Re: 'Güneş Ecer' adlı adam

86 views
Skip to first unread message

gti...@aol.com

unread,
Jul 30, 2015, 10:39:44 PM7/30/15
to scel...@gmail.com, hmce...@usa.net
Selam Suleyman bey:

Hayatinizi anlatmissiniz;

Kemalist Turkiye'de okuma ve yukselme imkani vardi diyorsunuz.
Simdi cok daha fazlasiyle var.
Ama, o zamanlar yoktu; cunku, ne insanlarda para vardi, ne devletin gucu vardi, ne de calisilacak is.

Orta okulu bitirdigimde sadece uc cocuk parasiz yatili olma imtihanini kazanmistik.
Amerika'ya geldigim 1956'da, bursla devletin dis ulkelere gonderdigi ogrenci sayisi 20 idi.
Firsat esitligine bakin hizaya gelin.
Koy cocuklari ise, yol olmamasindan, okul ve ogretmen olmamasindan okuyamazlardi.
Pis ve mikroplu su icmekten hastalanirlardi.

Ben de o devirde buyudum; bir magada dogdum sayilir. 14 yasimdan beri calisarak burslar kazanarak hem hayatimi kazandim, hem full-time calisarak aile gecindirdim, hem de doktora yaptim. Ama, okuyanlarimiz nadirdi.

Yasim da sizinkinden buyuk. Lakin, goruluyor ki beynim sizinkinden daha genc ve cagdas.
Bunun sebebi kemalist egitim degildir de nedir?

Dolayisiyle, o zamanlar neler vardi, neler yoktu iyi biliyorum.
Toz pembe'nin aksine, cok daha karanlik renkler hakimdi.

Okuyabilen cocuk sayisi, okul ve kitap sayisi cok azdi.
Kutuphanede okuyacak latin alfabe ile yazilmis kitap zor bulunuyordu; cogu yerde kutuphane yoktu.

Zamanimiz seker, ekmek, un, bitli camasir yikama makinesi siralarinda gecerdi.
Surekli birkac urun bulunmaz olur, kara borsasi olusurdu.
Simdinin bazi Istanbul zenginleri devlet arazilerini talandan degilse, karaborsadan zengin oldular.

Insanlar karin agrisindan, ishalden, verem-veba-kolera salginlarindan olup gidiyorlardi genc yasta. Yas beklentisi 40 idi.
Ayaklarin ciplak dolasmiyorsan daha ziyade araba lastiginden yapilmis carik giyiyordun.
Azinliklar, irkci kampanyalar yuzunden, yildirilip kactigi icin, disci, terzi,
doktor bulunamiyordu.
Bir gazeteyi eline alip okuyabilen insan orani 1950'lerde ancak %30 seviyesine cikti.
Osmanli'da 1880'lerde %30 idi.

Hastahaneler berbatti; giren cogunlukla sag cikamiyordu. Kardesim ishalden oldu.
Gozumun onunde yanlis tedaviden, kan bulunamamaktan babami, amcami, halami kaybettim.
Beni de test etmeden tatanus asisi yapip uc gun suren  bir komaya soktular.
 Annemi  de yanlis kisinin kanini vererek oldurmek uzereydiler ki, annemi ziyeret eden bir akrabamiz ismi fark edip mani oldu.

Parasi olan disarda tedaviye giderdi.
Simdi, Ak parti sayesinde, bunun  tersi var. Her ulkeden ulkemize gelip tedavi oluyorlar.

Yetismis, bir seviyeye gelmis kisiler halki ve kulturunu hor gorurlerdi; 'koylu' kelimesi kufur olarak kullanilirdi.
Pasalarin hanimlari pasa arabalarinda, emir erleriyle, ozel soforleriyle gezerlerdi.
Erlere dayak normal ve surekli idi; kole gibi subaylarin  ozel islerinde calistirirlardi.
Falaka ve diger iskence karakollarda yaygindi.
Insanlar iskence ile konusturulup islemedikleri suctan ceza gorurlerdi.
Bunlari bizler gorurduk, ama hic bir sey soyleyemezdik.

Ogretmenler ogrencilere, kocalar karilarina dayak atardi, ve bunlar suc sayilmazdi.
Dindar isen yobazdin; bilgisizdin.
Halk buyuk olcude horlanirdi.

Devletci ekonominin urettigi urunler kotu kalitede, az, ve pahali idi.
Insanlar, 1950'lerde Amerikalilarin eski ic camasirlarini, elbiselerini carsilarda kapisirdi.

Kemalizm'in icerdigi hic bir medeniyet degeri yoktu. Alti Ok uydurma idi; hic bir ulkede yoktu; oklar degersizdi.
Zaten cagdaslasiyoruz propagandasi da asilsizdi; tam tersi yapilmisti ve despotizm ile ayakta tutuluyorduk.

Diktatorluktuk.
Ozgurlukler yoktu: Tek-parti doneminde, Nazim Hikmet'e 11 kere dava acilmisti, mesela; sonunda adam kacmak mecburiyetinde kalmisti.
Adalet yoktu; insanlar kahvelerde soyledikleri sozlerden dolayi idam edilebiliyordu.
20 bin cami yikildi, yakildi, baska turlu islerde kullanildi, ve satildi.

Ayrica, Kemalizm'i elestirenlere Ataturk'e hakaret ediyor iftirasini atacak kadar seviyesiz, dunya degerlerinden bi-haber rejim militanlari yetisiyordu demek ki.

Saymakla bitmez.

Biraz once Kemalizmin Islamiyet ve bilimsellik uzerine iddialarina cevap verdim okumanizi ve cevap yazmanizi tavsiye ederim.

Bos bos Turkiye'de aranizda edebiyat yapip, kemalist dalkavukluk yarisi yapmak kolay;
hele bir dunyaya tasiyin bu kemalizminizi bakalim kac gun tefe konulup calinmadan gecirebileceksiniz.

George Washington'a saldirilar tabi vardi; zamaninda kaldi.
Onlar Washington'a ve hukumetine elestiriyi yasaklamadilar, ilkel ve despotik bir doktrin getirmediler ki yapilacak elestiriler bugunlere sarksin?

Washington'un heykellerini her adim basi gormuyorsun burada. Hatta, koskoca Los Angeles'ta bir tek heykelini gordugumu hatirlamiyorum.

Adam demokrasi kurmak icin ugrasmisti. Gozu, guc veya para sahibi olmakta degil, iyi bir insan olarak hatirlanmaktaydi.
Keske Mustafa Kemal, ABD'nin, kendi halkina layik gordugu demokrasisine bir baksaydi.

Washington, iyiligi ile kotulugu ile serbestce tartisildi ve devlet dairelerinde ve bazi paralarda resminin konmasi hakkini halkin destegi ile kazandi.
Insanlarin ozgurlugu icin savasti. Ozgurlukleri yasaklamak, insanlari ezmek icin degil.

Bu yasaklama manyakligi bizde vardi; ancak kurtulmaya calisiyoruz.
Kemalist dunyaniz, konusamayan, susturulmus bir halk tercih etti hep.

Elestirilmeden, sadece ovulen  bir rejimin duzgun, durust, veya degerli olmasi mumkun mu?
Degerli olan, kendisine elestiriyi yasaklar mi?

Cocuklarin dini okullarda okumasini elestiriyorsun.
Niye okumasinlar ki?

Her ailenin kendi cocugunu kendi istedigi okulda okutma hakki var.
Ulkenin, cocuklari toptan dinsiz yetistirmeye zorlama hakki yok.

Butun Bati demokrasilerinde de dini okullar var.
Ustelik, bizde, o okullarda daha iyi yetisiyorlar ki, universite giris imtihanlarini on siralarda kazaniyorlar.
Amerika'da da dini okullar daha cok tercih ediliyor.
Egitim yaninda iyi ahlak ogreniyorlar.

Cocuklarimiz kemalistlere katiyen teslim edilmemeli bence.
Istedikleri, ogrendikleri seylere bakin.

