Cenap BeySorularımı tek tek cevaplama zahmetiniz için teşekkür ederim.Tasavvufi terimler daha ziyade mecazi anlamları ihtiva eder. İstiare, teşbih vb. unsurları bünyesinde barındırır. Bu nedenle çoğu kez yanlış anlaşılır ve yanlış yorumlanır.Hatta bir kısım mutasavvıflar bazı mutasavvıfların sözlerini mecrasından saptırarak yanlış anlamalar yanlış yorumlamalarda bulunmuşlardır.Bu konuda size hak vermekle birlikte sizi bu hususta oldukça ifratçı olarak görüyorum. Siz yanlış örneklerden yola çıkarak bütün hakkında kanaatte bulunuyorsunuz.Sizin taşıdığınız olumsuz kanaatlerinizle örtüşmeyen mutasavvıflar ve tasavvufi görüşler de bulunmaktadır.Bu mutasavvıflar ve tasavvufi görüşlere karşı keen lem yekün (sanki hiç yokmuş gibi) davranmaktasınız.Ben zaman yetersizliğim nedeniyle çok uzun yazamayacağım. Bu nedenle her bir cevabınız ile ilgili kanaatlerimi ayrıntılı serdedemeyeceğim. Bir ikisine değinebileceğim.Şeriat Tarikat Hakikat kavramlarını senin ele aldığın tarzda değerlendiren mutasavvıflar olduğu gibi bu şekilde değerlendirmelere karşı çıkan ve nasıl anlaşılması gerektiği hususunda doğru olanı tarif eden mutasavvıflar da bulunmaktadır.Mesela bunlardan bir tanesine örnek vereyim.İmam Muhammed Birgivi Tabakat isimli eserinde bu hususta şöyle der : Arapça orjinaliوكل تلك المراتب لا يتم إلا بالشريعة ، فان من لم يكن شريته مكملة لم يحصل له الطريقة والمعفرة والحقيقة ، ومن أفسد الشريعة بعد تكميل المراتب فقد افسد الطريقة والمعفرة والحقيقة ، كما قال النبي صلى الله عليه وسلم الشريعة شجرة والطريقة أعضائها والمعرفة أوراقها والحقيقة أثمارها ، فإذا لم يكن شجرة لم يكن أعضائها وأوراقها وأثمارها
Tercümesi şöyledir :Şu tertipler şeriat olmaksızın asla tamam olmaz. Eğer bir kimsede şeriat mükemmel olmazsa ondan ne tarikat ne marifet ne de hakikat hasıl olmaz. Kim ki şeriatı ifsad eder ve ondan sonra diğer tertipleri (tarikat-marifet-hakikat) tekemmül ettirirse, o kimse tarikatı da marifeti de hakikati de ifsat etmiş olur. Şeriat ağaçtır.Tarikat onun dallarıdır. Marifet onun yapraklarıdır. Hakikat de onun meyveleridir. Eğer ağaç olmazsa ne dalları, ne yaprakları ne de meyveleri olur.Dikkat edersen İmam Birgivi şeriatla hakikati birbirinden soyutlamadığı hakikati şeriatten üstünmüş gübü göstermediği gibi , bilakis şeriatın asıl olduğunu hakikatin ise ona bağlı ondan neş'et eden onun bir semeresi olduğunu belirtiyor.Hz Ali'ye (KV) nisbet edilen aşağıdaki söz hususundaki görüşüm/kanaatlerim şöyledir :النَّاسُ نِيَامٌ فَإذَا مَاتُوا انْتَبَهُوا
Bu sözün tercümesinde İNTEBEHU kelimesini Türkçe'ye "UYANIRLAR" şeklinde tercüme ediliyor ki bu ifade tam olarak anlamı karşılamıyor.
حَتَّى إِذَا أَدْرَكَهُ الْغَرَقُ قَالَ آمَنتُ أَنَّهُ لا إِلِهَ إِلاَّ الَّذِي آمَنَتْ بِهِ بَنُو إِسْرَائِيلَ وَأَنَاْ مِنَ الْمُسْلِمِين
"Nihayet (Firavun) boğulacağı anda şöyle dedi: 'İsrailoğullarının iman ettikleri (ilah)dan başka hiçbir ilahın olmadığına inandım. Ben de Müslümanlardanım'
آلآنَ وَقَدْ عَصَيْتَ قَبْلُ وَكُنتَ مِنَ الْمُفْسِدِينَ
"Şimdi mi (ümidi kesince mi iman ediyorsun)? Halbuki sen bundan önce isyan etmiş ve fesatçılardan olmuştun."
