri zaman avlanıp yiyebilirler? demek istemiş.?(E.Yavuz. Tarih Boyunca Türk Kavimleri. S.224)
Uygur bölgesine gelen Zülkarneyn?e karşı Türk Hükümdarının 4000 kişiyi savaşmak için değil de, karşılamak için gönderdiğini anlıyoruz. Eğer Zülkarneyn?in Türklerle bir soy bağı olmasaydı, Türk Hakanı karşılama yerine, ona savaş açarak karşılık verebilirdi. Çünkü Zülkarneyn?e peşinen bir teslimiyet ve bağlılık görülmektedir. Bu durum, Zülkarneyn?in Oğuz Han olabileceği ihtimalini kuvvetlendirmektedir.
e)Türk Han?dan, Oğuz Han?a kadar hüküm süren Hanları sayan ve Oğuz Han?ın, Kara Han?ın oğlu olduğunu belirten Ebulgazi Bahadır Han?a (Şecere-i Terakkime) göre Türkler, Oğuz Han?dan üç nesil öncesine kadar Müslüman(yani Mü?min) idi.
f)Vani Mehmet Efendi?ye göre ?Oğuz Han, Türklere Hanif Dini?ni öğretiyordu.? Bu görüşe göre Oğuz Han, Hz. İbrahim?in dini olan Hanif Dini?ni yaymakta idi. Yani İslamiyet?ten 3700, günümüzden yaklaşık 5200 yıl önce Türkler Hanif Dini?ne inanıyorlardı ve Mü?min idiler.
(Miladi 1684 yılında vefat eden Vâni Mehmed Efendi “Arais’ül Kur’an” isimli Arapça tefsirinin 250. yaprağında:
“Türkler Kur’an’da bahsi geçen Zülkarneyn’den maksat, Oğuz Han olduğunu söylerler ki bu hususta tereddüdü mucip olacak hiçbir nokta yoktur” demektedir.(İ.Hami Danişmend, Türk Irkı Niçin Müslüman Oldu, sayfa:174,178)
Aynı konu üzerinde “Neşri Tarihi” denilen ve İkinci Bayezid devrinde yayınlanan “Kitab-ı Cihannuma”nın birinci cildinin onuncu sayfasında Oğuz Han’ın doğuya, batıya bütün dünyaya hâkim olduğu belirtildikten sonra şöyle denilmektedir:
“Etrak şöyle zu’m iderlerdi ki Hak Sübhanehu ve Teâlâ Kelâm_ı kadîminde zikr ettiği Zülkarneyn meğer bu ola dirlerdi.”(Kitab-ı Cihannüma Neşri Tarihi cilt 1, sayfa:11)
Kânûnî devrine ait Rüstem Paşa’nın “Tevârih-i Âl-i Osman” adlı eserinin ikinci sayfasında ise şöyle bir ifade mevcuttur:
“Etrak şöyle fikri derlerdi ki Hak Sübhânehu ve Teâla Kur’an-ı Keriminde (Kulnâ yâ Zülkarneyn) diyu zikr-ittiği meğer bu (Oğuz Han)’dır dirlerdi.”(İ.Hami Danişmend, Türk Irkı niçin Müslüman Oldu, sayfa:175))
Benim de inancım ,Zülkarneyn Peygamber ve Oğuz Kağan aynı kişidir ,Türklere gönderilmiş bir peygamberdir.. Allah doğrusunu bilir.
Afrasyab Bilge
[publicize twitter]
[publicize facebook]
[category araştırma]
[tags TARİH, Zülkarneyn peygamber, oğuz kağan]