Gunes Ecer
Dr. Y. Muh.
30 Temmuz, 2015



-----Original Message-----
From: Süleyman Çelik <scel...@gmail.com>
To: hmcekirge <hmce...@usa.net>
Sent: Thu, Jul 30, 2015 2:04 pm
Subject: Re: 'Güneş Ecer' adlı adam

Sayın HM Çekirge Beyefendi,
Ben önce Ankara Gülhane Askeri Tıp Akademisi'nde, sonra Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesinde öğretim üyesi olarak çalıştıktan sonra yaş sınırını doldurduğum için emekli oldum.
Şu anda 71 yaşındayım ve Samsun'da oturuyorum.
Düşünce ve ifade özgürlüğüne, karşıt görüşlere saygıya, hoşgörüye taraftarım ve yıllarca bunların savunuculuğunu yaptım.
Güneş Bey nereden bulmuşsa e-mail'imi eline geçirmiş ve 15 gündür, her gün tümü Atatürk'e hakaret içeren 3-4 mail atıyor.
Beyefendi, ben tek dersliği ve tek öğretmeni olan Doğu Anadolu'nun, yolu vs. olmayan bir dağ köyünde doğdum. 5 sınıf bir arada ders yapıyorduk.
Köy Enstitüsü mezunu olan idealist öğretmenimiz bu koşullarda canla başla çalışarak bizi eğitmeye uğraşıyordu.
Çalışkan ve zeki öğrencileri saptayıp aileleriyle görüşerek çocuklarını okutmalarını istiyordu. Ailelerimiz yoksulluğu öne sürerek "bunun olanaksız olduğunu" bildiriyor, buna karşılık o, "parasız yatılı okullar olduğunu, isterlerse çocuklarını bu okulların sınavına sokabileceğini" söylüyordu.
Ailesinden onay aldığı öğrencileri, ders saatleri dışında da çalıştırarak sınavları hazırlıyor, sınavlara kayıt ettiriyor ve ellerinden tutarak ilçeye götürüp sınavlara sokuyordu.
O yıllarda ilkokuldan sonra Devlet Parasız Yatılı (pansiyonu olan liselere girmek için), Selimiye Askeri Ortaokulu, Astsubay okulları ve Köy Enstitüleri sınavlarına girilebiliyordu. 
Ancak fırsat eşitliği de vardı. Örneğin, Köy Enstitüsüne giden bir öğrenci çok çalışır dereceye girerse Yüksek Öğretmen okuluna gidebilirdi. Böylece köy öğretmeni olmak üzere okula başlayan bir çocuk yüksek öğretmen okuluna giderek lise öğretmeni olabiliyor, hatta üniversiteye asistan ve dolayısıyla profesör olabiliyordu.
Astsubay okuluna giden bir öğrenci dereceye girerse askeri liseye geçebiliyor, böylece astsubay değil subay ve daha sonra elbette general, hatta Genelkurmay Başkanı olabiliyordu. Askeri liselerde dereceye giren öğrenciler de üniversite sınavına girebiliyor ve bu yoldan örneğin, askeri doktor olma olanağına kavuşuyorlardı.Askeri doktorlar Gülhane Askeri Tıp Akademisi'nde profesör ve daha sonra profesör general olabiliyorlardı.
Cumhuriyet'ten önce 40 bin köyün hiçbirinde okul ve dolayısıyla böyle olanaklar yoktu. Zaten okuma yazma oranı %7, kişi başına düşen gayri safi milli hasıla 70 dolardı. 
Ben Cumhuriyet'in sayesinde okudum ve fırsat eşitliğinden de yararlanarak mesleğimin zirvesine kadar yükseldim. 
Bugün bu olanaklar kaldırıldı. Bunların yerini tarikat/ cemaat okulları/yurtları aldı. Bunların bağlı olduğu vakıflara yapılan bağışlar vergiden düşülüyor. 50 milyon verene 100 milyonluk makbuz kesildiği için çoğu zenginler bu yolu seçiyor. Son yıllarda, birden Türkiye'nin en zenginleri arasına girenlerin vergi sıralamasında adlarının geçmemesinin sırrı burada. 
Biz Cumhuriyet sayesinde okuduğumuz için Cumhuriyetçi ve Atatürkçü olduk. Şimdiki çocuklar, devlete gitmesi gereken paralar bunlara aktığı için tarikat ve cemaatler sayesinde okuduklarını sanıyorlar, tarikatçı/cemaatçi mürit oluyorlar.
Atatürk Türkiye'nin birleştirici gücü, harcıdır. Ülkemizi bölmek isteyenler, ulusal birliğimizi bozmak isteyenler Atatürk'e saldırarak işe başlarlar. Hiç ABD'de, Güneş Bey'in yaptığı gibi, George Washington'a saldıran var mı?
Bütün mesele burada...
Dostça selam ve saygılarımla..
Prof. Dr. Süleyman Çelik


