cimbomlu elif
unread,Nov 3, 2008, 2:26:47 PM11/3/08Sign in to reply to author
Sign in to forward
You do not have permission to delete messages in this group
Either email addresses are anonymous for this group or you need the view member email addresses permission to view the original message
to 30 ağustos ilköğretim okulu ilkadım samsun
ATATÜRK'E GÖRE ATATÜRK
İki Mustafa Kemal vardır: Biri ben, et ve kemik, geçici Mustafa
Kemal... İkinci Mustafa Kemal, onu "ben" kelimesiyle ifade edemem; o,
ben değil, bizdir! O, memleketin her köşesinde yeni fikir, yeni hayat
ve büyük ülkü için uğraşan aydın ve savaşçı bir topluluktur. Ben,
onların rüyasını temsil ediyorum. Benim teşebbüslerim, onların
özlemini çektikleri şeyleri tatmin içindir. O Mustafa Kemal sizsiniz,
hepinizsiniz. Geçici olmayan, yaşaması ve başarılı olması gereken
Mustafa Kemal odur!
***
Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek değildir. Benim
fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu
kâfidir.
***
Büyük ölülere matem gerekmez, fikirlerine bağlılık gerekir.
***
Ben, manevî miras olarak hiçbir nass-ı katı, hiçbir dogma, hiçbir
donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevî mirasım, ilim
ve akıldır. Benden sonrakiler, bizim aşmak zorunda olduğumuz çetin ve
köklü müşkülât önünde, belki gâyelere tamamen eremediğimizi, fakat
asla taviz vermediğimizi, akıl ve ilmi rehber edindiğimizi tasdik
edeceklerdir. Zaman süratle dönüyor, milletlerin, cemiyetlerin,
fertlerin saadet ve bedbahtlık telâkkileri bile değişiyor. Böyle bir
dünyada, asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek, aklın ve
ilmin gelişimini inkâr etmek olur.
***
Benim, Türk milleti için yapmak istediklerim ve başarmaya
çalıştıklarım ortadadır. Benden sonra, beni benimsemek isteyenler, bu
temel mihver üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini kabul ederlerse,
manevî mirasçılarım olurlar.
***
Bir zamanlar gelir, beni unutmak veya unutturmak isteyen gayretler
belirebilir. Fikirlerini inkâr edenler ve beni yerenler çıkabilir.
Hatta bunlar, benim yakın bildiğim ve inandıklarım arasından bile
olabilir. Fakat, ektiğimiz tohumlar o kadar özlü ve kuvvetlidirler ki
bu fikirler, Hint'ten, Mısır'dan döner dolaşır gene gelir, verimli
neticeleri kalpleri doldurur.
***
Hayatımın bütün devrelerinde olduğu gibi, son zamanların buhranları
ve felâketleri arasında da bir dakika geçmemiştir ki, her türlü huzur
ve istirahatimi, her nevi şahsî duygularımı milletin kurtuluşu ve
mutluluğu adına feda etmekten zevk duymayayım. Gerek askerî hayatımın
ve gerek siyasî hayatımın bütün devir ve bölümlerini işgal eden
mücadelelerimde daima hareket kuralım, millî iradeye dayanarak
milletin ve vatanın muhtaç olduğu gayelere yürümek olmuştur.
***
Pekâlâ bilirsiniz ki benim bütün hayatımda bu ana kadar güttüğüm
gaye, hiçbir vakit kişisel olmamıştır. Her ne düşünmüş ve her neye
girişmiş isem, daima memleketin, milletin ve ordunun adına ve
menfaatine olmuştur. Hiçbir zaman şahsımın üstünlüğünü ve sivrilmemi
göz önüne almamışımdır.
***
Memleket ve milletin kurtuluşu ve mutluluğu için çalışmaktan başka
bir maksadım yoktur. Bu, bir insan için kâfi bir sevinç ve haz temin
eder. Benimle beraber olan arkadaşlarım, bütün vatandaşlarım da aynı
maksadı takip etmektedirler. Şahsî ve ailevî huzur ve mutluluğun,
milletin huzur ve mutluluğuyla ayakta durduğunu, memleketin güvenlik
ve dokunulmazlığıyla mümkün olduğunu gerçek ve ciddî bir surette
anlamışlardır. Ben ve benimle beraber olanlar, hedefimizin yüceliğine,
yolumuzun doğruluğuna eminiz. Bunda asla şüphe ve tereddüdümüz yoktur.
Milletimizin, Türk milletinin yakın, uzak tarihine lüzumu kadar
bilgimiz vardır, Mazinin derslerini, bugünün ve geleceğin hayatı için
göz önünde tutmak dikkatinden mahrum değiliz. Yaptığımız hizmetlerle
övünmüyoruz. Yapacağımız hizmetlerin, iftihar sebebi olabileceği
ümidiyle avunuyoruz.
***
(Çevresindekilere söylediği bir söz) :
Beni övme sözlerini bırakınız; gelecek için neler yapacağız, onları
söyleyin!
***
Benim ihtiraslarım var, hem de pek büyükleri; fakat bu ihtiraslar,
yüksek mevkiler işgal etmek veya büyük paralar elde etmek gibi maddî
emellerin tatminiyle ilgili bulunmuyor. Ben bu ihtiraslarımın
gerçekleşmesini, vatanıma büyük faydaları dokunacak, bana da gerektiği
gibi yapılmış bir vazifenin canlı iç rahatlığını verecek büyük bir
fikrin başarısında arıyorum. Bütün hayatımın ilkesi, bu olmuştur. Ona
çok genç yaşımda sahip oldum ve son nefesime kadar da onu koruyacağım.
***
Allah bilir, hayatımda bugüne kadar orduya faydalı bir üye
olabilmekten başka vicdanî bir emel edinmedim. Çünkü vatanın
korunması, milletin mutluluğu için her şeyden evvel ordumuzun, eski
Türk ordusu olduğunu dünyaya bir daha ispat lüzumuna çoktan inanmış
idim. Bu inanca ait emellerimin şiddeti, ihtimal beni pek ziyade aşırı
davranışlı göstermişti. Fakat zaman, saf ve temiz dimağlardan doğan
fikrî gerçekleri -kabulünden çekinilse dahi- uygulattırır.
***
Bütün vazifelerin üstünde bizim de bir vicdanî vazifemiz vardı; o
da, herkesin sudan bir takım vazifeler yaptığı sırada hayatımızı,
varlığımızı bu milletin bağrına sokarak, onlarla beraber düşman
karşısında uğraşmak olmuştur!
***
Ben vazifemin bitmediğini, yüklendiğim sorumluluğun da yüksek ve
çetin olduğunu anlıyorum. Arkadaşlar, bu vazife bitmeyecektir; ben
toprak olduktan sonra da devam edecektir! Ben seve seve, sevine sevine
bütün varlığımı bu kutsal vazifeye vereceğim ve onun yüksek
sorumluluğunu yüklenmekle mesut olacağım. Vazifeme başarı ile devam
edebileceğim. Çünkü büyük milletimizin kalp ve vicdanında bana karşı
sarsılmaz bir güven ve itimat taşımakta olduğunu görüyorum. Bu benim
için büyük kuvvettir, büyük yetkidir.
***
Biz, eğer millet ve tarih önünde herhangi bir hata işliyorsak,
bunun sorumluluğunu vicdan ve sağduyumuzda hissetmekten ve ödemekten,
hiçbir zaman çekinecek insanlar değiliz.
***
Millet ve memleketin sayesinde kazanılan rütbe ve refahın bir
ehemmiyeti, bir kutsallığı vardır. Biz bunlardan, ancak yine bu aziz
millet ve memlekete borçlu olduğumuz son bir namus vazifesini yapmak
içîn ayrıldık. Milletin kendi hayatını kurtarmak, kendi meşru hakkını
müdafaa etmek için çıkardığı sese iştirak etmek, her kendini bilen
vatandaşın vazifesidir. Eğer bu millet, bu memleket parçalanacak
olursa umumî şerefsizliğin yıkıntısı altında, şunun bunun kişisel
şerefi de parça parça olur. Biz, o umumî şerefi kurtarabilmek için
harekete gelen millete ruhumuzla iştirak ettik, iştirakimize mâni
olabilecek şahsî rütbeleri, mevkileri de umumî şerefi kurtarmaya
yönelik bir gaye uğruna feda ettik.
***
Ben, gerektiği zaman, en büyük hediyem olmak üzere Türk milletine
canımı vereceğim.
***
(Mallarını millete bağışlaması nedeniyle söylemiştir) :
Mal ve mülk, bana ağırlık veriyor. Bunları, soylu milletime geri
vermekle büyük ferahlık duyuyorum. Zenginlikten ne çıkar; insanın
serveti, kendi manevî şahsiyetinde olmalıdır!
***
Hürriyet ve bağımsızlık benim karakterimdir. Ben, milletimin ve
büyük ecdadımın en kıymetli mirasından olan bağımsızlık aşkı ile
yaratılmış bir adamım! Çocukluğumdan bugüne kadar ailevî, hususî ve
resmî hayatımın her safhasını yakından tanıyanlarca bu aşkım bilinir.
Bence bir millette şerefin, haysiyetin, namusun ve insanlığın
yerleşmesi ve yaşaması, mutlaka o milletin hürriyet ve bağımsızlığına
sahip olmasına bağlıdır. Ben şahsen, bu
saydığım özelliklere çok ehemmiyet veririm ve bu özelliklerin kendimde
varlığını iddia edebilmek için milletimin de aynı özellikleri
taşımasını şart ve esas bilirim. Ben yaşayabilmek için mutlaka
bağımsız bir milletin evlâdı
kalmalıyım! Bu sebeple millî bağımsızlık, bence bir hayat meselesidir.
Millet ve memleketin menfaatleri gerektirdiği takdirde insanlığı
teşkil eden milletlerden her biriyle medeniyet gereğinden olan dostluk
ve siyaset münasebetlerini, büyük bir hassasiyetle takdir ederim.
Ancak, benim milletimi esir etmek isteyen herhangi bir milletin de bu
arzusundan vazgeçinceye kadar amansız düşmanıyım!
***
(Savarona yatında kabul ettiği Romanya Kralı Karol 'un, görüşme
sırasında Almanya ile Çekoslovakya arasındaki Südet meselesine temas
etmesi ve Atatürk'ten Çekoslovakya Cumhurbaşkanı Beneş 'e bazı
telkinlerde bulunmasını rica etmesi üzerine, görüşmeyi dinlemekte olan
zamanın Dışişleri Bakam Tevfık Rüştü Aras 'a söyledikleri):
Majeste Kral'm söylediklerini dikkatle dinledim. Benden, bir devlet
reisine kendi ülkesinden bir parçayı Almanlar'a terk etmesini tavsiye
etmekliğimi mi istiyorlar? Benim gibi, bütün ömrü boyunca yurdunun
bağımsızlığı ve bîr karış toprağım başkasına vermemek için savaşan bir
adam, inançlarına aykırı bir şeye nasıl aracı olur? Görüyorum ki
Majeste Kral, beni ve karakterimi iyi tanımıyorlar.
***
Ölüme doğru en çok atılanlardan biriyim. Kurşun ve gülle yağmuru
altında birçok muharebelere iştirak ettim. Hattâ ölüm bir defa,
kalbimin yanından sıyırarak geçti. Kalbimin üzerinde bir saat vardı ve
bu saat, mermi parçasının şiddetini kırdı.
***
Her zaman tekrar mecburiyetinde kalıyor ve tekrarı da faydalı
görüyorum ki, eğer ben milletime herhangi bir hizmette bulunmuşsam,
eğer ben herhangi bir teşebbüste ön ayak olmuşsam, bu hizmet ve
teşebbüsün temel kaynağı, saygılar ve sevgilerle bağlı olduğum, bundan
sonra da saygı ve sevgiyle mutluluk ve refahına varlığımı, hayatımı
vereceğim aziz milletime, sizlere dayanmaktadır. Bir millette güzel
şeyler düşünen insanlar, fevkalâde işler yapmaya kabiliyetli
kahramanlar bulunabilir. Ama öyle kimseler yalnız başına hiçbir şey
olamazlar; meğer ki bir umumî hissin ifadesi, temsilcisi olsunlar! Ben
milletimin düşünce ve duygularını yakından tanımaktan, aziz milletimde
gördüğüm kabiliyet ve ihtiyacı belirtmekten başka bir şey yapmadım.
Onun bu kabiliyet ve duygularını sezip tanımakla övünüyorum.
Milletimdeki, bugünkü zaferleri doğurabilecek özelliği görmüş olmak...
Bütün bahtiyarlığım işte bundan ibarettir.
***
Arkadaşlarımız ve milletin bütün fertleri gibi, millî davamızda
benim de emeğim geçmiş ise, bu çalışmada iş yapma kuvveti ve başarı
varsa, bunu şahsıma atfetmeyiniz. Ancak ve ancak bütün milletin manevî
şahsiyetine atfediniz. Ben, milletin bu yüksek, manevî şahsiyeti
içinde bir naçiz fert olmakla bahtiyarım. Efendiler, millet bütünüyle
manevî bir şahıs halinde ve bir birleşmiş kitle şeklinde belirdi ve bu
yüce birliği koruyarak ona düşman olanları ortadan kaldırdı.
***
Milletimle yakından ve gösterişten uzak karşılıklı görüşmenin
zevkini, bahtiyarlığını anlatamam. Her ne vakit milletimin karşısında
kendimi görsem, her ne vakit milletimin fertlerinden birkaçının yüzüne
baksam, oradan ruh
ve vicdanıma gelen ışık, benim için en kıymetli bir ilham ve verim
alevi oluyor!
***
30 Ağustos'ta sevk ve idare ettiğim muharebe, Türk Milleti'nin
yanımda bulunduğu halde, idare ettiğim ilk ve son muharebedir. Bir
insan kendini, milletle beraber hissettiği zaman, ne kadar kuvvetli
buluyor bilir misiniz? Bunu tarif müşküldür.
***
Hayatımda en büyük dayanak ve kuvvetim, vatandaşlarımdan gördüğüm
itimat ve destekdir. Bütün vazifelerimde manevî, vicdanî olan en büyük
endişem, emanetinizin hürmet ve kutsallığına devamlı olarak dikkat
etmektir.
***
Samimî olarak bu memleketin, bu milletin menfaatine yapılacak bir
iş olsun, ben onu göz önüne almayayım; bu, mümkün değildir. Yalnız,
işin gerçekten millete menfaati olmalı ve teklifin samimî olarak
yapıldığına ben inanmalıyım.
***
Benim için dünyada en büyük mevki ve mükâfat, milletin bir ferdi
olarak yaşamaktır. Eğer Cenab-ı Hak beni bunda muvaffak etmiş ise,
şükrederim. Bugün olduğu gibi ömrümün nihayetine kadar milletin
hizmetinde olmakla iftihar edeceğim.
***
Şimdiye kadar millete yapamayacağım bir şeyi vaat etmedim. Ben
yapacağım dediğim zaman, buna inanmayanlar vardı. Buna rağmen hareket
ettim. Görüyorsunuz ki başardık. Benim ve benimle çalışanların güveni
vardır ki, yeni hedeflerimize de başarıyla varacağız. Şimdiye kadar
söylediklerimin gerçekleşmiş olması, bütün tasavvurlarımın beni
yalanlamaması, milletin ciddî ve samimî olarak bana yardımcı ve destek
olmasıyla mümkün olmuştur. Onun için yeni gayelere erişmek için de bu
yardım ve desteğe ihtiyacım vardır; onu benden esirgemeyiniz!
***
Benim şan ve şerefimden bahsetmek de hatadır. İyi dinleyiniz öğüdüm
budur ki, içinizden herhangi bir adam çıkar, şan, şeref davası güder
ve benzersiz olmak isterse, başınızın belasıdır; ilk önce kafası
kırılacak adam budur! Mensup olduğum Türk milletinin şan ve şerefi
varsa, benim de bir ferdi olmak sıfatıyla şanım şerefim vardır, asla
başka değilim.
***
Ben zannediyorum ki, millet fertlerinin hiç birinden fazla
yüksekliğe sahip değilim. Bende fazla girişim görüldüyse bu benden
değil, milletin bileşkesinden çıkan bir girişimdir. Sizler
olmasaydınız, sizlerin vicdanî eğilimleriniz bana dayanak noktası
teşkil etmemiş olsaydı; bendeki girişimlerin hiçbiri olmazdı. Millete
ait meziyetleri yalnız şahıslara bırakan anlayış, eski idarelerin
sistem ve usul meselesinden doğuyordu. Vaktiyle mevcut devlet ve
devletlerin kuruluş şekli, sadece bir şahsın menfaatlerini ve
arzularını tatmine yönelmiş idi. Şahısların bu arzu ve emellerine
hizmet eden millet, gösterilen büyüklüklerin şerefinden asla payını
alamaz, ancak hata ve beceriksizlik olursa onlar millete yüklenirdi.
Bugün bu hâl mevcut değilse, millet kendi büyüklüğünü olduğu gibi
dünyaya göstermişse, fazlalık bende değil, bugünkü idarenin
niteliğindedir. Bu şekil mevcut oldukça, bu mevkie çıkacak herkesin
yapacağı şey bundan başka türlü olamaz.
***
Sizden olan bir şahsa, sizden fazla ehemmiyet vermek, her şeyi
milletin bir ferdinin şahsiyetinde odaklaştırmak, geçmişe, bugüne,
geleceğe, bütün bu zamanlara ait bir toplumun meselelerinin
aydınlatılması ve belirtilmesini yüksek bir topluluğun tek bir
şahsiyetinden beklemek elbette ki lâyık değildir, elbette ki lâzım
değildir.
***
Ben düşündüklerimi, sevdiklerime olduğu gibi söylerim. Aynı zamanda
gerekli olmayan bir sırrı kalbimde taşımak kudretinde olmayan bir
adamım. Çünkü ben, bir halk adamıyım. Ben düşündüklerimi daima halkın
önünde söylemeliyim. Yanlışım varsa halk beni yalanlar. Fakat şimdiye
kadar bu açık konuşmada halkın beni yalanladığını görmedim.
***
Ben, ancak daha iyisini yapabildiğim şeyi tahrip edebilirim;
yapamayacağım şeyi de tahrip edemem.
***
Ben o adamım ki ordunun memleketi, milleti muhakkak bir neticeye
götürebileceği noktalarda emir veririm. Fakat ilim ve bilhassa sosyal
ilim sahasına dahil işlerde ben emir vermem. Bu alanda, isterim ki
bana bilginler doğru yolu göstersinler. Onun için, siz kendi ilminize,
kültürünüze güveniyorsanız, bana söyleyiniz. Sosyal ilmin güzel
yönlerini gösteriniz, ben takip edeyim.
***
Ben, sadece evlenmek için evlenmek istemiyorum. Vatanımızda yeni
bir aile hayatı yaratmak için önce kendim örnek olmalıyım. Kadın böyle
umacı gibi kalır mı?
***
Hayat kısadır. Bunu kutlama ve taçlandırma için, insanların
genellikle makul gördükleri vasıta evliliktir. Bu umumî kurala
uymayanlar, pek sınırlı ve müstesnadırlar. Bu istisnaları oluşturanlar
da, esas kuralın fenalığından değil ve fakat tersine bu güzel kurala
inanmadan kendilerini meneden sebeplerin mahkûmu olduklarından, belki
evlenmiş olmaktan korktuklarından fazla bedbaht olanlardır, inkâr
edilmez bir gerçektir ki insanlar, hayat, kadınsız olamaz. Evli
olanlar, hayatın vazgeçilmezini temin etmiş ve bütün düşünce ve
isteklerini bir maksat, bir meslek, bir amaca yöneltmiş olur. Ancak
talih, eşlerin ruh ve kalplerini iyi geçindirsin!
***
Eşini mesut edebilecek herkes evlenmelidir, çoluk-çocuk sahibi
olmalıdır. Bana bakmayınız; bu meselede örnek İsmet Paşa'dır. Benim
hayatım başka türlü düzenlenmiştir. Buna rağmen tecrübesini yaptım.
Sonradan anladım ki bu iş benim başarabileceğim iş değilmiş...
***
(Bursa'da kendisini karşılayan çocuklara söylemiştir):
Küçük hanımlar, küçük beyler! Sizler hepiniz geleceğin bir gülü,
yıldızı, bir mutluluk parıltısısınız! Memleketi asıl aydınlığa boğacak
sizsiniz. Kendinizin ne kadar mühim, kıymetli olduğunuzu düşünerek ona
göre çalışınız. Sizlerden çok şeyler bekliyoruz; kızlar, çocuklar!
***
(Bir alay karargâhının temel atma töreni esnasında bir koyunun temel
için açılan çukura doğru, yere yatırılıp boğazından kesilmek üzere
olduğunu gördüğü zaman, İran Şahı Rıza Pehlevi ile aralarında geçen
konuşma):
Atatürk -Ben kana bakamam! Bir tavuğun dahi boğazlandığını görmeye
tahammülüm yoktur.
Şahinşah -Ya bu kadar çok bulunduğunuz büyük ve kanlı muharebe
meydanları?...
Atatürk -Ha, o başka meseledir; öyle yerlerde cesetlerin üzerinden
atlayarak yürürüm. O bambaşka bir iştir.
***
Birçok zaferler kazandım. Fakat, bunların en büyüğünden sonra bile
her akşam, savaş alanlarında ölen bütün askerleri düşünerek içimde
derin bir keder duyuyorum.
***
Ben, muharebelerde dahi düşmanın üzerinde bir kin duymam; yalnız
askerlik kurallarının tatbikini düşünürüm.
***
Ben başkalarının yaptığı ilkelere değil, ancak kendi ilkelerime
uyarım.
***
Benim gözümde hiçbir şey yoktur; ben yalnız liyakat âşığıyım.
***
Hiçbir zaman şahsî gücenikliklerimi, birtakım olumsuz girişimlerle
tatmine kalkmak adîliğine tenezzül etmem
***
Benim müstesna olduğuma dair bir kanım yoktur.
***
Ben ölürsem soylu milletimizin beraber yürüdüğümüz yoldan asla
ayrılmayacağına eminim; bununla gönlüm rahat!