Bakın bu
yazının bana hatırlattığı şey nedir?
Cemaate de çete suçu isnat etmek için dijital veri
kullanılabilir.
Hatta kullanılmalıdır.
En azından ilahi adaleti tecelli ettirmek için bunu yapmak
gerekir.
Bilgisayardan anlayan birkaç acar kişi bunun içi yeterli.
Bilgisayar tarihleriyle oynanır,
biraz cut/copy-paste yapılır.
Bazen aynı metni onlarca kez çoğaltır, tekrar tekrar farklı
klasörlere yığarsın.
Alakasız metinlerle iyice şişirirsin.Araya gerçekten resmi olan
belgeler de koyarsın.
Resmi görünümlü delil niteliğinde belgeler üretirsin.
Şifresi 1234 olan şifreleme yöntemleriyle şifreler sonra da
şifreyi kırdım diye ortaya çıkarsın.
Sonuçta onlarca değil, yüzlerce CD, belge üretirsin.
Sonra bunları muteber sayıp
mahkumiyet kararı üretirsin.
Bütün itirazları geçersiz sayarsın.
Temyiz mahkemesini de kurguladın mı iş tamam.
Yanında güzel bir medya kampanyası da yaptın mı iş tamam.
Tayyipcan kardeş bunu aynen böyle
yapsın, gelsin ciğerimi yesin.
Kaç oyum varsa onun olur.
Kolay değil, dünyada ilahi adaletin tecelli etmesini
sağlıyorsun.
Görev ilahi, sonuçları ilahi.
Ikinci bir
dikkate deger nokta, zavalli general halkin ferasetine
guveniyor.
Saf garibim.
Halkin tirnak kadar feraseti, bilgeligi olsaydi zaten bu
noktaya hic gelmezdin pasam.
Ayni hatayi uc kere yapana ne denir?
Anadolu halklari mi desek, ne
desek?
Ne kisilik, ne onur, ne tarihi miras, ne faziletler?
Hicbirsey yok, bir kakafoni var o kadar.
Oraj POYRAZ
Yolsuzluk, rüşvet, kara para, beddua, istifa, "devlet içinde çete", "savaş kabinesi" derken ortalık toz duman olunca epey ihmal ettik mektupları.
Madem Başbakan’ın Başdanışmanı Yalçın Akdoğan Balyoz’un "ülkenin milli ordusuna kumpas" olduğunu itiraf etti, bu durumda "masum oldukları halde bir kumpas uğruna yıllardır cezaevlerinde çürütülmeye çalışılan" komutanların seslerine bir kere daha kulak kabartmanın tam vakti.
Deniz Kurmay Albay Servet Bilgin’in, kızı Bilgesu aracılığıyla yolladığı mektup Kasım ayında elime ulaştı.
Sine-i millete dönüyoruz
Akdoğan’ın itiraf ettiği "kumpas", kendini "Milletimizin hak ve menfaatleri uğruna gerektiğinde canını feda etmeye yemin etmiş, milletin bağrından çıkmış onurlu ve şerefli bir Türk subayı" olarak tanımlayan askerlerin hayatlarında bakın neye mal oldu:
"25 yıl vatanımın ve
milletimin menfaatleri uğruna adeta çırpındım…
Hak ederek kazandığım Deniz Kurmay Albay rütbesi ile
liyakat esaslarına göre atandığım Donanmanın en prestijli
görevi olan Hücumbot Komodorluğu görevini yaparken bir
komplo sonucunda tutuklandım.
BALYOZ davasında yargılama süresince bağımsız
zannettiğim mahkemeye karşı suçsuzluğumu ispatlayan bütün
belge ve bilgileri sundum, hâkimlere karşı son derece
saygılı davrandım, mahkeme dışında konuşmadım, yazmadım ve
sabırla adaletin tecelli etmesini bekledim.
Neticede Yargıtay’ın kararı ile 18 yıl hapis cezası
ile ödüllendirildim!
Ve hapishane köşelerinde kaderimle baş başa
bırakılarak manevi anlamda idam edildim.(…)
Bunları Türk milleti adına yetki kullanan mahkemelerde
anlattık…
Yargıtay yanlış karar verdiyse Anayasa Mahkemesi’ne
başvurduk, ama Anayasa Mahkemesi başkanı da "ben o hâkimleri tanırım, doğru
karar vermişlerdir" demedi mi?
Bu nedenle sine-i millete dönerek işlenen hukuk
cinayetinin somut delillerini anlatmak zorunluluğu
doğmuştur.
Bunları okuyan ve araştıran sağduyulu milletimin
herhangi bir ferdi "BALYOZ davasında adil yargılama
yapılmıştır" sonucuna varırsa,
kendimi yakarak hayatımı sonlandıracağıma namusum ve şerefim
üzerine yemin ediyorum.(…)
Bize herkes "evet haklısınız, suçsuzsunuz ama
yapacak bir şey yok, bu dava siyasidir, bu bir
süreçtir" diyor.
Ne süreci bu?
Almayın mazlumun ahını çıkar aheste aheste"
17 Aralık operasyonundan bir ay önce yazdığı mektupta dediği olduğu Bilgin’in; "mazlumların ahı tuttu".
Şimdi, Balyoz davasının
çöktüğü, yargılamanın yeniden yapılmasının gündeme geldiği bu
günlerde Bilgin’in "millete" hitaben
yazdığı "ihbarname"nin her
satırı daha da önemli.
Yerimiz tamamını aktarmaya elvermese de, suç işlediği iddia
edilen dönemde Türkiye’de dahi olmayan Bilgin’in (tabii aynı
durumdaki bütün askerlerin) maruz kaldığı "hukuksuzluğu"
anlamanıza yetecek kadar özetlemeye çalışacağım size:
"-Islak veya elektronik
imzam, parmak izim ya da bana ait bir bilgisayarın izi veya
yazıcı çıktısı gibi hiçbir maddi delil olmayan dijital
yazılara dayanarak hakkımda 18 yıl hapis cezasına
hükmettiler.
Bir yazının, ceza hukuku kapsamında sorumluluk doğurabilmesi
ve daha doğrusu "belge" olabilmesi
için imzalı olması gereklidir .(…)
CD-flash bellek gibi dijital materyallerde yer alan Word
dosyaları, belge değildir.
- TÜBİTAK raporlarında
ve Yargıtay’ın onama kararında da kabul edildiği üzere (…)
sahte bir dijital yazı hazırlamak isteyen herkes,
bilgisayarların sistem saat ve tarihi ile kullanıcı
isimlerini değiştirerek, istediği tarih ve saatte, istediği
kullanıcı adıyla yazı üretebilir ve bu yazıları CD’ye, flash
bellek’e vs.
aktarabilir.
- "Sözde suç" ile beni ilişkilendiren bir eylem olmadığı gibi, ismim bulunan dijital verileri destekleyen herhangi bir fiziki veya teknik takibe dayalı iletişim tespit tutanağı, bant kaydı, tanık ya da sanık beyanı, imzalı belge ve benzeri tespit veya somut olgu yoktur.
- Talep ettiğim "davanın sonucuna doğrudan etkili olacak" tanıklarım keyfi olarak dinlenmedi; "silahların eşitliği" ilkesi yok sayıldı.
- Donanma Komutanlığı
Askeri Savcılığı ve Hava Kuvvetleri Komutanlığı tarafından
İstanbul 10’uncu Ağır Ceza Mahkemesine gönderilen raporlarda
tereddüte mahal vermeyecek biçimde tespit edilen sahtelik ve
manipülasyonlar, mahkeme ve Yargıtay tarafından keyfi olarak
dikkate alınmadı.(…)
30’dan fazla bilirkişi raporu/uzman görüşü ile
manipülasyonlar, zaman ve mekân çelişkileri ve sahtelikler
ile bilişim teknolojileri kapsamında açıklanamayan
çelişkiler dikkate alınmadı.(…)
Hüküm için hayati öneme haiz olan hususta mahkeme kararı ile
savunma hakkım sınırlandırılmış ve bu açık ihlal Yargıtay
tarafından göz ardı edilerek savunma ve adil yargılanma
haklarım açık şekilde ihlal edildi.
- Yargıtay tarafından
imzasız dijital veriler benim hakkımda geçerli delil olarak
kabul edildi.
Ancak aynı durumdaki başka sanıklar hakkında bozma kararı
verildi.(…)
Davanın tek somut delili olduğu iddia edilen "seminer"de sunum
yapan, hazırlayan, fikir beyan eden, ses kayıtlarını kabul
eden (…) sanıklar hakkındaki mahkûmiyet kararları Yargıtay
tarafından bozuldu.(…)
Yani mahkemede sanıklarca kabul edilen ses kayıtları delil
olmuyor, niteliği belli olmayan sahte dijital veriler
geçerli delil oluyor!(…)
Sanıklar arasında doğrudan doğruya pozitif ayırımcılık
yapılmış, Anayasa’nın "herkes, kanun önünde eşittir"
ilkesi ile AİHS açıkça ihlâl edildi.
- Kanunun suç saymadığı
düzmece bir olaydan dolayı cezalandırıldım.
765 sayılı TCK m.147 incelendiğinde, suçun "cebirle işlenmesi zorunluluğu"
şartı aranmaktadır.(…)
Diğer taraftan, Bir suçta maddi veya manevi cebirden
bahsedilebilmesi için öncelikle mağdurun bundan haberdar
olması (…) suçtan doğan bir zarara maruz kalması gerektiği
çok açıktır.
Hâlbuki (…) bundan dolayı da mağdur sayılan hükümet davada
müdahil bile olmadı.
- Soruşturma ve
kovuşturma süresince taraflı basın yayın organları adeta
mahkeme yerine geçerek ve suçsuzluk karinesine aykırı olarak
hâkim ve savcıları etki altında bıraktı"Taraf" gazetesinde
Mehmet BARANSU isimli kişinin köşe yazılarında davayı
yönlendirme amaçlı çıkan yazılarının, mahkemenin gerekçeli
kararında bire bir aynen yer alması, bunun en açık
kanıtıdır.
Diğer taraftan BARANSU’nun savcılığa teslim ettiği
CD/DVD’lerin teslimden önce "ne kadar süre gazetecinin elinde
kaldığı", "bu süre içinde CD/DVD’lerde hangi
değişikliklerin yapıldığı"
araştırılmadı.
Orhan AYKUT isimli şahsın Tekirdağ Cumhuriyet
Başsavcılığında verdiği BALYOZ davasının komplo amaçlı
kurgulandığına dair ifadesi hiç araştırılmadı.
- Anayasanın 10, 36,
37, 38, 90 ve 141’inci maddeleri ile AİHS’nin 5, 6 ve 7’nci
maddelerindeki temel hak ve özgürlüklerimiz ihlâl edilerek,
göz göre göre Türk Milletinin gözünün içine bakılarak hem de
onun adına büyük bir hukuk cinayeti işlendi.
Verilen kararlardan hangi aşamada dönülürse dönülsün,
yapılan haksızlık ve hukuksuzlukların bende ve ailemde
yarattığı maddi-manevi kayıpların telafisi mümkün değildir.
Takdir Yüce milletimizindir"
a45UyF587661-201307301451-09
| Kurmus
oldugum gruba uye olun Moderasyonsuz, sansursuz ve ozgur bir gruptur: Ozgur_Gunde...@yahoogroups.com |
Ayrilmak
isterseniz de : Ozgur_Gundem...@yahoogroups.com |
Grup
Sayfamız : http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/ |
Arzu
ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz. http://orajpoyraz.blogspot.com/ |