12 Eylül 2015 12:05 tarihinde salihcenap salih...@gmail.com [YAZARLARBIRLIGI] <YAZARLA...@yahoogroups.com> yazdı:Yunus Bey,Sorularınızı elimden geldiğince cevaplamaya çalışayım:-Tasavvufçuların hangisinde dinlerin özellikle islam dininin yetersiz olduğu inancı bulunmaktadır?Tasavvufta İslam dinin kurallarını ciddiye almayan, hakikate ulaşmada "yetersiz/lüzumsuz" sayan "ariflerin" hikayeleri pek fazladır. Sadece şeriat-tarikat-hakikat taksonomisi bile şeriatın (yani İslam dininin kurallarının) hakikate ulaşmada aşılması gereken bir mertebe gibi görüldüğünü gösterir. Tasavvufta şeriat (yani dinin kuralları), bir dış yapı olarak ele alınmış ve işin içyüzüne hakikat denilmiştir. Şeriatten hakikate giden yola tarikat denir. Şeriat, kabuk kabul edilmiş, tarikat ve hakikat öz olarak değerlendirilmiştir. Şeriatın emirlerine uyup tarikata girmeyen kişiler, işin kabuğunda kalmakla itham olunmuşlardır. Şeriat, yani Allah'ın resulu vasıtasıyla bize gönderdiği kurallar bütünü tasavvufta hafife alınır.Mevlana’nın mıdır yoksa Ebu Said Ebu’l Hayr’a mı tartışılan şiiri hatırlayalım:Gel, gel, ne olursan ol yine gel,
İster kafir, ister mecusi,
İster puta tapan ol yine gel, ,
Bizim dergahımız, ümitsizlik dergahı değildir,
Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel…
Şu toprağa sevgiden başka bir tohum ekmeyiz,
Şu tertemiz tarlaya sevgiden başka bir tohum ekmeyiz biz…
Beri gel, beri ! Daha da beri ! Niceye şu yol vuruculuk ?
Madem ki sen bensin, ben de senim, niceye şu senlik benlik…
Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde aramayınız!
Bizim mezarımız âriflerin gönüllerindedir.Puta tapanın "o haliyle" İslam'da yeri var mı? Sevgi-aşk küfrü örten bir şey mi? Kitapta yeri olmayan bu bilgiye mutasavvıf nereden erişir? Buradaki sapık anlayışın adı vahdet-i edyandır.Süleyman Uludağ şöyle anlatıyor:Tasavvufta; dinlerin birliği (vahdet-i edyân). Bütün renklerin aslı renksizlik olduğu gibi, bütün dinlerin aslı da bir ve aynıdır. Bu anlayışa “bî-reng”, yani renksiz(lik) denir. Bu da bütün insanların “elest bezmi”nde kendilerinin kul, Allah’ın Rab olmasını kabul etmelerinden ibâret olan tek ve bir dindir. Belli bir mertebeye ulaşan mutasavvıf, bütün din mensuplarına aynı gözle bakar. Çünkü hepsinin aslı birdir. Bütün dinler ve mezheplerde esas olan sözkonusu dinin renkleridir. Hallâc’a göre insanlar, kendilerinin tercih ettikleri din üzere değil; kendileri için tercih edilen din üzere bulunurlar. İbn Arabî’ye göre Allah, kendisinden başkasına ibâdet edilmemesine ferman buyurduğundan, esasen O’ndan başkasına ibâdet etmek mümkün değildir, başka şeylere ibâdet edenler farkında olmadan Ona ibâdet ederler. O yüzden put da birdir, Allah da (S. Uludağ, s. 102-103).Gnostikler kitapları/dinleri yetersiz sayıp, ilham/keşf/rüya adı altında gayr-i meşru delillerle hareket ederler. Kendileri "doğrudan" öte alemle temas kurduklarına göre sürekli güncelleme aldıklarından kitaplar "demode" sayılmalı, tanrının "gerçek" muradı onlardan öğrenilmelidir. Tasavvufta aynı şeyi görürüz.Size birkaç örnek vereyim:Yani Pir denen kişi öyle bir kişi ki, Müslümanlar için Allah'ın emri olan Hac ibadetini yapma şeklini değiştirebiliyor. Hacca giden kişiye sen benim etrafımda yedi kere dön hacı olmuş sayılırsın ben de (haşa) Allah sayılırım zaten deyip hac parasını da cebine indiriyor! Bugün biri bunu yapsa hepimiz ona şarlatan, sahtekar, dolandırıcı, din tüccarı, ona inanıp parasını kaptırana da cahil, gafil, ahmak demez miyiz?
