AMAÇSAL NEDENSELLİK

0 views
Skip to first unread message

M.Kemal Adal

unread,
May 30, 2013, 8:13:24 AM5/30/13
to

Kur’an Araştırma Gurubu tarafından hazırlanan “Kur’an En Büyük Mucize” Kitabından ilginç bir bölümü, (olasılık hesaplamalarındaki matematiksel verilerin doğruluğunun bilimsel irdelenmesini işin erbabına bırakarak) okumamış dostlarımın bilgi ve değerlendirmesine sunarım. MKA

 

AMAÇSAL NEDENSELLİK

 

Görmedin mi Rabbini, gölgeyi nasıl uzatmıştır. Eğer dileseydi onu hareketsiz kılardı. Nitekim Güneş'i ona delil kıldık.

25- Furkan Suresi 45

Bu alıntıladığımız ayette nedensellikle ilgili önemli işaretlerin olduğu kanaatindeyiz. Felsefeyle ilgilenmiş olan kişiler nedensellik üzerine tartışmaların felsefi birikim gerektirdiğini bilirler. Kuran'ın indiği dönemde, Kuran'ın indiği bölgede tek bir felsefi eserin, nedensellik üzerine tek bir tartışmanın izine rastlanamaz. Cahilliğin, bedevi hayatının hakim olduğu bir böl­gede, nedensellik gibi çetin ve önemli bir konuya Kuran'ın parmak basması çok önemlidir. Ta­rihte önemli kabul edilen tüm felsefi açıklamalar, ünlü felsefecilerin kendilerinden önceki fel­sefi mirasa dayanmaları, o mirasla tartışmaya girmeleri veya mevcut birikimi ileri götürme ça­baları sonucunda oluşmuştur. Hiçbir mirasa dayanmadan Kuran'ın yaptığı açıklamalar, Kuran'-ın bu konudaki otoritesini de göstermektedir.

Allah ayette gölgeyi yarattığını söylemekte, sonra ise Güneş'in, gölgenin varlığı için bir neden kılındığına işaret etmektedir. Yani Allah gölgenin varlığının, Güneş'in var olmasının ka­çınılmaz bir sonucu olmadığını, gölgenin varlığının tamamen Allah'ın tasarımının bir sonucu olduğunu söylemektedir. Ayette gölge ile Güneş'in varlık ilişkisi kabul edilmekte ve bu neden­sel bağlantının yaratıldığına dikkat çekilmektedir. Yani Kuran'ın ortaya koyduğu model; Hume gibi nedensel bağlantıyı yok kabul eden septiklerden de, Evren'i tesadüfen var olan nedensel kuralların determinizmiyle açıklamaya çalışan görüşlerden de ayrılmaktadır.

Nedensellik, bilim adamlarının temel ilgi konularındandır. Nedensellik, algılanan Evren'i birbirine bağlayan unsurdur. Dünyamızı bir kaostan ibaret olmaktan kurtaran, Evren'in neden-sonuç ilişkileriyle işlemesidir. Neden-sonuç ilişkileri olmasa, hayatımız bir rüyadan daha karı­şık olurdu. Fizik, kimya gibi bilimler nedenselliği sorgusuz kabul eder. Bu bilimlerin kullanıl­masıyla yapılan uçaklar, uydular, televizyonlar hep neden-sonuç ilişkisine güvenin sonucudur. David Hume, nedenselliği kuşkuyla karşılamıştır ama her insan gibi o da nedensellik kuralları­na dayanmak zorundadır, çünkü hiçbir insan nedenselliği reddederek yaşayamaz. Örneğin Hu­me, yazı yazmak gibi bir nedene sarılmasaydı "İnsan Doğası Üzerine Bir İnceleme" kitabı var olamazdı! Gazali'nin nedenselliği sorgulaması, nedenselliği, red etmek için değil, nedenselli­ğin, Allah'ın iradesinin yerine konulmasına karşı olduğu içindir. Gazali'nin pamuğun yanması için verdiği meşhur örnek amaçsal nedensellik dediğimiz, yaratılan bir sistem olarak nedensel­liği ortaya koymak içindir.

Felsefede nedenselliğin tartışıldığını bilmeyenlere bu söylediklerimiz saçma gelebilir. Fa­kat bu açıklamaları yapma sebebimiz "nedenselliği" reddeden aşırı izahların felsefe tarihinde yer işgal etmesindendir. Doğal bilimlerin hepsi bu problemi aşmıştır ama bazı felsefeciler için bu problem mevcuttur.

Kuran nedenselliği kabul eder. Bir çok ayette "Sünnetullah" (Allah'ın âdeti) diye işaret edilen de neden-sonuç ilişkisine bağlı Evren'de işletilen kurallardır. Kitabımızın ilerleyen bö­lümlerinde de göreceğimiz gibi Kuran, Evren'de var olan matematiksel düzene işaret eder; bu da neden-sonuç ilişkilerinin matematiksel bir düzenle işlemesi demektir.