30 Temmuz 2015 06:34 tarihinde HMCEKIRGE <hmce...@usa.net> yazdı:
Sayin Suleyman Bey:
 
Gunesi cok uzun senelerdir tanirim, ve saygin bir kisidir; hepimiz ayni ulkenin cocuklariyiz ve beraber bulunmak zorundayiz, bana gercegi sorarsaniz hepiniz cok iyi ve kuvvetli Turkiye istiyoruz…Hosgoru en onemli seydir ve bundan gercekten guc kazaniriz…sonsuz saygi ve selamlarimla,
 
HMCekirge
 
Not: Ben NYC deyim, siz nerdesiniz…
 
From: Süleyman Çelik [mailto:scel...@gmail.com]
Sent: Wednesday, July 29, 2015 10:24 PM
To: hmce...@usa.net
Subject: 'Güneş Ecer' adlı adam
 
Beyefendi, 
Güneş Ecer adlı adam Atatürk'ün 'Tekke ve Zaviyeler' ile ilgili e-postanıza yanıt vermiş. Yanıtı bana da gönderdi. 
Adamı tanımıyorum. Ama durmadan mail gönderiyor. Size "Muratcığım" diye hitap ettiğine göre tanışıyorsunuz olsa gerek. Kimdir? Necidir?
Sanırım AKP'nin trollarından ve görevi Atatürk'e hakaret etmek.
Buna karşılık kendisine aşağıdaki yazımı gönderdim. Fakat bunun gerçeği görmesi olası değil. Ona göre Atatürk ile ilgili tüm belgeler sahte, kendi yalanları gerçek.
Dostça selamlarımla..
Süleyman Çelik
 
ATATÜRK’E SALDIRANLAR
Atatürk, düşmanının deyimiyle “dünyaya 100 yılda bir, nadiren gelen büyük bir dahidir.”
9 Eylül 1922’de düşman denize döküldükten sonra İngiliz donanmasına ait zırhlılar Güzel İzmir’imizin limanından demir almak zorunda kalınca, Büyük Britanya İmparatorluğu Parlamentosunda muhalefetteki İşçi Partisi, Hükümet hakkında gensoru önergesi verir. Muhalifler Hükümeti ağır şekilde eleştirirler. “Almanya ve Avusturya- Macaristan İmparatorluğu ile birlikteyken yendiğimiz Türklere, yalnız başına iken nasıl yeniliriz? Üstelik karşımızda Türklerin hepsi de yoktu. Müslümanların Kutsal Halifesi Padişah ve ona bağlı olan asıl güçler bizim yanımızdaydı. Karşımızda sadece, ellerinde hiçbir şey olmayan, bir avuç eşkıya vardı” derler. Eleştirileri yanıtlamak üzere Başbakan Lloyd George söz alır: “Yapılan tüm eleştiriler haklı” der. “Doğrudur. Karşımızda, ellerinde hiçbir şeyleri olmayan bir avuç eşkıya vardı. Ancak hesapta olmayan bir şeyle karşılaştık. Büyük dahiler dünyaya 100 yılda bir, nadiren gelir. Ne yazık ki yüzyılımızda bunu Allah Türk Milletine nasip etti. Bu nedenle yenildik” der ve sorumluluğun kendisine ait olduğunu kabul ederek “istifa ettiğini” bildirip kürsüden iner.
Atatürk’ün büyüklüğü konusunda başka dünya liderlerinin, komutanların, düşünürlerin söylemiş olduğu binlerce söz var. Bunlar içinde benim önemsediğim, mazlumlar içinde emperyalizme karşı ilk başkaldıranlardan biri olduğu için, çok saygı duyduğum Hindistan Bağımsızlığının önderi Mahatma Gandi’nin sözüdür. Arkadaşlarıyla birlikte Kurtuluş Savaşımızı büyük bir heyecanla izleyen Gandi, “Mustafa Kemal Paşa İngilizleri yenene kadar, Allah’ın İngiliz olduğuna inanırdım” demiştir.
* * *
Atatürk Türk Milletinin kurtarıcısıdır. Ondan başka kurtuluşun mümkün olduğuna inanan yoktu. Sadece çıkarlarını düşünen ve düşmanla işbirliği yapmaktan çekinmeyen hainler değil, vatanseverler de kurtuluş umudu görmemekteydiler. Bu nedenle “olmasaydı olmazdık”.
“Olmasaydı olurduk” diyenler de haklı. Evet, olabilirlerdi ama, Neyzen Tevfik’in dediği gibi, “anaları gene olurdu fakat babaları belli olmazdı!” Kanıt istiyorsanız, görsel medyanın, uluslararası iletişimin bu kadar yaygınlaştığı, Birleşmiş Milletlerin ve diğer uluslararası insan hakları örgütlerinin bu kadar aktif olduğu 21.Yüzyılın başında Bosna’da yaşananları anımsayın…
Başlangıçta Atatürk’ün yanında yer alanlar, sadece O’na inanan, Çanakkale’de ‘imkansızı mümkün kılmış olması’ nedeniyle, “yaparsa O bir şey yapabilir” diye düşünen bir avuç vatan severdi.
Birlikte Samsun’a çıkanlar bile umutsuzdu. Nitekim Kurmay Başkanı Hüsrev Gerede Havza’dan Kazım Karabekir Paşa’ya yazdığı mektupta bunu belirtmekte ve özetle “boşa kürek çekiyor gibiyiz” demektedir.
Çare arayan vatanseverler, “ehven-i şer” arayışına girdiler ve “Amerikan mandası” peşine düştüler. Oysa Sevr planını hazırlayan Amerikan Başkanı Vilson’du.
İsmet İnönü, Rauf Orbay, Kazım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy, Refet Bele gibi komutanlar, Halide Edip, Adnan Adıvar, Bekir Sami gibi aydınlar da bunlar arasındaydı. Sivas Kongresi tutanakları bunun belgesidir. Daha sonra Atatürk’ün bir şeyler yapabileceğini görünce hepsi O’nun yanında yer aldılar ve Kurtuluş Savaşı’nda canlarını ortaya koydular.
* * *
O günlerde ‘Mütareke Basını’nda Atatürk’e saldıran/ hakaret eden, O’na ve arkadaşlarına ‘idam fetvası/ fermanı’ verenler, düşmanla işbirliği yapan hainlerdi. Başlarında Halife Sultan Vahidettin olduğu halde, Ali Kemaller, Refik Halitler, Refi Cevatlar, Damat Feritler, Rıza Tevfikler, Dürrizadeler, Mustafa Sabriler, İskilipli Atıflar vs. Bunların yazdıkları yazılar, verdikleri fetvalar/ fermanlar, Kuvayı Milliye aleyhtarı bildiriler İngiliz uçakları tarafından askerlerimizin üzerlerine atılarak firar etmeleri isteniyordu.
Bu hainler işgal güçlerinin desteğiyle, Kuvayı Muhammediye adını verdikleri bir ordu oluşturarak Millicilerin üzerine gönderdiler; yurt içinde birçok isyan çıkarttılar. Bunlara karşın kazanılan zaferden sonra, köpekliğini yaptıkları düşmanla birlikte yurttan kaçıp gittiler. Fakat emperyalistler, bunların yüzüne bakmadı, çiğnenmiş sakız gibi tükürüp attı. İngilizler kendilerine sığınan Halife Sultanı bile İtalya sahiline atıp gittiler. Çünkü kendi halkına ihanet edenlere kimse güvenmez ve değer vermez, sadece kullanılırlar.
Günümüzde de Atatürk’e saldıranlar ya haindir, ya da hainler tarafından kandırılmış geri zekalı/ aptal zavallılardır.
Bugün ‘Mütareke Basını’ benzeri medyada Atatürk’e saldıranlara bakın! Her devirde kemiğini yaladıkları efendilerinin köpekliğini yapmışlardır. Örneğin, dün Cem Uzan’ın köpekliğini yapanların, bugün Uzanların düşmanının köpekliğini yapıp Atatürk’e havlamalarında şaşılacak bir şey yoktur.
Prof. Dr. Süleyman Çelik



Avast logo
This email has been checked for viruses by Avast antivirus software.
www.avast.com


Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages