110 views
Skip to first unread message

erdem akyuz

unread,
Jul 16, 2015, 1:14:09 AM7/16/15
to ne_mutlu_t...@googlegroups.com
BAYRAM HAFTASINDA HER GÜN BİR FIKRA.6

EL ÖPME TARİFESİ VE ZAMANE BAYRAMI

Diyanet İşleri Başkanlığı her sene Ramazan Bayramı öncesi Fitre, Zekat tarifesini açıkladığı gibi “El Öpme Tarifesi”ni de açıklamalı.
Bu tarife açıklanmadığı için bir çok çocuğun emeği boşa gidebiliyor.
Yalnızca “Berhudar olasın evladım, el öpenlerin çok olsun” veya “Bir şeker al” şeklinde karşılanabiliyor.
Bir kamu hizmeti olarak “2015 yılı Ramazan Bayramı El Öpme Tarifesi”ni biz açıklıyoruz:
-0-2 yaş arasındakiler için bir çeyrek altın,
-2-5 yaş arasındakiler için 20 TL
-5-10 yaş arasındakiler için 30 TL
-10-15 yaş arasındakiler için 40 TL
-15-20 yaş arasındakiler için 50 TL
-20 yaş üstü için “Maşallah,ne kadar büyümüş, evlenecek çağa gelmişsin”..
ZAMANE BAYRAMI
Bayram sabahı kapı çalınır, karşısında birkaç çocuğu gören adam;
-Ooo Maşallah, kalabalıksınız.
-Amca, biz mahallenin futbol takımıyız.
-Öyle mi. Teknik kadro arkadan mı gelecek…İyi bayramlar, birer şeker alın, kusura bakmayın bozuk param yok.
-Sen merak etme amca, biz bozarız.
Arkadan bir ses gelir.
-Kredi kartıyla ödeme yapacaksanız, dört taksit yapıyoruz.

https://www.facebook.com/#!/erdem.akyuz.167
bayram.4.jpg

fal...@gmail.com

unread,
Jul 17, 2015, 5:52:09 AM7/17/15
to


sevgili dostlar... Arkadaşlar... Maildaşlar

BAYRAMINIZI
KUTLAR
SAĞLIK VE
MUTLULUKLAR DİLERİM
FK

mehmetsukrubas

unread,
Jul 20, 2015, 4:15:33 AM7/20/15
to ne_mutlu_t...@googlegroups.com

 

 

---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

 

HASBİHÂL                                                         MEHMET ŞÜKRÜ BAŞ

 

                                                                       mehmet_s...@mynet.com

 

 

 

                                     BAYRAM MEKTUBU

 

 

 

         Bir mübarek bayramı daha geride bıraktık.

 

         Dün bilgisayarıma gelen iletilere bir göz atarken Ahmet Kalkan Beyefendinin Rıfat Serdaroğlu’ndan kendisine gelen ve kendisinin de bizlere iletmek istediği  “Bayram Mektubu” başlıklı bir yazısıyla karşılaştım.

 

Kendisine teşekkürler ediyorum.

 

Dikkat çekici ve çok enteresan bir yazıydı. Denizli’den Fadime Teyze torunu vasıtasıyla Cumhurbaşkanımıza yazdırdığı bir mektuptu bu. Bu mektubu bizde siz değerli okurlarımızla paylaşmak istedik.

 

İşte o yazı:

 

                                       ***

 

 

 

Tayyip yavrıım benim ben, Denizli’den Fadime Deyzen!

 

Torunuma yazdırdığım ilk namenin üzerinden yıllar geçti be bizim oğlan!

 

Ne aradın ne sordun! İyicene hayırsızmışsın len. İnsan deyzesini hiç arayıp sorma mı? Gerçi senin başın bu aralar iyice belada amma, bi tilifon da mı edemedin a hayırsız oğlum!

 

Abooovv, len sen ne olmuşsun öyle! İlk Başbakan olduğunda bana verdiğin resme bakıyon, bir de şimdiki haline bakıyon, sen iyice göçmüşsün yavrıım! Yazık sana. Saçlar kalmamış, yüzün gözün yamulmuş, suratın hepten sirke satan adamlara benzemiş be!

 

Tayyip yavrım, biliisin seni severim. Emme işler iyi değel! Bizim buralarda ahali senden iyicene soğumuş! Nele neler diyola, bi duysan sen de şaşarsın!

 

Yok, sen çok ama iyicene çok zengin olmuşsun, senin çocukla da köşe olmuşla! Cavır paralarını pek sever olmuşsunuz. Hepiniz saraylarda oturur  olmuşsunuz, villaların hesabını sen bile bilmezmişin…

 

Ben onlara; Yalan deyonuz! Benim Tayyibim demişti ki, “aha bu yüzük benim tüm servetimdir, duyarsanız ki ben çok zengin olmuşum bilin ki hırsız olmuşum” dediydi dedim!

 

Bana bi güldüler, bi güldüler sorma gari, çok utandım yavrım çok…

 

Ben bunlara cüvap veremiyon, ya sen gel ya da bi adamını gönder de, o deyiversin!

 

Bak Tayyip, bu diyecekelerim aramızda kalsın. Ben etrafımda gördüklerimi sana diyeyim; 

 

Yavrım sen işbaşına geldin geleli, ahalinin kıçındaki dondaki yamalar arttı! Köyde herkes borçlu! Köyün erkeklerinin yarısı sayende icralık olup, yirmişer gün hapis yattıla!

 

Köyü bi görcen, aynen filim gibi! Sarı taksi harman yerinden göründü mü, kaçan kaçana! Tilki görmüş tavukla gibi adamların her biri bi yana dağılıyo!

 

Gülmekten ölüyom gari…

 

Sen geldiğinde yani 13 sene evveli, ekmeğin kilosu 1 kayme (lira) idi. Şimdi tam tamına 4 kayme oldu!

 

13 sene evvel köylü mazota 1 kayme 10 kuruş verir idi, şimdi mazot 4 kayme 7 kuruşa çıkıverdi.

 

Etin yüzünü de tadını da unuttuk gari. Taa kurbandan kurbana et yiyoz.

 

Etin okkası 5,5 kaymeden, 30 kaymeye fırladı. Gübre- ilaç desen, onlarda aynı!

 

Hepsi iyi hoş da, köylü milletinin sattığı malların fiyatları hep yerinde saydı be kızanım!

 

Artık kimse ekmeyo! Ekip de zarar etçeme, hiç ekmeyeyim diyola! Ahali bölük-bölük böyük şehirlere iş bakmaya gidiyo! Gelinlerin gözleri yaşlı…

 

Bak benim bahtı kara yavrıım. Ben senin durumunu heç beğenmiyom. Kendine mukayyit ol!

 

Buradaki insanlar senin için “Bi daha ona nah oy vercez” diyola. Sen buradan alsan alsan bi benimkini alabilin. Sana başka oy yok gari…

 

Yavrıım, bi dahaki bayramı görür müyüz, bilemeyon. Ben iyice kocadım, senin de benden farkın kalmamış. Sakın insan içine çıkma, hepsi homur homur homurdanıyola!

 

Boş ver gari, ettiğin keyifler, sürdüğün sefalar yanına kâr kalıvesin. Hadi bana eyvallah…

 

Bana bak, beni aramanı evdekiler mi istemeyo? Gelirsem oraya, hepiciğinin saçını yolarım, beni delirtmesinle! Sen onlara Denizli’li deli fadimeyi bi anlatıver…

 

Not; Biliyon bende okuma yazma yok. Nameyi toruna yazdırıyom. Benim laflarımı düzeltip yazıyomuş, kusura kalma, iyi mi yavrıım…

 

                                          ***

 

Mektup bu kadardı değerli okurlarım. Ben bu mektubun içeriğinden çok gelecek cevabını merak ediyorum. Acaba bu mektuba cevap verilecek mi?...Verilecekse nasıl bir cevap verilecek bekleyip görelim. Eğer ki Sayın Serdaroğlu gelen cevabi mektubu burada yayınlarsa söz siz değerli okurlarıma ileteceğim…

 

Sağlıcakla kalın, esen kalın efendim.

 

                                       ***///***

Mehmet Şükrü Baş 21 Temmuz 2015 Elazığ Nurhak Gazetesi
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

 


----- Özgün İleti -----
Kimden : kalk...@windowslive.com
Kime :
Gönderme tarihi : 17 Temmuz 2015 Cuma 17:57
Konu : "ÖNCE VATAN" BAYRAM MEKTUBU: Rıfat Serdaroğlu

 
 
Tayyip yavrıım benim ben, Denizli’den Fadime Deyzen!
Torunuma yazdırdığım ilk namenin üzerinden yıllar geçti be bizim oğlan!
Ne aradın ne sordun! İyicene hayırsızmışsın len. İnsan deyzesini hiç arayıp sorma mı? Gerçi senin başın bu aralar iyice belada amma, bi tilifon da mı edemedin a hayırsız oğlum!
Abooovv, len sen ne olmuşsun öyle! İlk Başbakan olduğunda bana verdiğin resme bakıyon, bir de şimdiki haline bakıyon, sen iyice göçmüşsün yavrıım! Yazık sana. Saçlar kalmamış, yüzün gözün yamulmuş, suratın hepten sirke satan adamlara benzemiş be!
Tayyip yavrım, biliisin seni severim. Emme işler iyi değel! Bizim buralarda ahali senden iyicene soğumuş! Nele neler diyola, bi duysan sen de şaşarsın!
Yok, sen çok ama iyicene çok zengin olmuşsun, senin çocukla da köşe olmuşla! Cavır paralarını pek sever olmuşsunuz. Hepiniz saraylarda oturur olmuşsunuz, villaların hesabını sen bile bilmezmişin…
Ben onlara; Yalan deyonuz! Benim Tayyibim demişti ki, “aha bu yüzük benim tüm servetimdir, duyarsanız ki ben çok zengin olmuşum bilin ki hırsız olmuşum” dediydi dedim!
Bana bi güldüler, bi güldüler sorma gari, çok utandım yavrım çok…
Ben bunlara cüvap veremiyon, ya sen gel ya da bi adamını gönder de, o deyiversin!
Bak Tayyip, bu diyecekelerim aramızda kalsın. Ben etrafımda gördüklerimi sana diyeyim;
Yavrım sen işbaşına geldin geleli, ahalinin kıçındaki dondaki yamalar arttı! Köyde herkes borçlu! Köyün erkeklerinin yarısı sayende icralık olup, yirmişer gün hapis yattıla!
Köyü bi görcen, aynen filim gibi! Sarı taksi harman yerinden göründü mü, kaçan kaçana! Tilki görmüş tavukla gibi adamların her biri bi yana dağılıyo!
Gülmekten ölüyom gari…
Sen geldiğinde yani 13 sene evveli, ekmeğin kilosu 1 kayme (lira) idi. Şimdi tam tamına 4 kayme oldu!
13 sene evvel köylü mazota 1 kayme 10 kuruş verir idi, şimdi mazot 4 kayme
7 kuruşa çıkıverdi.
Etin yüzünü de tadını da unuttuk gari. Taa kurbandan kurbana et yiyoz.
Etin okkası 5,5 kaymeden, 30 kaymeye fırladı. Gübre- ilaç desen, onlarda aynı!
Hepsi iyi hoş da, köylü milletinin sattığı malların fiyatları hep yerinde saydı be kızanım!
Artık kimse ekmeyo! Ekip de zarar etçeme, hiç ekmeyeyim diyola! Ahali bölük-bölük böyük şehirlere iş bakmaya gidiyo! Gelinlerin gözleri yaşlı…
Bak benim bahtı kara yavrıım. Ben senin durumunu heç beğenmiyom. Kendine mukayyit ol!
Buradaki insanlar senin için “Bi daha ona nah oy vercez” diyola. Sen buradan alsan alsan bi benimkini alabilin. Sana başka oy yok gari…
Yavrıım, bi dahaki bayramı görür müyüz, bilemeyon. Ben iyice kocadım, senin de benden farkın kalmamış. Sakın insan içine çıkma, hepsi homur homur homurdanıyola!
Boş ver gari, ettiğin keyifler, sürdüğün sefalar yanına kâr kalıvesin. Hadi bana eyvallah…
Bana bak, beni aramanı evdekiler mi istemeyo? Gelirsem oraya, hepiciğinin saçını yolarım, beni delirtmesinle! Sen onlara Denizli’li deli fadimeyi bi anlatıver…
Not; Biliyon bende okuma yazma yok. Nameyi toruna yazdırıyom. Benim laflarımı düzeltip yazıyomuş, kusura kalma, iyi mi yavrıım…

 

--
"BU ÖBEK;TÜRK-TÜRKÇE-ATATÜRKÇE,DÜŞÜNEN,EBEDİ BAŞKOMUTAN ATATÜRK DEVRİMİ VE İLKELERİNE RUHUYLA BAĞLI,HER ŞEY VATAN İÇİN DİYENLER VE KAHRAMAN TÜRK ORDULARINA,TÜRK POLİSİNE KANIYLA CANIYLA BAĞLI"NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE-DÜNYA DURDUKCA ÜLKÜSÜNDE
BİR ÖBEKTİR.."
.........................KURULUŞ TARİHİ 28.12.2007
---
Bu iletiyi Google Grupları'ndaki ""NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE"" grubuna abone olduğunuz için aldınız.
Bu grubun aboneliğinden çıkmak ve bu gruptan artık e-posta almamak için ne_mutlu_turkum_...@googlegroups.com adresine e-posta gönderin.
Bu gruba yayın göndermek için, ne_mutlu_t...@googlegroups.com adresine e-posta gönderin.
Bu grubu http://groups.google.com/group/ne_mutlu_turkum_dyene adresinde ziyaret edebilirsiniz.
Daha fazla seçenek için https://groups.google.com/d/optout adresini ziyaret edin.

inlineImage0

erdem akyuz

unread,
Jul 20, 2015, 6:47:06 AM7/20/15
to ne_mutlu_t...@googlegroups.com

67 VİLAYETE DÖNÜŞ

 

            Önce ekmekler bozuldu, sonra her şey…” diye başlayan kitabında Oktay Akbal “Çünkü yeryüzünde savaş vardı, İnsanlar sebebini bilmeden ölüyor, öldürüyorlardı. Barış günlerinin insanları artık yok. Nice tanıdığım insanların şimdi hepsi bana yabancı geliyor. İyileri kötü, cömertleri hasis, duyguluları katı yürekli oldular. Ah, o ekmeğin bozulması, insanların mayası muhakkak ki ekmektir.” Der.

         Ekmeğin bozulması, insanın mayasını ve insanı da bozmuştu.

         Peki, bundan “dönüş” mümkün mü idi.

         Geleceğe Dönüş” özgün adı ile “Back to the Future” filminde yönetmen; bir delikanlının, yanlışlıkla geçmişe döndüğü zaman, müstakbel anne ve babasının tanışmalarını ve aşık olmalarını engellediği için, bu hatasını düzeltmek amacıyla geçmiş ve gelecek arasında yaptığı gidiş gelişleri konu edinir.

         Yaşadığımız günlerdeki “kaos”u görünce insan düşünmeden edemiyor.

         Geçmişte yapılan hata nerede idi diye...

         Önce ekmeklerin bozulduğu” gibi “Önce Türkiye’nin idari yapısı ve zihniyeti bozulmuştu.
          Kısaca “kimyası” bozulmuştu.

         Bu bozukluğu düzeltmek için bir “Back to the Future” yaparak 1989 yılına “67 Vilayet” dönemine gidilmesini zorunlu görürüm.

         29.Ekim.1923’de Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan sonra idari sistemde değişikliklere gidilmiş ve nihayetinde 67 Vilayet (İl) kurularak, uzun seneler boyunca bu idari yapı ile oynanmamıştı.

         Alfabetik sıraya göre “Zonguldak” taşıdığı plaka numarası ile 67’nci son İl idi.

         1989 yılında eklenen yeni il’lerle ne alfabetik sıra kaldı ne bir şey.

         Bu düzenleme Milli Selamet Partisi kökenli, Anavatan Partisinden gelen Turgut Özal’ın Başbakanlığı döneminde yapılmış, idari, adli ve düşünce alanındaki çözülme süreci de böylece başlamıştı.

         Türkiye büyük bir sinema platformuna dönüştü, herkesin kaseti herkesin cebinde idi.

         Devletten en büyük ihaleleri, kıyakları alanlar, milletin anasına avradına sövdü, bir şey olmadı.

         En yüksek maaşı alanlar, devletin kuyusunu kazdılar, kimse aldırmadı.

         Gericilik, bölücülük, soygunculuk “geçerli” , Atatürkçülük, vatanseverlik “geçersiz” oldu.

         Sonraki süreçte yalnız İl’ler değil, “İl’lerin adı” bile değişti. Türkçe dışında, bilinmeyen bir dil oldu.

         Daha sonra çuvallarla gelen torba yasaların, demokratik, laik Cumhuriyet düzenine verilen zararların; bürokraside, idari, adli yapıdaki “paralel” ve “dikdörtgen” yapılanmaların, artık, tek tek düzeltilmesi mümkün değildir.

         Hangi kanunu kaldırıp, hangisini düzelteceksin.

         Pislik ve bozulma bulaşıcıdır, temizlik ve düzen ise bakım ister.”

         Önce ekmeklerin mayasının bozulması gibi, Türkiye’nin ve Türk halkının mayası, çağdaş kafası ve idari yapısı bozuldu.

         Geleceği düzeltmek için; önce geçmişi, sonra bu günü düzeltmek gerekir.

         Geçmişe gidip, 67 İl’den sonraki tüm yapılanları silmek gerekir.

 

Av.A.Erdem Akyüz

erd...@gmail.com

 

 

 

back.1.jpg

alin...@olcen.net

unread,
Jul 20, 2015, 9:19:06 AM7/20/15
to alin...@olcen.net, tum...@mynet.com, profs...@gmail.com, ceyla...@gmail.com, aydinlik-gel...@googlegroups.com, dali...@gmail.com, anti...@hotmail.com, serda...@superonline.com, draer...@hotmail.com, ahmet...@aydinlikgazete.com, celal...@gmail.com, c.do...@gmail.com, cana...@aol.com, denk....@gmail.com, cel...@gmail.com, chp.gonul...@gmail.com, dinc...@hotmail.com, dkap...@gmail.com, dipda...@googlegroups.com, demir....@gmail.com, feyziy...@gmail.com, fehim...@gmail.com, hamik...@gmail.com, hikme...@yahoo.com, ismet...@gmail.com, ilmay...@gmail.com, mem...@gmail.com, mah...@gmail.com, ne_mutlu_t...@googlegroups.com, sayg...@superonline.com, gti...@aol.com, enginu...@gmail.com, Ertan Abalı, erturk...@gmail.com, Saime Özden Tulunay, gu...@milliyet.com.tr, gungo...@gmail.com, gti...@aol.com

Sy.Suat Gunes, Hain,alcak ve nankorler’e saygi duymak zorunda degilim. İsminiz gecmedigine ragmen neden alindiniz. Her zaman her yerde tartismaya  hazirim. Mustafa Kemal’i sevmeye bilirsiniz, Onu kücülterek kücülmemenizi tavsiye ederim. Hain ve alcaklara nankorlere  yanitim devam edecektir.

Ali Nejat



Abbas

unread,
Jul 20, 2015, 11:08:18 AM7/20/15
to ne_mutlu_t...@googlegroups.com
Ali Nejat bey kutlarım çok seviyeli güzel bir yanıt.M.Kemal ATATÜRK, devlet kuran büyük Dahi Türk tür saygılarımla

iPhone'umdan gönderildi

20 Tem 2015 tarihinde 16:20 saatinde, <alin...@olcen.net> şunları yazdı:

Sy.Suat Gunes, Hain,alcak ve nankorler’e saygi duymak zorunda degilim. İsminiz gecmedigine ragmen neden alindiniz. Her zaman her yerde tartismaya  hazirim. Mustafa Kemal’i sevmeye bilirsiniz, Onu kücülterek kücülmemenizi tavsiye ederim. Hain ve alcaklara nankorlere  yanitim devam edecektir.

Ali Nejat



yaşar okşaroğlu

unread,
Jul 21, 2015, 12:10:24 AM7/21/15
to ne_mutlu_t...@googlegroups.com


Windows Posta cihazından gönderildi

Osman türkoğuz

unread,
Jul 23, 2015, 5:56:04 AM7/23/15
to
Sayın Haluk Beyimiz,UCU ONA  YETMEZ, DİBİNE KADARDIR ONLARIN DERTLERİ GARİ.
Blog adresim:
​​
http://osmanturkoguz.blogspot.com/

“BİR MİLLET, UNSUR-U ASLİNİN İÇİNDEN ÇIKAN ŞAHISLAR TARAFINDAN İDARE EDİLMİYORSA İZMİHLAL MUTLAK VE MUKADDERDİR.”
                                    Başbuğ Mustafa Kemal ATATÜRK


---------- Yönlendirilmiş ileti ----------
Gönderen: Haluk TARCAN <haluk...@haluktarcan.com>
Tarih: 23 Temmuz 2015 10:17
Konu:
Alıcı: Haluk TARCAN <haluk...@haluktarcan.com>


İZMİRLİ VARLIKLI BİR  AİLENİN ÇOK ŞIMARIK KIZI ,

SENİN ALLAH BELÂNI VERSİN!... CEBİMDEKİ NUMARALARIN ÇOĞUNU SİLMİŞSİN , SANA YÜZ VERMEYECEĞİM.

CEHENNEMİN DİBİNE KADAR YOLUN VAR  . DEVAM EDERSEN SENİ ADINLA YAZACAĞIM VE UCU BABANA DOKUNACAKTIR.

HALÛK TARCAN

 


erdem akyuz

unread,
Jul 23, 2015, 8:31:16 AM7/23/15
to ne_mutlu_t...@googlegroups.com

LOZAN ANDLAŞMASI VE BİR ANI

 

İsviçre’nin Lozan kentinde 24.Temmuz.1923 tarihinde, imzalanan Lozan Andlaşmasının 92. yılı nedeniyle Lozan’da Türk heyetini temsil eden İsmet İnönü ile olan bir anı’mı nakletmek istiyorum.

Henüz bir kaç yıllık genç bir Avukat idim. Bir kaç arkadaşımla beraber CHP Genel Merkezinde İsmet İnönü’yü ziyarete gitmiştik.

İnönü oldukça mütevazi bir odada, toplantı masası gibi bir masanın baş tarafında oturmakta idi. Biz etrafına sıralandık. Hemen sağ tarafında ben oturmakta idim.

İnönü sıra ile isimlerimizi sordu.

Hafif kısık ve genizden gelen bir sesle ve zaman zaman nefesini çekip yutkunarak konuşmakta idi.

Son olarak sıra bana geldiğinde, bana döndü:

-Senin adın ne?

-Erdem, dedim.

Başını hafifçe yukarı kaldırdı, düşünür gibi bir süre boşluğa baktı.

-Erdem, Erdem, diye tekrar etti

Hepimiz merak etmiştik.  Tekrar bana döndü:

-Cumhuriyetin ne kadar yol aldığını, bu isimle daha iyi gördüm, daha yakından anladım, dedi.

-Eskiden böyle bir isim kullanılmazdı. Artık bu kadar çağdaş ve Türkçe isimler kullanılıyor. Demek ki Cumhuriyet bu kadar yol almış, Erdem.

Dedi ve ailemle, benimle ilgili sorular sordu. Sonra eliyle dizinin dibini işaret ederek:

-Erdem, buraya gel, yanıma otur, dedi.

Sonra görevlilere seslenerek:

-Fotoğrafçıyı çağırın, Erdem’le birlikte resimlerimizi çeksin. Dedi.

Önce benimle, sonra toplu fotoğraflar çekildi.

İşte bu fotoğraf, o günün bir anısıdır.

 

Av.A.Erdem Akyüz

erd...@gmail.com

https://www.facebook.com/erdem.akyuz.167

 

Siber Goksel

unread,
Jul 23, 2015, 11:43:54 AM7/23/15
to ne_mutlu_turkum_dyene, erdem akyuz
   Sayın Akyüz, ne mutlu size ki bu anıyı yaşamışsınız...Dr Siber Göksel

23 Temmuz 2015 15:31 tarihinde erdem akyuz <erd...@gmail.com> yazdı:

--

suavi tuncay

unread,
Jul 24, 2015, 4:44:22 AM7/24/15
to ne_mutlu_t...@googlegroups.com

Değerli
Av.Erdem AKYÜZ işte bu sözlerin milliyetçiliğin temelidir.
Devlet adamlığının asla göz ardı edilmemesi gerekiyor..
Ancak son on beş yıldır devlet değil ticaret adamlarıyla
yoğrulduk.
İnşallah savrulmayız..
Selamlarımla...
 


Yard.Doç.Dr. Suavi TUNCAY
Ege Üniversitesi
Iletisim Fakültesi
Ögretim Üyesi
ULUSLAR ARASI TURKBILIM DERGISI
http://turkbilder.net
Adresine ziyaret ediniz
Tel: 0090 546 785 38 33
Fak: 0090 232 311 18 54

erdem akyuz

unread,
Jul 24, 2015, 5:10:40 AM7/24/15
to ne_mutlu_t...@googlegroups.com
Katkıda ve yorumda bulunan tüm dostlara, Sn.Siber Göksel ile Sn.Suavi Tuncay'a teşekkür ederim.
Saygılarımla.
A.Erdem Akyüz

24 Temmuz 2015 11:41 tarihinde 'suavi tuncay' via "NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE" <ne_mutlu_t...@googlegroups.com> yazdı:

erdem akyuz

unread,
Jul 27, 2015, 3:55:06 PM7/27/15
to ne_mutlu_t...@googlegroups.com

SEÇİMDEN SONRA ALINAN

BAKANLAR KURULU KARARLARI GEÇERLİ Mİ

 

         7 Haziran 2015 günü yapılan Genel seçimlerden hemen sonra Resmi Gazete’de yayınlanan Başbakanlık yazısına göre, yeni bir hükümet kurulabilmesi için, mevcut Hükümet istifa ediyordu.

         Aynı gün 10 Haziran 2015 günü gene Resmi Gazete’de yayınlanan  Cumhurbaşkanlığı yazısına göre; Bakanlar Kurulunun istifası kabul edilmiş ve yeni Hükümet kuruluncaya kadar mevcut Hükümetin göreve devamı rica edilmekteydi.

         PARLAMENTO DIŞI BAKANLAR

         Ancak mevcut Hükümetin Bakanlar Kurulunda bulunan sekiz kişi milletvekili seçilememiş ve milletvekilliği görevleri son bulmuştu. Bu kişiler; Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Ali Babacan, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker , Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, Gümrük ve Ticaret Bakanı Nurettin Canikli, Dışişleri Bakanı Mevlut Çavuşoğlu ile Enerji ve Tabii kaynaklar Bakanı Taner Yıldız idi.

         Milletvekili seçilemeyen ve vekillik görevleri biten bu kişiler, Parlamento ve  Milletvekilleri dışından seçilen Bakan konumuna gelmişlerdi.

         Seçildikleri zaman milletvekili idiler, milletvekili olarak yemin ettiler ve daha sonra Bakan olarak seçilerek görevlerine milletvekilliğinin yanında, Bakan olarak devam ettiler.

         Şimdi milletvekili değiller. Parlamento dışından, Bakan olarak seçilmiş kişiler durumundalar. Milletvekili olmadığı halde, Bakan olarak seçilmiş olan kişilerin prosedürüne tabidirler.

         ATAMA VE YEMİN

         Anayasa’nın 112. maddesine göre; “Bakanlar Kurulu üyelerinden milletvekili olmayanlar; 81 inci maddede yazılı şekilde Millet Meclisi önünde and içer” ve görevlerine ancak bu şekilde başlarlar.

         Milletvekili sıfatı olmayan bu kişiler, vekillik görevleri düştükten sonra, Bakan sıfatıyla; Millet Meclisi önünde and içerek göreve başlamadıkları ve devam etmediklerine göre, o tarihden itibaren yapılan tüm Bakanlar Kurulu toplantıları ve bu toplantılarda alınan kararlar geçersiz bulunmaktadır.

         Ayrıca bu kişiler daha önce milletvekili olarak kabinede yer almışlardır. Vekillik sıfatları sona erdiğine ve meclis dışında kaldıklarına göre Anayasa’nın 109. maddesine göre yeniden Başbakan tarafından önerilmeleri ve Cumhurbaşkanı tarafından onay verildikten sonra yemin ederek göreve devam etmeleri veya başlamaları gerekecektir.

Bu Anayasal ve hukuki zorunluluk yerine getirilmediği sürece, seçim tarihinden itibaren yapılan tüm Bakanlar Kurulu toplantıları ve bu toplantılarda alınan kararlar hakkındaki geçersizlik devam edecektir.

         ONLAR PARKLARDA BİZ SINIRDA

Bunlara ek olarak “kurulması” veya “kurulmaması” planlanan koalisyon görüşmeleri arasında kendimizi, bizi hiç de ilgilendirmeyen bir savaşın içinde bulduk.

Kim olduğu, nerede olduğu, ne yaptığı, sayısı bilinmeyen Suriyeli-arap, bölücü ve gerici; Türkiye’ye çeşitli bulaşıcı hastalıklar, adı unutulan çocuk hastalıkları, işsizlik, güvensizlik, tehlike getirmesinin yanında; parklarda, deniz kenarında yatarken, bizim askerimiz, bizim polisimiz onlar adına şehit düşmeye başladı.

Bölücü ve gericilere verilen tavizlerle yollar kevgire döndükten sonra, sıra; sınır bölgesine ihaleyle barikat yaptırmaya geldi.

 

Av.A.Erdem AKYÜZ

 

 

mehmetsukrubas

unread,
Jul 28, 2015, 4:54:26 AM7/28/15
to ne_mutlu_t...@googlegroups.com

 

------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Bu yazıyı izinsiz paylaxtığım ve Elazığ Nurhak Gazetesindeki köşemde yayınladığım için umarım beni hoş görürsünüz....Selam ve saygıyla efendim

 

------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

 

HASBİHÂL                                                             MEHMET ŞÜKRÜ BAŞ

 

                                                                           mehmet_s...@mynet.com

 

 

 

                                        AKİL ADAMLAR

 

 

 

28 Temmuz 2015 tarihinde internetteki sayfama baktığımda Sayın Ahmet Kalkan’ın Rifat Serdaroğlu’nu ait bir yasını e - postama gönderdiğini gördüm. Kendisine teşekkür ediyorum.

 

İşte o yazı:

 

                                                        ***

 

“Hatırlar mısınız, bir zamanlar her biri diğerinden değerli (!) Akil İnsanlarımız vardı? Bu fedakâr insanlar, devlet parasıyla şehir-şehir dolaşıp, beş yıldızlı otellerde yatarak, “Çözüm Sürecinin” ne kadar güzel-tatlı ve faydalı bir şey olduğunu anlatırlardı.
         Ne bereketli, şanslı insanlardı bunlar!
         Görevlerini yerine getirenler içinde Milletvekilliğini kapanlar oldu. TRT ye bol sıfırlı rakamlar karşılığı dizi yapanlar oldu. Yandaş kanallarda iş tutanlar oldu. Reklam yıldızı olanlar oldu. Haber kanallarında Türk Milletini salak sanıp akıl vermeye kalkan üçkâğıtçılar oldu. Velhasıl oldu da, oldu…
Bu heyet, şimdilerde hiç görünmüyor! Erdoğan’ı yere göğe sığdıramayan, televizyonlarda AKP’yi parlatmak için dokuz takla atan bu Akiller sanki buhar olup uçtular!
         Hâlbuki şimdi onlara çok ihtiyacımız var. Kendilerini, kabuklarından çıkarak bıraktıkları yerden göreve devam etmelerini bendeniz, sizler adına rica ediyorum.
         Bu kez peşin-peşin ücret ödenmesini öneriyorum. Kiziroğlu Ahmet para bulamazsa, emeklilere yapılacak zammın Akil İnsanlara aktarılması yeterli olacaktır sanırım. Emekliler nasılsa açlığa alıştılar, varsın biraz daha aç kalsınlar. Alt tarafı da, üst tarafı da emekli değil mi?
İzninizle birkaç görevlendirme ben yapayım, gerisini siz getirirsiniz nasılsa!

 

                                           ***
        
Kezban Hatemi;
         Takma dişleri büyük geldiği için arada bir çıkan nineler gibi konuşan Akil Kezban Hanım Teyzenin görev yeri Diyarbakır olsun. Akil Kezban Teyze, evlerinde uyurken kafalarına birer kurşun sıkılarak öldürülen iki Polisimizin eşlerine-çocuklarına ve yakınlarına “Çözüm Sürecini”
bir defa daha anlatıversin bir zahmet.
         Özellikle çocuklarına, babalarının PKK tarafından Çözüm Sürecine katkı sağlamak için öldürüldüklerini açık ve net olarak açıklasın. İsyan eden olursa, öz oğluna yaptığı gibi, şehit ailelerinin tamamını
“Akıl Hastanesine” kapattırıversin gari…

 

                                           ***
         
Rifat Hisarcıklıoğlu
;
         Omurgası alındığı için sürekli öne doğru eğik olarak gezen “Saatçi Zafer’in” arazi işlerindeki ortağı Hisarcıklıoğlu da, daha dün şehit edilen iki askerimizin silah arkadaşlarının yanına gitsin. Uzaktan kumanda ile patlatılan bomba yüklü kamyonun patlatılmasının sebebinin, “Çözüm Sürecine” katkı için olduğunu, ölen askerlerin boşuna ölmediklerini, aksine bu ölümlerin askerliğin fıtratında olduğunu da bir güzel anlatıversin…

 

                                           ***
        
Yılmaz Erdoğan;

         Türk Milletinden kazandığı paralarla, Kürtçü-Bölücü harekete destek veren “Mükremin Çıtır” da Kandile gidip, oradaki okumuş çocuklara “Çözüm Süreci” nedir diye ders versin!
Belki onları ikna eder de silah bile bıraktırabilir! Niçin olmasın ki?

 

                                           ***
        
Etyiyen Mahçupyan;

         Bu kişi hem Akil hem de Başdanışmandır. Yani sözü iki defa daha fazla kıymetlidir! PKK silahlı kadrolarının üçte birini oluşturan Ermeni militanların yanına gidip,
“Çözüm Sürecini” açıklamalı, onları aydınlatmalıdır. Mahçupyan ’ın mahcup tazeler gibi, mahcup-mahcup konuşması inanıyorum ki, yürekleri yumuşatacak ve Ermeniler yıllardır yaptıkları Türkleri öldürme alışkanlığından
gönül rızası ile vazgeçecektir…

 

                                           ***
         Bunların yetmediği yerde,
Kadir İnanır’
ın, Hülya Koçyiğit ile birlikte PKK dağ kadrolarını ziyaret edip, “Na’ber, nassınız nevlatlarım” demeleri, olaya ayrı bir güzellik katacaktır!
         Akil İnsanların yanına,
“Öcalan’ın olayları okuma kabiliyeti ve tecrübesi var” diyen Yalçın Akdoğan,

 

“Öcalan’ın mesajları bizim de düşüncemiz” diyen genetik harikası Beşir Atalay,

 

“Öcalan dünyanın geleceğini çok iyi okuyor” diyen ilahi okuma ustası Yasin Aktay’da katılmalıdırlar.
         Akil İnsanlar ve yanındakiler eğer görev yerlerinden sağ dönerlerse, muhtemelen bir yıl popolarının üzerine oturamayacaklardır!
          Eh o kadar sıkıntıyı da bu kutsal görev (!) uğruna çeksinler artık, değil mi?
          Canları çok yanarsa Akil gillerden Orhan Babaya takılsınlar. “Böyle acı olur mu” ve “Batsın bu dünya” şarkılarını beraberce okuyup, teselli bulsunlar…
Hadi bakalım Akil İnsanlar, şimdi görev zamanıdır.

 

Görev yerlerinize marş, marş…”

 

                                           ***

 

Sayın Rifat Serdaroğlu’nun kaleme aldığı okunması, bilinmesi ve öğrenilmesi gereken bu satırları hiçbir yorum yapmadan siz değerli okurlarımla paylaşmak istedim.

 

Takdir sizlerindir.
                                                 ***///***

 

              Mehmet Şükrü Baş 13 Temmuz 2015

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------


----- Özgün İleti -----
Kimden : kalk...@windowslive.com
Kime :
Gönderme tarihi : 27 Temmuz 2015 Pazartesi 21:18
Konu : "ÖNCE VATAN" AKİL İNSANLAR GÖREVE - Rıfat Serdaroğlu

 
 

Hatırlar mısınız, bir zamanlar her biri diğerinden değerli (!) Akil İnsanlarımız vardı? Bu fedakâr insanlar, devlet parasıyla şehir-şehir dolaşıp, beş yıldızlı otellerde yatarak, “Çözüm Sürecinin” ne kadar güzel-tatlı ve faydalı bir şey olduğunu anlatırlardı.
Ne bereketli, şanslı insanlardı bunlar!
Görevlerini yerine getirenler içinde Milletvekilliğini kapanlar oldu. TRT ye bol sıfırlı rakamlar karşılığı dizi yapanlar oldu. Yandaş kanallarda iş tutanlar oldu. Reklam yıldızı olanlar oldu. Haber kanallarında Türk Milletini salak sanıp akıl vermeye kalkan üçkâğıtçılar oldu. Velhasıl oldu da, oldu…
Bu heyet, şimdilerde hiç görünmüyor! Erdoğan’ı yere göğe sığdıramayan, televizyonlarda AKP’yi parlatmak için dokuz takla atan bu Akiller sanki buhar olup uçtular!
Hâlbuki şimdi onlara çok ihtiyacımız var. Kendilerini, kabuklarından çıkarak bıraktıkları yerden göreve devam etmelerini bendeniz, sizler adına rica ediyorum.
Bu kez peşin-peşin ücret ödenmesini öneriyorum. Kiziroğlu Ahmet para bulamazsa, emeklilere yapılacak zammın Akil İnsanlara aktarılması yeterli olacaktır sanırım. Emekliler nasılsa açlığa alıştılar, varsın biraz daha aç kalsınlar. Alt tarafı da, üst tarafı da emekli değil mi?
İzninizle birkaç görevlendirme ben yapayım, gerisini siz getirirsiniz nasılsa!
Kezban Hatemi;
Takma dişleri büyük geldiği için arada bir çıkan nineler gibi konuşan Akil Kezban Hanım Teyzenin görev yeri Diyarbakır olsun. Akil Kezban Teyze, evlerinde uyurken kafalarına birer kurşun sıkılarak öldürülen iki Polisimizin eşlerine-çocuklarına ve yakınlarına “Çözüm Sürecini” bir defa daha anlatıversin bir zahmet.
Özellikle çocuklarına, babalarının PKK tarafından Çözüm Sürecine katkı sağlamak için öldürüldüklerini açık ve net olarak açıklasın. İsyan eden olursa,
öz oğluna yaptığı gibi, şehit ailelerinin tamamını “Akıl Hastanesine” kapattırıversin gari…
Rifat Hisarcıklıoğlu;
Omurgası alındığı için sürekli öne doğru eğik olarak gezen “Saatçi Zafer’in” arazi işlerindeki ortağı Hisarcıklıoğlu da, daha dün şehit edilen iki askerimizin silah arkadaşlarının yanına gitsin.
Uzaktan kumanda ile patlatılan bomba yüklü kamyonun patlatılmasının sebebinin, “Çözüm Sürecine” katkı için olduğunu, ölen askerlerin boşuna ölmediklerini, aksine bu ölümlerin askerliğin fıtratında olduğunu da bir güzel anlatıversin…
Yılmaz Erdoğan;
Türk Milletinden kazandığı paralarla, Kürtçü-Bölücü harekete destek veren “Mükremin Çıtır” da Kandile gidip, oradaki okumuş çocuklara “Çözüm Süreci” nedir diye ders versin!
Belki onları ikna eder de silah bile bıraktırabilir! Niçin olmasın ki?
Etyiyen Mahçupyan;
Bu kişi hem Akil hem de Başdanışmandır. Yani sözü iki defa daha fazla kıymetlidir!
PKK silahlı kadrolarının üçte birini oluşturan Ermeni militanların yanına gidip, “Çözüm Sürecini” açıklamalı, onları aydınlatmalıdır. Mahçupyan ’ın mahcup tazeler gibi, mahcup-mahcup konuşması inanıyorum ki, yürekleri yumuşatacak ve Ermeniler yıllardır yaptıkları Türkleri öldürme alışkanlığından
gönül rızası ile vazgeçecektir…
Bunların yetmediği yerde, Kadir İnanır’ın, Hülya Koçyiğit ile birlikte PKK dağ kadrolarını ziyaret edip, “Na’ber, nassınız nevlatlarım” demeleri, olaya ayrı bir güzellik katacaktır!
Akil İnsanların yanına, “Öcalan’ın olayları okuma kabiliyeti ve tecrübesi var” diyen Yalçın Akdoğan, “Öcalan’ın mesajları bizim de düşüncemiz” diyen genetik harikası Beşir Atalay, “Öcalan dünyanın geleceğini çok iyi okuyor” diyen ilahi okuma ustası Yasin Aktay’da katılmalıdırlar.
Akil İnsanlar ve yanındakiler eğer görev yerlerinden sağ dönerlerse, muhtemelen bir yıl popolarının üzerine oturamayacaklardır!
Eh o kadar sıkıntıyı da bu kutsal görev (!) uğruna çeksinler artık, değil mi?
Canları çok yanarsa Akil gillerden Orhan Babaya takılsınlar. “Böyle acı olur mu” ve “Batsın bu dünya” şarkılarını beraberce okuyup, teselli bulsunlar…
Hadi bakalım Akil İnsanlar, şimdi görev zamanıdır. Görev yerlerinize marş, marş…

 
inlineImage0

dr.ay...@web.de

unread,
Jul 28, 2015, 7:04:49 AM7/28/15
to ne_mutlu_t...@googlegroups.com
 
Başarılı bir yazı.
 
Bu hainler topluluğuna;
MHP ve CHP yönetim birimlerini de,
TSK daki tüm generalleri,
MİT yönetim birimlerini,
tüm üniversite hocalarını,
tüm am ve yargıtay yargıçlarını,
tüm ysk üyelerini,
tüm imam ve papazları da katmak yetmez.
 
Azmanistan, azmanlar birliği ve israil elçilerini de başlarına klavuz olarak belirlemek gerek.
Sonra bunları ister munzur vadisinde laş deresi ağzında,
isterseniz konya ovasında türk halk mahkemelerinde dara çekmek gerek.
 
Başka daha çok çözüm yolları vardır, elbet.
 
Mekkeyle kudüs ve vatikan arası ne ki?
 
Fenerbahçe, galatasaray ve beşiktaş arasındaki ayaktopu ilkeleri arasındaki fark var mı?
Amaç para para değil mi?
 
Para el kiri değil mi?
 
Delikli demir icad oldu mertlik bozulmadı mı?
Dünyayı yöneten kırkharamilerin uşakları olmayan meclisler, hükümetler ve ordular var mı?
 
Bu ahval ve şartlar içinde bir türkistan yağmuru elbette gelecektir. Biline.
Gesendet: Dienstag, 28. Juli 2015 um 10:54 Uhr
Von: mehmetsukrubas <mehmet_s...@mynet.com>
An: ne_mutlu_t...@googlegroups.com
Betreff: "ÖNCE VATAN" Ynt:

dr.ay...@web.de

unread,
Jul 28, 2015, 9:21:28 AM7/28/15
to ne_mutlu_t...@googlegroups.com
 
 
Gesendet: Dienstag, 25. Mai 2010 um 08:44 Uhr
Von: "orhan özkaya" <orhano...@hotmail.com>
An: dr.ay...@web.de
Betreff: Kein Betreff
 
Hotmail: Powerful Free email with security by Microsoft. Get it now.
HES'LER KARAKULAK'I VURACAK.doc
SAHİLLER DE ÖZELLEŞTİRME İDARESİNE DEVREDİLİYOR..doc
TOPRAK REFORMU ÖZGÜRLÜK, BAĞIMSIZLIK VE GERÇEK DEMOKRASİ DEMEKTİR.doc
TOPRAK REFORMU ÖZGÜRLÜK, BAĞIMSIZLIK VE GERÇEK DEMOKRASİ DEMEKTİR.doc

mehmetsukrubas

unread,
Jul 28, 2015, 4:00:51 PM7/28/15
to ne_mutlu_t...@googlegroups.com


BU GİBİ YAZILARI (Gerçekliği yüzde yüz doğru olsa da) OKUDUKÇA üzülüyorum...Benim ülkem,,,,benim askerim bu kadar aciz olmamalıdır...Benim milletim ayaklarının üzerinde durabilen "bir Türk Dünyaya bedeldir" sözünü hayata geçiren bir millet olmalıdır.
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

 


----- Özgün İleti -----
Kimden : kalk...@windowslive.com
Kime :
Gönderme tarihi : 28 Temmuz 2015 Salı 19:04
Konu : "ÖNCE VATAN" Kandil -Yılmaz ÖZDİL - SÖZCÜ

 
 
Kandil’i vurduk.
Gene.
*
(google’a girin, tıklayın, 718 bin defa “Kandil vuruldu” haberi var.)
*
Hakkari’ye ver sırtını.
Elini gözüne siper et.
Güneye doğru, tee uzağa bak…
İşte o zirvesi karlı dağ, Kandil.
*
Yarısı Irak’ta, yarı İran’dadır.
İran-Irak sınırı, tam ortadan böler.
*
(Hani bizim gazeteler sık sık “İran bizden önce Kandil’i vurdu” filan diye yazar ya… İnsan üzülüyor okuyunca… Çünkü, İran’ın Kandil’de vurduğu yerler, İran toprağıdır. Yani, bizim Cudi’yi vurmamız gibi bir şeydir. Ama, gazetelerimiz öyle bir yazar ki, zannedersin adamlar bizim giremediğimiz Irak’a girdi. Neyse…)
*
Türkiye’ye en yakın noktası 89.5 kilometre. Kuş uçuşu bu kadar. Karadan 110 kilometreyi buluyor. Nişantaşı-Cihangir cafelerinde trekking tabir edilen doğa yürüyüşünü yapamazsın o güzergahta, zırhlı lazım… Toma’dan su fışkırtmaya benzemez, tank lazım.
*
Gelmişken temizleyivereyim şuraları dersen… Etrafını sarman lazım. Dağın oturduğu coğrafya gereği, beşgen şeklinde sarman lazım. Ama, unutmamak da lazım, beşgenin üç bacağı İran tarafında… Ya İran’a da gireceksin, ya da İran’dan rica edeceksin, hatırımız için o tarafı tutacaklar ki, teröristler kaçmasın. Irak tarafında tutman gereken mesafe, 300 kilometrecik!
*
Kontrol altında tutman gereken alan, 3 bin 377 kilometrekarecik!
*
Türkçesi şu: Ankara 2 bin 516 kilometrekare, Adana bin 945 kilometrekare, Kastamonu bin 834 kilometrekare… Yap hesabını.
*
Sardın mı Kandil’in etrafını? Sardın. Şimdi asıl girmen gereken hedef, dağın vadisi. Çünkü oradalar. Uzunluğu 13.5 kilometre, genişliği 4.5 kilometre. Öyle kafana göre her yerinden giremezsin. Ağzı güneye bakıyor. Kuzey tarafı sarp. Kış aylarında çığ düşüyor, önceki sene 8 terörist çığ altında öldü. Girebilmek için güneyine kadar inmen lazım.
*
İndin mi güneye? İndin. Şimdi çık bakalım yokuşu… Vadi bin 219 metre yükseklikte. Bütün arazinin mayın döşeli olduğunu söylemeye gerek yok tabii… Mayın tuzakları nedeniyle “intihar vadisi” olarak tanınıyor. Terörist barınakları, genellikle 2 binli rakımlarda. 10 kilometrelik mesafeye yayılmış vaziyette. Tepelerde SA7 füzeleri, uçaksavar ve makineli tüfek yuvaları var. Tepe dediğin, 2 bin 670 metre. Fiziki şartları, doğal kale.
*
Şimdi diyeceksiniz ki…
Zaten bu yüzden karadan gitmiyoruz, uçaklarla vuruyoruz.
*
En yakın üssümüz 456 kilometre uzakta, Diyarbakır’da… Erhaç’tan gelmeye kalkarsan, 626 kilometre. Üstelik, Malatya’dan Batman’dan anormal saatte, anormal sayıda uçak kalktığı anda, Kandil’e haber uçuyor. Askeri üslerimizin etrafında gözcüleri var. Sessiz sedasız gidebilmen imkansız. Hatta o kadar cüretkarlar ki… En son harekatta, Diyarbakır’dan kalkan F16’larımıza, pisti gören Yeniköy mezarlığı mevkiinden kalaşnikoflarla ateş açıldı.
*
(Harekata başlamadan önce THY’nin Hakkari seferleri iptal edildi. PKK için pekçok şey denebilir ama, aptal denemez. THY seferlerinin durup dururken neden iptal edildiğini anlamadılar mı sanıyorsunuz?)
*
Farzedelim ki, teröristler armut gibi bekliyor, geldin Kandil’e… Kuzeyden dalamazsın. Güneyden dolaşıp, vadiye girmen lazım. Ama vadi dediğin, ip gibi otoyol değil, sekiz defa zikzak yapıyor dağın içinde… E jet bu, yılan değil, kısa mesafede kıvrıla kıvrıla gidemez. N’aapar? Anca nokta atışları yapar. Uçak kamerasından televizyonlara servis edilen görüntülerde de olduğu gibi, anca düzlüklerdeki barakaları vurur.
*
En geniş düzlük, sadece 1.5 kilometrekare… Arazinin ne kadar girintili çıkıntılı, oyuntulu olduğunu düşün.
*
Vadi yüzlerce mağarayla dolu. Bomba en fazla önüne düşer, içeri girmez. Sonuç vermez. Bazı mağaralara, sandalyeye oturarak 500 kişi sığıyor. 100 metre içeriye giren, 12 metre koridor genişliği olan, üç kapısı bulunan mağaralar var. Bomba basıncına doğal direnci var.
*
Vadide 50 civarında kamp olduğu tahmin ediliyor. Çoğu barınma amaçlı… 15 eğitim kampı var. En ünlüsü, Lice’ye heykeli dikilen Mahsum Korkmaz Akademisi… Örgütün arşivi Kandil’de.
*
(Ana haber bültenlerinde tırışkadan haritalar yayınlayıp, vıjjj diye uçan F16’lar gösteriyoruz ama… Balyoz iftirası yüzünden yüzlerce seçkin-tecrübeli pilotumuz, istifa etti. Türk Hava Kuvvetleri’nde Kuzey Irak coğrafyasını bilen pilot kaldı mı, çok emin değilim.)
*
(Süleyman Şah’ın boş sandukalarını sırtlayıp sıvışan Ahmet Kiziroğlu’nun, sanki NATO müttefik kuvvetleri komutanıymış gibi brifing alması ve fotoğraflarını basına dağıtması, ayrı bi dram.)
*
Dağın eteklerinde gerilla hayatına uygun bir yapılanma bulunuyor. Teröristler, irili ufaklı 60 civarında köyle içli dışlı yaşıyor. Örgüt üniformasını çıkarıp, köylülerin arasına karışıyorlar, ara ki bulasın.
*
Kandil’de derelerden, şelalelerden elektrik üreten küçük çaplı iki santral var. Üretilen elektrik, hem kamplara, hem de bu köylerin bazılarına veriliyor. Örgütün binlerce küçükbaş hayvanı var. Etinden sütünden faydalanılıyor, bu köylerde barındırılıyor.
*
Kandil’in merkez üs olarak seçilmesi, 1997’ye dayanıyor. Avrupa’dan topladıkları paralarla, iki senede inşa ettiler. Kamp alanlarının belirlenmesinde Apo’nun kardeşi Osman Öcalan’ın büyük emeği var.
*
Fransız basınından, Kanada basınına, İsveç gazetelerinden Avustralya televizyonlarına kadar, dünya medyası Kandil’de cirit atıyor, şakır şakır tanıtıyor. En ilginçlerinden biri, İngiliz Daily Telegraph gazetesiydi… Murat Karayılan’la röportaj yaptı, Amerikalıların PKK yöneticileriyle düzenli olarak görüştüğünü, bu görüşmeler için Kandil’e helikopter pisti yapıldığını, ışıklandırıldığını yazdı.
*
Bugüne kadar 718 bin defa “Kandil vuruldu” haberi yapmışız… “Kandil’de helikopter pisti vuruldu” haberi gördünüz mü hiç? İngiliz gazetecinin eliyle koymuş gibi bulduğu helikopter pistini, 718 bin sortide bulamadık mı henüz? Hani BBG evi gibi görüyorduk Kandil’i?
*
Terörle mücadele koordinatörlüğünden istifa eden orgeneral Edip Başer mesela… Sözcü gazetesine konuştu.
*
“Barzani, Amerika’nın kontrolünde… PKK’nın silahları Barzani’den geliyor. ABD ile dokuz defa toplantı yaptık. En son Beyaz Saray’da Başkan’ın güvenlik başdanışmanı ile konuştuk, anlattık. Görüntüler içeren bir cd verdik onlara… PKK’ya ikmal malzemesi taşıyan kamyonun şoför mahallinde bir Amerikan askeri oturuyordu. ‘Biz bu durumu Türk kamuoyuna anlatamayız’ dedim. ‘Bu görüntülerden sonra hâlâ Amerika bizim dostumuzdur diyebilir miyiz?’ diye sordum. ‘Haklısınız ama, siz gene de Barzani’yle konuşun, onun tavsiyelerini alın’ cevabını verdi!”
*
Demek ki neymiş…
*
Sayın hükümetimizin ve sayın genelkurmayımızın elinde, kameraya kaydedilmiş görüntüler varmış. O görüntülerde, bizzat Amerikan askerlerinin PKK’ya kamyonla silah taşıdığı görülüyormuş. Bu görüntüler Türk halkından saklanmış. Beyaz Saray’a gidip salya sümük ağlamışız. Beyaz Saray da, kesin sesinizi lan, yürüyün ense tıraşınızı göreyim demiş. Bizimkiler de susup, tırıs tırıs geri dönmüş.
*
Sayın devletimiz, terörle mücadeleyi koordine ediyorum ayaklarıyla, kendi vatandaşlarına şapşal muamelesi yapmış… Terörle mücadele ediyorum pozlarıyla, ABD’nin PKK’ya silah taşımasına göz yummuş.
*
E, hal böyleyken…
Hâlâ “Kandil’i vurduk” filan.
*
Bence yerlebir etmişizdir Kandil’i.
Yerlere yatmışlardır.
Bombalarla değil ama…
Gülmekten ölmüşlerdir!
inlineImage0

"T.C. BURHAN SAVAŞ"

unread,
Jul 28, 2015, 5:21:44 PM7/28/15
to ne_mutlu_t...@googlegroups.com
Arkadaşlar OYUN bilmeyen gelin , " yerim dar " dümenine yatar.
En azından , kaynanası bunu yemez.
Yani , en az. 1 kişi " höst lan " der.

Dünya'nın en dandik , yetersiz Komutanı , ki bu tipler TSK'ya musallat edilmiştir çook uzun
süredir , asla gerçeği yani yetersizliklerini samimiyetle itiraf etmeyip , uyduruk
bir bahaneye sığınıp Tantan'a içinde görevi , her saniyesini tepe tepekullanarak ,
devreder , Bedrum ( bodrum da denir) ya da Yalıkazık (kavak da derler) taraflarına
, zırhlı araba ve korumalarla defolurlar.

1 Allah'ın Türk Subayı ortaya çıkıp çökmüyor ensesine bu bedrum , yalıkazık kaçkını,
Türk Subayı , Türk Komutanı şanı , onuru , şerefi katillerinin.

Yol öyle oyulmuş ve de  yalamaya dönüşmüş ki ; her emekli olan hooop aynı oyuğa atlıyor,
saniyede bir öncekinin yanıbaşında ayarlı kâşanelere yazlıklara cümbür cemaat 
çörekleniyorlar.
 Bari yatın kesin sesinizi orada değil mi , yok oradan yine Türk Subayı katilliklerini sürdürüyorlar.
Ahkâm kesiyorlar , utanmadan, arlanmadan.

"Türk Komutan" , "Türk Subay bu değildir."
Kesinlikle değildir.

Bilin ki Savaş koşullarında 1 Türk Komutan , ölüme yatmış emekli yaşında da olsa
cepheden cepheye yollardadır.
Hem de parasız , pulsuz , tek başna.

Türk Subay küllerinden doğacaktır
Komutan Otağı'na şiddetinin tüm haşmetiyle Türk'ün hem bayrağını , hem
Şanlı Ordusu'nun Al Sancağını dikecektir.
Bu eşyanın tabiatidir.

"Türk Subay" , TSK'sına , cehennemler kudursa , el koyacaktır.

T.C. Burhan




28 Tem 2015 tarihinde 23:00 saatinde, mehmetsukrubas <mehmet_s...@mynet.com> şunları yazdı:

erdem akyuz

unread,
Aug 3, 2015, 2:18:56 AM8/3/15
to ne_mutlu_t...@googlegroups.com

ANAM, ANAM, ANAM, ANAM

 

            Yolsuzluk ve israf konusunda konuşmak tehlikelidir.

Neden tehlikeli olduğunu bir fıkra ile anlatalım:

 

“Üst düzey bir yönetici, memleket gezisinde Erzurum’da bir üniversiteye gitmiş, ülke sorunları hakkında yaptığı konuşmanın ardından

-Sorusu olan var mı? diye sormuş.

NAİM isimli öğrenci ayağa kalkmış ve

-Size bir sorum var, demiş;

-Yolsuzluk ve israf konusunda bu kadar yıpranmış olmanıza rağmen seçimi nasıl kazandınız?

Tam bu sırada zil çalmış ve Bakan

-İkinci derste devam ederiz, diyerek çıkmış. Derse yeniden girince;

-Nerede kalmıştık, diye sormuş.

Bu defa bir başka öğrenci ayağa kalkmış;

-Bizim sorularımızı cevaplayacaktınız, size üç sorum var, demiş.

Bir; yolsuzluk ve israf konusunda bu kadar yıpranmış olmanıza rağmen seçimi nasıl kazandınız,

İki; ders zili neden yarım saat önce çaldı,

Üç; NAİM nerede?.

 

Onun için biz bu konuda konuşmayalım ancak daha önce konuşanları ve konuşulanları şöyle bir anımsayalım:

Bir televizyon kanalında yapılan canlı yayın ve söyleşi de konuk, senelerin milletvekili Burhan Kuzu idi. Yönetici bayan; Türkiye’deki israfın boyutlarını sorunca, başını iki yana defalarca sallayarak ve kendine özgü konuşması ile aynen “Anam, anam, anam, anam…” dedi.

Böylece “boyutlarını” anlamış olduk.

Bir başka söyleşide konuk sanatçı, gene senelerin milletvekili Bülent Arınç idi. Program yöneticisinin; Türkiye’deki israfın yani gereksiz ve boşa harcanan paranın boyutlarını sorması üzerine “Türkiye’de israf önlense, vatandaştan vergi almaya hiç gerek olmaz” demişti.

Böylece yolsuzluk ve israfın “eni boyu” iyice meydana çıkmıştı.

Bunları biz söylemiyoruz.

Ülkeyi, devleti ve milleti, on üç seneden beri –güya- yönetenler söylüyor.

Durum böyle olduktan sonra, Türkiye’nin uğraştığı “tüm sorunların” altında başka bir neden aramak gereksiz olur.

Şimdi adama sormazlar mı:

-Yolsuzluk ve israf konusunda bu kadar yıpranmış olmanıza rağmen seçimi nasıl kazandınız?

Ama merak etmeyin, eninde sonunda kazananlar Atatürk’çü güçler olacaktır.

 

Av.A.Erdem Akyüz
geçim.2.jpg

Ismail Kara

unread,
Aug 4, 2015, 5:35:50 PM8/4/15
to

 EMEKLİLER ÇALIŞMASIN MI?
                                                                                          İsmail KARA
       Emekliler çalışsın mı, çalışmasın mı?
       Devleti yönetenler emeklilerin çalışmasını istemiyor sanırım. Çünkü, emekli olup çalışanlardan bir kısım kesintiler yapılıyor.
       Örneğin bir emeklinin kendine ait bir işyeri varsa, maaşından %10 kesinti yapılıyor. Daha önce bu oran %15 iken Temmuz 2015’te %10’a indirildi.
       Küçük bir işyeri açmak isteyen ya da kendi işinde çalışan emekliler bundan tedirgin… Bir emekli dinlenmek ister aslında, çalışmak değil… Ama onu hayat şartları zorlarken ne yapsın?
       Öte yandan bir emekli, bir işyerinde ücretli çalışırsa; emekli aylığında bir kesinti olmaz ama aldığı ücretten %7,5 oranında destek pirimi kesilir. Ayrıca %23,5 ilâ %28,5 arasında işveren de katkı payı öder. Yani en az %30 tl. prim ödenir. Peki, normalde (yani emekli olmayan) bir işçinin ücreti için ne kadar prim ödeniyor? Bakalım;
       Ücretliden kesilen prim oranı %14, işveren katkı payı ise %20,5 ki toplamda (en az) %34,5 tl. prim ödeniyor.
       25 yıldan fazla prim ödeyip emekli olan ve çalışan kişi ile henüz emekli olmamış kişinin arasındaki prim farkı %4,5 dur. Bu durum ne kadar adil? Tartışılabilir.
       Her ay Türk-İş ve Kamu-Sen tarafından yoksulluk ve açlık sınırı konusunda raporlar yayınlanıyor. Örneğin Türk-İş’in Haziran 2015 raporuna göre dört kişilik bir aile için açlık sınırı; 1.338 tl., yoksulluk sınırı ise; 4.357 tl.dır.
        Emeklilik geliri yoksulluk sınırının üstünde olanlar için söylenecek fazla söz yok… Fakat, devlet olarak emekline hayat standartının çok altında, hatta açlık sınırının bile altında maaş veriyorsan, onları zor şartlar altında yaşamaya mecbur ediyorsan; sorumlu zaten sensin.
         O zaman, bir şekilde kazanç sağlamaya çalışan emeklinin önüne çeşitli engeller çıkarman da hakkaniyet ilkeleriyle asla bağdaşmaz ve “Sayın emekli, sen artık çalışamazsın” demen doğru olmaz.  
        Üstelik çalışma gücü olan herkesin çalışması, üretime ve ekonomiye katkı vermesi konusunda destek verilmeli, yolundaki tüm engeller kaldırılmalıdır.
        “Emekli çalısın mı, çalışmasın mı?” sorusuna, kısaca yanıt verebildiğimi sanıyorum.
                            04.08.2015

             
        
--

İstiklâl Türker

unread,
Aug 5, 2015, 6:24:30 AM8/5/15
to ne_mutlu_turkum_dyene

---------- Forwarded message ----------
From: Bülent Esinoğlu <bulente...@gmail.com>
Date: 2015-08-05 10:54 GMT+02:00
Subject:
To:


Yağmacılar İran’da!

Bülent ESİNOĞLU

Batı kendi çıkarları için, İran’ı Türkiye’ye düşman yaptı.

Amerika ambargolar uygulattı. Türkiye İran ticaretini önemli ölçüde engelledi.

Diplomasi yaptı. İran Türk ilişkilerini baltaladı.

Amerika’nın, İran’a karşı hileli ve pis siyasetlerini en iyi uygulayan ülke olduk.

İran’dan acil petrol ihtiyacımızı karşılarken bile, yasal yolların dışına çıkmak durumunda kaldık.

Ne yaptılar ettiler, İran ile Türkiye’nin arasına girdiler.

İran, “Batının dize getirme ve askeri baskılarına” karşı direndi. İran halkı çok büyük sıkıntılar çekti.

İran Batıya karşı direnirken, biz hep Batının ve Amerika’nın yanında yer aldık.

İran, direnişinden başarıyla çıkınca, İran’a giden ilk diplomatlar ve iş adamları Fransız ve İngilizler oldu.

Bizim elimizde ise, sadece Şii ve Sünni anlaşmazlığı kaldı.

Elin Hristiyan’ı İran’ı dost yaptı. Biz İslam âleminin içindeki çatışmalarla baş başa kaldık.

Şimdi tüm Batı İran’a koştu. Koştu ve bağırmaya başladı. Benim otomobilim, uçağım, malım mülküm herkesinkinden daha iyidir diyor.

İran gibi koskoca bir pazarı ve girişimcilerinin olduğu bir fırsatı kaçırmamak için var gücü ile İran’a seferler yapıyorlar. Bizim diplomatımız da Erbil’e gitti.

Bu pazarda bizim elimizde kalan tek mal; Şii düşmanlığıdır.

Bu o kadar öyledir ki; Suriye’de kurulan Şii/Sünni pazarında kavga ve savaş en güzide malımız oldu.

Batı İran’dan silahını çekerken, Suriye’de kalan son hesabını bize temizletmek üzere bıraktı.

Hiç kuşkunuz olmasın. Batı İran ile her türlü ilişkiye girerken, asıl mirası olan Şii/Sünni çatışmasını bize miras olarak bırakmak için her çabayı sürdürür.

Eğer bizler, hala ortaçağdan kalma siyasetlerle yol almaya devam edersek, İran pazarından elimizde sadece, Şii/Sünni çatışması kalacaktır.

İran Batının askeri ve siyasi baskısından, toprak kaybetmeden çıktı.

Orada da etnik farlılıklar vardı. İran’da da PEJAK vardı.

Amerika ve Türkiye dostluğundan bize kala kala üç Kürt Başkenti kaldı. Erbil, Kamışlı, Diyarbakır.

Suriye sorunu sebebiyle, öyle anlaşılmaktadır ki; Batılılar İran pazarından sonuna kadar yararlanırlarken, bize Batının artıkları kalacaktır.

Suriye sorununun çözümünde, Türkiye ABD’nin yanında değil de, Suriye, İran Rusya ve barışın yanında olsaydı, asıl kazançlı çıkan Türkiye olacaktı.

5.8.2015, bulente...@gmail.com


aytekin ertugrul

unread,
Aug 5, 2015, 6:45:57 AM8/5/15
to bulente...@gmail.com, ne_mutlu_t...@googlegroups.com, Ataturk millliyetcileri, meraklilar gurup, duog, TESUD gn merkezi, İstanbul Barosu, barob...@barobirlik.org.tr
Sayın Esinoğlu'nun  " Yağmacılar İran'da" başlıklı yazısı aşağıdadır. Batılı Haçlılar kendi çıkarları için bizi yüzyıllık komşularımızla dahi kötü ilişkiler içine itmekten çekinmezler. Dünyada çıkarların belirleyiciliği gücünde hiç bir belirleyici güç yoktur.
 


Date: Wed, 5 Aug 2015 11:54:04 +0300
Subject:
From: bulente...@gmail.com

Ahmet Gölhan

unread,
Aug 5, 2015, 4:43:03 PM8/5/15
to ne_mutlu_t...@googlegroups.com

erdem akyuz

unread,
Aug 10, 2015, 3:58:56 AM8/10/15
to ne_mutlu_t...@googlegroups.com

         TAŞ YERİNDE AĞIRDIR

 

         Saygın şeyler, yerinde ve zamanında kullanılırsa güzelliğini korur. Gelişigüzel, çok sık ve niteliğine uygun olmayan yerlerde kullanılması halinde saygınlığı ve güzelliği zarar görür. Bu bakımdan yer seçimi çok önemlidir. Bu yer seçiminin bir deha ölçeğinde kullanıldığı bir sanat eserine aşağıda yer vereceğiz. Ancak daha önce uygun olarak kullanılmadığı yerlere birer örnek vermek istiyoruz.

         HATALI ÖRNEKLER

         Geçenlerde basında da yer aldığı üzere; tarihi Rumeli Hisarı’nda bulunan  antik tiyatro sahnesinin ortasına bir mescit yapıldı.

         Tiyatro sahnesinde bir mescit ve cami !

         Ankara’nın tarihi mekanlarından Opera Meydanında İller Bankasının binası sökülerek yerine kocaman bir cami yapıldı.

         Opera Meydanında Cami !

Yüz metre ilerisinde tarihi ve muhteşem Hacı Bayram Camii, Zincirli Cami, Kurşunlu Cami var.

         Ankara Atatürk Orman Çiftliği olarak anılan yerde, Başbakanlık binası olarak başlayan ve Cumhurbaşkanlığı Külliyesi (!) olarak adlandırılan yerin girişine kocaman bir cami yapıldı.

Her akşam projektörlerle aydınlatılıyor.

         İstanbul’un tarihi taksim Meydanı, tarihi Atatürk Anıtı çevresi ve Gezi Parkı allak bullak edilerek bir cami yapılmak üzere.

         Biraz ilerisinde muhteşem Sultan Ahmet Camisi var.

         YER SEÇİMİNDEKİ DEHA

         Cami gibi kutsal mekanların yeri ve konumu iyi seçilmelidir.

         Tarihimiz; bu yer seçimine dünya çapında bir dehanın gizlendiği muhteşem eserler ile doludur.

         Tarihimize ve insanlığa değer kazandıran, sıradan yapılar değil, bu gibi eserlerdir:

Kanuni Sultan Süleyman’ın isteği üzerine, Mimar Sinan; Üsküdar’da bir cami yapımına başlar. Kanuni’nin kızı Mihrimah Sultan adına yapılan caminin inşaatı 1540 yılında başlar ve 1548 yılında muhteşem bir eser meydana getirilir.

Aradan tam 14 yıl geçtikten sonra 1562 yılında Mimar Sinan’dan ikinci bir cami ve külliye yapması istenir. Mimar Sinan; gene Mihrimah Sultan adını taşıyan bu ikinci eserin yapılacağı yer olarak bu kez Edirnekapı’yı seçer.

Mimar Sinan; Edirnekapı surlarının yanında, pek kimsenin uğramadığı ıssız ama İstanbul’un en yüksek tepelerinden birinde, ikinci bir eser yapmaya koyulur.

Ancak bu yerin seçimi, gelişi güzel yapılan bir yer tayini değildir. Yeni cami ve külliye yapılacak bu yerin seçimi; ilmin ve fennin, sanatla kucaklaşmasına yol açacak, dünyada en büyük örneklerden birini oluşturacak gerçek bir dehanın eseridir. Bu yer seçimine büyük bir sır gizlenmiştir.

GÖKYÜZÜNDE DANS

Yeni yapılan Cami oldukça küçüktür ancak minaresi otuz sekiz metredir. Bir adet incecik kubbesi üzerinde bulunan 161 pencere, caminin iç güzelliğini aydınlatır. İçerdeki sarkıtlar ve minare kenarlarındaki işlemeler güneş ışığında adeta yanar ve pırıltılar saçar. İçerisini ve etrafını bir ışık cennetine çevirir.

Bu iki Cami ve külliyelere adını veren ve onun adına inşa edilen Sultan Mihrimah’ın adı, Farsça’da; “Mihr,Mehr-Güneş” ve “Mah-Ay” yani “Güneş ve Ay” anlamına gelmektedir.

Yılın bazı günlerinde; her iki Cami’nin de göründüğü hakim bir tepeden; Üsküdar’daki Mihrimah Sultan Camisine ve Edirnekapı’daki Mihrimah Sultan Camisine baktığınız zaman göreceğiniz manzaranın tarifi mümkün değildir:

Her iki caminin yeri, minare ve kubbesi o şekilde hesaplanmıştır ki; Edirnekapı Camisinin tek minaresi ardından tepsi gibi kıpkırmızı bir güneş batarken, Üsküdar’da ki Caminin ardından ay doğmaktadır.

Ay ve güneş yani “Mihrimah” aynı anda gökyüzünde beraberce ve aynı isimli iki caminin üzerinde süzülmektedirler.

Bu emsalsiz görüntünün en net olarak izlenebileceği tarihlerden biri olarak verilen ve gece ile gündüzün eşit olduğu 21 Mart tarihi, aynı zamanda Mihrimah Sultan’ın doğum günüdür.

Bu durum; yeryüzünde örneği az görülen bir matematik, mimari ve sanat dehasının sonucudur.

Laf olsun veya reklam olsun diye yapılan inşaatların dışında kalıcı ve kullanım amacına uygun muhteşem bir yapımdır.

 

 

Av.Ahmet Erdem Akyüz

erd...@gmail.com

 

          

Cami.jpg

erdem akyuz

unread,
Aug 11, 2015, 5:46:21 AM8/11/15
to

TERÖR OLAYLARINDA YÖNETİCİLERİN

 SİYASİ, HUKUKİ, CEZAİ SORUMLULUĞU VARDIR

 

Uzun süreden beri terör olayları tırmanış göstermektedir. Yollar kesilmekte, karakollara roketatarlı saldırılar yapılmakta, bombalar atılmakta, araç ve evler yakılmakta, teröristler üst ve hüviyet kontrolü yapmakta, insanlar kaçırılmakta, polis, asker ve vatandaşlar öldürülmektedir.

Bütün bunlardan çıkan sonuç; Devletin ve her kademedeki yönetici ve görevlinin Anayasa ve yasalarla kendilerine yüklenen görevlerini yapamadıklarıdır.

Her yetki ve görevin karşılığı ve sorumluluğu vardır. Görevini yerine getirmeyen, getiremeyen  kuruluşlardan başlayarak, her kademedeki yetkili, yönetici ve görevlinin siyasi, hukuki ve cezai sorumluluğu vardır.

Bu durum; “Kanı yerde kalmayacak” edebiyatı ve yapılan “Şehit Törenleri” ile geçiştirilemez.

Her kademedeki yetkili ve sorumlu için hukuki, cezai, siyasi işlem yapılmalıdır.

 

Av.A.Erdem Akyüz

Hukukun Egemenliği

DerneğiO.Genel Başkanı

şehit.1.jpg

erdem akyuz

unread,
Aug 17, 2015, 2:01:56 AM8/17/15
to ne_mutlu_t...@googlegroups.com
SENİN HİÇ Mİ SUÇUN YOK
 
Başkent Ankara’da yapılması çok tartışılan “Ankara Bulvarı” kapatılıyor. Belediye astığı ilan panolarında, Mimarlar Odalarının açtığı dava sonucu İdare Mahkemesinin kararı ile bu yolu trafiğe kapatacağını duyuruyor. Yani tek suçlu davayı açanlar ile karar verenlermiş gibi, halkı tahrik ediyor. Bu durumda sormazlar mı; yasa ve yönetmeliklere aykırı yol yaparken senin hiç mi suçun yok. Tabii ki suç ve ihmalin var. Bu durumda; yol için yapılan masraf ve zararların, bu haksız uygulamayı yapanlardan alınması gerekir.

Akla ziyan uygulama örneklerinde bu hafta bu kadar. Kısmet olursa haftaya devam ederiz.

Aklınıza mukayyet olun

 https://www.facebook.com/erdem.akyuz.167

Av.A.Erdem Akyüz

ankara bulvarı.jpg

mehmetsukrubas

unread,
Aug 19, 2015, 2:33:51 AM8/19/15
to ne_mutlu_t...@googlegroups.com

 

-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

TEŞEKKÜRLER ÜSTADIM GÜNDEMİ EN İYİ TAHLİL EDEN BİR YAZINIZI OKUDUK...EPEYCEDE AYDINLANDIK....TEŞEKKÜRLER EDİYOR SELAM VE SAYGILAR SUNUYORUM EFENDİM.
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------


----- Özgün İleti -----
Kimden : y.ars...@gmail.com
Kime : Undisclosed-Recipient
Gönderme tarihi : 19 Ağustos 2015 Çarşamba 03:20
Konu : "ÖNCE VATAN" BU YAZI SADECE GERİZEKÂLILAR(!) İÇİN YAZILMIŞTIR

BU YAZI SADECE GERİZEKÂLILAR(!) İÇİN YAZILMIŞTIR
 
 
 

Bir insanın zeki yahut geri zekâlı olması da yüce Allah'ın bir takdiridir. Bu konuda kimseyi ayıplamak, suçlamak gibi bir davranış içine girmemiz mümkün değildir.
 
 Geri zekâlılık bir insanda bazen genel manada, bazen çeşitli konular üzerinde tesirini gösteriyor.
 
 Bugünkü yazımızda, Türkiye'nin en çok konuşulan ve tartışılan konusu olan '(AB)-(D)ullah Öcalan'ın idamı konusunda' MHP'yi haksız bir şekilde eleştiren, suçlayan, ona iftira atan ve bu konularda değerlendirmelerde bulunan bazı geri zekâlıların hallerini tahlil edeceğiz.
 
 O geri zekâlılar bu yazıyı iyi okusun.
 
 Okuyan akıl sahipleri de etrafındaki bu tür geri zekâlılara bu yazıyı okutsun...
 
Bu geri zekâlıların büyük bir çoğunluğu Ampul sembollü bir partinin mensubudur.
 
 Bu mensuplar, gazete köşelerinde, internet köşelerinde, kahvehanede, köyde, kasabada, ilçede velhasıl her yerde "Apo'yu MHP idamdan kurtardı" propagandasını yapmaktadır.
 
 Hele bu propaganda içinde "APO'yu İmralı'ya MHP koydu." cümlesi yok mu? İşte geri zekâlı oluşlarını tescilleyen en büyük sebep oluyor.
 
 Bu köşeden, bu geri zekâlılara defalarca yazdık, bu geri zekâlılara defalarca sorduk...
 
(AB)-(D)ullah Öcalan, 56.hükümet zamanı yani 15 Şubat 1999 günü yakalanıp, Türkiye'ye getirildi ve İmralı'ya konuldu. Ve bu tarihte, MHP mecliste değil. Ama olsun bu geri zekâlılar için bunun bir önemi var mı? Ne olursa olsun, bunlara göre onu İmralı'ya koyan MHP'dir.
 
 Apo'nun Türkiye'ye getiriliş tarihi 15 Şubat 1999, MHP'nin T.B.M.M'ne girip, koalisyon ortağı olma tarihi 18 Nisan 1999 iken, bu geri zekâlılar bu aradaki farkı bile hesaplayamamaktadır.
 
 57. Hükümet'in Koalisyon Protokolü, DSP Genel Başkanı Bülent ECEVİT, MHP Genel Başkanı Devlet BAHÇELİ ve ANAP Genel Başkanı Mesut YILMAZ arasında 28 Mayıs 1999 tarihinde imzalanmıştır. Apo 15 Şubat 1999 tarihinde, 56. Hükümet zamanında Türkiye’ye teslim edilmişken, nasıl 28 Mayıs 1999 tarihinde 57. Hükümetin resmi ortağı olan MHP’ye teslim edilmiş olmaktadır?
 
 56. Azınlık hükümetinin Başbakanı merhum Bülent Ecevit, (AB)-(D)ullah Öcalan'ın yakalanması ve o caninin İmralı'ya konulması sürecini Hürriyet Gazetesi'nden Sedat Ergin'e değerlendirmiş ve "İmralı'daki hazırlıklara ne zaman girişildi? "sorusuna "Ne zaman ki, Apo'nun Türkiye'ye getirilebileceği yolundaki kanaatimiz kesinleşti, hemen İmralı'daki hazırlıklara başladık.
 Getirilmesinden 3-4 gün önce diyebiliriz." (19 Şubat 1999) cevabını vermişti.
 
 Yani bazı gerizekâlıların "APO'yu MHP yakaladı getirdi, İmralı'da adaya koydu ve besiye çekti." şeklindeki yalanları herhalde, Bülent Ecevit'in bu sözleri ile çürüyecektir. Ama bunların yalanları çürür, MHP'ye iftira atan o beyinleri bir türlü anlamaz bunu.
 
 ABD, (AB)-(D)ullah Öcalan'ı yakalayıp, 56. Azınlık Hükümetine teslim etmiştir.
 
 Bu teslimle birlikte, MHP'nin 18 Nisan 1999 günü yapılan seçimde birinci parti çıkmasının önüne geçilmiştir. DSP, 56.hükümetin son zamanlarında, (AB)-(D)ullah Öcalan'ı teslim almasının meyvesini 18 Nisan 1999 günü gerçekleşen seçimlerde birinci parti olarak toplamıştır.
 
 18 Nisan 1999 günü gerçekleşen seçimlerden, MHP 2. parti olarak çıkmıştır. MHP, bu seçimlerden çıkan siyasi manzara sonrası 57.hükümetin koalisyon ortağı olmuştur.
 
 57.Hükümetin kurulması sonrası, (AB)-(D)ullah Öcalan'ın hem teslim alınışında, hem İmralı'ya konuluşunda, herhangi bir imzası ya da bir etkisi olmamış MHP'ye idam konusu herşeyi ile ihale edilmiş oldu. Evet, MHP Lideri Devlet Bahçeli, elinde imkan olsa bu caniyi asacağını her fırsatta söylemiştir. MHP'nin hükümet ortağı olduğu dönem, bunun mücadelesini tek başına vermiştir.
 
 O meşhur geri zekâlılara soruyorum: Bu ülkede, MHP Lideri Devlet Bahçeli ve MHP'liler dışında "Apo idam edilsin" diyen, bunun mücadelesini veren bir tek devlet kurumu, bir tek parti genel başkanı gösterebilir misiniz?
 
 MHP Lideri Devlet Bahçeli, bu mücadelesini 57.hükümet ortakları arasında açık ve net bir şekilde vermiştir. 12 Ocak 2000 yılında yapılan zirvede, bu konuda MHP Lideri 7.5 saat bunun mücadelesini vermiştir.
 
 Bu durumu, 57.hükümetin koalisyon ortağı olan Mesut Yılmaz "7.5 saat zorlu bir görüşme yaptık. İstihbarat raporları okundu. Her şey bütün detayıyla ele alındı. Ama yine de karşımda hükümeti bozmaya çok kararlı bir Devlet Bahçeli gördüm." sözleriyle izah etmişti.
 
 O süreçte, MHP'yi Apo'ya ilişkin dosyanın meclise indirilmediği noktasında eleştirenler de, daha önceki hükümetlerin uluslar arası sözleşmelere atmış oldukları imzaları ve yapmış oldukları protokolleri görmeyip, MHP'yi suçlaması ise tam bir cahillik örneği olmaktadır.
 
 12 Ocak Liderler zirvesi sonrası alınan kararda da "Bilindiği gibi Türkiye'nin yargı yetkisini kabul etmiş olduğu AİHM'nin Türk yargısınca verilmiş kararları değiştirmesi hiçbir şekilde söz konusu değildir.
 
 Anayasamızdan ve uluslararası taahhütlerimizden kaynaklanan süreç tamamlandığında, dosya gereği için ivedilikle TBMM'ye gönderilecektir." İfadeleriyle bu duruma işaret edilmiştir. 'Niye hemen göndermediniz' diye soran bazı geri zekâlılar, ne önceki hükümetlerin attığı imzaları, ne de sonraki süreçte yaşananları bilmektedir.
 
 Bir de bu geri zekâlılar ve onları yönlendirenler diyor ki, “İdam kararı çıktıktan sonra dosya niçin TBMM’ne gönderilmedi?” Dosya gönderilse yapılacak genel kurulda MHP dışında “İdam edilsin” diyecek parti var mı? O dönem TBMM’de bulunan DSP, ANAP, DYP, FP gibi partilerden hangisi dosya meclise geldiğinde “Apo idam edilsin” diye oy verecekti? “Apo idam edilsin” diye hiçbirinin ne bir sözü, ne bir amacı, ne bu yönde zerre kadar gayreti olmuştur. Zaten 1 Ağustos 2002 tarihinde TBMM’nde yapılan oylamada AKP, DSP, ANAP, YTP, FP, DYP birleşerek idamı yasalardan kaldırmışlardır.
 
 Bu idam konusunu Türkiye’de en çok istismar eden AKP’dir. Kurulduğu ilk günden itibaren ne hikmetse “İdam kaldırılsın” nakaratlarını sürekli kullanan AKP, sanki Apo’nun asılmasını çok istemiş gibi MHP’yi suçlamıştır.
 
 Neymiş efendim? İdam oylamasından önce idamın içinde olduğu paketi komisyondan geçirtmemek için AKP çok mücadele vermiş, MHP’nin sayesinde dosya meclise gelmiş…
 
İyi de geri zekâlı arkadaşım, 12 Ocak 2000 zirvesi sonrası “Dosyayı Meclise göndermediler” diyen sen değil misin? Dosya o gün gelmedi, 1 Ağustos 2002 tarihinde TBMM’ne geldi. AKP komisyondan geçirmeme için uğraştıysa, onun sebebi idamın kaldırılmasına yönelik verecekleri oyun kendilerini zor durumda bırakabileceği düşüncesidir. Ama buna rağmen TBMM’de komisyondan geçirtmemek için büyük mücadele(!) veren AKP, TBMM’de yapılan oylamada da idamı kaldırmak için iştahla, şevkle diğer partilerle birlikte “Evet” oyu vermiştir. Sözde, komisyondan geçirtmemek için uğraşıyorlar. Herhalde geçtikten sonra da “Madem gelmiş biz de idamı kaldıralım, Apo’yu kurtaralım.” dediler herhalde…Allah akıl, fikir versin..
 
 BOP Eşbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın "SAYIN ÖCALAN" olarak gördüğü alçağın bile, "MHP'nin elinde fırsat olsaydı, bizi 2 saat bile yaşatmazdı." sözüne rağmen, MHP’nin hiçbir suçu, günahı olmadığı halde, bu geri zekâlılar konuyu bilmeden MHP'ye havale ediyorlar.
 
 Bilmek gibi gayeleri zaten yok. Maksat MHP'ye bu konu üzerinden ne kadar zarar verebiliriz anlayışıdır.
 
 Bu konuda en son konuşması gerekenler de AKP'lilerdir.
 
 Bu ülkede idamı kaldırmak için AKP kadar çaba göstermiş bir parti yoktur.
 
 Bugün miting meydanlarında MHP'yi ve Liderini suçlayan Recep Tayyip Erdoğan’ın ise, bu konuda konuşurken utanması lazımdır.
 
 Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in daveti üzerine 7 Haziran 2002 tarihinde Çankaya Köşkü'nde parti genel başkanları ile gerçekleşen toplantıda MHP Lideri Devlet Bahçeli dışındaki tüm parti genel başkanları, idamın kaldırılmasını hararetle savunmuştur.
 
 Bunların en başında da Recep Tayyip Erdoğan gelmiştir. Ve o toplantıda konuştuklarını, ileriki günlerde "Kimilerinin iddia ettiği gibi; AK Parti, AB konusunda günden güne, kişiden kişiye görüş değiştirmemiştir. İlk gün; Liderler Zirvesi'nde ne söylediysek, yine aynı gün basına ne açıkladıysak, bugün de aynısını söylemekte ve söylediklerimizin arkasında durmaktayız." sözleriyle sonuna kadar savunuyordu.
 
 Bakınız:
 
 
 Recep Tayyip Erdoğan, o dönem "Türkiye, artık AB'nin kenar mahallesi olmaktan kurtarılmalı. İdam cezası tamamen kalkmalı. Bunun için hükümete destek vermeye hazırız." sözleriyle görüşünü bildiriyor, ‘MHP'nin hükümetten çekilmesi durumunda DSP-ANAP koalisyonunu destekleyeceklerini’ ifade ederek, hem idam konusundaki tutumunu, hem MHP'ye olan alerjisini gösteriyordu.
 
 Bakınız:
 
 
 
 
 
 
 MHP'yi 'DSP'ye koltuk değneği' oldunuz diye suçlayan zavallılar, BOP Eşbaşkanlarının bu sözlerine ne diyecekler acaba?
 
 Gelelim bu geri zekâlıların, Apo'nun idamı konusunda MHP'yi suçlamasına...
 
 Ampul rozetli bu geri zekâlılar, APO'yu idamdan kurtaran partilerden birisinin kendi partileri olduğunu gizleyerek, bu konuda fırsat buldukları her ortamda MHP'yi eleştirmeleri, suçlamaları ve ona iftira atmaları, bizleri artık geri zekâlılığın bu kadarına pes dedirtir hale getirmiştir.
 
 Düşünün mecliste idamın kaldırılmasına dair 57. hükümet zamanı oylama yapılıyor, bu oylamada T.B.M.M'de toplam 7 parti bulunuyor. Bu partilerden sadece MHP idam cezasının kalkmaması yönünde, tam kadro oy veriyor, diğer 6 parti birleşip, idam cezasını kaldırıyor... Ama bu geri zekâlılar hala 'MHP Apo'yu idamdan kurtardı' diye, sağda-solda propaganda yapıyorlar.
 
 Kendi savunduğu partisi idamı kaldırmak için canla-başla çalışmış ve mecliste bu yönde oyunu kullanmış. Ama adamlar utanmadan "İdamı MHP kaldırdı, APO'yu MHP kurtardı." diyebiliyorlar.
 
 1 Ağustos 2002 tarihinde, T.B.M.M’ de AKP, DSP, ANAP, YTP, SP, DYP gibi partiler ortaklaşa hareket edip, idam cezasını kaldırmış; bunların karşısında bir tek MHP tüm milletvekilleri ile APO'nun idam edilmesi yönünde oy kullanmıştır. Gel de bunu bizim o meşhur geri zekâlılara anlat... Adamlar anlamıyorlar, anlamak istemiyorlar. Çünkü beyinleri ancak geri zekâlı formatında çalışıyor.. TBMM tutanaklarından idamın kaldırılması (Apo’nun kurtarılması) için AKP milletvekillerinin konuşmalarını okuyabilirsiniz.
 
 Mesela bu yazıyı özellikle okumasını istediğimiz geri zekâlılara, idamı kaldıran partilerin genel başkanlarının, idam oylamasından sonra yapmış oldukları konuşmaları sunsak ne derler acaba?
 
İdamı kaldıran, APO'yu kurtaran parti genel başkanları bakın ne demişler:
 
Yılmaz: Keşke MHP de olsaydı
Mesut Yılmaz (ANAP Genel Başkanı):
 
Türkiye, AB yolunda dev bir adım attı. Bunun, Meclis'te bu kadar büyük çoğunlukla yapılmış olması, kararı daha anlamlı kılıyor. Keşke MHP de bunun içinde olsaydı. Bu attığımız adımın önemini gelecekte daha iyi anlayacağımıza inanıyorum.
 
Erdoğan: Top artık AB'de
 
 Recep Tayyip Erdoğan (AKP Genel Başkanı): Bu, çok büyük bir başarıdır. Özellikle TBMM'yi takdir ediyorum, alkışlıyorum. 'Bu kadar kısa sürede olmaz, bu araya sıkıştırılmaz' diyenler cevabı aldılar. Top artık AB'de. Atacakları adımlarla ne derece samimi olduklarını göreceğiz.
 
Ecevit: Bu sonucu bekliyorduk
 
 "Dünyada olduğu gibi, idamın Türkiye'de de kalkmış olmasından memnuniyet duyduk.
 
Çiller: AB'yi kuyudan çıkardık
 
 Tansu Çiller (DYP Genel Başkanı): DYP, bir kez daha AB'yi kuyudan çekip çıkardı.
 
Cem: Üyelikte dönüm noktası
 
 İsmail Cem (YTP Genel Başkanı): Türkiye kendi insanı için TBMM aracılığıyla çok önemli bir ışık yakmıştır. Bu olay Türkiye'nin AB'ne tam üyelik sürecinde adeta bir dönüm noktasıdır.
 
Kutan: Mutluluk duyduk
 
 Recai Kutan (SP Genel Başkanı):'Türkiye'nin AB'ye girmesi gereklidir' dedik. O çizgimizde en ufak bir sapma olmadan gayret gösterildi. Memnuniyetle ifade edeyim ki böyle bir karar alındı. Yasaların Meclis'ten geçmesinden büyük mutluluk duyduk.
 

