Taha Akyol' un Kitabı
Taha Akyol' un " Ama Hangi Atatürk" adlı kitabı ile ilgili olarak Emre Demir' in eleştirisini ihtiva eden yazıyı aşağıda gönderiyorum. Atatürk' e yıllardır sataşan o bilinen gruba yaranmayı hedef alan bir kitap olduğu kesin. Zaten, Taha Akyol' dan daha başka bir yaklaşım beklemek yanlış olurdu. Yazının orijinaline aşağıdaki adresten ulaşabilirsiniz.--em...@simdikizaman.tv
Emre Demir
Atatürk Tartışmaya Açılıyor
Son yıllarda kitapevlerinin Atatürk ve Kurtuluş Savaşıyla ilgili bölümlerinde hareketlilik göze çarpıyor. Turgut Özakman'ın ortaöğretim tarih kitaplarından derleme bilgilerle yazdığı "Şu Çılgın Türkler" adlı kitabının yarattığı izdiham, birçok araştırmacıyı o döneme yöneltmiş durumda. Kitap öyle bir fetiş haline gelmişti ki, nikah memurları evlendirdikleri çiftlere, imzaların atılmasının ardından Şu Çılgın Türkler adlı kitabı hediye etmişlerdi... Türkler, hakikaten çılgın.
Ve bu çılgınlık kaldığı yerden devam edecek gibi görünüyor. Çünkü Turgut Özakman, yeni kitabı "Diriliş'i" çok yakında piyasaya çıkarmaya hazırlanıyor. İsmi Tolstoy'dan çalınan bu kitapta, Türklerin daha çılgın olmaları bekleniyor...
Bu Atatürk kitaplarına bir katkı da Taha Akyol'dan geldi: Ama "Hangi Atatürk !!"
Kitabı rafta gördüğümde, bilinen Atatürk methiyelerinden biri sandım. Fakat arka kapak yazısı, bu kitabın salt bir Atatürk methiyesi değil, bu kılıf içine sokulmuş kurnaz bir Atatürk eleştirisi olduğu kuşkusunu bende uyandırdı. Zaten kitabın ismi yeterince tahrik ediciydi.
Ama Hangi Atatürk ne demektir?
Taha Akyol öyle bir soru soruyor ki, sanki düz bir çizgide ilerleyen, belirli ilkeleri olan bir Atatürk yok da, zaman göre değişen fikirlere sahip, biraz ondan biraz bundan olan, tabiri caizse ortaya karışık bir Atatürk var elimizde...
Herkese ihtiyacı kadar Atatürk...
Herkesin kendisinden bir şeyler bulabildiği, her ideolojinin atıf yapabildiği bir Atatürk'ün olduğunu iddia etmek, aynı zamanda şu anlama da gelir: demek ki Atatürk bir kurgu! Türkiye Cumhuriyeti için bütünleştirici bir imaj! Ama asla daha ötesi değil. Bulvarlara, okullara, kuş uçmaz kervan geçmez yerlere yapılan olimpik stadlara, meydanlara, köprülere ismi verilen, adı bir yerlere verildikçe daha da yüceleceğine inanılan bir mit...
5 Mart Çarşamba akşamı, Ahmet Hakan'ın CNN'deki programında malum kitap tartışıldı. Katılımcıların ve programı sunan kişinin niyetleri veya art niyetleri ne olursa olsun, program takdire değerdi. Bir kitap çıkıyor ve bir ülkenin kalbur üstü araştırmacıları televizyonda o kitabı tartışıyor... Kimse kimsenin sözünü kesmiyor. Konuşmacılar birbirlerine saygı ve hoşgörüyle yaklaşıyor. Türkiye standartlarının üzerinde işler bunlar...
Ve CNN tahrik edici bir alt yazıyla açıyor programı: "Sizin Atatürk'ünüz hangisi? Bolşevik mi, İslamcı mı, yoksa Milliyetçi olan mı?"
CNN'in life style programlarından kalma bu haber başlığı, olayı magazinleştirmeye yetiyor da artıyor. (Sahi dikkat ettiniz mi, son yıllarda Atatürk'ü magazinleştirme operasyonu başladı. Reklamlarda bile oynattılar adamcağızı.)
Bizim Atatürk'ümüz hangisi?
Demek ki, bu ülkede her ne olursan ol, kapsayıcı bir kemalist ideolojinin içerisinde yer alıyorsun. Kemalist bolşevizm, kemalist islamcılık, kemalist milliyetçilik gibi... Zaten türk milliyetçiliği kavramı yerine, Atatürk milliyetçiliği denilmesinin nedeni de budur. Bir nevi ılımlı milliyetçiliktir. (Sadece İslam'ın ılımlısı yapılacak değil ya)
Taha Akyol, tam bağımsızlıkçı, özgürlükçü Atatürk portresini çaktırmadan hedef alıyor. Atatürk bir İngilizlerle pazarlık yapmaya çalışıyor, bir Amerikalılarla müzakereye tutuşuyor. Taha Bey, Atatürkçüler durumu çakmasın diye de araya dereye, "herkesle görüşmesi onun siyasi dehasının ürünüydü" gibi cümleler sıkıştırıyor.
Kitabın niyetini anlayabilmek için, okuduktan sonra akılda neler kaldığına ve kitabın okuyucusuna hangi soruları sordurduğuna bakmak lazım.
Kitabı okuduğumda benim aklımda asla Atatürk'ün dahiyane yönleri, üstün askeri ve politik kabiliyeti, ileri görüşlülüğü kalmadı. Aklımda kalanlardan ve not aldıklarımdan bir kısmını paylaşayım...
Atatürk'ün henüz İstanbul'da bulunduğu yıllarda, Daily Mail gazetesi muhabiri Price'a söylediği sözler:
"Eğer İngilizler Anadolu'da sorumluluğu üstlenmek niyetinde iseler, tecrübeli Türk idarecilerine ihtiyaçları olacaktır. Bu sıfatla yardımımı arz edebileceğim bir makamla temasa geçmek isterdim." (S.22)
Akılda kalan bir başka konu da Erzurum Kongresi'nde tartışılan manda meselesi. Kongre bildirisinin 6. Maddesi ilkokuldan bu yana şöyle öğretilmiştir: "Manda ve himaye kabul olunamaz."
Taha Akyol resmi tarih yazınının sakladığı bir bilgiyi daha bestseller kitabının içine koyuyor ve şöyle diyor: "Nutuk'ta 6. Maddede yer alan 'manda ve himaye kabul olunamaz' ifadesi, kongre bildirisinin orijinal metninde yoktur. Atatürk 1927'de okuduğu Nutuk'ta böyle bir tarih algılaması oluşturmak için bu ifadeyi uygun görmüş olabilir. Ama tarihi belge olarak orijinal metin öyle değildir, şöyledir: '...milliyet esaslarına riayetkar ve memleketimize karşı istila emeli beslemeyen herhangi bir devletin fenni, sınai, iktisadi yardımını memnuniyetle karşılarız..." (S.63)
Hani birine bir yer sorarsınız, tarif etmeye başlar ve şu kayayı gördün mü, onun hemen berisinde, şu köprü varya, onun hemen sağında gibi cümleler kurar ya... Taha Bey de okuyucusuna bir şey göstereceğini söylüyor ama o şeyi gösterirken kullandığı belirteçler bence kitabı yazmaktaki asıl niyetini oluşturuyor. Atatürk'ün siyasi dehasını anlatmak için, bir "fırıldak" benzetmesini yapmadığı kalmış... İşte örneği:
"Mustafa Kemal'in bütün siyasi hayatında değişen şartlara göre değişen söylemler, taktikler, stratejiler geliştirmesi, siyasi dehasının özelliklerinden biridir." (S.95)
E o zaman "demokrasi bizim için bir amaç değil, araçtır" diyen Tayyip Erdoğan'a fazla kızmamak lazım...
Kitabın bir bölümünde Mustafa Kemal Paşa ile Kazım Karabekir Paşa'nın Kafkaslara yapılması planlanan bir harekatla ilgili durum değerlendirmelerine yer veriliyor. Kafkas Seddi'nin yıkılması için Kemal Paşa ısrarla ordunun Kafkaslara ilerlemesini istiyor. Karabekir Paşa ise, bu çetin kış şartlarında böyle bir harekatın yapılamayacağını söylüyor. Hem de daha birkaç yıl evvel Sarıkamış gibi bir dram yaşanmışken...
Taha Akyol bu bölümü şu sözlerle sonlandırıyor:
"Mustafa Kemal gibi askeri bir dahinin kış şartlarında doğuda askeri hareket önermesi, gerçekten ancak iç politika şartlarıyla izah edilebilir." (S.220)
E o zaman büyük bir Türkiye için ordusunu Kafkaslara yürütmeye çalışan Enver Paşa'nın günahı neydi de adamcağızın üzerine atılan "hain" yaftası 80 yıldır çıkarılamadı?..
Örnekleri çoğaltmak mümkün. Fakat çıkacak sonuç aynı: Taha Akyol, bu kitabı yazarken Atatürk'ün dahiliğinin değil, bu gibi yönlerinin okurun aklında kalmasını istemiş...
Sonuç:
1-Bütün bu tartışmalar ve görüşler arasında kimin haklı veya haksız, kimin iyi niyetli veya art niyetli olduğunun pek fazla önemi yok. Önemli olan şudur: Atatürk ve Atatürkçülük tartışmaya açılmıştır! Tartışmaya açıldığı zaman dikkat çekicidir...
2-Atatürk'ün tartışmaya açıldığı zaman konusuna bir ek: Atatürk'ün partisi ve Atatürk'ün ordusu kavga halinde. Buradan çıkarılacak kesin yargılardan biri şudur: taraflardan en az birisi Atatürk'ün yolunda değil!
3-Taha Akyol, Atatürk'ün İslamı politik nedenlerle kullandığını yazıyor. Meclis'in açılışı sırasında yapılan abartılı dini merasimleri örnek veriyor. İlginçtir, Atatürk İslam'ı kullanarak laikliğe ulaşmaya çalışmıştı. Bugünse Tayyip Erdoğan laikliği kullanarak İslam'a ulaşmaya çalışıyor.
4-Atatürk, magazinleştiriliyor.
Karanlığın en koyu olduğu an,
Aydınlığın en yakın olduğu zamandır.
Sevgiyle Kalın...
Işık