Taksim Gezi Parkı
eylemlerinin başlamasıyla tarihçiler, Taksim hakkında bilinmeyenleri
açıklamaya başladılar. Taksim Meydanı'nın eskiden büyük bir mezarlık
olduğunu söyleyen Mustafa Armağan bu mezarlığın İsmet İnönü tarafından
ortadan kaldırıldığını söyledi.
Araştırmacı yazar Mustafa Armağan,
Taksim Meydanı'nın eskiden büyük bir mezarlık olduğunu, bu mezarlıkta
Müslüman, Fransız, Rum ve Ermenilerin bulunduğunu, İsmet İnönü döneminde
mezarlığın imara açılarak yok edildiğini yazdı.
Mustafa Armağan'ın yazısı, Zaman gazetesinin Pazar ekinde yer aldı. Yazı şöyle:
"1 Mayıs'tan beri gündemden inmeyen Taksim Meydanı'nın tarihe
mal olması şurada 150 yıldır. Hatta bugünkü halinden söz edeceksek
hikâyemizi 87 yıl ile de sınırlandırabiliriz.
Peki ondan önce ne durumdaydı Taksim? Semte adını veren
Sultan I. Mahmud'un eseri olan maksemi 18. yüzyıldan beri oradaydı ama
kırlık bir bölgede yer alıyordu ve en önemlisi, Taksim, şehrin en geniş
mezarlık bölgelerinden birine ev sahipliği yapmaktaydı.
'Nasıl? Taksim Meydanı eskiden mezarlık mıymış yani?'
dediğinizi duyar gibi oluyorum. Evet, yanlış duymadınız, burası çok
geniş bir mezarlık bölgesiymiş ve büyüklüğüyle Eyüp Sultan'ın
rakiplerindenmiş.
Bu mezarlıklar o kadar geniş bir alanı kapsamaktadır ki, yalnız Gezi
Parkı'nı değil, Taksim Anıtı'nın bulunduğu mahalden başlıyor, AKM
binasından sahile doğru iniyor, Pangaltı'ya kadar göz alabildiğine
uzanıyordu.
İçinde geniş bir Müslüman mezarlığı olduğu gibi 'Frank', Rum
ve Ermeni mezarlıkları da vardı. Zaten burası Bizans devrinden beri
mezarlık olarak biliniyordu. İşte bugünlerde tartışılan Topçu Kışlası,
mezarlıkların bulunduğu yeşil alana yapılacaktı.
Önemli bir ayrıntı da şudur: AKM tarafındaki Müslüman mezarlığı ile
meydanı Harbiye'ye doğru kat eden Fransız, Rum ve Ermeni mezarlıkları
yan yanaydı. Osmanlı İstanbul'unda semtleri bile ayrılan farklı din
mensuplarının son uykularını birbirine yakın mezarlıklarda uyuması
ilginçtir ve Osmanlı'nın engin hoşgörüsünü gösterir.
Ancak dikkat çekici bir başka nokta var: Ayaspaşa'daki
Müslüman mezarlığı 1926 yılına kadar ayaktadır ve mezar taşları ve
selviler Taksim'i 'laikleştirme' uygulamasının kurbanı olurken korkunç
bir rant transferine de kurban gidecektir.
Nasıl mı? Görelim beraberce…
BİR MEZARLIK NASIL PAYLAŞILIR?
1930'lu yıllarda Gümüşsuyu'ndan Mete Caddesi'ne uzanan
bölgede pıtrak gibi bitiveren apartmanlar akılları karıştırmıştır. Zira
burada apartman yaptıranlar nedense hep Tek Parti devrinin
kodamanlarıdır, hatta tapuda Başbakan'ın eşi Mevhibe İnönü'ye ait bir
parsel dahi çıkmıştır.
Mezarlığın parsellenip satılma hikâyesini cesur gazeteci Arif
Oruç anlatır. 'Yarın' gazetesiyle Serbest Fırka'yı cansiparane bir
şekilde savunmuştu. Partinin kapatılmasının ardından gazetesi de
yasaklılar arasına girmiş olan Arif Oruç, Başbakan İnönü'nün
yolsuzluklarını yazmak ister; ancak bu, kaçtığı Bulgaristan'da
çıkaracağı 'Yarın' broşürlerinde mümkün olur.
Arif Oruç'un 5 No'lu 'Yarın' broşüründeki (Haz: Mete
Tunçay, İletişim: 1991) iddiaları yenilir yutulur gibi değildir ve eğer
Demokrat Parti 13 Temmuz 1950'de af kanunu çıkartmasa İnönü ailesi ve
CHP'nin başını fena halde ağrıtacak mahiyettedir. Aynı iddiaları Bedii
Faik 1970 yılında 'Dünya' gazetesinde tekrarlayacak ve deliller Ahmet
Gürkan tarafından 'İsmet Paşa'nın Beytülmali' adlı kitapta
toplanacaktır.
Arif Oruç'un iddiaları özetle şöyle:
Başbakan yetkisini kullanarak mezarlığın tapusunu, Ayas
Paşa'nın torunlarından birine verdirmiş, adam da alır almaz 'servileri
kestirip mezar taşlarını söktür'müş, boşalan arsayı yüzbinlerce liraya
hükümetin önde gelenlerine satmış, sonra da Mısır'a savuşmuştur. Bundan
sonrasını Arif Oruç'un iğneli kaleminden okumaya değer:
MEVHİBE İNÖNÜ'NÜN ARSASI
"Kabristanın senedini eline alır almaz dahi İsmet Paşa'nın
hanımefendilerine bir apartmanlık 'yerceğiz' hediye etmişti.
Hanımefendinin apartmanı 'beleşten gelen' arsa üzerine kurulmuştu ki,
arsanın kıymeti 50 bin lira tahmin ediliyor. Apartman, Başvekil Paşa'nın
mahdumları küçük Ömer beyefendinin cep harçlıklarından tasarruf edilen
200 küsur bin lira ile vücuda getirilmiştir.
Halk Fırkası erkânı, her
gün pederleri tarafından verilen 5-10 kuruşu çabuk 200 bin lira halinde
arttırmağa muvaffak olan küçük Ömer Bey'in; mahalle mekteplerinde peynir
ekmek bulamayıp da Hilal-i Ahmer (Kızılay) tarafından kendilerine
haftada iki defa birer dilim ekmek peynir tevzi edilen Türk çocuklarına
'tasarruf nümune-i imtisali (örneği)" olacağı söyleniyor.”
Aynı olayı gazeteci Bedii Faik 1970 yılında şöyle anlatmıştır:
"Ayaspaşa vaktiyle mezarlıktı ve evkafa (vakıflara) aitti.
İnönü'nün müsteşarı olan zat, evkaf işlerine bakmaktaydı. Günün birinde
işte bu müsteşar, mezarlığı vakıf olmaktan çıkarmış, parsellemiş ve
bahis konusu arsayı da şefine münasip görmüştür. O tarihte görevde
bulunan İstanbul Belediye Meclisi bu olup bitti karşısında isyan etmedi
değil. Ama olup bittiyi yapan müsteşar beyin 'Paşam! İstanbul Valisi,
Belediye Meclisi'ni aleyhinize kışkırtıyor' demesi üzerine İnönü, devrin
valisine son derece haşin davranmış ve rahmetli de bu muamele üzerine
derhal istifa etmiştir."
Burak Çetintaş'ın değerli araştırması Taksim sırtlarındaki
Ayaspaşa mezarlığının nasıl parsellenip satıldığını bütün çıplaklığıyla
ortaya koyuyor:
"Önce gömüye kapalı mezarlık sahasını kaplayan selviler birer
ikişer kesilmeye başladı. Daha sonra da kimisi çarpılmış, kimisi
toprağa iyiden iyiye gömülmüş kavuklu, destarlı, serpuşlu mezar taşları
kaldırıldı" (Toplumsal Tarih, Aralık 2004).
Bir kurnazlık daha yapılmış ve vakıfların gazetelere verdiği
ilanlarda satılacak arazinin mezarlık olduğundan hiç bahsedilmemiştir.
Böylece satılan arazi rahatça parsellenip imara açılacak ve dönemin önde
gelen ailelerine apartman olarak hizmet verecektir.
Peki bazı resimlerde gördüğümüz güzelim mezar taşlarına ne
oldu dersiniz? Onlar da hoyratlıktan nasibini aldı. Yok edildi. Öyle ki,
bu mezar taşlarının içinde modern edebiyatımızın kurucusu kabul edilen
Şinasi'ninki de vardı. ('Şair Evlenmesi' yazarı hakikaten tuhaf bir
adamdı; cenazesine yalnız 15 kişinin katılmasını vasiyet etmiş ve
vasiyetine riayet edilmişti. Ancak seçimin nasıl yapıldığını
bilmiyoruz.)
Böylece bazılarınca 'Cumhuriyetin altın çağı' olarak kabul
edilen 1930'lu yıllarda üstelik Taksim'in Müslümanlığını simgeleyen koca
bir mezarlık göz göre göre satılmış, yok edilmiş, imara açılmış ve
ustaca gerçekleştirilen bir rant transferine sahne olmuştu.
Bu bir şey değil. Daha Sultan Abdülaziz'in yapımını
başlattığı Aziziye Camii'nin arsasına İnönü ve çevresindekiler
tarafından nasıl el konulduğunu da yazacağız.
Ta ki insanlar Taksim'de 'yeşil alanı' mezar taşlarıyla birlikte asıl kimlerin temizlediğini öğrenene kadar…"