OSMANLI SARAY İMAMINA ÖZEL BİR SANDAL TAHSİS EDİLMİŞTİ
Kamuoyu Diyanet İşleri Başkanı’na tahsis edilen milyonluk makam aracı ile sarsıldı. Çünkü yaygın beklenti din adamlarının mütevazı bir hayat yaşamasıydı. Hâlbuki saray imamlarının lüks hayat şartlarında yaşaması bize Osmanlı’dan gelen bir gelenektir. Sultan II. Mahmud da saray imamına özel bir sandal tahsis etmişti
Ramazan ayının girmesiyle beraber imamlar ve vaizler her akşam evlerimize misafir olmaya başladılar. Ancak bu sene yaptıkları din sohbetlerinden çok, TV programlarından aldıkları ücretler vs. konuşuluyor. Bu yüzden Prof. Kemal Beydilli’nin “Osmanlı Döneminde İmamlar ve Bir İmamın Günlüğü” çalışmasından da yararlanarak Osmanlı devletinde imamların durumlarını yazdık.
OSMANLI’DA İMAM OLMAK
Osmanlı döneminde imamlar kadıların doğal yardımcılarıydı. Toplum içinde çok ağır sorumlulukları vardı. Sadece imamlık yapmıyorlardı. Kendilerinden mahalledekileri bilmeleri beklenirdi. Kadı ve kolluk kuvvetlerine, mahallenin düzeni, emniyet ve asayişinin sağlanması, içki içilen yerlerin tespiti, fuhuş yapan kadınların mahalleden sürülmesi ve mahalle sakinlerinin İslam’a uygun bir yaşam sürmelerinin izlenmesi gibi konularda yardımcı olurdu. Ayrıca dini vazifelerini yerine getirmeyen ve kılık kıyafetleri İslam ile bağdaşmayan kadınların uyarılması imamların göreviydi.
İMAMLARIN EĞİTİM DÜZEYİ
Prof. Dr. Kemal Beydilli Osmanlı dönemi imamlarının düzgün bir öğrenim görmedikleri izlenimini edindiğini belirtmektedir. Çünkü imamların bilgi düzeylerinin düşüklüğü ve vaazlarının kalitesizliği sık sık şikâyet konusu olmaktaydı. Sultana ulaşan şikâyet mektuplarında bazı imamların okuryazar olmadıkları ve temel dini bilgiler dışında yetersiz oldukları söyleniyordu. Hatta III. Selim, sarayındaki huzur dersleri esnasında hocaların birbirlerini cahillikle suçladığına, kavgaya varan tartışmalara girdiklerine, birbirlerine kitap fırlattıklarına şahit olmuştu.
ASKERİ İMAMLAR
Osmanlı ordusunda askerlere namaz kıldırmak ve dini eğitim vermek için askeri imamlar tayin ediliyordu. Sultan III. Selim yeni kurduğu Nizam-ı Cedid ordusuna dolgun maaşla çok sayıda askeri imam tayin etmişti. Bu yolla hem din adamlarını yanına çekmiş oluyor hem de yeni kurulan askeri birliklere karşı yeniçerilerin örgütlemeye çalıştığı halkı yanına çekmeyi amaçlıyordu.
ORDU-İMAM EL ELE
II. Mahmud, Yeniçeri Ocağı’nı kaldırmayı kafasına koyduğunda din adamlarını kendi tarafına çekmek için yüksek maaşlarla boş kadrolara çok sayıda imam tayin etti. Onlar da gazaya gider gibi tekbirler getirerek padişaha yardımcı olmak üzere halkı ve medrese öğrencilerini de arkalarına alarak At Meydanı’na koşmuşlardı. Yani Vak’a–ı Hayriye denilen Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasında din adamlarının desteği önemliydi. Gizlenen yeniçerilerin yakalanması için çıkarılan ilanlar da halka imamlar vasıtasıyla duyurulmuştu.
ALAY İMAMI OLDULAR
Sultan Mahmud hizmetlerine karşılık yeni kurulan ordunun her müfrezesine bir imam tayin etti. Ancak sonraki yıllarda “imamlar lüzumundan ziyade ve hem de ekserisi ceheleden ve ehlü erbab deyüldür” şeklindeki şikâyetler arttı. İlk zamanlarda Sultan II. Mahmud bu şikâyetleri kabul etmedi. Fakat saltanatın son yıllarında şikâyetler doruğa ulaştı. Zaten imamların orduda güçlenmesi de rahatsızlık vermeye başlayınca alay imamlarının sayısı azaltıldı. Başlangıçta 150 kişiye bir imam tayin edilirken 1838 yılında 1000 kişiye 1 imam ile yetinildi. İmamların başına da bir alay imamı atandı.
CAMİ VE MESCİTLER BOMBOŞTU
Ünlü devlet adamı ve tarihçi Cevdet Paşa kendi zamanında imamların eğitim düzeylerinin yetersiz olduğunu belirtmişti. Bu durumun halkı camiden soğuttuğuna dair iddialar kayıtlara geçmiştir. III. Selim dönemine ait bir belgede “farz olan beş vakit namazın neredeyse tamamen terk edildiği, namaz saatlerinde cami ve mescitlerde cemaat olmadığı, din adamlarının halka doğru dini bilgiler ve şeriatın emirlerini anlatmaktan aciz oldukları” kaydedilmektedir.
BEYNAMAZ HOCALARI ŞİKÂYET
Osmanlı arşiv belgeleri arasında imamlar hakkında şikâyetlere dair ilginç kayıtlara rastlanmaktadır. Örneğin Manisa’da Yarhasanlar Mahallesi imamlarından Ahmet Efendi bi-namaz yani bugünkü deyişle beynamaz olduğu gerekçesiyle kadıya şikayet edilmiş ancak başka şahitler kendisini aklamıştır. İstanbul’daki Ördek Kassab Mahallesi imamı Elhac Halil ise cemaati tarafından uygunsuz davranışları ve küfürbaz olduğu iddiasıyla şikâyet edilmiş, soruşturma sonucu görevden alınmıştır.
VAAZI ÇOCUK OYUNUNA ÇEVİREN İMAM
Osmanlı toplumunda imamlar sık sık saraya şikâyet edilmiştir. Bu şikâyetlerden bazıları vaizler hakkındadır. Mesela Şehzade Camii vaizi Hamza Efendi, Ramazanlar’da Ayasofya Camii’nde vaaz verirken hitabet ciddiyetine uygunsuz davranışlar sergilediği için şikâyet edilmiştir. Cemaat kendisinin vaaz esnasında el-kol hareketleri ve taklitlerle tasvir-i mesele ettiğini, cemaati güldürdüğünü ve vaazı adeta çocuk oyununa çevirdiğini iddia etmiştir. Soruşturma sonucu vaiz imam görevden alınarak Adana’ya sürgüne gönderilmiştir.
SANDAL TAHSiSLi SARAY iMAMLARI
Saray imamları Osmanlı Sultanları tarafından daima kayrılmış ve özel muamele görmüştür. Sultana imamlık yapan imam-ı evvel diğer imamlardan çok daha iyi maaş alıyordu. II. Mahmud zamanında sarayın baş imamına makam ulaşım aracı olarak özel bir sandal tahsis ediliyordu. Sarayda görevli ikinci imamlara ise her üç yılda bir kayık tahsis edilmekteydi.
YOLSUZLUK YAPAN İMAM SÜRGÜNE
Almanya’da bir imamın mükerrer oy kullanmaya çalışması son genel seçimlerde herkesi şoke etmişti. Bu tür imamlar Osmanlı toplumunda da vardı. Örnek bir arşiv kaydı şudur: Lofça Kasabası’na bağlı Pelsinç köyünde 4-5 senedir imamlık yapan Mehmed ile muhtar Hızır, askere gideceklerin kura ile tespitinde asker adaylarını gizlemek, hayatta olanları ölmüş gibi göstermek gibi suçları işlemelerinden, yapılan soruşturmada 160 kadar nüfusu gizlemiş oldukları meydana çıktığından 3 sene için sürgün cezası ile cezalandırılmıştır.
OKUMA YAZMA BİLMEYEN SARAY İMAMI
II. Mahmud bir gün kendisine cepheden gönderilen ve müjdeli haber getiren bir mektubu herkes duyacak şekilde okuması için baş imamı Zeynel Abidin’e uzatır. Mektubun baş taraflarını okumaya girişen imam gerisini çıkaramayınca padişah elinden alıp kendisi okur.
NAMAZLAR CEMAATLE KILINACAK
Osmanlı’da dönem dönem cemaatle namaz kılmak bir tercih değil, zorunluluk olmuştur. Özellikle Sultan III. Selim’in beş vakit namazın cemaat ile kılınmasını halka ve bütün memurlarına emreden fermanlar yayınladığı bilinmektedir.
Prof. Dr. Kemal ÇİÇEK