- Mevlana'nın Mesnevisinin 2. cildinden aynen iktibas ediyorum:
- 2235. Rüya deyince şaşılacak şeyler açığa çıkar. Gönül uykuda pencere kesilir.
Uyanık olduğu halde güzel rüya gören âriftir. Sen onun bastığı toprağı gözüne sürme gibi çek.
Bayezid o pirin huzuruna varıp oturdu, halini sordu ; onun hem fakir, hem de aile efradı çok olduğunu anladı.
Pir, “ Ey bayezid nereye gidiyorsun gurbet pılı pırtısını nereye kadar çekip sürüyeceksin” dedi.
Bayezid “ Hac mevsimi.. Kâbe’ye gidiyorum” diye cevap verdi. Pir dedi ki : “ Yol masrafı olarak yanında ne var?”- 2240. Bayezid “ İki yüz dirhem gümüşüm var. Ridamın ucuna sımsıkı bağladım işte.” deyince,
Pir, “ Etrafımda yedi kere tavaf et. Bu tavafı hac tavafından daha makbul bil.
O dirhemleri de, ey cömert kişi, bana ver.Bil ki hac ettin muradın hâsıl oldu.
Umre ettin ebedi ömre nail oldun, sâf bir hale geldin, Safa’ya koştun, Saiy erkânını yerine getirdin.
Canının gördüğü Hak hakkı için ki o, beni kendi evinden daha üstün, daha makbul etmiştir;- 2245. Kâbe her ne kadar onun lütuf ve ihsan evidir ama benim vücudum da onun sır evi.
Tanrı, Kâbe’yi kurdu ama kurdu kuralı ona gitmedi. Halbuki bu eve, benim vücuduma, o ebedi diri olan Tanrı’dan başka kimse gelmedi.
Beni gördün ya, bil ki Tanrı’yı gördün; doğruluk Kâbe’sinin,hakikî Kâbe’nin etrafında tavaf ettin.
Bana hizmet, Tanrıya itaat etmek, onu övmektir. Sakın Hakkı benden ayrı sanma.
Gözünü iyi aç da bana öyle bak ki beşerde Tanrı nurunu göresin” dedi.
- Tarikatlerden yolu geçen herkes benzerlerini çok duymuştur: "Şeyh sana içki şişesi verse ve sana bardağını uzatıp doldur dese doldurmalısın. Allah'ın izni ile o içki su olur." derler. Burada şeyhi dini emirlerinin ötesine geçebilen ve takipçilerini de geçirebilen kişidir.
- Tasavvufun en büyük hanım "velisi" Râbia şöyle der: "Ateşinden korktuğum yahut cennetini umduğum için Sana ibâdet etmedim. Sana sadece zâtın için ibâdet ettim." Yunus Emre'nin de bu anlayışı şöyle tekrar ettiğini biliyoruz: "Cennet cennet dedikleri / Birkaç köşkle birkaç hûri / İsteyene ver onları / Bana Seni gerek Seni." Yeni bu mutasavvıflar Allah'a diyorlar ki "biz senin gönderdiğin kitapta anlattığın o basit dini aştık"! Cennet falan bunlar "değersiz" şeyler. Biz senin kitabında hiç bahsetmediğin "Allah aşkı" diye bir şey uydurduk ve onu dinin en yüksek hali olduğuna karar verdik. O yüzden (haşa) cennet, cehennem masallarını başkasına anlat! (Her normal Müslüman'ın yapacağı gibi Osmanlı Şeyhülislam'ı Ebussuud Efendi'nin zamanında Yunus Emre'nin bu şiirleri için küfür fetvası verdiğini -(Bak. Ebussuud Efendi, Fetvâlar, s. 87, Mesele 353, İst. 1972)- hatırlatayım. Ama bugünün Müslümanları hiç sorgulamadan bu zırvaları tekrar ediyorlar.)
- Şathiye, sekr hali, istiğrak, cezbe vb. şekillerle dinin hükümlerini çiğnemeyi normal saymaya ne demeli? Şeriatı basite alacak ve onu kabuk kabul edecek ifadelerle esas önemli olanın tarikat ve hakikat olduğu iddiasında bulunmaya, Allah’ın indirdiği hükümlerle hükmedilmemesine ciddi bir tepkide bulunmamaya? Adam ben Allah'ım diyor daha ne desin?