Evren'de işleyen neden-sonuç yasalarını fiziksel, kimyasal formüllerle ifade eden bilim adamları ile Kuran'ın söyledikleri arasında bu noktada hiçbir zıtlık yoktur.

Fakat unutulmamalıdır ki Kuran nedenselliğe onay vermekle beraber, nedenselliği bir amaçlılık içinde tarif eder. Neden-sonuç ilişkisinde nedenler sonuçlardan önce geldikleri halde; sonuç önceden tasarlanmıştır. Yani amaç önceden bilindiği için Kuran, amaçsal nedenselliği sa­vunmaktadır. Kuran'ın açıkladığı amaç-araç zincirinde amaç Allah'ın bilgisi dahilinde oluşur, tesadüfler bu işe karışamaz, araç yaratıcı olamaz. Kuran nedenselliği kabul ederken, nedensel­liğin tanrılaştırıldığı görüşlere onay vermez. Gölgenin varlığı Güneş'in var olmasının kaçınıl­maz sonucu değildir; Güneş'i Yaratan, gölgenin Güneş'in yaratılması sonucu var olacağını ta­sarlamıştır. Kuran'ın sunduğu, yaratılan neden-sonuç ilişkileriyle işleyen Evren modelidir.

PROTEİNİN OLASILIĞI VE AMAÇSAL NEDENSELLİK

Nedensellik kanunlarını tanrılaştıran ateistlerin görüşleriyle, nedensellik kanunlarının Allah tarafından yaratıldığını söyleyen Kuran'ın görüşlerini, somut bir örnek çerçevesinde in­celeyelim. Örnek olarak kanımızdaki oksijeni akciğerlerden hücreye taşıyan hemoglobin prote­inini ele alalım. Dine inanan bir kişi de, inanmayan bir ateist de kana oksijeni bu maddenin ta­şıdığını kabul etmektedir.

Peki, her iki taraf da aynı nedenin aynı sonucu oluşturduğunu kabul ediyorsa aradaki fark nedir? Fark şudur: Ateist, var olan bu nedenin bir amaç gözetilerek yaratıldığını kabul etmedi­ği için hemoglobinin yaratılışını tesadüflere, yani amaçsızlığa bağlamak zorundadır. Kuran'a inanan bir kişiyse (Allah'ın gönderdiği diğer dinler, Hıristiyanlık, Musevilik için de aynısı ge­çerlidir) amaçsal nedenselliğe inandığı için hemoglobinin varlığının amaç gözetilerek, bir ka­sıtla yaratıldığını, tesadüfen oluşmadığını savunur.

Peki, kimin haklı olduğunu nasıl çözeceğiz? Öyle bir hakem bulalım ki hem doğa bilim­lerine, hem felsefeye karşı en üst derecede saygınlığa sahip olsun. Bu hakemin matematik ol­masına herhalde kimsenin itirazı olmaz. Ne felsefe içinde matematiğe ciddi bir karşı koyma ola­bilir, ne de doğa bilimlerinde (doğa bilimleri zaten matematiğe dayanırlar).

Madem ki tartışmamız tesadüfen oluşma veya amaçlı oluşmada düğümlendi; hemoglobin proteini örneğinde, bu proteinin tesadüfen oluşmasının olasılığını inceleyip bu sorunu çözmeye çalışalım. Proteinler bildiğiniz gibi amino asitlerin arka arkaya gelmeleri sonucunda oluşurlar. Amino asitlerin oluşturduğu bu sırada, bir tek amino asidin yer değiştirmesiyle protein, protein olmaktan çıkar ve görevini yapamaz. (Örneğin orak-hücre kansızlığı denen öldürücü hastalık, hemoglobinin tek bir amino asidinin değişikliğinden kaynaklanır.) İnsan vücudunda 20 amino asit vardır. Bir hemoglobin proteini ise 574 amino asidin belli bir sırayla arka arkaya gelmesiy­le oluşur. İnsan vücudundaki amino asitlerin bu proteini oluşturmak için arka arkaya geldiğini düşünelim: Bu proteinin birinci sırasındaki amino asidin tesadüfen oluşma olasılığı 1/20'dir, ikinci sıradaki amino asidin oluşma olasılığı 1/20x1/20 dir. Proteinin bir bütün olarak oluşma olasılığı ise 1/20574'tür.

Matematikten anlayanlar bu sayının imkansız demek olduğunu hemen anlayacaklardır. Fakat biz yine de bu sayının neden imkansız olduğunu göstermeye çalışalım. Uzay'da tahmin edilen atom altı parçacık sayısı 1080'dir. Yani bu sayı Evren'de var olan en büyük sayıdır. Ev-ren'in tahmin edilen ömrü ise 15 milyar yıldır. Evren 15 milyar yıl x 365 (gün) x 24 (saat) x 60 (dakika) x 60 (saniye) = 473,040,000,000,000,000 saniye ömründedir. Evrende var olan parça­cık sayısını (1080) Evren'de var olan saniye (1018 civarı) ile çarparsak 1098 civarında bir sayı­ya ulaşırız. (10100'ün bile 1098'in 100 katı olduğunu unutmayın. 20574 ise telaffuz edilemeye­cek kadar büyük bir sayıdır ve 1098'den kat, kat, kat... büyüktür.) Bu sayı şunu ifade etmekte­dir: Evren'de var olan tüm parçacıklar (elektron, proton gibi) eğer birer amino asit olsaydılar ve Evren'de var olan her saniye bir defa hemoglobin atomunu oluşturmaya kalksaydılar, yine de tek bir hemoglobin atomu bile oluşamazdı.

Sonuç olarak nedenlerin amaçsal olarak yaratıldığını inkâr edenler matematik karşısında mağlup olmuşlardır. Üstelik bu olasılık hesabı, amino asitlerin var olduğu, tüm amino asitlerin canlı bünyede kullanılan sol elli amino asitler olduğu, proteinin gerekli üç boyutlu katlanması­nın gerçekleştiği, protein oluşunca işlemlerin dondurulmasının gerekliliği gibi etkenlerin hepsi yok kabul edilerek yapıldı. Tüm bu aşamalar olasılığa eklense, imkansız olan daha da imkan­sızlaşırdı. Fakat eldeki sayı öyle bir imkansızlığı ifade etmektedir ki matematikten anlayan bir kimse için bu yeterlidir. İşte tesadüfen oluşması imkansız bu hemoglobin proteinini, vücudu­muz her saniye milyarlarca adet olarak üretmektedir. Evet, yanlış okumadınız. Her saniye ve milyarlarca!

Tesadüfçü, materyalist görüşe göre hemoglobin tesadüfen oluşan bir nedendir, bu neden sayesinde oksijen hücrelere gider. Kuran'ın verdiği zihniyetle bakan bir insana göre; hemoglo­bin bir amaca göre yaratılmış bir nedendir, bu neden sayesinde oksijen hücrelere gönderilmek­te, böylece nedensellik Allah tarafından yaratılmaktadır.

Hemoglobin için verdiğimiz bu örneği vücudumuzdaki diğer işleyişlerden hayvanların ve bitkilerin dünyasına, oradan Dünya'mızın içindeki oluşlardan Uzay'a kadar genişletebiliriz. Tüm bu alanlarda nedensellik kuralları bir amaçsallık çerçevesinde işletilmektedir.

NEDENSELLİĞİN NEDENİ NE OLABİLİR?

Nedenselliğin neden var olduğunu "Nedensellik olmasaydı ne olurdu" sorusunu sorarak bulabiliriz. Nedensellik olmasaydı düşünmek de, yemek yemek de, yürümek de mümkün ol­mazdı. Evren'in nedensellik olmadan var olup olamayacağı bir yana, nedensellik olmadan bi­zim Evren'i anlayamayacağımız kesindir. Yemek yemek için karnımızın acıkması bir nedendir. Yemek yemek için buzdolabını açmamız ve yemeği almamız da bir nedendir. Yediğimiz yeme­ği önümüze koyduğumuzda yerçekimine bağlı bir şekilde önümüzde durması, yuttuğumuz lok­manın midemize gitmesi de nedenselliğe bağlıdır. Evren'de var olan yaratılışları da nedensellik kurallarına göre düşünür ve kavrarız. Böylece Allah'ın sanatının güzelliğini, Allah'ın bilgisinin sınırsızlığını kavramamıza yarayan Evren incelememiz de nedenselliğe dayanır.

Nedensellik kurallarının anlaşılabilirliği de Allah'ın zihnimize verdiği yetenekler ve bu kuralları anlaşılır kılması sayesindedir. Düşüncelerimiz nedensellik çerçevesinde oluşur. Zihni­mizin akıl yürütme süreçleri nedenselliğe dayanır. Evren'de var olan nedensel bağlantılar çok basit olsaydı, birçok insan Evren'deki mükemmel yaratılışı takdir edemeyebilirdi. Eğer Evren'deki yaratılışlar var olandan çok kompleks olsalardı ve nedensel bağlantıları çözemeseydik; Evren'i kavrayamayacağımız için Evren'in yaratıcısını da iyice tanıyamama tehlikemiz doğar­di. Kısacası Evren'in var olan şekilde neden-sonuç ilişkileriyle bağlanması da Allah'ın mükem­mel planı sonucudur.

Ateistlerin düştüğü en büyük yanılgı; nedensellik kurallarındaki nedenlerin tesadüfen oluştuğunu düşünmelerinden dolayı, sonucu da tesadüflere bağlamalarıdır. Nitekim hemoglo­bin proteini gibi çok basit bir örnek için bile tesadüfün nasıl imkansız olduğunu ispatladık. Eğer neden-sonuç ilişkilerindeki nedenlerin, tesadüfen oluşmadığı anlaşılırsa, Evren'deki tüm sonuç­ların Allah'ın eseri olduğu iyice anlaşılır. Nedenselliği yaratılan bir süreç olarak değil bizzat kendisini bir yaratıcı olarak gören materyalist ateizm, maddeyi ve maddenin içindeki nedensel­lik kanunlarını tanrılaştırmıştır. Tesadüf düşüncesi elenince; Evren'deki tüm varlıklar otomatik olarak sonsuz bir ilmin, sonsuz bir kudretin sonucu olurlar. Yaratılış aşamalarının içinde oluş­tuğu zaman kavramında tesadüfi oluşumların hayal edilmesi, ateistlerin sonsuzdan beri var olan Yaratıcıyı kavramalarını engellemiştir. Tesadüf kavramı yok edilince görülen her bilgi sonsuz­dan beri var olmaya terfi eder. Çünkü var olan bir nesnenin veya bilginin tesadüfen oluştuğunu iddia edenler, bu tesadüfleri zamanın içindeki bir sürece bağlarlar. Tesadüf yok olunca var olan­lar, sonsuzdan beri var olanın bilgisiyle gerçekleşmiş demektir. Böylece Evren'in daima var olanın yarattığı bir süreç (nedensellik kanunları çerçevesinde) olduğu anlaşılır. Evren'in Allah'­ın yarattığı bir süreç olduğu Kuran'daki en temel mesajlardandır ve yüzlerce ayette bu tema iş­lenir.

 

Kur'an Hiç Tükenmeyen Mucize Kitabından Alıntıdır.

 

DİP NOT:

 

Referansınız (başvuru kaynağınız) "İslam" ise; Doğruyu bulacağınız, Doğru Kitap Kuran'dır.

 

Konularına Göre Kuran Mesajı derlemesi, Ana dilimizde “Doğru Bilgi Ana Kaynağı” nın kullanılmasına imkan ve katkı sağlayabilmek amaç ve niyetiyle, Kuran’ın ışığında bir kısım “Kitap” bilgisini, yorumsuz olarak doğrudan Kuran ayetleriyle, zandan azade, aklını ve gönlünü işleten  “Nasip Sahipleriyle” paylaşabilmek için yapılmıştır.

 

 Allah Kelamın algılanıp anlaşılmasında , gerçeğe ulaştıran yollardan bir yol, hakikate açılan kapılardan bir kapı olması umulmaktadır.

 

RESUL KUR'AN'IN TEBLİĞİ olan on E- Kitap ve Kuran Işığında Yorumlar E- Kitabı ile "HASENAT 4.0 KUR'AN ARAŞTIRMA PROGRAMIN" dan oluşan

 

 “KONULARINA GÖRE KURAN MESAJI” nı,

 

bilgisayarınıza indirmek ve arşivlemek istiyorsanız:

 

Yenilenen ve güncellenen aşağıdaki  linki tıklayınız. 30 saniye geri sayımı takiben gözükecek "download" yazılı kutucuğu da tıklayınız. (Reklamları ve başka kutucukları tıklamayın) 

Ve yaklaşık bir dakika sonra bilgisayarınıza indirmiş olacağınız dosyanın  içindeki  "önce beni oku" belgesine bakıp, istediğinizi  yapınız: 

 

http://s3.dosya.tc/server5/qlFSIk/KONULARINAGOREKURANMESAJ_-MKA.rar.html 

 

 BU LİNK ÇALIŞMADIĞINDA İNDİRME YAPILABİLECEK UYGUN LİNK VE KONULARINA GÖRE KURAN MESAJI HAKKINDA ÖZET BİLGİ, AŞAĞIDAKİ YAZIDA MEVCUTTUR:

 

http://www.ahmetakyol.net/index.php?option=com_content&task=view&id=5747

 

Allah’ın Selam, Rahmet ve Bereketi ile Mağfiret ve Hidayeti, Dileyenin üzerine olsun.

 

"Kim güzel bir işe aracı olursa ondan ona bir pay vardır. Kim kötü bir şeye aracı olursa ondan da ona bir pay vardır.Allah her şeye, herkese gıda ulaştırır, Mukît'tir." 4. sure (NİSA) 85. ayet


 


--
Selam...
T.C. / M. Kemal Adal

AMAÇSAL NEDENSELLİK.pdf
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages