Demokrasiyi Kim İçin İstiyorsunuz; Beş Paralık SorumsuzlukSokakta yaşayan insanlar ekmeğe ulaşmakta zorlanırken, Tam Demokrasi Platformu (TDP) kürsüsünden Bülent Arınç ve TDP imzalı eski darbe hikâyeleri duyuluyor. 1960 ve 1980 askeri müdahalelerini kalkan yapan Arınç, aslında kendi büyük hatalarını gizlemeye çalışıyor. Tarihsel yaraları kaşıyıp dış güçler söylemi üretmek artık yoksulun karnını doyurmuyor. Sözde barış çağrıları ise toplumsal huzurdan çok, bu garip sistemin kurulmasında rol oynayan Arınç gibi isimlerin hukuktan kaçış bileti gibi duruyor. Kutuplaşmayı bizzat besleyen siyasilerin bugün samimiyet göstermesi tiyatrodur. Halkın ihtiyacı korku hikâyeleri değil, dürüst hesaplaşmayken Arınç gerçeğiyle yüzleşmeli. Özgürlük Ambalajlı Koltuk Sevdası ve İnanç İstismarıYıllarca başörtüsü üzerinden yürütülen mağduriyet söylemi artık siyasi yatırım aracından öteye geçmiyor. Gücü elindeyken başkalarının özgürlüğünü kısıtlayan anlayışın samimiyeti halkın gözünde çoktan bitmiş durumda. Bülent Arınç’ın dile getirdiği başörtüsü serbestliği ve özgürlükçü laiklik söylemi, muhafazakâr tabanı canlı tutmak için atılmış stratejik adımlardan ibaret. Azınlık vakıf mallarının iadesi gibi hamleler ise Batı’ya “hâlâ demokratız” mesajı vermeye yönelik vitrin süsleri olarak kalıyor. Oysa adalet yalnızca belli kesimin hakkı değildir. İnançlar üzerinden yürütülen yedek siyaset, aslında tıkanmış sistemin son çırpınışıdır. Maskeler düşmüş, Arınç’ın gerçek niyeti artık açıkça görülmektedir. Brüksel Yolunda Denize Düşen Yılana SarılıyorBir zamanlar demokrasi masalı gibi sunulan Avrupa Birliği hedefleri, bugün iktidarın zor günlerinde sığındığı yıpranmış limana dönüştü. Kopenhag kriterlerini geçmişte rakiplerini saf dışı bırakmak için kullananlar, şimdi aynı metinleri kurtuluş kalkanı yapıyor. Bülent Arınç için Avrupa rüyası, yalnızca kaybolan itibarın geri kazanılması anlamına geliyor. Oysa halk için, iş ve aş demekti. Demokrasi çıpası dedikleri, gemi su aldığında kaptanların denize attığı son umut halatına benziyor. Halkın demokratik standart isteği, Arınç gibi siyasetçilerin sahnede kalma çabasına alet edilemez. Eski hikâyeleri artık ne Brüksel’de ne de sokaklarda ciddiye alınıyor. Köşeye sıkışan Arınç, çareyi dünyadan medet ummakta buluyor. Siyasi Günah Çuvalı ve Adaletten Kaçış RehberiSiyaseti sorun çözme sanatı gibi gösterip çuvalı patlatmadan taşıma metaforuna sığınan Bülent Arınç, aslında o çuvalda kendi karanlık geçmişini saklıyor. Çuval patlarsa ortaya saçılacak olan dertler değil, hukuka aykırı işlerin ıslak belgeleridir. Siyasetin bu ağır yükü, toplumun geleceğini rehin alan kirli bir şantaj aracına dönüşmüş durumda. Arınç’ın tecrübe diye pazarladığı kurnazlık, adaleti nasıl uyutacağını bilen suç rehberi gibidir. Sıradan insan için siyaset geçim kaynağıyken, Arınç gibileri için yargılanma korkusunu halka yutturma sanatıdır. Uzlaşma çağrıları ise aslında birer af dileme provasıdır. Toplum artık ağır yükü, Arınç’ı ve onun gibileri taşımaktan bıkmış durumda. Mağduriyet Borsasında Son Satış ve Korku DuvarıDüne kadar hukuksuzluğu alkışlayan Bülent Arınç’ın bugün KHK mağdurlarını hatırlaması, vicdani uyanış değil, siyasi hesap işidir. Milyonlarca kişiyi terörist ilan eden zihniyetin parçası olup şimdi adalet demek, halkla dalga geçmektir. Yakınları ateş altına girince akla gelen hukuk, evrensel değer değil, kişisel koruma kalkanıdır. Adaletin olmadığı yerde ne barış olur ne huzur. Arınç’ın genel af söylemleri, adaleti tesis etmek için değil, olası yargı süreçlerini önlemek içindir. Korkunun ecele faydası yok. Sokaktaki vatandaş, adaletin herkese her an lazım olduğunu acı şekilde öğrendiği için Arınç’ın siyasi pazar payı kapma çabası karşılıksız kalacaktır. Platformun Sınavı ve Siyaset Eskileriyle Restorasyon Tiyatrosu2026’ya girerken TDP’nin, eğitim sistemini ideolojik laboratuvara çeviren Hüseyin Çelik’ten, “hukuk” diyerek sahte limanlara yönelen Mustafa Yeneroğlu’na kadar siyasetin eski isimlerine mikrofon uzatması, STK’ların adeta tımarhaneye dönüştürülmek istendiğinin göstergesidir. Bir sonraki seminerde “Stratejik Derinlik” masallarıyla ülkeyi uçuruma sürükleyen Ahmet Davutoğlu’na söz verilmesi ve TDP kürsüsünden “akıl hocası” rolüne soyunması ise halkın zekâsıyla alay etmektir. Arınç’tan aldığı pasla öne çıkan bu isimlerin, kendi dönemlerindeki antidemokratik uygulamaların hesabını vermeden yeni sayfa açma telaşında oldukları bilinen gerçektir. Türkiye’yi felaketlere sürükleyen eski düzenin aktörlerini “demokrasi havarisi” kisvesiyle TDP kürsüsünde ağırlamak, sistemi tıkayanlara suni teneffüs yaptırmaktan farksızdır. Yeneroğlu, Çelik, Arınç ve Davutoğlu gibi isimlerin kelime oyunları, yaşadığımız garip düzenin inşasındaki suç ortaklıklarını gizlemeye yetmeyecektir. Halkın, şeffaf olmayan ve yalnızca “eskileri” kurtarma izlenimi veren STK’lardan beklentisi ise nettir.
Bunları şimdiden bilseler, onlar için iyi olur. SADİ ÖZGÜL © 2026 Sadi ÖZGÜL |