Siyasetin tepesindeki isimler geçmiş hatalarını “kandırıldık” hikayesiyle örtbas ederken, neden bedeli hep en alttakiler ödüyor? Güç sahipleri tövbe zırhına bürünüp manevi dokunulmazlık kazanırken, bıyığı terlememiş askeri öğrenciler müebbet hapisle çürümeye terk ediliyor. Hiyerarşinin dişlileri arasında ezilen kursiyer teğmenlerin masumiyet feryadı sağır kulaklarda neden duyulmuyor?. Devlet, kendi evlatlarını korumak yerine adaleti güç sahibini kollayan bir kalkana dönüştürürse, halkın vicdanında derin yaralar açar ve meşruiyet krizini tetikleyerek toplumsal temelleri sarsar. Hukuk devleti merhameti rütbeye göre dağıtamaz; gerçek adalet, makam sahiplerinin günahlarından arınma imtiyazı sunan düzene karşı durmalıdır. Masumiyet karinesi ise sadece sözde kalmamalıdır. Üst Düzey Cehaletin Ödüllendirildiği Garip Hukuk Çıkmazı“Darbeyi sabah anladım” diyen generaller serbest kalırken, erlerin her şeyi hemen kavramasını beklemek akıl tutulmasıdır. Stratejik bilgiye sahip komutanların savunması makul görülürken, telefonu alınmış öğrencilerin mahkûmiyeti vicdanları sızlatıyor. Orgeneral seviyesinde çözülemeyen karmaşayı köprüdeki erin saniyeler içinde çözmesini beklemek hukuki bir garabettir. Emir-komuta zincirinin yargı eliyle cezalandırılması, orduda komutan emrini sorgulamak zorunda kalan askerin savunma iradesini kökten zedeliyor. Yargı kürsüleri mantıktan kopmamalıdır. Rütbenin sorumluluğu alt kademeye devredilemez. Adalet, maddi gerçeğin çıplaklığına bakmalıdır. Suçun şahsiliği ilkesi, rütbe gözetmeksizin herkes için eşit uygulanmalıdır. Başarının İnfaz Edildiği Liyakatsiz ve Karanlık İklim TSK’daki parlak beyinler, kazandıkları madalyalar yüzünden bugün sanık sandalyesinde ter döküyor. Dünya birincisi subaylar ya da dereceyle mezun olanlar, başarı hikayeleriyle değil potansiyel tehlike damgasıyla anılıyor. FETÖ metre icadıyla zekânın suç sayıldığı, çalışkanlığın kumpas delili görüldüğü bir dönemde kurumlar kendi nitelikli kaynaklarını yok ediyor. Bilimsel temelden yoksun kriterlerle yapılan tasfiyeler, savunma iradesini uzman ellerden alıp vasatlığa bırakıyor. Başarıyı suç sayan sistem, vatan savunmasının entelektüel geleceğini heba ediyor. Kumpas dedikoduları liyakatin önüne geçmemeli. Nitelikli insan gücü devletin en büyük hazinesiyken değerleri harcamak, toplumsal barışa ve milli güvenliğe en büyük darbedir. Terör Terazisinde Sergilenen Seçici Adalet İronisiMeclis kürsülerinde terör örgütü liderlerine “umut hakkı” verilip tartışmalar yapılırken, 15 Temmuz’da kışladan çıkan askeri öğrencilerin sesinin duyulmaması adalete vurulan bir darbedir. Azılı suçlular için siyasi pazarlıklar yürütülürken, hiçbir fiili suçu olmayan öğrenciler zindanlarda unutuluyor. Yargı, hukuki temelden uzaklaşıp güncel siyasi pazarlıkların aracı haline gelmiştir. Katillere tanınan esneklik ile üniformalı kendi evladına uygulanan mutlak tecrit arasındaki uçurum utanç vericidir. Halk bu çelişkiyi ibretle izliyor. Devletin temelindeki adalet sütunları her geçen gün biraz daha yıpranıyor. Terörün asıl failleriyle helalleşme çağrıları yapılırken masumların feryadı susturulamaz. Eşitlik ilkesi çiğnenmemeli, çözüm arayışları önce hukukun gerçek mağdurlarına yönelmelidir. KHK Rejimi ve Maddi Gerçeğin Tasfiyesi15 Temmuz sonrası kurulan KHK düzeni, cezayı önce verip suçu sonra yazan bir mantıkla işliyor. Mahkemeler, maddi gerçeği aramak yerine keyfi kararlarla adeta cezalandırma tiyatrosu sahneliyor. Yasal bankaya para yatırmak ya da yasal sendikaya üye olmak gibi faaliyetler aniden terör suçu kapsamına alındı. Milyonlarca insan KHK ile sivil ölüme mahkûm edilip toplumdan dışlandı. Devletin cezalandırma yetkisi bir intikam aracına dönüştü. Hukuk güvenliği yok olurken anayasa işlevsiz bir kâğıt parçasına dönüştü. Verilen hükümler vicdanlarda karşılık bulmadığı için toplumsal barış zedeleniyor. Vatandaşın devlete olan güveni her geçen gün kopuyor. Adaletin olmadığı yerde zulüm kalıcı olamaz. Sistematik hukuksuzluklar derhal son bulmalıdır. Kadim Devlet Hafızası Uyarısı ve Eylem PlanıHaksızlık alenen yaşanıp toplum “bana ne” diyerek sessiz kaldığında, devletin çöküşü başlamış demektir. Adaletsizlik, kanser gibi tüm yapıyı sarıyor. 15 Temmuz’un gerçek failleri müebbet hapis cezası almalı, ancak masumları ezen çark durdurulmalıdır. Acil olarak yargılamalar evrensel hukuk normlarına uygun hale getirilmelidir. “Kriter” adı altındaki hukuksuz uygulamalar iptal edilip mağduriyetler giderilmelidir. Emir-komuta zincirindeki öğrencilerin dosyaları bağımsız kurullar tarafından yeniden incelenmelidir. Toplumsal barış için adımlar atılmalı, haksız yere hapsedilenler serbest bırakılmalıdır. Adalet, devletin onurudur ve bu onur yalnızca gerçek suçlular cezalandırıldığında korunur. Zulme göz yumanlar, enkazın altında kalır. Vicdan borcu ödenmeli, adalet yeniden tesis edilmelidir. SADİ ÖZGÜL © 2026 Sadi ÖZGÜL |