Söyleşi: Dr. Ahmet Tahir Dayhan ile deprem felaketi üzerine…

51 views
Skip to first unread message

Serdar bilge

unread,
Mar 11, 2023, 4:41:52 AM3/11/23
to Özet alıcıları, Özet alıcıları, Özet alıcıları

Dr. Ahmet Tahir Dayhan ile deprem felaketi üzerine…

Nimetler Aynı Zamanda Sınama Vesilesidir

Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Hadis Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Dr. Ahmet Tahir Dayhan ile geçtiğimiz sene yayınladığı “Nebevî Kaynaklar Çerçevesinde Depreme Mânevî Hazırlık” isimli makalesi çerçevesinde deprem öncesinde, sırasında ve sonrasında yapılması gerekenleri konuştuk.

  • Ayet ve hadisler çerçevesinde musibet ve afetleri nasıl anlamalıyız?

Göklerde ve yerde olan, insanoğluna musahhar kılınmış ve hizmetine sunulmuş her ne varsa, ilâhî bir fermanla ansızın şiddetli bir azab ve sınama aracına dönüşebilir. Bir yanda göktaşları, karadelikler, kuyruklu yıldızlar; diğer yanda depremler, volkanlar, dev dalgalar, hortumlar... Yeryüzü sakinlerini kuşatan bu kaçınılmaz tablo, her türlü tehlike ve âfet riskine rağmen varoluş sürecindeki devamlılığın, düzen ve dengenin, aslında “bahşedilmişlik”ten ibaret olduğunu, kâinat üzerindeki “mutlak tasarruf”un yalnızca yüce Allah’a ait olduğunu ve insanın Rabbi tarafından durmaksızın korunup-kollandığını ispata yeterlidir.

Yüce yaratıcının, felaketleri tetikleyen sebep zincirlerini -tıpkı gaybın anahtarları gibi- elinde bulundurduğuna, harekete geçirmek için zamanı ve zemini belirleme yetkisinin sadece kendi zâtına ait olduğuna işaret eden çok sayıda Kur’ân âyeti vardır. Özellikle de yeryüzünde fesad ve kötülük çıkararak yaratılış gayelerini unutan, ilahi mesajdan uzaklaşanlara hitap eden bu âyetler, onları dengesini bozdukları şeyle, yani “yeryüzünün bizzat kendisiyle” tehdit ederler: “Kötülük tuzakları kuranlar, Allah’ın, kendilerini yere geçirmeyeceğinden veya kendilerine bilemeyecekleri bir yerden azabın gelmeyeceğinden veya onlar dönüp dolaşırlarken Allah’ın kendilerini yakalamayacağından emin midirler? Onlar Allah’ı âciz bırakacak değillerdir. Veya onları korkutmak üzere yakalayıvereceğinden emin midirler? Demek ki Rabbiniz, elbette çok esirgeyicidir, çok merhametlidir.” (Nahl, 45-47)

İnkarcılara yönelik olarak indirilen bu âyetlerin mü’minleri de uyaran; deyim yerindeyse “Rabbin kırmızı çizgilerinden” onları sakındıran yönü de dikkate alınmalıdır: “Yeryüzünü size boyun eğdiren O’dur. Şu halde yerin omuzlarında dolaşın ve Allah’ın rızkından yiyin. Dönüş ancak O’nadır. Yüceler yücesi olan Allah’ın sizi yerin dibine geçirmesinden emin misiniz? O zaman bir bakmışsınız, yer sallanıp çalkalanmaktadır. Yahut O’nun size taş yağdıran bir kasırga göndermesinden emin misiniz? Fakat bu tehdidimin ne demek olduğunu yakında öğrenirsiniz!” (Mülk, 15-17)

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) gök gürültüsü duyduğunda: “Allahım bizi gazabınla öldürme, azâbınla helâk etme, bundan önce canımızı afiyet üzere al!’ diye duâ ederlerdi. Allah katında Hz. Peygamber ve ashâbından daha mutî kullar ve daha hayırlı bir nesil bulunmadığına, buna rağmen onları bile korkuya sevk eden uyarıcı alâmetler gönderildiğine bakılırsa, Kur’ân-ı Kerîm’de sözü geçen her dünyevî ceza ve musibetten bir tutam, mü’minlere de tattırılacak demektir. Bu, münkirler için “ceza, gazap ve azap” alâmeti iken, mü’minler için “rahmet, bereket ve nasihat” vesilesi olmaktadır/olmalıdır.

  • Depreme karşı nasıl bir manevi hazırlık gerekir?

Teknolojik gelişmelerin ve bu alana ait ar-ge çalışmalarının ortaya koyduğu kurallara göre inşaat yapmak veya eski binaları güçlendirmek, yapı denetimini sağlamak, iç ve dış mimariyi depremde en az hasar görecek şekilde dizayn etmek, deprem esnasında ve sonrasında daha çok hayatın kurtulmasına yarayacak önlemler üzerinde çalışmak... Bunların hepsi, depreme duyarlı herkesin sıklıkla duyduğu veya okuduğu “maddî tedbirler”den birkaçıdır. “Afet ve acil durum yönetimi” kavramı, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in “Tedbir gibi akıl yok!” uyarısının yanına konulunca, daha bir anlam kazanmaktadır.

“Deveni bağlayıp öyle tevekkül et” nasihati veren bir peygamberin ümmetinden beklenenin, 17 Ağustos 99’dan bu yana özdeyiş haline gelen “deprem değil bina öldürür” sloganından hareketle maddî önlemler için özel bir çaba sarf etmek olduğu şüphe götürmeyen bir gerçektir. Ne var ki bizim üzerinde durduğumuz konu, hadis-i şerifin ikinci kısmı, yani işin “tevekkül” tarafıyla daha çok ilgilidir. Bu konuda diğerine nazaran, hakkında daha az bilgiye sahip olunduğunu düşünüyoruz. Tevekkül “maddî tedbir”le çelişmediği gibi, insanları depremin ürpertici tarafıyla yüzleşmeye mânen ve rûhen hazırlama, deprem sonrası ortaya çıkması muhtemel ruhsal çöküntüyle başa çıkma görevini de ifa eder.

Ebû Bekr İbn Ebî Şeybe ve İbn Ebi’d-Dünyâ tarafından mürsel bir senedle doğrudan Peygamber efendimiz (s.a.v.)’den rivâyet edilen bir hadis şöyledir: “Nebî (s.a.v.) zamanında Medine’de zelzele oldu. Allah Rasûlü elini yere koyarak ‘Sakin ol! Daha vakti gelmedi!’ dedi ve sonra ashâbına dönerek ‘Rabbiniz sizden kendisini razı/hoşnut etmenizi istiyor. O’nu hoşnut ediniz!’ buyurdu.” Müfessir Taberî (ö. 310/922)’nin naklettiğine göre, Abdullah b. Mes’ûd (r.a.), valiliği zamanında Kûfe’de deprem olunca, Hz. Peygamber’den rivâyet edilen bu son cümlenin aynısını söylemiştir.

Hz. Ali’nin torunu Ali b. el-Hüseyn (Zeynülâbidîn Hz.) şöyle demiştir: “Küsûf (güneş/ay tutulması) veya zelzeleyle karşılaştığınızda Allah’a sığının, O’na dönün, küsûf namazı kılın. Zelzele olduğunda küsûf namazının arkasından şu âyeti okuyun: “Şüphesiz Allah gökleri ve yeri, nizamları bozulmasın diye tutuyor. Andolsun ki onların nizamı eğer bir bozulursa, kendisinden başka hiç kimse onları tutamaz. Şüphesiz O halîmdir, çok bağışlayıcıdır.”(Fatır, 41) 35 Sonra şöyle deyin: َ”Ey göğü, izin verdiği hariç, yere düşmekten uzak tutan! Bu musîbeti de bizden uzak tut!” Eğer zelzele çoğalırsa, sakinleşinceye kadar her Pazartesi ve Perşembe günü oruç tutun. Ve yaptıklarınızdan dolayı Rabbinize tövbe edin. Kardeşlerinize de böyle yapmalarını emredin. İnşâallah sükûnete erecektir”.

