TÜRK MİLLETİNİN EŞİT VE ONURLU YURTTAŞLARINA ÇAĞRI
23 Mart 2013 Cumartesi 22:10 -
Süheyl Batum
İşlerin ne aşamaya geldiğini hep birlikte görüyoruz. Ve
korkarım ki, alışa geldiğimiz siyasal yapılarla ve mücadele yöntemleriyle bu
gidişi tersine çevirmek çok mümkün değil.
Çünkü, bütün kurumları etkisizleştirdiler, halkın bütün
katmanlarını korkutarak, baskıyla sessizleştirdiler, bundan bir kaç yıl önce
Öcalan'a "Sayın" denmesi, şehit aileleri tarafından, halkın büyük
çoğunluğu tarafından tepkiyle karşılanırken, bugün tepki yok.
Basın yayın organlarında açıkça, artık hiç bir kaygı
duymadan CIA ajanları, Ali Kemal'ler, Refik Halit'ler, mandacılar boy
gösteriyor. Ve inanılmaz, utanç verici şovlarını sergilemeye devam ediyorlar.
Sevgili dostlar, bu iş bir oy alma işi değil, AKP'nin
hatalarından oy kazanma çabası da değil. Bu, Türkiye Cumhuriyeti'nin ve Türk milletinin
var olup olmama mücadelesi. Bir kere bunu algılamamız gerekir.
Bu yazıyı CHP'ye oy verin, ya da vermeyin, ya da başka
bir partiye vermeyin diye yazmıyorum. Sadece aklımızı kullanalım ve ABD
tarafından hazırlanan sona kolaylıkla düşmeyelim diye yazıyorum.
Atatürk Amasya Tamimi'nde ne diyor? "Türk milletinin
bağımsızlığını ve geleceğini yine Türk milleti kurtaracaktır" diyor. Ne
ordu kurtarır diyor, ne ben kurtarırım diyor, ne de mevcut bir siyasal yapı
kurtarır diyor. Bugün de, maalesef aynı noktadayız. Kızgınlıkları,
küskünlükleri bir yana bırakıp el ele vermemizden başka çıkar yol yok.
Başbakan'ı görüyorsunuz, "Ben Obama ile birlikte
BOP'un eş başkanı oldum" derken, hepimizin gördüğü gibi "Öcalan'la eş
başbaşbakan olmayı" bile içine sindirdi. Şöyle düşünüyor; "Nasıl olsa
bunun karşılığında ABD bana Başkanlığı ya da benim istediğim Sultanlığı
verecek, o zaman düşünürüz." Aynen böyle düşünüyor.
ABD'nin de, bunu vermeyi kabul ettiği çok açık ortaya
çıktı. Nitekim, 3 yıldan bu yana özür dilemeyen ve tazminat ödemeye hiç
yanaşmayan İsrail, Öcalan'ın metninin okunmasından bir gün sonra, Obama'nın
ağzından sözüm ona özür diledi ve tazminat vermeyi üstlendi. Nasıl olsa belli
ki, parayı hizmetlerinin karşılığında ABD'nin vereceği ortada.
Başbakan, üzerinde yorum yapmaya değmez.
Hatırlayacaksınız. En yakın arkadaşlarından birinci danışmanı Cüneyt Zapsu
ABD'de, "onu deliğe süpürmeyin kullanın her şeyi yaptırabilirsiniz"
demişti. Bunun doğru olduğu çıktı. "Öcalan'la görüşen şerefsizdir" dedi,
3 ay sonra görüştüğü ortaya çıktı. Hakan'ını (yani Mit müsteşarı Hakan Fidan)
Oslo'ya gönderdi, Hakan'ın orada "Başbakan'la Öcalan'ın Türkiye üzerindeki
yüzde 90-95 örtüşüyor" dedi. Bırakın yalanlamayı ona bir şey olmasın diye
koruma altına aldı. "Öcalan'ı muhatap alır mıyız, şehit aileleri ne
der?" dedi, yapılanlar herkesin gözü önünde. Tabii Ali Kemal'leri ortaya
atınca, herkes olanları görmüyor, kandırdık zannediyorlar o da başka.
