Avrupa
İnsan
Hakları Mahkemesi (AİHM), Benzer ve Diğerleri v.Türkiye ( Case
of Benzer and Others v.Turkey) (1) isimli dava konusundaki
kararını 12 Kasım 2013 tarihinde vermiştir.
Dava konusu olay Türkiye’nin PKK ile mücadele ettiği dönemde,
PKK’ya yardım ettiği düşünülen Şırnak’ın Kuşkonar ve Koçağılı
köylerine 26 Mart 1994’te dört savaş uçağı ile
bombalanmasıdır.
Gerçekleştirilen hava operasyonu sonucunda Kuşkonar köyünde
25, Koçağılı köyünde ise 13 kişi yaşamını yitirmiş; evleri ve
otlakları tahrip olmuş, 13 kişi de yaralanmıştır.
AİHM söz konusu kararda Türkiye’yi 2 milyon 305 bin Euro gibi
rekor bir tazminat cezasına mahkûm etmiştir.
AİHM’in
Benzer
ve Diğerleri v. Türkiye isimli kararı oldukça önemli bir
karardır.
Zira AİHM kararını Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)
dışında, ilk defa Türkiye’nin 1954’te taraf olduğu 1949
Cenevre Sözleşmeleri’nin ortak 3.maddesine dayandırmıştır.
AİHM, Kararın 89.paragrafında ortak madde 3 hükmüne yer
vermiş; 184.paragrafta ise 2005 tarihindeki Isayeva v. Russia
kararını da örnek göstererek, sivillere ve köylerine yönelik "ayırım gözetmeyen"
hava bombardımanın demokratik toplumlarda kabul edilmez
olduğunu ve örfi uluslararası insancıl hukuk kurallarıyla ve
silahlı çatışmada kuvvet kullanmasını düzenleyen uluslararası
sözleşmelerle bağdaşmaz olduğunu belirtmiştir.(2)
AİHM, 90.paragrafta ise güvenlik güçlerinin güç ve silah
kullanımını belirleyen Birleşmiş Milletler esaslarına ilişkin
ilkelerine yer vermiş;(3) bombalama eyleminin Cenevre
Sözleşmeleri ve Birleşmiş Milletler ilkelerine açıkça aykırı
olduğuna hükmetmiştir.
Türkiye
resmen
ülkemizde ortak madde 3’ün uygulanmasını gerektiren düşük
yoğunlukta bir iç silahlı çatışmanın varlığını kabul
etmemiştir.
Bunun ardında, terörizmin bir silahlı çatışma teşkil etmemesi
vardır.
Nitekim 1949 tarihli Cenevre Sözleşmeleri ortak madde 3, 1977
tarihli II Numaralı Ek Protokol, Tadic yargısı ile ortaya
çıkan ve 1998 Roma Statüsü madde 8 (2) (f)’de yer alan silahlı
çatışma kavramı terörizmin, bir "silahlı çatışma"
teşkil etmediğini açıkça belirtmektedir.
Türkiye, terörizmle mücadelesini silahlı çatışmalar hukukuna
dayandırmış olsaydı, ülkede bir "silahlı çatışma"
durumunun varlığını kabul etmiş olacak ve bu bağlamda 1954
yılında taraf olduğu için 1949 Cenevre Sözleşmeleri ortak
madde 3 hükmü ve 1977 tarihli II Nolu Ek Protokol’ün örfi
değer kazanan normları ile bağlı olacaktı.
1949 Cenevre Sözleşmeleri ortak madde 3 "mini sözleşme" olarak
isimlendirilmekte ve bütün silahlı çatışmalarda kendiliğinden
uygulanan amir kural/jus cogens olarak kabul edilmektedir.
1949 Cenevre Sözleşmeleri ortak madde 3’ün son paragrafı,
madde hükmünün uygulanmasının tarafların hukuksal statüsünü
etkilemeyeceğini belirtmiş olmasına rağmen teröristleri
cesaretlendirerek "objektif hukuksal statü"
elde etme arayışlarını arttırabilecektir.
Yine teröristlerin ortak madde 3’ün "taraflar özel anlaşmalarla mevcut
sözleşmenin tamamını veya bir kısmını uygulamaya
koyabilirler " hükmünü talep etmesine
olanak vererek bu isteklerin savaş tutsağı statüsü elde etme
ve ulusal cezai kovuşturmalardan bağışıklık taleplerine
ulaşabilecekti.
Gerçi,
uluslararası
nitelikte olmayan silahlı çatışma kavramı çerçevesinde teknik
olarak, "muharip-savaşçı"
statüsü mevcut değildir.
