Allah’ın selamıyla selamlıyorum
Kur’an-ı Kerim’de küfür, kafir kelimeleri çok geçer. Çoğumuz bu kelimelerin anlamlarını “Allah’ın varlığını kabul etmeyen” “dinsiz” olarak algılarız. Bu kelimelerin bazı türevlerinin Allah hakkında bile kullanıldığını biliyor muydunuz?
Aşağıdaki araştırma yazısı, bu kelimenin ne anlama geldiği konusunda güzel bilgiler sunmaktadır. Yazıyı ekte de gönderiyorum. Yazıyı beğenirseniz siz de başkalarıyla paylaşabilirsiniz.
Sizlere sağlık, başarı ve mutluluklar dilerim.
Allah’a emanet olun.
Mehmet Güngören
KÂFİR (GÖRMEZDEN GELEN)
Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“O kâfirlere, (gerçekleri görmezlik edenlere) gelince, onlar için fark etmez, ister uyar, ister uyarma; inanacak değillerdir.” (Bakara 2/6)
“Kâfir” kelimesinin kökü küfr ve küfûr’dur, örtme anlamına gelir. Örtmek, göstermemek içindir. Peygamber tebliği gibi herkesin görüp duyabileceği bir şeyi örtmeye çalışmak onu görmezlikten gelmek olur. Bir kişinin yaptığı iyiliği görmemek de öyledir. Böylelerine de nankör anlamında kâfir denir. Çünkü yapılan iş küfrân-ı nimettir. Bazen de bir kötülük, görmezlikten gelinerek örtülür. Bunu iyi kimseler yapar. Dolayısıyla örtülen şey, iyi ya da kötü olabilir. İyiyi örtmek kötü, kötüyü örtmek iyidir.
A- İYİ VE DOĞRU ŞEYLERİ GÖRMEME
İyi ve doğru şeyleri örtüp gizleyen, onların görülmesine engel olur. Arapçada buna küfûr veya küfrân denir. Bir çok kimse, kendine yapılan iyilikleri görmek istemez. Bu, kötü bir şeydir. Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“Denizde başınıza bir sıkıntı gelse, yardıma çağırdığınız herkes kaybolur; yalnız Allah kalır. Allah sizi kurtarıp karaya çıkardı mı, yüz çevirirsiniz. İnsan, yapılan iyiliği görmez. (ve kanel insani kefura)” (İsrâ 17/67)
“Allah, hain olan ve yapılan iyiliği görmezlik edenlerin (kefur) hiçbirini sevmez.” (Hac 22/38)
Birçok insan bu hale düşer. En kötüsü Allah’ı, peygamberini ve Kitabını görmezlikten gelmektir. İşte kâfirlik budur. Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“Biz bu Kur’ân’da her örneği, gerçekten, türlü biçimlerde verdik. Ama insanların çoğu, kolayca bunları görmezlik eder.(küfürâ) ” (İsrâ 17/89)
Kâfirlik şuurlu bir eylemdir, her kâfir kendi konumunun farkındadır. Bu sebeple hiçbiri sağlam bir gerekçeye dayanmaz. Kendini savunmak zorunda kaldı mı, gerçekleri saptırır. İblis’in yoldan çıkması ile ilgili âyetler bunun için iyi bir örnektir. Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“Sizi yaratmıştık, sonra şekil vermiştik; sonra meleklere: “Adem’e secde edin” demiştik. Hemen secde ettiler, İblis öyle yapmadı. O secde edenler arasında yoktu.
Allah dedi ki: “Emrettiğim zaman seni secdeden alıkoyan neydi?” “Beni ateşten, onu çamurdan yarattın. Ben ondan üstünüm” diye cevap verdi.” (A’raf 7/11-12)
İblis, Adem’e secde etme emrinden hoşlanmamıştı. Emri verenin Allah olduğunu görmezlikten gelerek Adem’e karşıymış gibi davrandı. Doğrudan Allah’a karşı çıkma cesaretini gösteremedi. Çünkü her şeyi Allah’a borçlu olduğunu ve kendini onun yarattığını biliyordu. Bunlar, İblis’in şu sözlerinde gizlidir:
“Ben ondan üstünüm. Beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın.” (Sâd 38/76)
“Balçıktan, işlenebilen kara topraktan yarattığın insana secde edemem.” (Hicr 15/33)
Hak ettiği ceza gecikmedi. Allah ona şöyle dedi:
“İn oradan! Orada büyüklenmeye hakkın yok. Defol! Sen alçağın tekisin.” (A’raf 7/13)
İblis böyle kâfir olmuştu. Halbuki Allah’ın varlığından ve birliğinden şüphe etmiyordu. Ahiretin varlığını da kabul ediyordu. Çünkü kovulmasından sonra şöyle yalvarmıştı:
“Rabbim! İnsanların tekrar dirilecekleri güne kadar bana süre tanı.” (Sâd 38/79)
Allah’ın bir tek emrini görmezlikten gelmesi, İblis’in kâfir olması için yetmişti. İnsan da öyledir; bilmediği için değil, Allah’ın emirlerini görmek istemediği için kâfir olur.
Bu çalışmada küfür kelimesine “görmezlikten gelme”, “tanımama, bazen de “kâfirlik” anlamı verilmiştir.
B- KÖTÜ VE YANLIŞ ŞEYLERİ GÖRMEME
Kötü ve yanlış şeyleri örtüp gizlemek, bir iyiliktir. Onları Allah da gizler. O şöyle buyurur:
“Yasaklandığınız şeylerin büyüklerinden sakınırsanız, öbür günahlarınızı örteriz.(nukeffir) Sizi güzel bir konuma sokarız.” (Nisa 4/31)
“İnanıp iyi işler yapanların; evet işte onların kötülüklerini örter (lenukeffiranne) ve onları işlediklerinin en güzeliyle ödüllendiririz.” (Ankebut 29/7)
“Müminler! Allah’tan sakınırsanız, o size doğruyu eğriden ayırma gücü verir. Suçlarınızı örter (yukeffir) ve sizi bağışlar. Allah büyük ikram sahibidir.”[1] (Enfâl 8/29)
C- KALBİN MÜHÜRLENMESİ
Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“Allah kalplerinin ve kulaklarının üstünde izler oluşturmuştur. Gözlerinde de bir perde olur. Onlara büyük bir azap vardır.” (Bakara 2/7)
Bu gibi âyetler, kötü davranışlardan doğan kötü sonuçları gösterir. İhmal sonucu demirin paslanması, ağacın çürümesi, aynanın islenmesine benzer. Çünkü insandaki bozulma, tabiattaki bozulmaya benzer.
Kur’ân fıtratı anlatır. Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“Sen yüzünü dosdoğru bu dine, Allah’ın fıtratına çevir. O, insanları ona göre yaratmıştır. Allah’ın yarattığının yerini tutacak bir şey yoktur. İşte sağlam din bu dindir. Ama insanların çoğu bunu bilmezler.” (Rum 30/30)
Fıtrat, varlıkların temel yapısını ve onu oluşturan yaratılış, değişim ve gelişimin ilke ve kanunlarını ifade eder. Göklerin, yerin, insanların, hayvanların, bitkilerin yani her şeyin yapısı ve işleyişi buna göredir. Kur’ân’a uyanlar, bu yapıya uygun davranır, göklerden ve yer yüzünden en iyi şekilde yararlanırlar. Öldükten sonra da cennete gider, sonsuz mutluluğa ererler.
Kur’ân fıtratı anlattığı için ona aykırı davranan, gerçeğe aykırı davranmış olur ve dengeleri bozar. Bozulma, önce insanın kendisinde başlar. Onu bu davranışa iten; menfaatleri, beklentileri veya özentileridir. Bundan vazgeçmezse, demirin paslanması gibi paslanır ve yeni bir yapı kazanır. Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“Yok, yok, öyle değil; yapıp ettikleri şeyler kalpleri üstünde pas tabakası oluşturmuştur.” (Mutaffifîn 83/14)
İnsan böylece kötü davranışlara alışır ve onlardan zevk almaya başlar. Mesela sigara içenin ağzı, ilk sigarada leş gibi olur. İkinciyi de nefretle içer. İçmeye devam edince vücudunda yeni bir yapı oluşur ve sigaradan zevk almaya başlar. Yalancı da öyledir. Söylediği yalanlar başlangıçta onu rahatsız eder. Yalana devam edince yeni bir yapı kazanır ve onu bir ihtiyaç saymaya başlar.
Kişinin ana kumanda merkezi kalbidir. Akıl doğruları tespit eder. Kalp, menfaatlerin, beklentilerin ve özentilerin etkisiyle onları ya kabul, ya reddeder. Çünkü aklın kararlarına uymak, bedel ödemeyi gerektirir.
Bedel ödemek istemeyen, doğru gördüğü bir çok şeyi yapamaz. Bozulma orada başlar. Bundan sonra göz, bazı şeyleri görmez, kulak, bazı şeyleri işitmez olur. Evrensel doğrular, kişinin kendi doğrularıyla yer değiştirir. Yeni bir dünya oluşur. O orada kendine yeni arkadaşlar bulur. Allah Teâla şöyle buyurur:
“Kendi arzusunu kendine ilah edineni görmen gerekmez mi? Bunu bilerek yaptığı için, Allah onu sapık saymış, kulağının ve kalbinin üstünde izler oluşturmuştur. Gözünün üstünde de perde vardır. Allah’ın bu kararından sonra onu kim yola gelmiş sayabilir? Kafanızı çalıştırmaz mısınız?” (Câsiye 45/23)
Kulakta ve kalpte izler oluşması ve gözün önüne perde inmesi, oluşan yeni yapıyı gösterir. İşte Bakara’nın 7. âyeti bunu anlatmaktadır. Şu âyetler konuya biraz daha açıklık getirmektedir:
“Kim inandıktan sonra kâfirlik eder, Allah’ı görmezlikten gelirse… Kalbi inançla dolu iken zorlanmış başka, ama kim kâfirliğe gönlünü açarsa, böyleleri Allah’ın gazabına çarpılır. Onlara büyük bir azap vardır.
Bu, onların dünya yaşayışını öbür dünya yaşayışından çok sevdikleri içindir. Çünkü Allah, kâfirlik eden, gerçekleri görmezlikten gelenleri yola getirmez.
Onlar Allah’ın kalpleri, kulakları ve gözleri üzerinde izler oluşturduğu kimselerdir. Onlar, kendi kurdukları dünyada yaşayanlardır.” (Nahl 16/106-108)
Bu gibi âyetlerde geçen hatm ve tab’; sözlükte, hem mühür gibi bir şeyin iz bırakması, hem de bıraktığı iz anlamına gelir.[2] Bir çok mealde bunlara verilen anlam “mühürleme”dir. Bakara 7. âyete şu meâl verilmiştir: “Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir...”[3]
Bize göre bu şekildeki meâl, Kur’ân’ın bütünlüğüne aykırıdır. Allah, kâfirlerin kalplerini ve kulaklarını mühürlemiş ve gözlerine perde çekmişse, onların ellerinden bir şey gelmez. Bu durumda onları cezalandırmak haksızlık olur. Halbuki, Allah haksızlık yapmaz. Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“… onlar yamukluk yapınca, Allah da onların kalplerini yamulttu. Allah, yoldan çıkan bir toplumu yola getirmez.” (Sâff 61/5)
Bu gibi âyetler de kötü davranışların kazandırdığı kötü huylardan söz edilir. Bu, Allah’ın kanunudur. Bu imtihan dünyasında oluşum ile bozulma yan yanadır.
Prof. Dr. Abdulaziz Bayındır
Doğru Bildiğimiz Yanlışlar: 93-99
[1] Keffera kelimesi de küfr kökünden gelir. Teksir yani çokluk ifade eder. Bu âyetlerde Allah Teâla günahları çokça bağışladığını, örttüğünü ve onları görmezden geldiğini bu kelime ile bildirmektedir.
[2] Mufredât, HATM ve TBA’ mad. Hatm ve tab’ kelimeleri mecaz olarak bazen güven anlamı verir; “elinde mührü var” denir. Bazen engel anlamı verir; “kapısı mühürlü” denir. Bazen bir şeyin izini yakalama, bazen de bir şeyin sonuna ulaşma anlamına gelir; “Kur’ân’ı hatmetti” denir. Tab’ ayrıca yaratılıştan veya alışkanlıklardan dolayı vücutta oluşan tabiat, huy anlamına gelir.
[3] Ali Özek ve arkadaşları, Kur’ânı Kerim ve Açıklamalı Meâli.