Sevgili dostlar, iş ortada, ama bu durumu muhakkak
herkese anlatmalıyız. Karşı koymalıyız. İnsanların ikna edilmesine,
beyinlerinin yıkanmasına, sessiz kalmalarına göz yummamalıyız. Her ülkede,
Başbakan gibilerini bulabiliyorlar. Nitekim Osmanlı'da da bulmuşlardı. Son
günlerde, gördüğümüz kralın soytarılarından da bol bol bulabiliyorlar. Nitekim,
Ali Kemal'ler, CIA ajanı olduğunu herkesin bildiği sözüm ona gazeteciler, sözüm
ona aydınlar hep vardı. Her yerde vardı. Ama, halkımızın sessizleştirilmesine
boyun eğmesine izin vermemeliyiz. Aynen, tek tek deniz yıldızlarını suya atan
kişi gibi, elimizden geleni yapmalıyız.
Öcalan'ın tam açıklamasını okudunuz mu bilmem. Ama size
bazı yerlerini söyleyeyim.
1) "Son 200 yıllık fetih savaşları, baskıcı ve
inkarcı anlayışlar, Arabi, Türki, Farsi, Kürdi toplulukları ulus
devletçiklere, sanal sınırlara
gark etmeye çalışmıştır."
Çok açık. Ulus devletçilikler ve
sanal sınırlar varmış. Türkiye ve Türk milleti de, dolayısıyla bunlardan
biriymiş.
Ve açıkça görülen o ki, yeni
süreç (yani BOP projesi) bu ulus devletçiklerinin de sanal sınırlarını
değiştirecek.
2) "Artık silahlı unsurlarımızın sınır ötesine
çekilmesi aşamasına gelinmiştir."
Çok açık. Silahlı unsurlar, yani
sözüm ona askerler silah bırakmıyor, sınır ötesine çekiliyor. Sözüm ona 2
devlet,
2 taraf, 2 düşman var ya,
bunlardan biri içinde bulunduğu ülkeyi sözüm ona terk etmeyi kabul ediyor.
Tabii, ahlaksız sözde aydınların
ve Ali Kemal'lerin tümü bunu silahların bırakılması olarak yorumladılar. Ve
hepimizin kafasını karıştırmaya
çalıştılar.
3) "Etnik ve tek uluslu coğrafyalar oluşturmak,
modernitenin hedeflediği insanlık dışı bir imalattır"
Çok açık. Türkiye Cumhuriyeti ve
Türk milleti insanlık dışı bir imalatmış. Yani sözüm ona, Türk milleti kavramı
tek ulusu ifade ediyormuş ve
etnik bir ulus kavramını ifade ediyormuş. Ve de bu nedenle, insanlık dışıymış.
Bu çok açık yargıyı, Ali
Kemal'ler ve mandacılar tabii ki görmezden geldi. Ama "Anayasa'da Türk
vatandaşı
olmasın, Türk milleti olabilir,
ona karşı değiliz" diyen saf, iyi niyetli (!) arkadaşlar yok muydu,
bakalım onlar
4) "Bu Nevruz munasebetiyle en az Kürtler kadar
Ermenileri, Türkmenleri, Asurları, Arapları ve diğer halk
topluluklarını da kendi eşitlik
ve özgürlük ışıkları olarak görmeye çağırıyorum."
Bunun anlamı da çok açık. Her ne
kadar, Ali Kemal'ler, mandacılar yani bir süredir gördüğümüz, işittiğimiz
sözüm ona aydınlar görmezden
geldilerse de.
5) "Bugün Anadolu'yu Türkiye olarak yaşayan Türk
halkı bilmeli ki, Kürtlerle 1000 yıla yakın, İslam bayrağı
altındaki ortak yaşamları
kardeşlik hukukuna dayanmaktadır."
Çok açık. Bundan sonra,
sözüm ona yeni Türkiye'de iki anlayış olsun. Biri İslam hukukuna dayalı bir
örgütlenme, diğeri de
Kürtlerin oluşturacağı örgütlenme, bu ikisini de yan yana yaşatacak tek unsur
İslam'dır
demek, başka türlü nasıl
söylenebilirdi?
6) "Türkleri ve Kürtleri Ortadoğu'nun temel iki
stratejik gücü olarak kendi öz kültür ve uygarlıklarına uygun şekilde
demokratik modernitemizi inşa etmeye
çağırıyorum."
Yani, yeni devleti inşa etmeye
çağırıyor. Ve bu devletin temel unsuru belli. Tek ulus olmayacak, o ulus sadece
Türk milleti olmayacak. Tabii Ali
Kemal'ler bunu şöyle değerlendiriyor. "İşte gördünüz mü, bölünmeyi hiç
istemiyor, federasyondan da hiç söz
etmiyor, tamamen bizim istediğimizi istiyor." Sevgili dostlar, bence Ali
Kemal bile bu kadar haysiyetsiz, bu
kadar içten pazarlıklı değildi. Bilmiyorum yanılıyor muyum?
7) Ve son olarak, Öcalan bir de çağrıda bulunuyor;
"Parçalanmış ve bugün Suriye ve Irak'ta yaşamaya mahkum
edilen Kürtler'i, Türkmenler'i,
Asuriler'i ve Araplar'ı birleşik bir barış konferansında kendi gerçeklerini
tartışmaya
ve kararlaşmaya çağırıyorum."
Çok açık. Tabii Ali Kemal'ler bunu da
görmezden geliyor. Bir barış konferansı toplanacak ve orada halklar kendi
kaderleri hakkında karar verecekler,
tabii Öcalan başta bu kararın da ne olduğunu söylemişti. Ulus
devletçiklerden ve sanal sınırlardan
söz etmişti. Yani bu konferansla yeni sınırlar ve yeni devletler belirlenecek,
tam kendi deyimiyle
"kararlaştırılacak".
Tabii böyle bir konferans da, ABD'nin
yer almayacağını, hiç katkısının olmayacağını düşünen iyi niyetliler olabilir
Sevgili dostlar, söylediğim gibi olay vahim. Maalesef,
ABD kendi maşalarını kullanarak bu gidişi hazırlıyor. Bunu hazırlarken
içerideki yöneticiler eşbaşkan olmayı düşünürken bir bakarsınız ikinci
eşbaşbakan olmuş. Onlara ne gam. Nasıl olsa onlara göre, ABD bir mükafat
verecektir. Nitekim ilkini gördük. İkinci, üçüncüyü de göreceğiz.
Ama bir şeyi merak ediyorum. Türk milleti mandacılara,
işbirlikçilere, Damat Ferit'lere, Damat Ferit'lerin günümüzdeki uzantılarına
meydanı boş bırakacak mı ve Türkiye Cumhuriyeti'nin, Türk milletinin,
birilerinin söylediği gibi tarihin çöplüğüne atılmasına göz yumacak mı, yoksa
bildiğimiz siyasal yapıları da aşan bir şekilde el ele verip bu durumdan
çıkacak mı?
Çıkacağını umut ediyorum. Dediğim gibi bu söylediklerim
bir siyasetçinin oy alayım kaygısından kaynaklanmıyor, sadece çocuklarımızın,
gençlerimizin, gelecekte bağımsız, çağdaş, demokratik bir Türkiye
Cumhuriyeti'nde Türk milletinin eşit bireyleri olarak yan yana, barış içinde
yaşayabilmeleri isteğinden kaynaklanıyor. Tabii bir de, bu durumu kabullenen,
neden olan tüm Damat Ferit'lerin, soytarılarının, Ali Kemal'lerin mutlaka hesap
verecekleri ve o zaman gerçekten de tarihin çöplüğüne atılacakları inancından
kaynaklanıyor.
Hepinize sevgi ve saygılar.