İç çatışmalara ortak madde 3 ve II Numaralı Ek Protokol’ün
uygulanması, isyancı gruba ve bu grubun mensuplarına ipso jure
muharip/savaşçı statüsü (grupsal bazda belligerent; bireysel
bazda combatant) kazandırmaz.
Dolayısıyla ele geçirilmeleri halinde bunların savaş esiri
statüsü elde etmeleri söz konusu olmayıp; ele geçirilen bir
silahlı asi grup mensubu Uluslararası İnsancıl Hukuk’a uyup
uymadığından bağımsız olarak, basitçe savaşmış olması olgusu
dolayısıyla cezalandırılabilir.
Bununla birlikte, Türkiye siyasal ve psikolojik risklerle
karşılaşmak istememiş ve mücadelesini insan hakları hukuku
yaklaşımı çerçevesinde sürdürmüştür.
Böylece AİHM ülkemizde terörle mücadele yerine ortak madde
3’ün uygulanmasını gerektiren uluslararası nitelikte olmayan
bir silahlı çatışmanın varlığını kabul etmiş olmaktadır.
Ülkedeki şiddet düzeyinin silahlı çatışma düzeyine ulaştığının
ilk değerlendirmesi ilke olarak ülke devleti tarafından
yapılır.
Bununla birlikte bu değerlendirme günümüzde BM İnsan Hakları
Konseyi ve Uluslararası Kızılhaç Teşkilatı gibi kuruluşlarca
da yapılmaktadır.
Nitekim Suriye bağlamında ICRC bu saptamayı, Tadic kararında
benimsenen muhaliflerin örgütlenme düzeyi ve şiddet yoğunluk
düzeyinin birlikte karşılanmasını esas alana iki sivri uçlu "unsur testini"
uygulayarak 16 Temmuz 2012’de yapmıştır.
Çatışmaların başlamasından tam 15 ay sonra yani 16 Temmuz 2012
de yapılan bu tespit, Mart 2011-Temmuz 2012 arası dönemde
insan hakları hukukunun geçerli olduğu ve Temmuz 2012 öncesi
dönemdeki insancıl hukuk ihlalleri nedeniyle bireysel cezai
sorumluluğun doğmayacağı anlamına gelmektedir.
Bu mahkemelerin uygulamaları sonucu günümüzde "Savaş Hukuku ve Örfü’nün"
ihlalleri, "soykırım" ve "insanlığa karşı suçlar"
yanında, 1949 Cenevre Sözleşmeleri ortak madde 3 ve II
Numaralı Ek Protokol hükümlerinin ihlalleri dolayısıyla
bireysel cezai sorumluluk doğmaktadır.
İşte AİHM’in Benzer ve Diğerleri v.Türkiye kararı tam da bu
noktada önem arz etmektedir.
Bu karar 1949 Cenevre Sözleşmeleri ortak madde 3 ve örfi
kuralların ihlalleri dolayısıyla Türkiye’de bireysel cezai
sorumluluk mekanizmasını harekete geçirilebilecek olması
nedeniyle önem taşımaktadır.
AİHM kararı neticesinde ilerleyen günlerde PKK’nın 1978’de
kuruluşundan günümüze kadarki geçen zaman diliminde meydana
gelen angajmanların, şiddet olaylarının uluslararası nitelikte
olmayan bir silahlı çatışma düzeyine ulaştığı zaman dilimi
tespit edilerek, bu tespitin yapıldığı dönemden sonra meydana
gelen insancıl hukuk ihlalleri dolayısıyla bireysel cezai
sorumluluk mekanizmasının işletilmesi söz konusu
olabilecektir.
Türkiye
Uluslararası
Ceza Mahkemesine taraf değildir.
Türkiye’nin UCM’ye taraf olması halinde ise süre giden bir uyuşmazlık söz konusu olduğu için UCM’nin yargı yetkisi geriye doğru uzanabilecektir.
1-http://hudoc.echr.coe.int/sites/eng/pages/search.aspx?i=001-128036#{"itemid":["001-128036"]}, (4 12.2013)
2-Bkz., Isayeva v.Russia, no.57950/00, § 191, 24 Şubat 2005.
3-Bkz., Basic Principles on the Use of Force and Firearms by Law Enforcement Officials (Eighth United Nations Congress on the Prevention of Crime and the Treatment of Offenders, Havana, 27 August to 7 September 1990, U.N.Doc.A/CONF.144/28/Rev.1 at 112 (1990))
a45UyF587661-201307301451-09
| Kurmus
oldugum gruba uye olun Moderasyonsuz, sansursuz ve ozgur bir gruptur: Ozgur_Gunde...@yahoogroups.com |
Ayrilmak
isterseniz de : Ozgur_Gundem...@yahoogroups.com |
Grup
Sayfamız
: http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/ |
Arzu
ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz. http://orajpoyraz.blogspot.com/ |