merhaba, 25 Kasım kadına şiddete hayır günü nedeniyle Erzincan'da düzenlenen basın metni aşağıdaki gibidir.
BASINA VE KAMOYUNA
25 Kasım’da Trijillo Diktatörlüğü’ne karşı çıkarak insan hakkı mücadelesi veren 3 kız kardeşin öldürülmesinin ardından tam 53 yıl geçti. 53 yıl önce, 1960’ta, Dominik Cumhuriyeti’nde yaşayan ve Mirabel Kardeşler olarak tanınan Patria, Minerva ve Maria Teresa’nın cesetleri bir uçurumun dibinde bulundu. Ölümleri kayıtlara “trafik kazası” olarak geçirildi. Oysa gerçek böyle değildi. Patria, Minerva ve Maria Teresa Kardeşler; mücadelede en ön saflarda yer alıyor ve burada insan hakları mücadelesine önderlik ediyorlardı. İşte bu yüzden Teresa Kardeşler, yani Mirabel Kardeşler, “trafik kazası” ile değil; tecavüz edilerek katledilmişlerdi. Bir savaş politikası olarak cinsel saldırılara hedef olan kadın bedeni, bu kez mücadeleye atılan kadınları ortadan kaldırmak için hedef alınmış ve kadın kimliğini aşağılamak adına tecavüz edildikten sonra katledilmişti Mirabel Kardeşler. “Trafik kazası”na inanmayan Dominik halkı Mirabel Kardeşlerin katledilmesi ile daha da öfkelendi ve 1 yıl sonra Trijillo Diktatörlüğü’nün yıkılmasına neden olan ayaklanmanın fitilini yaktı.
Mirabel Kardeşler, katledilmelerinin üzerinden on yıllar geçse de unutulmadılar. Yasaklamalara, yok saymalara karşı süren anmaların sonucunda 1999’da Birleşmiş Milletler 25 Kasım’ı “Kadına Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılması için Uluslararası Mücadele Günü” ilan etti. Ve dünyanın dört bir yanında kadınlar onların özgürlük ve insan hakları için verdikleri mücadeleyi unutmadılar.
Mirabel Kardeşler’den aldığımız direniş geleneğini büyüterek sürdürüyoruz. Kah Patria oluyoruz barikat başlarında direnen, kah Minerva mücadelenin önemini anlatan, kah da Maria slogan atan… Ama kesemiyorlar sesimizi… Ne kadın katliamları ne tecavüz ne de yok saymaları ile!
Devletin kadına karşı en güçlü silahı: Cinsel işkence
Elbette kadına yönelik şiddet, ne Mirabel Kardeşler’le başladı ne de Mirabel Kardeşler’le sonlandı. Mirabel kardeşleri katleden zihniyetin bir benzeri bugün de kadınların etek boylarından tutun da evlerinin içine kadar yaşamın her alanını denetleme çabasındadır. Aynı akıl her gün beş kadının öldürüldüğü, onlarca kadının taciz ve tecavüze uğradığı, çocuk istismarının son derece korkunç boyutlara ulaştığı gerçeğini yok saymaktadır. Kadına yönelik şiddeti sıradanlaştırmaya çalışmaktadır. Bugün hala bedenimiz erkek egemenliğinin savaş alanı olarak görülmeye, en yakınlarımız tarafından “namus” adı altında şiddete uğramaya, katledilmeye, taciz-tecavüze maruz kalmaya, yok sayılmaya, 2. ve hatta 3. sınıf insan muamelesi görmeye devam ediyoruz. Erkek egemen sistemin koruyucusu devlet ile kurumları ve yine bu anlayışla şekillenen toplum tarafından baskı altında tutuluyor, çalışma yaşamından dışlanıyor, eğitim ve sağlık gibi haklardan mahrum bırakılıyor, politikadan uzak tutulmaya çalışılıyoruz. Ancak biz kadınlar unutmuyor, unutturmuyoruz! Hangi coğrafyada, hangi iklimde olursa olsun kadınları ikincilleştiren bu sistemle hesaplaşmaya devam ediyoruz.
Erkek egemen tahakküm en kirli yüzünü kadınlara yönelik şiddet, taciz, tecavüz, istismar ve cinayetler olarak göstermektedir. Rakamlarla geçiştirilmeye çalışılan, çeşitli adli tedbirlerle çözüme ulaştırılmak istenen erkek şiddeti kadınları evlerinde, sokakta ve iş yerlerinde hedef almaya devam etmektedir. Erkek şiddeti sistematik ve yaygın şekilde sürdürülmekte; bizzat iktidardakiler tarafından meşrulaştırılmaktadır. Kimi zaman Başbakan’ın ağzından çıkan bir sözle başlamakta kimi zaman da kamu görevlileri tarafından doğrudan uygulanmaktadır. Her seferinde kadınların bedenleri, emekleri, kimlikleri ve hayatları erkek egemen düzen tarafından şekillendirilmeye çalışılmaktadır.
Devletin kadınları hem yaşamdan hem de yaşamda bilinçli bir şekilde ilerleme eyleminden mahrum bırakma geleneği olarak cinsel işkenceyi devreye sokması ülkemizde de erkek egemenliğinin en güçlü silahı olarak karşımıza çıkıyor.
25 Kasım’da cinsel işkenceye karşı mücadeleyi büyütelim. Devlet bu geleneğini Gezi Ayaklanması’nda da sürdürdü. İsyana katılan kadınlar, gaz bulutları altında polisin taciziyle karşılaştılar. İzmir’de YDK’lı Gezi direnişçisi Elif Kaya, gözaltına alınıp tutuklandığında götürüldüğü Şakran’da devletin gardiyanları tarafından taciz edildi. 70’lerde ve 80’lerde yaşanan bilinçli kadınlara yönelik devletin sistematik cinsel işkencesi o kadar yaygın şekilde bilinmese de son olarak Gezi Ayaklanması sırasında yaşanan bu cinsel saldırılar devletin kadın düşmanlığını sergilemesi açısından da önem taşıyor. Devlet kaçamayacağı kadar teşhir olmuş durumda.
Kadınlarla erkeklerin aynı evde aile kurmadan birlikte yaşamalarını kendi demokrasi anlayışına uygun bulmayanlar; 2013’ün ilk on ayında 149 kadının en çok kutsal aile üyeleri tarafından katledildiğini bilmiyorlar mı? Onlar görmezden, duymazdan gelse de, bizler biliyoruz ki kadınlar en çok eşleri, eski eşleri, babaları, ağabeyleri ve yakın akrabaları tarafından şiddete maruz kalıyor ve öldürülüyor. İktidar tarafından her gün yeniden üretilen kutsal aile miti biz kadınlar için ölüm kusmaya devam ediyor.
Bilinçli/bilinçsiz, örgütlü/örgütsüz kadınlar da olsak erkek egemenliği tarafından şekillendirilen toplumsal yapının hücrelerimize işleyen kodlarında hala cinsel saldırılara karşı kendimizi savunmasız hissediyor, cinsel saldırının bizlerin ve ailemizin “namusunu kirleten” bir durum olduğu algısı ile korkularımızın duvarları arasına gizleniyoruz. Erkek egemen devlet bu savunmasızlığımızdan ve korkularımızdan, bu toplumsal yapıdan beslenerek her daim bu saldırılarını sürdürüyor.
Evet dün Mirabel kardeşlerdik; bugün panzerlerin önüne korkusuzca çıkan kırmızılı ve siyahlı kadınlarız. Biz, utanç duvarlarına karşı bedenini ölüme yatırmaktan çekinmeyen; emek, özgürlük, adalet ve barış mücadelesinde adım adım, ilmek ilmek yaşamı örenleriz. İşte tam da bu yüzden bu 25 Kasım’da hedef alınması gereken tam da devletin bu cinsel işkence silahıdır. Devletin bu silahını elinden almanın en önemli yolu cinsel şiddet ve işkence konusunda kendimizin ve en geniş kadın kitlelerinin bilinçlendirilmesinden geçmektedir. Bu 25 Kasım, bu korkumuza, savunmasızlığımıza darbe vurduğumuz gün olsun!
“Bedenimiz, kimliğimiz, emeğimiz ve hayatlarımız bizimdir!” diye sesleniyoruz.
ŞİDDETSİZ BİR TOPLUM, ADALET, EŞİTLİK VE BARIŞ İÇİN DİREN KADIN!
ERZİNCAN KADIN PLATFORMU
FATMA ÖZKAYA Eğitim Sen Erzincan Şubesi Kadın Komisyonu Üyesi