Depremden “mânevî bakımdan” korunma dışında, en az zararla kurtulmak için alınacak maddî tedbirlerin de bunlara eklenmesi dînî bir zorunluluktur. Geçmişte, depremi “tedbirsiz bir tevekkülle” karşılayanlar, hatta başvurulan maddî anlamdaki çarelere “kadere rıza göstermeme” olarak bakanları tenkid mahiyetinde, Süyûtî’nin Keşfü’s-Salsale an Vasfi’z-Zelzele adlı kitabına aldığı şu anekdot dikkate şayandır: “Hanefîlerden Kâdîhân’ın Fetâvâ’sında şunu gördüm: Bir kimse bir evde depreme yakalanırsa, bazılarının zannettiği gibi oradan kaçması ve geniş bir meydana çıkması mekruh değildir. Hatta kaçması müstehaptır. Zira rivâyet edildiğine göre; Rasûlullah (s.a.v.) eğik duran yüksek bir duvarın önünden geçerken hızla yürümeye başladı. Kendisine ‘Allah’ın kazâsından mı kaçıyorsun?’ diye sorulunca; ‘Allah’ın kazâsından kaçışım da Allah’ın bir kazâsıdır’ buyurdu.

  • Deprem gibi musibetler de nimetler gibi aslında bir imtihan vesilesidir diyebilir miyiz?

Tabii ki… Gökte ve yerde “doğal âfet” kıyafetine bürünerek arz-ı endâm eden bütün imtihan vasıtaları, bir yandan “nankörlüğü kınamak”, diğer yandan “sabrı sınamak” için gönderilmekte; aynı anda iki farklı görevi îfâ edecek şekilde tecellî etmektedirler. İbn Mes’ûd (r.a.)’un, Kûfe’de vali olduğu sırada kendisine ulaşan deprem haberi üzerine; “Muhammed (s.a.v.)’in ashâbı olan bizler, âyetleri (sıradışı hâdiseleri) bereket sayardık; sizler ise korkutma (tahvîf) sayıyorsunuz” demesinin ardındaki sebep de muhtemelen budur. “Katıksız iman sahibi olan ashâb, aniden ortaya çıkan her âfeti, derece kazandıran birer mükâfat olarak görürken ve Allah’ı razı etmek için daha çok amel işlemeye teşvik sebebi sayarken; siz iman ve amelinizde nasıl bir eksiklik hissediyorsunuz da korkuya kapılıyorsunuz?” demek istemiş olmalıdır. Ashâb-ı kirâm’ın gözünde depremler, “Andolsun ki sizi biraz korku ve açlık; mallardan, canlardan ve ürünlerden biraz azaltma ile deneriz, sabredenleri müjdele!” (Bakara, 155) âyeti ile “Bir deneme olarak sizi hayırla da, şerle de imtihan ederiz” (Enbiya, 55) âyetinin tefsiriydi. Onlar, başa gelen her musîbetin, kendi yapıp-ettikleriyle mutlaka bağlantılı; ama aynı zamanda onlara da keffâret olarak meydana geldiğini biliyor ve buna inanıyorlardı. Âfetin mantığını kavramanın en kestirme yolu, neticesine bakmaktı onlara göre: “Dağlar gibi dalgalar onları kuşattığı zaman, dini yalnız Allah’a has kılarak ihlâsla O’na yalvarırlar. Allah onları karaya çıkararak kurtardığı vakit içlerinden bir kısmı orta yolu tutar. Zaten bizim âyetlerimizi, ancak hâin nankörler bilerek inkâr eder.” (Lokman, 32) Yüce Rabbimizin cezasından affına, gazabından rahmetine, sarsıntısından sükûnetine kaçabilmek ümidimiz; âfetini ibadete, musîbetini tevbeye, tahvîfini duâya çevirebilmek gayretimiz olmalıdır. Son sözümüz nebevî bir hatırlatma olsun: “Duâ, inen belâya ve inmeyen belâya karşı faydalıdır. Ey Allah’ın kulları duâya sarılınız!” (Tirmizî, “Daavât”, 102)

AYRI KUTU

Deprem Öncesi ve Sonrası Yapılacaklar

Süyûtî’nin Keşfü’s-Salsale an Vasfi’z-Zelzele adlı eserinde nakledilen rivâyetlerden hareketle, depreme hazırlık veya (imkân dâhilinde) deprem sonrasını kapsayan safhada, ibadet nev’inden yapılması gerekenleri, maddeler halinde şöyle sıralayabiliriz:

1.                      Namaz:

Sahâbe-i kirâmın “deprem namazı”, “2 rek’at, 6 rükû ve 4 secde”den oluşan nâfile bir namazdır. Her rek’atte üç rükû ve diğer namazlardaki gibi mutad iki secde bulunmaktadır. Kıyâmda “kavâriu’l kur’ân” diye isimlendirilen; ins ve cin şeytanlarının şerrinden ve her türlü musibetten koruduğu için sıkça okunan (Âyetü’l-kürsî, Bakara sûresinin son kısmı, İhlâs ve Muavvizeteyn gibi) âyetlerle, zecr ve nehiy içeren, kalplere korku salan uyarı âyetlerinin okunması güzel görülmüştür.

Deprem sonrası kılınacak olan hususî bir namazın yanı sıra, isteğe bağlı herhangi bir namaza durulması veya doğrudan secdeye kapanılması ile ilgili olarak, Beyhakî’nin İbn Mes’ûd (r.a.)’dan naklettiği şu sözleri kaydetmeliyiz: “Semâdan gürültü (gök gürültüsü) duyduğunuzda hemen namaza durunuz.”

Bir başka rivâyette ise İbn Abbâs (r.a.) Hz. Peygamber (s.a.v.)’in şöyle buyurduğunu bildirmektedir: “Bir âyet (olağandışı bir alâmet) gördüğünüzde secdeye kapanın!”

Hatta İbn Abbâs, bir gün kendisine Safiyye bt. Huyeyy (r.anhâ, ö. 50/670)’in vefat ettiği haberi verilince hemen secdeye kapanmış, yaptığına şaşıranlara ise bu hadisi okuyarak; “Hangi âyet Nebî (s.a.v.)’nin zevcelerinin gidişinden daha büyük olabilir ki?” demiştir. Şu halde, her türlü felâket ve âfette yapılacak ilk ibadet, (mümkünse) secdeye kapanmak olmalıdır.

2.                      Sadaka, Dua ve Tövbe

Sadaka vermenin ve hayır işlemenin Allah Teâlâ’nın öfkesini dindireceğini ifade eden şu hadis-i şerif, edinilmesi kolay olduğu halde sıklıkla ihmal edilen mânevî bir kalkandan bahseder: “Ma’rûf-hayırlı işler/iyilikler, sıkıntılı anlardan/kötü durumlardan korur. Gizli sadaka da Rabbin gazabını söndürür.” Küçük şiddetteki sarsıntılar sonrası daha büyük depremlerin beklendiği zamanlarda, Cenâb-ı Hakk’ı hoşnut etmek için “sadaka vermek” (hatta imkanı olanların bir araya gelerek topluca kurban kesmeleri) yerinde olacağı gibi, dört büyük peygamberin duâlarının aynısıyla duâ edilmesi elzemdir.

3.                      Tesbih, Tekbir ve Salavat

Deprem öncesi sadaka vermek, duâ edip yakarmak ve tövbe etmek gibi, “tesbîh etmek, tekbîr getirmek ve salât ü selâm okumak” da müstehaptır. Peygamber Efendimizin gazve veya sefere çıktığında geceleyeceği zaman okuduğu duânın baş tarafı ile yine hasf (yer yarılıp içine batırılmak) ile ilgili yaptığı duâ da okunabilir:

“Ey Rabbimin arzı! Senin Rabbin de Allah’dır. Senin şerrinden, sendeki şeylerin şerrinden, senin içinde yaratılmış şeylerin şerrinden ve senin üzerinde yürüyen şeylerin şerrinden Allah’a sığınırım.”

“Allahım! Senden dünya ve ahirette bağışlanma ve afiyet dilerim. Allahım! Senden dinim ve dünyamda, ailem ve malım hususunda bağışlanma ve afiyet dilerim. Allahım! Ayıplarımı ört, korkularımdan beni emîn kıl. Önümden_arkamdan, sağımdan-solumdan ve üstümden gelecek felaketlere karşı beni koru. Altımdan gafil avlanarak helâk olmaktan senin azametine sığınırım.”

 

Kaynak: Altınoluk Dergisi Mart 2023, Sayı:445, sayfa:12-14

HASEBİ

 

 

Windows için Posta ile gönderildi

 

Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages