Sayın HM Çekirge Beyefendi,
Ben önce Ankara Gülhane Askeri Tıp Akademisi'nde, sonra Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesinde öğretim üyesi olarak çalıştıktan sonra yaş sınırını doldurduğum için emekli oldum.
Şu anda 71 yaşındayım ve Samsun'da oturuyorum.
Düşünce ve ifade özgürlüğüne, karşıt görüşlere saygıya, hoşgörüye taraftarım ve yıllarca bunların savunuculuğunu yaptım.
Güneş Bey nereden bulmuşsa e-mail'imi eline geçirmiş ve 15 gündür, her gün tümü Atatürk'e hakaret içeren 3-4 mail atıyor.
Beyefendi, ben tek dersliği ve tek öğretmeni olan Doğu Anadolu'nun, yolu vs. olmayan bir dağ köyünde doğdum. 5 sınıf bir arada ders yapıyorduk.
Köy Enstitüsü mezunu olan idealist öğretmenimiz bu koşullarda canla başla çalışarak bizi eğitmeye uğraşıyordu.
Çalışkan ve zeki öğrencileri saptayıp aileleriyle görüşerek çocuklarını okutmalarını istiyordu. Ailelerimiz yoksulluğu öne sürerek "bunun olanaksız olduğunu" bildiriyor, buna karşılık o, "parasız yatılı okullar olduğunu, isterlerse çocuklarını bu okulların sınavına sokabileceğini" söylüyordu.
Ailesinden onay aldığı öğrencileri, ders saatleri dışında da çalıştırarak sınavları hazırlıyor, sınavlara kayıt ettiriyor ve ellerinden tutarak ilçeye götürüp sınavlara sokuyordu.
O yıllarda ilkokuldan sonra Devlet Parasız Yatılı (pansiyonu olan liselere girmek için), Selimiye Askeri Ortaokulu, Astsubay okulları ve Köy Enstitüleri sınavlarına girilebiliyordu.
Ancak fırsat eşitliği de vardı. Örneğin, Köy Enstitüsüne giden bir öğrenci çok çalışır dereceye girerse Yüksek Öğretmen okuluna gidebilirdi. Böylece köy öğretmeni olmak üzere okula başlayan bir çocuk yüksek öğretmen okuluna giderek lise öğretmeni olabiliyor, hatta üniversiteye asistan ve dolayısıyla profesör olabiliyordu.
Astsubay okuluna giden bir öğrenci dereceye girerse askeri liseye geçebiliyor, böylece astsubay değil subay ve daha sonra elbette general, hatta Genelkurmay Başkanı olabiliyordu. Askeri liselerde dereceye giren öğrenciler de üniversite sınavına girebiliyor ve bu yoldan örneğin, askeri doktor olma olanağına kavuşuyorlardı.Askeri doktorlar Gülhane Askeri Tıp Akademisi'nde profesör ve daha sonra profesör general olabiliyorlardı.
Cumhuriyet'ten önce 40 bin köyün hiçbirinde okul ve dolayısıyla böyle olanaklar yoktu. Zaten okuma yazma oranı %7, kişi başına düşen gayri safi milli hasıla 70 dolardı.
Ben Cumhuriyet'in sayesinde okudum ve fırsat eşitliğinden de yararlanarak mesleğimin zirvesine kadar yükseldim.
Bugün bu olanaklar kaldırıldı. Bunların yerini tarikat/ cemaat okulları/yurtları aldı. Bunların bağlı olduğu vakıflara yapılan bağışlar vergiden düşülüyor. 50 milyon verene 100 milyonluk makbuz kesildiği için çoğu zenginler bu yolu seçiyor. Son yıllarda, birden Türkiye'nin en zenginleri arasına girenlerin vergi sıralamasında adlarının geçmemesinin sırrı burada.
Biz Cumhuriyet sayesinde okuduğumuz için Cumhuriyetçi ve Atatürkçü olduk. Şimdiki çocuklar, devlete gitmesi gereken paralar bunlara aktığı için tarikat ve cemaatler sayesinde okuduklarını sanıyorlar, tarikatçı/cemaatçi mürit oluyorlar.
Atatürk Türkiye'nin birleştirici gücü, harcıdır. Ülkemizi bölmek isteyenler, ulusal birliğimizi bozmak isteyenler Atatürk'e saldırarak işe başlarlar. Hiç ABD'de, Güneş Bey'in yaptığı gibi, George Washington'a saldıran var mı?
Bütün mesele burada...
Dostça selam ve saygılarımla..
Prof. Dr. Süleyman Çelik