''Hocama kavuştum, aklımı bırakdım ve kurtuldum''
Bir mübârek zâtdan istifâde etmenin iki ana şartı vardır. Birincisi; Hocaları, silsile olarak, Resûlullaha "aleyhisselam" kadar gitmesi lâzım. Cenâb-ı Peygamber, feyzin kaynağıdır. Feyz, Allah sevgisi demekdir. Onun kalbindeki feyzler bütün kâinâta her an, hiç durmaksızın gelir fekat almak ayrı mes'eledir. Hazret-i Peygamber 'aleyhissalâtü vesselâm' Allah sevgisinin havuzudur, orada çeşidli musluklar var. Kaynak aynı, sâdece musluklar farklıdır. Hepsi Ehl-i sünnet, yani silsile belli olmalıdır. İkincisi; Tam inanması lâzım. Dînini öğrendiği zâtdan zerrenin zerresinin zerresi şübhesi olmamalıdır. Feyzi, yani Allah sevgisini veren, şuna vereyim, buna vereyim demez. Dolayısıyla, en ufak bir şübhesi olan da feyz almağa devâm eder. Fekat alınca o feyz birikir birikir ve aynı, şeker hastasına baklava zarar verdiği gibi, içinde düşmanlığa dönüşür. İlk düşmanlık, arkadaşlarına olur. Ondan sonra hizmetlere olur, sonra hocasına olur. Bu çok tehlikelidir. Bu tehlikeden korunmak için de, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî hazretlerinin "kuddise sirrruh" buyurduğu gibi; Hocama kavuştum, aklımı bırakdım ve kurtuldum, demelidir.
(Hüseyin Hilmi Işık rahmetullahi aleyh)
NOT;
Burada bahse konu olan hoca, islam ilimlerini eskiden var olan islam devletlerinin medreselerindeki tedrisat ile okumuş alim olmuş, ayrıca bir Allah adamının sohbetlerinde marifetullaha kavuşmuş mürşid-i kâmil-i mükemmil zattır.
Dağdaki çoban evliya olabilir. Fakat şeyhlik ve hocalık yapmaz. Şeyh ve hoca olmak için İSLAM ALİMİ olmak lazımdır. İslam alimlerinin yetiştiği medreseler 94 senedir bütün dünyada kapalı. Ama o eskiden yaşamış büyüklerin kitapları var. İnanarak, severek okuyan feyz alır, olgunlaşır. Araştırmadan üstad edinen son nefesinde sukutu hayale uğrayabilir.