Türkmenler, Yörükler Türk değil mi?

121 views
Skip to first unread message

ismet soner

unread,
Mar 26, 2014, 2:44:55 PM3/26/14
to bursa...@googlegroups.com
Tarihci


ON SORUDA

Osmanlı’nın Türkmen Aşiretleri

 

Kimi batılı tarihçiler, Türkmenleri ekonomik açıdan yıkıma uğratmak için, Osmanlı'nın onları iskâna zorladığını iddia eder. Bu doğru mudur; beraberce görelim.


Erhan Afyoncu  – Popüler Tarih Dergisi /  56.Sayı / Nisan 2005

 

 

İmparatorluğun kuruluşunda aşiretlerin rolü neydi?

Osmanlı, Türk aşiretlerini hor gördü mü?

Türkmenler devlete nasıl bakıyorlardı?

Aşiretler hangi bölgelerde yaşıyorlardı?

Anadolu dışında hangi bölgelerde yaşadılar?

Aşiretler nasıl idare ediliyorlardı?

Aşiretler isimlerini nereden alırlardı?

Osmanlı, modern zamanlardan önce aşiretleri iskâna zorladı mı?

Türkmen ne demek, Yörük ne demektir?

Türkmenler gerçekten göçebe miydi?

 

Kuruluş devrinde aşiretlerin rolü neydi?

Osmanlı İmparatorlu­ğu'nun kurucu unsu­ru, Oğuzların Kayı Boyu'na mensup Karakeçili Türkmenleri idi. İmparatorlu­ğun kurucusu Osman Gazi de bir boy beyi idi. Moğolların önünden kaçarak önce Orta Anadolu'ya, daha sonra da Batı Anado­lu'ya göç eden Kayılar, yolcu­lukları esnasında dağılmışlar ve bu boyun küçük bir parçası Mar­mara bölgesine ge­lip Söğüt'e yerleş­mişti.

Beyliğin ilk devirlerinde aşiret erkekleri beyliğin tabii as­kerî kuvveti idi. Daha sonra beylik büyüyüp, sadece harp za­manlarında at binip kılıç kuşanan aşiret erkekleri ihtiyaca ce­vap vermemeye başlayınca, Orhan Gazi devrinde Türk köylülerden -vergi muafiyeti karşılığında- yaya ve müsel­lem adı altında daimi birlik­ler teşkil edildi.

Osmanlıların fütu­hatla daha da büyüyüp yaya ve mü­sellem birlikleri de kifayetsiz kalınca, I. Murad devrinden itibaren, esir alınan Hıristiyan tebanın gençlerinden kapıkulu as­keri yetiştirilmeye başlandı. Bu merkezî ordunun kurulmasıy­la, Osmanlı yönetimi fethedilen ülkelerde toprak vermek suretiyle aşiretlerden, o böl­gelerde güven adaları teşkili için istifade etmeye başladı.

Osmanlı, Türk aşiretlerini hor gördü mü?

Osmanlı İmparatorluğu, hâkimiyeti altına aldığı toplulukların iktisadi faaliyetlerinin devamından yana bir siyaset izlediğinden, Türkmenlerin hayat tarzlarına müdahale etmemişti. 

Yönetim, aşiretlerin hayat tarzını imparatorluk ekonomisinin parçalarından birisi olarak görmüş ve Türkmenleri aşiretlerine göre sayımlarını yapa­rak bunlara sancak veya kaza statüsü vermişti. Bilhassa aşiretlerin yetiştirdiği hayvanlara ve ürettikleri mallara ihtiyaç duyulduğu için, Türkmenlerin aşi­ret hayatına devam etmeleri, devlet yö­netiminin işine geliyordu.


Divân-ı Hümâyun, aşiretlerin adli veya huku­kî meselelerinin yerinde çözülmesine yönelik kânun ve emirler çıkarmıştı. Tarih araştırmacısı Tufan Gündüz'e göre böylece belli bir idari yapılanmaya sahip, yaylak-kışlak mahalleri önceden tayin edilmiş ve topluca yaptıkları göç hareketleri takip edilebilen kalabalık ­Türkmen teşekkülleri ortaya çıkmıştı.

 

Osmanlı yönetimi, rahat vergi toplamak ve aşiretlerin yaylak-kışlak güzergâhı ara­sındaki yerleşik halkın rahat­sız edilmemesini sağlamak için konar-göçerleri bir arada tutmaya gayret gösterirdi.

Tufan Gündüz'e göre, devlet nüfusu artan bir aşiretin bölünerek yeni bir cemaat meydana getirme­sine de karışmazdı. Yeni bölünen bir cemaat nüfus du­rumuna göre mahalle veya oymak adıyla anılırdı.

 

Bunlar başlangıçta ayrıl­dıkları aşiretin bir parçası ola­rak kaydedilirler, eski kethü­dalarının idaresinde kalırlar ve daha önce birlikte konup­ göçtükleri aşiret ile konup­ göçmeye devam ederlerdi. Eğer, nüfus olarak temsil edi­lecek güce ulaşırlarsa kendi iç­lerinden seçtikleri bir kethüda tarafından idare olunurlar, umumiyetle o kethüdanın adını alırlar ve cemaat olarak anılırlardı.

Osmanlı İmparatorluğu, konar-göçer toplulukları hiç­bir zaman kendine rakip olarak görmemiş, onlara impara­torluk tebaasının bir bölümü ve ekonominin bir parçası olarak bakmış ve âsayişi bozmadıkları sürece, üzerlerine girmemişti. Nitekim aşiretler de Celali isyanları gibi en karışık devirlerde bile -istisnalar hariç- eşkıyalık faaliyetlerine karışma­mışlardı.

İktisadi açıdan köylüler ve şehirlilerin yanında, Türk­menler üçüncü bir gücü oluşturmaktaydı. Osmanlı yöneti­minin Türkmenlere yönelik özel bir siyaseti yoktu; temel­de iktisadi faaliyetin devamı­na ve asayişe bakılıyordu. Devlet, tebaasından hiçbir grubu diğerinden da­ha üstün ya da daha aşağı seviyede gör­memiştir.

Paul Wittek'e gö­re, aşiretler, Osmanlı cemiyetine girerek, bu toplumda Türk unsurunu devamlı olarak kuv­vetlendirip, yenilemişlerdir.

 

Türkmenler devlete nasıl bakıyorlardı?

Safevi Devleti'nin kurul­duğu 15inci asır sonu ve 16ncı asır başla­rında, bazı aşiretler İran'a göç ederken bu aşiretlerin bazı grupları Anadolu'da kalmıştı. Safevilerin yoğun Osmanlı karşıtı siyasetinin tesi­riyle bazı Türkmenler, Os­manlı yönetimine karşı tavır aldılar. Ancak bu durum Anadolu'daki Türkmenlerin tamamında değil, orta-doğu ve gü­ney Anadolu'daki bazı aşiret­ler için söz konusuydu.

 

Nitekim devletin aldığı tedbirler sonucunda, 16ncı asır sonlarından itibaren bu bölgelerdeki isyancı aşiretler de Osmanlı idaresine sadâkat gösterdiler. Ki­mi iddiaların tersine, Türk­menler devlete karşı çoğu za­man mülâyim ve uzlaşmacı bir yol takip ettiler.

Aşiretler, iktisadi hayatla­rının teminat altına alınması için, zaman zaman vergi ver­meyecekleri ve dağılacakla­rı tehdidinde bulunduklarında da bu defa devlet vergi kaybına uğramamak için uzlaşmacı olmuştu.

 

Aşiretler hangi bölgelerde yaşıyorlardı?

Aşiretlerin bü­yük bölümü Anadolu'day­dı. En büyük iki aşi­ret, Uluyörük ve Dul­kadirli Türkmenleri idi.

Uluyörük Türk­menleri Tokat, Sivas, çorum, Kırşehir, Çorum, Ankara, Es­kişehir ve Yozgat'ta;

Dulka­dirli Türkmenleri ise Maraş, Kırşehir, Yozgat, Adana, Ur­fa, Adıyaman ve Kayseri'de yaşıyorlardı.

İki aşiretin 16ncı asırdaki toplam nüfusu 300,000 civa­rındaydı. O devirde Anadolu'da orta bü­yüklükteki bir şehrin 5-10,000 kişilik bir nüfusa sahip olduğu göz önüne alındığında aşiretlerin nü­fusu oldukça kalabalıktır.

Konya Bozkırı'nda Atçe­kenler; Trabzon, Giresun, Gü­müşhane ve Balıkesir'de Çep­niler; Kayseri'de Avşarlar; Si­vas'ın güneyinde (Divriği, Şar­kışla, Kangal ve Gürün ve ci­varı) Yenil Türkmenleri (Dul­kadir ve Halep Türkmenlerin­den meydana geliyordu); An­kara ve Bursa arasında Kara­keçililer; Diyarbakır, Urfa, Mardin, Erzurum ve Kars civarında Bozulus Türkmenleri (Akkoyunlu aşiretleri); Mani­sa'da Ellici ve Mukataa Yö­rükleri; İç Ege'de (Kütahya Uşak, Denizli) Bozguş Yörük­leri, Kılcan Yörükleri ve Ak­keçili Yörükleri; Denizli'de Kayı Yörükleri ve Çobanlar Yörükleri; Aydın'da Karaca­koyunlar, Çuga Yörükleri ve Çulluyan Yörükleri yaşıyor­lardı.

Muğla ve civarında Kayı, Kızılcakeçili, Kızıl­cakoyunlu Divane Ali, Balıkcı ve Hor­zum aşiretleri; Mer­sin ve civarında İçel Yörükleri, Kütah­ya'da Kütahya Yö­rükleri: Antalya'da Teke Türkmenleri, Bolu'da Bolu Yörükle­ri; Hatay ve civarında Özeroğulları (Üzeyir Türkmenleri); Ada­na'da Ramazanlu Ulu­su; Tarsus’ta Varsaklar; Kastamonu'da Kastamonu Yörükleri; Kayseri, Isparta, Afyon, Ay­dın, Balıkesir, Kütahya, Niğ­de, Aksaray, Nevşehir ve Kır­şehir’de Danişmendliler yerleş­mişlerdi.

 

Anadolu dışında hangi bölgelerde yaşadılar?

Anadolu dışın­da Rumeli ile Suriye ve Irak’ta da Türk aşiretleri vardı. Rume­li'deki aşiretler Ru­meli Yörükleri di­ye anılırlardı ve bu bölgeye Osmanlı tarafından Ana­dolu'dan getirile­rek yerleştirilmişlerdi.

Rumeli Yörükleri içindeki büyük aşiret­ler; Naldöken Yörükle­ri, Tanrıdağı(Karagöz) Yörükleri, Selanik Yörükleri, Kocacık Yörükleri, Ofcabolu Yörükleri, Vize Yörükleri idi.

Suriye ve Irak'taki Türk­menler, Türkler Anadolu'ya gelmeden önce bu bölgelere yerleşmişlerdi. Halep ve civa­rında Halep Türkmenleri, Ha­ma'da Selluriye (Salur) Türk­menleri ile Hama Bayadı, Humus'ta Salur Avşar ve Ba­yındır boylarına mensup Türkmenler, Trablusşam ve Lazkiye'de de yine Avşar, Sa­lur ve Bayındır boylarına mensup aşiretler yaşıyorlardı. Şam civarında da Bayadlar vardı. Irak'ta özellikle Kerkük bölgesinde yoğun bir Türk­men nüfusu mevcuttu.

 

Aşiretler nasıl idare ediliyorlardı?

Aşiretler genellikle idari statüde bir kaza itibar olunur ve kadı tarafın­dan idare edilirlerdi. Türkmen­lerden vergilerini toplayıp, dev­lete teslim edenlere Türkmen Ağası veya Türkmen Voyvoda­sı denilirdi,

Aşiretlerin Divan-ı Hümayun ile irtibatı ise, aşiret ileri gelenleri tarafından en büyük cemaatten seçilip, padişah ta­rafından tayin edilen boy bey­leriydi. Ayrıca Türkmenlerin bir diğer yöneticisi olan kethüdalar da, her aşiret grubunun temsilcisi durumunda olup, kendi cemaatleri içinden seçilip dev­let tarafından tanı­yorlardı.

Türkmenler için çıkarılmış özel kâ­nunlar vardı. Kânunnamelerde aşiretlerin yaylak ve kışlak yol­culukları sırasında bir yerde durmamaları, durmaları gerekirse üç günden fazla oturmamaları ve çevreye zarar vermemeleri, zarar verirlerse tazmin etmeleri yazılıdır.         

Aşiretler nasıl isim alırlardı?

Türkmenler Anadolu'da çoğunlukla mensup ol­dukları Oğuz boyları­nın isimlerini kullanmayıp yeni isimlerle anıldılar. İlhan Şa­hin'in tespitlerine göre aşiretle­rin adlarını belirle­yen faktörler şunlar­dı:


Yaşadıkları coğrafi bölge (Bolu Yörükleri, Halep Türkmenleri, Turhal Yörükleri)

Boy be­yinin veya aşiretin kethüdasının ismi.

Mesleki mensubiyet (At­çekenler, Okçu İzzendinli, Yay­cı Bedir)

Siyasî mensubiyet (Dulkadirli Türkmenleri, Ramazanlı Ulu­su)

Mensup oldukları Oğuz Boyu (Avşar, Kayı, Salur)

Mali ve hukuki statüleri (Ellici Yörükleri, Mukataa Yörükleri, Yüzdeci Yörükleri)

Osmanlı, aşiretleri iskâna zorladı mı?

Rudi Paul Lindner adında bir şarkiyatçı (oryantalist), Osmanlı İmparatorluğu’nun Türkmenleri iktisaden yıkıma uğratmaya yönelik bir siyaset izlediğini iddia eder. Böylece, konar-göçerlere yerleşik hayata geçmekten başka hiçbir alternatif bırakıl­madığını savunur.

Ancak buna benzer iddi­alar üstünkörü araştırma ve bilgi noksanlığından kaynaklanmaktadır. Osmanlı yönetimi, aşiret­lerin hayat tarzını ekonominin ayrılmaz bir parçası olarak gördüğü için, yürüttükleri iktisadi faaliyet­leri sürdürmelerini istiyordu. Devletin, modern çağlara kadar -bir iki istisna haricinde- aşiretleri yerleşik haya­ta geçirmek gibi bir niyeti hiç olmadı.

İskân faaliyetleri başlan­gıçta programsızdı. Aşi­retleri toprağa yerleşmeye zorlamak bir yana, devletin teşvik ettiğine dair örnekler bile çok azdı.

 

Kuruluşundan 4 asır sonra (1691- 1695 yılları arasında) İmparatorlu­k, bozulmaya başlayan ekonomisini ayağa kaldırabilmek, ülkenin harap ve metruk yerlerini ekonomiye kazandırmak için aşiretle­rin çoğunu mecburî iskâna tabi tutmaya başladı. Lakin bazı aşiretlerin yerle­rini beğenmeyerek iskân edil­dikleri mahalleri terk etmeleri ile proje beklenen faydayı vermedi. 

 

Türkmen ve Yörük ne demektir?

Başlangıçta Türkmen is­mi Türk aşiretleri­nin kökenlerini belirlemek için yabancılar tarafın­dan verilmiş bir isimdi. Da­ha sonra yerleşik düzene geçmeyen, konar-göçer hayat tarzını devam ettiren Türklerin tamamını ifade etmek için kullanıldı.

Yörük kelimesi “yürü­mek” filinden türetilmeydi ve konar-göçer hayat tarzını belirtmek için kullanıldı. Türkmen ile Yörük arasında bir fark yoktu.

Yörük kelimesinin kökeni için öne sürülen diğer bir iddiaya göre, İmparatorluğun kuruluş yıllarında, Karamanlıların konar-göçerlerine Türkmen demesine karşılık, kendi toprakla­rında kalan Türkmenleri Karamanlılardan ayırmak için Osmanlı kendi topraklarındaki aşiretleri Yörük olarak isimlendiriyordu.

Üçüncü bir iddiaya göre Anadolu'ya ilk göç dalgasıyla gelen konar-­göçer Türkler Yörük, sonraki göç dalgasıyla gelenler ise Türkmen olarak isimlendiriliyordu.

Bazı araştırmacıların Yörük ve Türkmenlerin ayrı ayrı ve farklı bir etnik grup gibi gös­termesi yanlış, hattâ kasıtlıdır. Yörük ve Türkmenler göçebe aşiret hayatı yaşayan Türklerdir.

 

Türkmenlerin hepsi göçebe miydi?

Osmanlı İmparatorlu­ğu topraklarında ya­şayan Türkmen aşi­retlerinin kahir ekseriyeti göçebe değildi. Tam olarak yerleşik bir hayat yaşamasalar da, göçebe­ler gibi mütemadiyen göç etmezler, kışları yaylak, yazları kışlak köyleri arasında gidip gelirlerdi. Yaylaklarında hayvancılık, kışlaklarında ise çiftçilik ya­parlardı. Os­manlı zamanında hakikatten göçebe karakteri gösteren çok az aşiret vardı (Halep Türkmenleri).  

 

BİBLİYOGRAFYA
• Cengiz Orhonlu, Osmanlı İmparatorluğu'nda Aşiretlerin İskânı, İstanbul 1987.
• Yusuf Halaçoğlu, XVIII. Yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu'nun İskân Siyaseti ve Aşiretlerin Yerleştirilmesi, Ankara 1991.
•Mehmet İnbaşı, Rumeli Yörükleri, 1544- 1675, Erzurum 2000.
• Paul Wittek, “Osmanlı İmparatorluğu'nda Türk Aşiretlerin Rolü”, çev. Ercüment Kuran, Tarih Dergisi, Sayı: 17- 18 (İstanbul 1963).
• Faruk Sümer, Oğuzlar/Türkmenler, İstanbul 1981.
• Tufan Gündüz, Anadolu'da Türkmen Aşiretleri, Bozulus Türkmenleri 1540- 1640, Ankara 1997.
• Tufan Gündüz, XVII. ve XVIII. Yüzyıllarda Danişmendli Türkmenleri, İstanbul 2005.
• Halil İnalcık, Yürüks, Their Origins, Expansion and Economic Role, Oriental Carpet and Textile Studies I, ed. R. Pinner and W. Denny, Londra 1986.
• Yörükler ve Türkmenler Sempozyumu Bildirileri, Ankara 2000.
• İlhan Şahin, Osmanlı Devrinde Konar-Göçer Aşiretlerin İsim Almalarına Dair Bazı Mülahazalar, Tarih Enstitüsü Dergisi, XIII, İstanbul 1987.
Kaynak : Erhan Afyoncu – Popüler Tarih Dergisi /  56.Sayı / Nisan 2005.
Hazırlayan: Tarihci http://www.tarihcininyeri.net

-- 

Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages