Yazarlar
07 Eylül 2013
Armağan KULOĞLU

Tartışılan konuya bakınız!
Anayasa Uzlaşma Komisyonu’nda iki siyasi parti temsilcisi tarafından, değişmez maddelerin 1982 yılında Milli Güvenlik Konseyi tarafından konduğu gerekçe gösterilerek, anayasada her şeyin değiştirilebileceği ifade edilmiştir.
Bu maddelerin ne olduğunu bir kere daha hatırlayacak olursak;
Anayasanın birinci maddesi, Türkiye Devleti’nin bir cumhuriyet olduğunu ortaya koyarken ikinci maddesi, devletin insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devleti olduğunu hükme bağlamaktadır.
Üçüncü maddesi ise, “Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür” cümlesiyle başlıyor ve dilinin Türkçe, bayrağının ay yıldızlı al bayrak, başkentinin de Ankara olduğunu teminat altına almaktadır.
Dördüncü maddesi de, ilk üç maddenin değiştirilemez hatta değiştirilmesi teklif dahi edilemez olduğunu belirtmektedir.
Komisyonda
önce dördüncü maddenin müzakere edilmesi, bu halledilirse diğerlerinin
görüşüleceği anlaşılmıştır. Anayasanın başlangıç hükümleri, değişmez maddeler
ve vatandaşlık tanımı gibi kritik konularda uzlaşma sağlanması karşılığında
başkanlık sisteminden vazgeçilebileceği beyan edilmiştir.
***
Devletin şekli, dili, bayrağı ve temel
ilkelerini belirleyen hususlar üzerinde tartışma yapılmasını, ulus devleti
ortadan kaldıran düzenlemelerin ortaya atılmasını ve üniter yapıyı zedeleyecek
tekliflerde bulunulmasını, hatta bunların pazarlık konusu yapılmasını kabul
etmek mümkün değildir.
Bunları teklif edenlerin ve destekleyenlerin, hatta görüşenlerin, hangi amaca hizmet etmek istediklerinin Türk Milleti tarafından fark edilmesi ve değerlendirilmesi kaçınılmazdır.
İhtiyaç
duyulan konularda değişiklik yapılması ve geçmişte yapılan bazı
değişikliklerden dolayı insicamı ve uyumu bozulan yerlerinin düzeltilerek düzgün
hale getirilmesi yerine, yeni bir anayasa yazılması konusunun ortaya
atılmasının altında yatan gerçeklerin de ne olduğu anlaşılmış durumdadır. Bunun herkes tarafından görülmesi
gerekir.
***
1982 Anayasasının bir Danışma
ve Kurucu Meclis tarafından hazırlandığı dikkate alınmalıdır. Meclisin mevcut
bir anayasayı ortadan kaldırıp, yerine yeni bir anayasa yapma yetkisi
tartışmalıdır.
Çünkü meclis yetkisini mevcut anayasaya uygun olarak milletten almıştır. Meşruiyeti bu anayasaya göredir. Milletvekilleri mevcut anayasaya göre yemin etmişler ve yeminlerinde de anayasaya sadakatten ayrılmayacakları hususunda büyük Türk Milleti önünde namus ve şerefleri üzerine ant içmişlerdir.
Ayrıca yeminlerinde, anayasanın başlangıç hükümleri ve değiştirilemez maddelerinde de yer alan vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız şartsız egemenliğini koruyacaklarını, hukukun üstünlüğüne, demokratik ve laik Cumhuriyete, Atatürk ilke ve inkılâplarına bağlı kalacaklarını da ifade etmişlerdir.
Bu durumda meclisin yetkisi,
Anayasa’nın 175. Maddesine uygun olarak değişiklik yapmaktır.
Bu değişikliklerin de, birilerini
memnun ve tatmin etmek için değil, halkın huzuru ve refahını sağlamak
maksadıyla ele alınabileceği unutulmamalıdır.
Vatanın ve milletin varlığı, bütünlüğü ve
güvenliğinin sorgulanmasına sebep olabilecek teşebbüslerden kaçınılmalı,
kuruluş felsefesinden ve bağımsızlığımızın kazanılmasından bugüne kadar
itinayla korunan değerlerimizden de asla taviz verilmemelidir. Verenler ve vermeye istekli olanlar
da sorgulanmalıdır.
***
Yeni bir Anayasa yapılması,
meşru olan Anayasanın hukuki olmayan bir şekilde ortadan kaldırılması olarak
algılanabilir.
Gelişmeler ve görüşmeler ülkede yeni bir gerginlik ortamının doğmasına da sebebiyet verilebilir.
Bu nedenlerle yeni Anayasa yerine, mevcut Anayasada, Türk Milletinin değerlerinden asla taviz vermeden, ancak çok elzem olan değişiklikler yapılması cihetine gidilmeli ve mutlaka değişiklik yapılması hususunda da ısrarcı olunmamalıdır.
Anayasanın değiştirilemeyecek kutsal maddelerinden başka görüşülecek yer kalmadı mı? Tartışılan konuya bakınız! İyi ki uzlaşamıyorlar. Maazallah bir de uzlaşırlarsa!
http://www.sanalbasin.com/goster/23871/?href=http://www.yg.yenicaggazetesi.com.tr/
Dip Not:

İlgililere ve kamuoyuna saygıyla duyurulur:
Millî ve milletler arası belgelerdeki bütün bu kayıtlar şunları göstermektedir.
1. Türkiye bağımsız bir devlettir. Türkiye’nin bağımsızlığının
kaldırılması ancak düşman devletler tarafından istenebilir. Türkiye de elbette düşmanlığa
düşmanlıkla karşılık verir. Bu, Türkiye’nin millî ve uluslararası hukuktan doğan en tabii hakkıdır.
2. Türkiye, sınırları uluslararası antlaşmalarla belirlenmiş, bütünlüğü olan
bir devlettir. Özerklik veya federasyon gibi bütünlüğü ve sınırları bozucu
talepler, ancak düşman güçler ve devletler tarafından dile getirilebilir. Elbette Türk halkı da bu taleplere
gereken karşılığı verir. Ve bu karşılık halkımızın millî ve uluslararası hukuktan doğan en
tabii hakkıdır.
3. Türkiye halkına Türk denir ve dolayısıyla Türkiye, Türk halkının devletidir. Devlete, Türk’ten başkasını ortak edecek
veya devleti Türk halkının devleti olmaktan çıkaracak bir teşebbüs Türk halkı
tarafından yok edilir. Türk halkının böyle bir teşebbüsü önlemeye ve yok etmeye
hakkı vardır ve bu hak
millî ve uluslararası hukuktan kaynaklanır.
Türk milleti
vakurdur ve sessizdir. Bu vakar ve sessizliği hiç kimse teslimiyet olarak
yorumlamaya kalkışmamalıdır.
“Özerklik, ortaklık, federasyon” gibi kavramları ağızlarına sakız edenler, Türk milletinin hak ve hukukunu korumak için, İstiklal Savaşında olduğu gibi yine kükreyeceğini akıllarından çıkarmamalıdırlar.
Aynı şekilde “Türk”ü birtakım etnik gruplarla aynı sıraya koyanlar da akıllarını başlarına devşirmelidirler.
Akıllarından geçenin ancak düşman ülke yönetimlerinin aklına gelebilecek bir “düşmanlık göstergesi” olabileceğini idrak etmelidirler.
Bu tür ifade ve kavramları Türk halkı da kadınıyla erkeğiyle, yaşlısıyla genciyle, işçisiyle memuruyla, çiftçisiyle esnafıyla, siviliyle askeriyle bu şekilde değerlendirecektir.
Yeni anayasa söylemleriyle Türkiye’yi dönüştürmeye yeltenenler şu cümleyi zihinlerine kazımalıdırlar:
“Türkiye Devleti bağımlılaştırılamaz, bölünemez ve Türklükten uzaklaştırılamaz.”
|
(Prof. Dr. Ahmet B. ERCİLASUN - Yeni Çağ - 28 Aralık 2011) ( http://www.yg.yenicaggazetesi.com.tr/yazargoster.php haber=21069) |
"NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE" ve diyebilenlere...
M. Kemal Adal