- Aracısız olarak Allah’a yapılması gereken tevbeyi, almak-vermek şeklinde bir insan karşısında yerine getirmenin gereğine inanıp günah çıkartmaya benzeyecek uygulamalar ihdâs edenler herhalde İslam'ın belirlediği tevbe mekanizmasını yetersiz buluyorlar ki böyle bir yol tutuyorlar.
- Size dini nasıl hiçe saydıklarını, Allah'la nasıl laubali olduklarını gösteren sayısız örnek verebilirim:
- "Var kardaşın öldür,
dahî avradın boşa,
Anana kâbin kıydır,
Hakk'ı ıyân göresin." Sadeleştirip bugünkü dille söylersek: "Git, kardeşini öldür ve karını boşa, annenle nikâh kıydır, (Böylece) Allah'ı açıkça görmüş olursun."
(Yunus Emre)- “Ey akıllı kişi! iyi düşün... Put, varlık bakımından bâtıl değildir ki, Bil ki putu yaratan da Ulu Tanrı... İyinin yaptığı her şey iyidir.” (Şebusterî)
- Sekiz cennet yaptın sen Âdem için
Adın büyük, bağışla onun suçun
Âdem'i cennetten çıkardın, niçin?
Buğday nene lâzım, harmancı mısın?
Hafâya çekilip seyrâna durdun
Aklı yetmezlerin aklını urdun
Kıldan ince köprü yaptın da kurdun
Akar suyun mu var, bostancı mısın?
Yüz bin cehennemin korkmam birinden
Rahmân ismi nâzil değil mi senden?
Gaffâruzzüznûbum demedin mi sen?
Affet günahımı, yalancı mısın?
Şânına düşer mi noksan görürsün
Her gönülde oturursun, yürürsün
Bunca canı alıp yine verirsin
Götürüp getiren kervancı mısın?
(Azmi Baba)- Aşk katında küfr ile İslâm birdir
Her kanda mesken eylese âşık emîrdir."
(Seyyid Nesîmî)- Küfrettim Allah'ın dinine ki, küfür vaciptir; Bence, amma katında Müslümanların kabihtir...
(Hallacı Mansur)- Kıymetli Ahmet Fidan ağabeyim böyle örnekler verince bana hastanedeki müstahdeme kızıp hastaneyi kapatmak istiyorsun diyor. Ama öyle örnekler var ki onların söyleyenler müstahdem değil başhekim mertebesinde. Mesela bir İbn-i Arabi bahsi var ki doğrudan hastaneyi kapattırır. Ya da mesela şu zırvaları ortaya atıp sonra tevil için kırk takla atan İmam-ı Rabbani'ye müstahdem diyebilir miyiz:
- "Sâlik, kâfir olmadıkça Müslüman olamaz, kardeşinin başını kesmedikçe Müslüman olamaz. Anası ile tezevvüc etmedikçe (evlenmedikçe) Müslüman olamaz." (Mektubat, İmam Rabbani, 445. Mektup)
-Tasavvufçuların hangisi hakikate ait bilgiler Ruhsal ve psişik yolla elle edilir demişlerdir ?Keşf, rüya, ilham tasavvufçuların hakikate ait bilgileri elde ettikleri ruhsal/psişik yollardır. Bazı mutasavvıflar bu yollarla Allah'tan "doğrudan" bilgi aldıkları için velilerin, Cebrail vasıtasıyla vahiy alan nebilerden üstün olduğunu iddia etmişlerdir.-Tasavvufçular gerçek olan dünya yaşamı değil ruhsal yaşamdır demişlerdir?İbn-i Arabi Fusul-ul Hikem'de Vahdet-i Vücûd öğretisinin temel tezlerinden olan “âlemin varlığının Hakk’ın varlığının bir gölgesinden ibâret olduğu, gerçek varlığın Hakk’a âit olduğu” görüşünü ileri sürer.Tasavvufçuların hadis olduğunu iddia ettikleri meşhur cümleyi bilirsiniz: "İnsanlar uykudadırlar, öldükleri vakit uyanırlar."Bu sözün Arapçası şöyledir:النَّاسُ نِيَامٌ فَإذَا مَاتُوا انْتَبَهُواİmam Gazâlî, bu sözü, İhyâ, el-Munkızu Min'ed Dalâl gibi bazı kitaplarında senedsiz olarak Peygamberimizin sözü olarak nakletmiştir. el-Bânî, bu sözün Hadis olarak aslı olmadığını belirtmiştir. Irâkî, bu sözün Hz. Ali'ye nispet edildiğini söylemiştir. İbn-i Asâkir ise, bu sözü mevkûf olarak Hz. Ali'den rivâyet etmiştir. Meşhur olan görüşe göre bu söz, Hz. Ali b. Ebî Tâlib radıyallâhu anhu'ya nispet edilmektedir. Tasavvufçular bu sözden hareketle "gerçek" olanın dünya hayatı olmadığını, dünya hayatının bir rüyadan ibaret olduğunu iddia ederler ki tamamen gnostik bir görüştür.-Tasavvufçuların hangisi dünya algısı düalite ilkesinin geçerli olduğu gelişim ortamı olduğu iddiasına sahiptir ?Zahir ve Batın ayrımı tam da burada bahsedilen dualitedir. Elbette şahadet ve gayb alemleri vardır ama (normal) Müslümanlar hadlerini ve dinlerini bilip gaybtan haber almak iddiasında olmazken tasavvufçular, şeyhler, mürşid-i kamiller, arifler, dervişler, ermişler, abdallar, gavslar, kutublar gibi kendi uydurdukları bir takım mevkilerdeki adamların gaybı bildikleri, öteki alemden mesajlar aldıkları zannıyla hareket ederek ikili bir dünya kavrayışı ortaya koyarlar.-En önemlisi reenkarnasyona inanan herhangi bir tasavvufçu var mıdır?Tasavvufta reenkarnasyona inanç vardır diyemem. Bu zamana kadar yaptığım okumalarda böyle bir örneğe rastlamadım.-Bir diğer önemli husus da hangi tasavvufçu Gnostik metinler olan Tomas İncili, Yuhannanın gizli kitabı, Filip İncili gibi metin ve kitaplara ve bu metinlerdeki inançlara sahiptir?Tasavvuftaki vahdet-i vücud, hulul, kerametler, aşk-sevgi yüceltmeleri, seyr-i süluk, evliyalık gibi peygamberimizin hayatında olmayan ne varsa hepsi bu kitaplar ve diğer hıristiyanlık öncesi Yunan ezoterizminden iktibas edilmiştir.Elbette her şeyin en doğrusunu yüce Rabbimiz bilir. Doğru biliyorsak ilmimizi ve sözümüzün tesirini arttırsın, yanılgı içindeysek kendimizi düzeltmemizi nasip etsin.Amin.8 Eylül 2015 18:01 tarihinde Yunus Kavik yka...@gmail.com [YAZARLARBIRLIGI] <YAZARLA...@yahoogroups.com> yazdı:Cenap beyGnostisizm'in İlkeleri şunlardır.
- Hakikatlere ulaşabilmede dinler yetersizdir.
- Hakiki bilgiler, yani hakikate ait ya da hakikate yakın bilgiler ancak ruhsal ve psişik gelişim yoluyla edinilebilir.
- Ruh ölümsüzdür. Ruh dünya yaşamında bir tür hapishane yaşamı geçirmektedir.
- Gerçek olan, fiziksel dünya yaşamı değil, ruhsal yaşamdır.
- Dünya düalite ilkesinin geçerli olduğu bir gelişim ortamıdır.
- Ruhsal gelişim yolunda en önemli bilgi kaynaklarından biri ruhsal alemden ruhsal irtibatlarla alınabilecek yüksek bilgiler içeren tebliğleridir ki, bunlar ruhsal bakımdan seçkin insanlara verilir.
Gnostik bilgelerin hemen hemen hepsi, Reenkarnasyonu kabul eder.
En önemli Gnostik metinleri; Tomas İncili, Yuhanna'nın Gizli Kitabı, Filip İncili ve Pistis Sofya'dır.
Madem tasavvuf Gnostisizm'den esinlenmiş ise,-Tasavvufçuların hangisinde dinlerin özellikle islam dininin yetersiz olduğu inancı bulunmaktadır?-Tasavvufçuların hangisi hakikate ait bilgiler Ruhsal ve psişik yolla elle edilir demişlerdir ?-Tasavvufçular gerçek olan dünya yaşamı değil ruhsal yaşamdır demişlerdir?-Tasavvufçuların hangisi dünya algısı düalite ilkesiningeçerli olduğu gelişim ortamı olduğu iddiasına sahiptir ?-En önemlisi reenkarnasyona inanan herhangi bir tasavvufçu var mıdır?-Bir diğer önemli husus da hangi tasavvufçu Gnostik metinler olan Tomas İncili, Yuhannanın gizli kitabı, Filip İncili gibi metin ve kitaplara ve bu metinlerdeki inançlara sahiptir?"İnsaf dinin yarısıdır" demişler.İslam Tasavvufufunu Gnostisizm ile eş değer görmeniz hususunda ,El-İnsaf diyorum.Ahmet Fidan Bey'in düşüncelerine katılıyorum.Selam ve SaygılarYunus Kavik
31 Ağustos 2015 13:52 tarihinde Ahmet Fidan ahmetf...@gmail.com [YAZARLARBIRLIGI] <YAZARLA...@yahoogroups.com> yazdı:Sevgili Cenap,Tasavvuf, içinde olmayınca çok kolay algılanacak ve hakkında hüküm verilecek, kolay bir lokma, başka bir deyimle ilim değildir. Tasavvufun yığınla tanımı bulunmaktadır. Kanaatimce en güzel tanım tasavvuf, nefs ile mücadele ilmidir. Konunun tam burasında nefsi tanımlamak ve hakkında tam bir bilgiye sahip olmak gerekiyor.İslami temelli bilgilerde selefi salihin harika bir yol benimsemiştir. Esas ve usul. Mesela, Kıraat ilmi tahsil etmek için önce usül öğrenmek gerekir. Tefsir bir ilimdir. Sıradan bir insan çok iyi arapça biliyorum diye hemen tefsire kalkamaz. Çünkü tefsir ilminin kendine ait usülleri, daha açik bir deyimle literatürü bulunmaktadır.Örnekleri çoğaltabiliriz.Ama senin sürekli vurguladığın bir konuda kesin yanıldığına ve özelikle islami ilimlerin usul ve esaslarına dair tam bir bilgi noksanlığı olduğu kanaatine vardım.Batıda senin söz konusu ettiğin çağrışımlar çok yeni ve dikkat edersen İslamın zuhurundan çok sonradır. Batı İslamın ortaya çıkmasından sonra pek çok alanda aşırmalarda bulunmuştur. Edebiyatta, sanatta ve kısaca düşünce tarzında.Özellikle düşünce alanında bunun sayısız örnekleri vardır. Batının teknolojinin ortaya çıkması ile piyasaya sürdüğü ve kendine ait gibi lanse ettiği düşünce biçimlerinin İslamla mukayesesi Allah korusun bizi imanımızdan çıkarır.Sana çok çarpıcı bir örnek vereyim izninle. Dünya edebiyat literatüründe ilk romanın Volair'e ait olduğu söylenir. Adı Candid. Candid, Volterin zihni ürünüdür. Romanın kahramanı Candit, Almanya'da doğar dünyayı dolaşır ve İstanbul'da ölür. Çok ilkel bir romandır ve tamamen hayal ürünüdür.Sana samimi bir bilgi vereyim. Hicri 5. asırda yaşamış Hariri'nin Makamat adlı kitabı önemli bir eserdir. Ve Canditle karşılaştırdığınızda karşınıza ne çıkıyor biliyor musunuz? Voltair gibi bir zat Haririyi çalmış ve kendine roman yazmış.Şimdi senin koyduğun mantıkla yola çıkarsak, Hariri batıdan faydalanmış diye düşünülebilir mi?Aslında seninle bu konularda tartışma niyetinde değilim. Ama bir kardeşin olarak sana tavsiyem önce İslamı öz kaynaklarından tetkik etmen, sonra İslam düşüncesinin Avrupa'ya etkilerini araştırmanı tavsiye ederim. Ama bir şeyi asla unutmamak lazım, bizim imanımız en büyük güç ve sermayemizdir. Kıl kadar tereddüt ve şüpheyi kaldırmamaktadır.Şu bir gerçek, İslam bilim tarihinde alimler arasında çok keskin ve kırılgan tartışmalar olmuştur. O tartışmalara katılmak için en az o alimler kadar bilgi birikime sahip olmak gerekir.Günümüzde İslam adına kılıç sallayan ve kendisini islamın müdafii zanneden yığınla insan var, sübhanekeyi okumasını bilmiyor. Çok hazin değil mi?Sevgilerimle gözlerinden öperim.31 Ağustos 2015 11:17 tarihinde salihcenap salih...@gmail.com [YAZARLARBIRLIGI] <YAZARLA...@yahoogroups.com> yazdı:
| Reply via web post | • | Reply to sender | • | Reply to group | • | Start a New Topic | • | Messages in this topic (4) |