Mesela Ağrı’dan öğretmenler geldi, dedim ki, “Bulunduğunuz bölgede birtakım fitneler zuhur edebilir. Beşeriyet için en büyük tehlike, fitnedir. Siz bu karışıklıkların içine girmeyin. Bediüzzaman’ın hakiki talebesi, vekili olun. Gittiğiniz yerlerde Kürtçe Risale-i Nur okuyun, anlatın. Türkiye Risale-i Nur prensipleriyle ayağa kalkar. Böylece ulvi bir derdiniz olsun. Yoksa süfli dertler sizi boğar.” Derler ya, “Her yiğidin bir ayran içişi vardır. İnsanların hal ve hareketleri, anlayışları birbirinden farklıdır. Bu farkı, olduğu gibi kabul edeceğiz. Maksatta, hedefte ittifak etmek lazım…
Maksadımız ne? Allah’ın rızasını kazanmak... Böyle bir maksat için çok konuşmaya, tenkide gerek yok; hatta bunları terk etmek lazım… İnsanda en tehlikeli damar, enaniyettir. Enaniyet her türlü müşterek çalışmayı önler. Dostlukları bozar. Evlilikleri bitirir. Mesela bir anne-baba evladına dese, “Benim gibi olacaksın!” Burada firavunca bir tavır sergilemiş oluyor. Çünkü Firavun, halkına, “Ben sizin Rabb’inizim, benim gibi olacaksınız!” diyordu. Hâlbuki her zaman, her işte sünneti, ilmihali nazara vermek lazım… “Bakalım sevgili yavrum, eşim, arkadaşım, bu konuda ilmihal ne diyor?” dersek, münakaşa olmaz.
Ahirette ailelerin, şirketlerin, devletlerin, milletlerin, partilerin, muhakemesi yoktur; herkes tek tek hayatının hesabını verecek… Bir Müslüman’ın hadiselerle fazla uğraşması, esas vazifeyi unutturur. Her işimizde İslami tavırlar sergilemek, maddeten ve manen üstün olmaktır!