 Bu gerizekâlılar bunlarla da tatmin olmuyor ve kendi partisine "APO'yu niye idamdan kurtardın?" diye sormuyor da, ne yüzle hala "O zaman MHP niye rest çekip hükümetten ayrılmadı?" gibi sorular soruyorlar?
 
 Ama bu gerizekâlılar, şunu da bilmiyor ki, idamı kaldıran o oylama öncesinde MHP Lideri Devlet Bahçeli zaten restini çekip, 3 Kasım erken seçim kararı aldırdı...
 
Ampul ışıkları altında beyni sulanmış olanlara ne deseniz boştur.
 
 Bölücü başına "Sayın Öcalan" diye saygıda kusur etmeyenler, MHP'yi Apo'yu idam etmemekle suçluyor.
 
 Yüzsüzlük, pişkinlik bu olsa gerek...
 
 Yazının muhatabı olan bir geri zekâlı, eğer bu yazı hakkında açıklama yapmak isterse, yazısına köşemde yer vereceğim...
 
 Bekliyorum...
 
 NOT: Okuyucularımızdan gelen yoğun istek üzerine, yazarımızın genişletilmiş bu yazısını tekrar yayınlıyoruz.
 
Yıldıray Çiçek
----------
“Siyasette zenginleşen babam bile olsa bilin ki hırsızdır!..”
Yaşar Topçu

Ismail Kara

unread,
Aug 25, 2015, 2:16:41 AM8/25/15
to
Boşnak katliamı.jpg

erdem akyuz

unread,
Aug 26, 2015, 12:47:18 PM8/26/15
to

EFENDİLER BU SERPUŞUN İSMİNE ŞAPKA DENİR.

 

Atatürk; çağdaş uygarlık yolundaki görüşlerini açıklamak üzere 25 Ağustos 1925 gününde İnebolu’ya gelir. İlçe girişinde “İlk Zafer Yolu İnebolu’ya sefa geldiniz Sevgili Gazi” yazılı Zafer Tak’ı altında ve 21 pare top atışı ile karşılanır.

26 Ağustos Salı sabahı saatlerinden itibaren halk caddelere doluşmuştur. Öğle saatlerinde Atatürk Mareşal üniformasıyla yürüyerek Belediye binasına giderken Kurtuluş Savaşına katılan balıkçıların oynadığı ve söylediği “Heyamola Yelese” oyununu beğeni ile izlemiş, bunu gören kayıkçılar büyük bir coşkuya kapılmışlardır.

27 Ağustos 1925 Perşembe günü Mustafa Kemal Atatürk, tarihi “Şapka Nutku”nu İnebolu Türk Ocağı binası önünde söylemiştir.

Tarihi bir belge olduğu kadar bir “ibret belgesi” olan bu konuşmasında özetle :

 

“Efendiler, Türkiye Cumhuriyeti’ni tesis eden Türk halkı medenidir. Tarihinde medenidir, hakikatta medenidir. Ancak medeniyim diyen Türkiye Cumhuriyeti halkı; fikriyle zihniyle medeni olduğunu isbat ve izhar etmek mecburiyetindedir.

Bizim kıyafetimiz milli midir? (Hayır sesleri). Bizim kıyafetimiz medeni ve beynelminel midir (Hayır, hayır sedaları). Size iştirak ediyorum. Tabirimi mazur görünüz, altı kaval üstü şişane diye ifade olunabilecek bir kıyafet ne millidir ve ne de beynelmileldir. O halde kıyafetsiz bir millet olur mu arkadaşlar? (Hayır, hayır, katiyen sesleri).

Medeni ve beynelmilel kıyafet bizim için, çok cevherli milletimize layık bir kıyafettir. Onu iksa edeceğiz. Ayakta iskarpin veya fotin, bacakta pantolon, yelek, gömlek, kravat, yakalık, ceket ve bittabi bunların mütemmimi olmak üzere siperi şemsli serpuş.

Bunu açık söylemek isterim:

Bu serpuşun ismine “şapka” denir.

İşte şapkamız. Buna caiz değil diyenler vardır. Onlara diyeyim ki, çok gafilsiniz ve çok cahilsiniz.

Efendiler, bu hitabe münasebetiyle ufak bir noktayı tekrar edeyim. “Efendiler” dediğim zaman başka yerde olduğu gibi burada da kasdettiğim anlam; Hanımefendiler ve Beyefendilerdir.

Seyahatim esnasında köylerde değil, bilhassa kasaba ve şehirlerde kadın arkadaşlarımızın yüzlerini ve gözlerini çok kesif ve itina ile kapatmakta olduğunu gördüm.
         Bilhassa bu sıcak mevsimde, bu tarz, kendileri için mutlaka mucibi azab ve ızdırap olduğunu tahmin ediyorum.

Erkek arkadaşlar, bu biraz bizim hodbinliğimiz eseridir. Çok afif ve dikkatli olduğumuzun icabıdır. Fakat; muhterem arkadaşlar, kadınlarımızda bizim gibi müdrik ve mütefekkir insanlardır. Onların mukaddesatı ahlakiyeyi telkin etmek, milli ahlakımızı anlatmak ve onların dimağını nur ile, nezahatle teçhiz etmek esası üzerinde bulunduktan sonra fazla hodbinliğe lüzum kalmaz.

Onlarda yüzlerini cihana göstersinler ve gözleri ile cihanı dikkatle görebilsinler. Bunda korkulacak bir şey yoktur.

Medeniyetin coşkun seli karşısında mukavemet beyhudedir. İptidai hurafelerle yürümeğe çalışan milletler mahvolmağa veya hiç olmazsa esir ve zelil olmağa mahkumdurlar. Halbuki Türkiye Cumhuriyeti halkı mütekamil bir millet olarak ilelebet yaşamağa karar vermiş, esaret zincirlerini ise tarihte namesbuk (benzeri görülmemiş) kahramanlıklarla parça parça etmiştir.”

 

Atatürk’ün, İnebolu Türk Ocağı binasında tarihi Nutku’nu söylerken ve yürüyüşü sırasında tam arkasında bulunan kişi ve Türk Ocağı binasının merdivenlerinde Atatürk’ün Mareşal üniformalı fotoğrafında sol başta bulunan kişi, Deniz Kurmay Albay Ali Rıza Bey’dir. İnebolu Karaca Mahallesinde 1880 yılında dünyaya gelen, 1921 ve 1925 yılları arasında Kastamonu Milletvekili olarak görev yapan, Çanakkale Başarı Madalyası sahibi Ali Rıza Bey; Av.Sevil İnci Akyüz ve kardeşi Ender Kırsekizoğlu’nun babaları Albay Hüseyin Kırsekizoğlu’nun dayılarıdır.

Yukarıda görüldüğü üzere; Atatürk’ün hayatı, diğer söylev ve eserleri gibi, İnebolu’da irad ettiği tarihi Şapka Nutku, günümüze de ışık tutan bir tarih ve ibret belgesidir.

Av.A.Erdem Akyüz

 

 

şapka.8.jpg
şapka.5.jpg

erdem akyuz

unread,
Aug 28, 2015, 4:20:58 PM8/28/15
to ne_mutlu_t...@googlegroups.com

ZAFER BAYRAMI-TAM DAVALIK BİR DURUM

Bu gün Resmi Gazete’de yayınlanan Başbakanlık Genelgesi ile Zafer Bayramı Kutlamaları iptal edildi. Gerekçe “terör olayları” gösterildi.

Devletin Radyo ve Televizyonlarında şarkılar, türküler, eğlence programları gırla gidiyor.

İmamlarla, müftülerle, muhtarlarla, partili il ilçe başkanları ile, belli gazeteci ve yazarlarla yemekli toplantılar yapılıyor. Hatta Abdullah Gül’ün oğlunun düğünü bile yapıldı.

Bütün bunlar yapılırken terör yok mu idi.

Aslında Cumhuriyet Bayramı Törenlerini iptal etmek, teröre ve hükümet ortağına tam olarak taviz vermek demektir.

Şehitlere saygısı olanlar, bu bayramı daha büyük etkinliklerle kutlarlardı.

Başbakanlık Genelgesi de son gün yayınlanıyor. Eğer arada bir çalışma günü olsa idi, mutlaka iptal davası açardık.

Lütfen, İptal işlemini siz kafanızda yapın                                  

r.g..jpg

Siber Goksel

unread,
Aug 28, 2015, 7:17:35 PM8/28/15
to ne_mutlu_turkum_dyene, erdem akyuz
HER ZAMAN YAPTIKLARINI YAPIYORLAR. BU SEFER DE TERÖRÜ BAHANE ETTİLER.  ALLAH ONLARA HAK ETTİ,KLERİNİ VERECEK İNŞALLAH.
Dr Siber Göksel

28 Ağustos 2015 23:20 tarihinde erdem akyuz <erd...@gmail.com> yazdı:

--

aytekin ertugrul

unread,
Aug 28, 2015, 9:02:39 PM8/28/15
to ne_mutlu_t...@googlegroups.com, cumok Cumhuriyet okurları, Ataturk millliyetcileri, meraklilar gurup, duog, TESUD gn merkezi, harbiye 1967, harbiyel 63, aydinlik-gel...@googlegroups.com, Av. Erdem Akyuz
2003 tarihinden bu yana yapılanları toplarsak Türkiye Cumhuriyetinin ilelebet payidar kalması için yapılan faaliyetler yerine Türk milletinin elinden dinini vatanını bayrağını cumhuriyetini bilimini  Hadis-i Şeriflerini elinden almaya 1071 yılından bu yana ant içmiş Haçlı amaçlarına uygundur. Zafer bayramları kutlamalarının iptal edilmesi 80 kuruş olan bir Haçlı parasının 2.900.000 TL yapılmasının kutlanması olacaksa hiç kutlamamak daha iyidir. Hiç olmazsa erkekçe kutlama yasağı getirmişlerdir.Bunda şaşılacak bir şey yok.


Date: Fri, 28 Aug 2015 23:20:56 +0300
Subject: "ÖNCE VATAN"
From: erd...@gmail.com
To: ne_mutlu_t...@googlegroups.com

Tülay Özüerman

unread,
Aug 29, 2015, 3:28:13 AM8/29/15
to ne_mutlu_t...@googlegroups.com
Milli günler hükümetlere değil,  millete aittir.  Hükümetler geçicidir. Milli irade sandıktan çarpıtılarak çıkarılabilir. Ancak  sokaklar , meydanlar  ve caddelerde milli irade çarpıtılamaz. Millet  bayramını kutlayacaktır. Zafer, milli iradeden dolanarak yerleşip, iradelere ipotek koyarak  bayramları yasaklayanların değil, kutlayanların olacaktır. Nice kutlu zaferlere...
Prof. Dr. Tülay Özüerman

Özgürlük yok, seçi(m)verelim. ..
 http://www.haberekspres.com.tr/ozgurluk-yok-secim-verelim-makale,3924.html

29 Ağustos 2015 Cumartesi tarihinde, Siber Goksel <siber....@gmail.com> yazdı:


--
Gmail Mobil'den gönderildi

Suskunlugum Asaletimdendir@

unread,
Aug 29, 2015, 7:30:30 AM8/29/15
to
Bağımsızlığımız ve özgürlüğümüzü ilan ettiğimiz 30 Ağustos Zafer bayramınız KUTLU olsun
 
 Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Onder'in , "Ne mutlu Turkum diyene!'' anlayısına karsi cikan herkes Turkiye Cumhuriyeti'nin dusmanidir ve oyle kalacaktır. 
 
 

Mustafa Nevruz SINACI

unread,
Aug 29, 2015, 8:22:12 AM8/29/15
to Ne Mutlu Türküm Diyene GRUP, cumok Cumhuriyet okurları, Ataturk millliyetcileri, meraklilar gurup, duog, TESUD gn merkezi, harbiye 1967, harbiyeli63 GRUP, aydinlik-gel...@googlegroups.com, erdem akyuz
BU OLUMSUZLUKLARIN, "MİSAK-I MİLLİYE" AYKIRILIK VE DOMUZLUKLARIN NEDENİ CHP VE MHP'DİR., MADEM İHANETE MANİ OLAMIYORLAR, MİLLETİ, MİLLİ, İLMÎ VE MANEVİ DEĞERLERİ KORUYAMIYORLAR; NİÇİN "SİNE-İ MİLLETE" DÖNMEYİP, HARAMA-YALANA VE TALANA TALİM EDİYORLAR., 
DÖRDÜNE DE LÂNET OLSUN. SAHİP VE UŞAKLARINA, KÖPEKLERİNE DE!... MNS

dr.ay...@web.de

unread,
Aug 29, 2015, 10:42:15 AM8/29/15
to ne_mutlu_t...@googlegroups.com
SİYONİSLERİN yani KIRKHARAMİLERİN
demokrasi denen üç kağıt oyunlarına son verilmelidir.
 
Hem de tüm dünyada.
 
Hedef tüm dünyada mutlak silahsızlanma olmalıdır!
 
Delikli demir icad olmuş, mertlik ölmüştür. Dünyadaki tüm yönetimler kırkharamilerin uşaklarıdır. Tüm halkları silah ve parayla
boyundurukları altına almışlardır.
 
Halklar kardeş, hükümetleri kalleşlerdir.
 
Tekrar ediyorum, hedef tüm dünyada mutlak silahsızlanma olmalıdır! 
Ancak böylece kırkharamilerin binlerce yıl süren kölelik düzenine son verilebilir.

 

Türkiyedeki Sorunların Çözümündeki İlk Adım

 
 

Yürürlükteki Seçim ve Partiler(Fırkalar) Yasasının derhal değiştirilmesi ve erken seçim yapılması gerekir.

 
 

Yasalarda yapılacak değişikliklerle gerçek bir Halk Yönetimi kurulabilecektir.

 

1)Tüm fırkalarda;

Gerek fırka başkanlarını,

Gerekse milletvekili adaylarını,

Doğrudan doğruya ve tüm fırkalarda,

Fırka üyeleri önseçimlerle ve seçmeli olarak belirleme zorunluluğu ve olanağı mecburiyeti olacakdır.

 
Böylece, DELEGELER PAZARI ebediyen kapatılacak, gömlek değiştirir gibi fırka değiştirmelere son
verilecektir.
Türkiye Masonlar Cemiyetinin tüm fırka yönetimlerine kendi uşaklarını getirebilme, dolaysıyla tüm milletvekillerinin uşaklarından oluşturma açık kapısı ebediyyen kapatılacaktır.
Çünkü;
‘Masonlar Cemiyetinin Varlığı;
Türk Devrimlerinin geleceği için,
Türk Devletinin geleceği için,
Tehlikeli olduğundan,
Derhal kapatılmasına’
Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk tarafından 1935 yılında karar verilmiş ve  emir edilmiştir.
Bu  emir ogünkü Cumhuriyet Gazetesinin birinci sayfasında tam sayfa  yayımlanmıştır.
Bugünkü Cumhuriyet Gazetesinin İnternet Arşivlerinde 1935 yılına ait,
 Masonlar Cemiyetiyle  ilgili tek satır yoktur. Bunun nedenini Cumhuriyet Gazetesinin ticaretini yapanlar açıklamak zorundadırlar.
 
Cumhuriyet Gazetesinin ogünkü nüshası Başbakanlık Arşivlerinde vardır.
 

Atatürkün 1935deki uyarıları, ne acıdır ki gerçekleşmiştir:

İç ve dış düşmanlar elele vermiş, Türk Milletinin bilgili kişilerini öldürtmüşlerdir.
Nazım Hikmetten , Sebahittin Aliden den tutun da , Uğur Mumculara, Bahriye Üçoklara, Talat Aydemirlere, Apdi İpekcilere,Eşref Bitlislere kadar, Kubilaylara, Fikri Sönmezlere, Hırant Dinklere  kadar binlerce Türk Örf ve Adetlerine göre yaşayan kişileri, yani Türkmenleri  öldürtmüşlerdir.
Böylelikle Türk Halkının bilgilenmesini önleyerek, gerçekleri öğrenmesini engellemişlerdir.
Turaova Atı yöntemleriyle;
Atatürkcülük maskeleriyle,
Milliyetcilik kisveleriyle,
Dindarlık kılıflarıyla,
Türk Devlet Kurumlarının tümünü işgal etmişlerdir.
 
Türk Devletinin Yönetimindekiler,
 kırkharmilerin ülkeleri olan Azmanistan(ABDveİsrail) ve AB ülkelerini yöneten eşkiyalarca güdülmektedir.
Birleşmiş Milletler kisvesindeki kırkharamiler,
AB adındaki kuruluşta üstlenen eski düşmanlar,
Bizi yönetenlere hak hukuk guguk dersleri vermektedir.
Azmanistanda 200 milyon üzerinde, çok sayıda dil konuşan kişilerin sadece bir tane devlet dili olduğu halde,
AB ülkelerinde(Kırkharmilerin ini İsviçre hariç)  sadece bir tane resmi dil varken,
Yudumuzda çok değişik halklardan kişiler, Türk Örf  ve Adetlerine göre beraber yaşarken, resmi devlet dili Türkce iken, şimdi kırkharamiler istiyor diye, dil yüzünden kardeş halklar arasında savaş kışkırtıcılığı yapılmaktadır. Türk Devletinin varlığını tartışma konusu yapmaktadır, Kırkharamiler.
Bu koşullarda, Türk Devletinin ve Türk Milletinin nefsi müdafa hakkı doğmuştur.
Azmanistanın, İsrailin ve AB ülkelerin Kırkharimilerden oluşan yönetimlerinin de  varlıklarının tartışılması kaçanılmazdır. Hatta buandan itibaren.
 

2)Darbölge çift kademeli seçim düzenine geçilmelidir. Böylelikle çeşitli örf ve adet farklılıklarından, sen ben kavgalarından doğan siyasi çekişmeler son verilecek ve uzalaşmacı, barışcıl bir yol izlenecektir.

 
Böyle bir seçim yasasına göre oluşacak bir gerçek Türkiye Halk Meclisi,
Hızla mevcut yasaları, uluslar arası anlaşmaları gözden geçirecektir.
Artılar, eskiler masaya konacaktır.
Türk Milletinin zarar ve ziyanı sorumlulardan derhal Halk Mahkemeleri yoluyla telafi edilicek, giderilecektir.
Türk Halk Ordusu kurulacaktır. Türk Güvenlik Teşkilatı kurulacaktır.
Masonların yani kırkharamilerin can ve mal varlığını, sömürüsünün, cinayetlerinin bekçiliğini yapan TSK, Emniyet  ve MIT yöneticileri, artık Türk Milletinin cebinden yallanamayacaktır. Bu kurumların sorumlularını da Pensilvanyada, Telavivde, Londrada da olsa altın kafesler içinde Konyaya getirip Türk Halk Mahkemelerinde dara çekeceğiz.
 
Halk Üretim , Ulaşım ve Tüketim Birlikleri kurulacaktır.
Üretim Birimlerinin yönetimlerinde üreticiler ilk söz sahibi olcaklardır.
Tüm yurttaşların, barınma, yeme içme, giyim kuşam, eğitim ve sağlık gibi gereksinimlerini gidermek, yöneticilerin sorumlulukları altında olacaktır.
Tüm bağımlılık yapan, insanlığı tehdit eden şeylere karşı,
 kesin sonuç getirici, barışcıl çözümler uygalanacaktır.
Gerek yurdumuzda, gerekse dünyada doğum konusunda kişiler düzenli bir şekilde bilgilendirilecek, kimsesiz çocuklar doğmasına meydan verilmeyecektir. Herhangi bir şekilde korumasız olan çocuklar bilimsel olarak esirgenecek ve yetiştirilecektir.
Evlilik öncesi, tıpkı sürücü okulları gibi, evlilik öncesi bilgilendirme eğitimi yapılacaktır.
Dünyada Mutlak Silahsızlanma için halklar arası gerekli kuruluşlar oluşturulacak ve kısa sürede başarıya ulaşılacaktır.
Her alanda çalışmalarda;
 eğitim, barış, saygı ve sevgi uğraşlarımızın temel ayakları olacaktır.
Kırkharamiler denen eşkiyanın, ejderhanın dört ayağı:
Yalan dolan,
İftira
Cinayet ve soygundur.
Güçleri ise para ve silahdır. Asıl güçleri ise toplumların bilgisiz bırakılmalarıdır.
Tezelden Halk Kurultayları düzenlemeli, sorunlarımızı somut olarak tartışmalı ve çözüm yollarını irdelemeliyiz.
Herkes bir seçim ve fırkalar yasası üzerinde çalışma yapıp tartışmaya açmalıdır.
‘Fikirlerin güreşmesinden hayırlı eserler meydana gelecektir.’
Saygılarımla, İsmet Aydemir
 
 
Gesendet: Samstag, 29. August 2015 um 14:22 Uhr
Von: "Mustafa Nevruz SINACI" <gercek....@hotmail.com>
An: "Ne Mutlu Türküm Diyene GRUP" <ne_mutlu_t...@googlegroups.com>, "cumok Cumhuriyet okurları" <cu...@yahoogroups.com>, "Ataturk millliyetcileri" <ataturkmil...@googlegroups.com>, "meraklilar gurup" <merak...@yahoogroups.com>, duog <du...@yahoogroups.com>, "TESUD gn merkezi" <tesud...@gmail.com>, "harbiye 1967" <harb...@yahoogroups.com>, "harbiyeli63 GRUP" <harbi...@gmail.com>, "aydinlik-gel...@googlegroups.com" <aydinlik-gel...@googlegroups.com>
Cc: "erdem akyuz" <erd...@gmail.com>
Betreff: SEBEBİ CHP VE MHP'DİR.....RE: "ÖNCE VATAN" Zafer Bayramı Kutlamaalrı yasaklandı

erdem akyuz

unread,
Aug 31, 2015, 4:55:30 AM8/31/15
to ne_mutlu_t...@googlegroups.com

İRLANDALI TURİST

 

İrlandalı turist bir fenomen haline geldi.

Şöyle “fenomen” gibi yabancı bir sözcük kullanalım da biraz aydın (afedersiniz) münevver görünelim dedik.

Ancak artık Avrupai sözcükler değil; fıtrat, istikşafi gibi Arabi kelimeler prim yapıyor.

Binaenaleyh biz, İrlandalı turisti “fevkalbeşer” olarak yani insan üstü diye tanımlayabiliriz zira öyle tanıtılıyor.

Ne yapmış bu İrlandalı turist:

İstanbul’un Aksaray semtinde güya su almak için bir markete girmiş. Doğrudan büfeye yönelmiş. Su dolabının kapısını nasıl çekip açmışsa içindeki bütün şişeler yere dökülmüş ve dükkan sahibi ile aralarında tartışma çıkmış.

Önce olayın bu kadarlık kısmına bakalım.

Bir dükkana girince, selamsız sabahsız, büfe sahibinden istekte bulunmaksızın, doğrudan büfeye yönelip, dolabın kapısını çekip açmak nerede var. İçindekileri yerlere dökecek kadar dikkatsiz ve kaba davranmak nerede var.

 İrlanda da bu işi bir yabancı yapsa, sınır dışı ederler. Bizde baş köşeye koyuyorlar.

Olayın devamında, turist ile esnaf arasında tartışma çıkmış. Esnaf, adamın sarhoş olduğunu ve içki almak istediğini söylüyor ama olayın bu kısmına hiç kimse dikkat etmiyor. Üstelik İrlandalı savunmasında, gittiği başka ülkelerde de kavgalara karıştığı söylüyor.Yani pek de “hırlı” biri değil.

Ayrıca esnaf, bu kişinin karşı otelde kaldığını, birkaç kişi ile geldiğini, tartışmadan sonra otele girip, bir şeyler alarak tekrar dışarı fırladığını ifade ediyor ama haberciler bu kısma da önem vermiyor.

Turistin kolunun kırıldığını türlü çeşitli ifadelerle yazıyor ancak bir esnafın damağının patladığını ve dişlerinin kırıldığını hiç nazara almıyor.

Üstelik insanlık dışı bu durumu, İrlandalı turistin boksör oluşuna bağlayarak bir başarısı ve esnafa hak ettiği bir dersi vermesi olarak görüyor.

Ağzı burnu kanamış, kaşı gözü morarmış uydurma resimlerle; altında “caps” denilen saçma ifadelerle övülerek 15 esnafı dövdüğü anlatılıyor. 30 tane olsa sanki daha çok mutlu olacaklar.

El insaf… bu kadar mı düşmansız milletinize ve bu kadar mı yabancı hayranısınız. Bu durum bir “aşağılık kompleksinden” başka bir şey değildir.

Bunun altında; elinde pala ile insanlara saldıran esnaf bozuntuları, gezi olayı gibi yürüyüşçülere bazı esnafın yaptığı saldırılara duyulan tepki yatıyor ama bu da yanlış bir intikam modeli. İlgisiz bir olayda, zararı, ülkemize ve insanımıza veriyor.

İrlandalı turistin adı “Mohammed Fadel Dobbousi” , bu nasıl İrlandalı ise.

Turistin sağlık sigortası da yokmuş. Vizesi var mı, kaçak işçi mi, ne zaman, nasıl, niçin gelmiş, ne yapıyor. Bunlar hiç belli değil.

Polisimiz arasa bunun altında bir çok şeyler bulacağına eminim.

Gene gazete ve ajans haberlerine göre;

Türkiye Turizm Yatırımcıları Derneği (TYD); bu arap bozması İrlandalı turisti, yaşanan olayı unutturmak için, Antalya veya İstanbul’da ağırlamak istiyormuş.

Adama sormazlar mı? Daha deniz görmemiş binlerce yoksul köylü çocuğu, lösemili çocuk var, hangisini Antalya’da, İstanbul’da konuk ettin.

Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB) bu saldırganın İstanbul’da ki özel bir hastahanede bütün tedavi giderlerini üstlenecekmiş,

Adama sormazlar mı? Babanın parasını mı harcıyorsun, kimin parasını kime veriyorsun.

Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyon (TESK) de “Çok üzgün olduğunu meslekdaşları ve Türk Halkı adına özür dilediğini” söylemiş.

Adama sormazlar mı, sen hangi hak ve yetki ile Türk Halkı adına özür dilemeye kalkıyorsun.

Dayak yiyen, mağdur olan, ağzı burnu kırılan senin esnafın. Git ondan özür dile, ona yardımcı ol.

O esnaf, 50 kuruşa su satıp, oradan aldığı 5 kuruş ile ailesini geçindirecek.

Ben de buradan söz veriyorum: Bu esnafın benimle temasa geçmesi halinde bir hukukçu olarak, davalarına fahri olarak yardımcı olacağım. Ankara ve İstanbul’daki tedavi giderlerine, mütevazi bütçemle katkıda bulunacağım.

N’aber, Kuveyt asıllı İrlandalı, keyfin yerinde mi?

 

Av.A.Erdem Akyüz

http://www.hukukihaber.net/irlandali-turist-makale,4220.html

https://www.facebook.com/erdem.akyuz.167

 

erdem akyuz

unread,
Aug 31, 2015, 6:22:55 PM8/31/15
to ne_mutlu_t...@googlegroups.com

YUNAN ORDULARI BAŞKOMUTANI ESİR ALINDI

 

Savaş planını mükemmel bir titizlik ve dikkatle hazırlayan Atatürk, Ordularımızın son saldırısına bizzat kumanda etmek üzere Batı Cephesi Karargahına gitmeden önce Hakimiyet-i Milliye gazetesinin kurucusu Recep Zühtü Soyak’ı çağırarak bir gün sonraki gazetede şu haberin çıkmasını istedi.

 

         Çankaya’da Gazi Hazretleri bir çay ziyafeti vermiş ve toplantıda hükümet erkanı hazır bulunmuştur

 

Atatürk bu davranışı ile cepheye hareketinin gizli tutulmasını istiyordu. Ertesi gün gazeteler haberi verdiğinde ve herkes Atatürk’ü bir çay partisinde zannettiği sırada, O cepheye varmıştı bile. 25 Ağustos 1922 de Kocatepe yakınındaki Çadırlı Ordugahında idi. Atatürk; düşman kuvvetlerini ezerek başkomutanını esir alacağı büyük Türk saldırısına buradan, bizzat kumanda edecekti.

 

2 Eylül gecesi, bir keşif için Elmadağ’a tırmanan Afyonkarahisarlı Ahmet Çavuş ve beraberindeki iki er, Yunan Orduları Başkomutanı Trikopis ile yanındaki iki kolordu komutanını, kurmay başkanını ve Tümen Komutanlarını esir almıştı.

 

Atatürk, savaş alanında görüşmesi sırasında Trikopis’e “Bundan birkaç ay evvel başkomutanınız Hacı Anesti cepheyi teftişten avdetinde, gazetecilere vâki beyanatında ‘Mustafa Kemal mi? Fakat bu isimde bir kumandan tanımıyorum, cephede hiç bir yerde rast gelemedim’ demişti. Şimdi bir haftadır meydan-ı muharebedeyim. Başkumandanınızı göremedim. Nerededir?” diye sorar.

Trikopis bu suretle, hatların kesilmesinden ötürü alamadığı haberi yani kendisinin Yunan Orduları Başkomutanlığına atandığı haberini bu sırada öğrenir.

Trikopis, içinden “Bizim burada ne işimiz vardı” diye düşündüğünü ve Atatürk’ün, kendisine: “Üzülmeyiniz General. Burada misafirimsiniz. Buyrun, istirahat edin. Yakında her şey düzelecektir.” Dediğini ifade eder.

 

Daha sonraki yıllarda General Trikopis ülkesine döndükten sonra evinin duvarında Atatürk’ün bir resminin asılı olduğu ve Trikopis’in, her Cumhuriyet Bayramında Atina’daki Türk Büyükelçiliği’ne giderek Atatürk’ün resmi karşısında saygı duruşunda bulunduğu bilinmektedir.

 

Bu gün, Trikopis’le diğer generallerin esir alındığı ve Halit Bey’in Karargâhı olan Göğem köyü kuzeyindeki Bölmelik (Çakmaklı) Tepesinde, 3,5 metre yüksekliğinde mütevazı bir anıt yükselmektedir.

Anıtın kitabesinde şunlar yazılıdır:

 

Ey Türk Oğlu…

Burası 2/3 Eylül 1922 Cumartesi saat 22.30’da Yunan Orduları Başkumandanı General Trikopis ile maiyetinde bulunan İkinci Kolordu Kumandanı Albay Vangelis, Albay Kalinalis ve kurmay başkanları ile yaverlerinin muzaffer Türk Ordularının Beşinci Kafkas Tümeni Komutanı Kurmay Albay Dadaylı Halit Bey — Akmansü — tarafından teslim alındığı yerdir.

Burada çevreni gururla seyret… Türklüğün istiklâl aşkına ve Türk Ordularının kahramanlığına inan ve güvenini tazele. Türklüğün geleceğine hız alarak ayrıl.”

 

Av.A.Erdem AKYÜZ

 

 

 

trikopis.1.jpg

aytekin ertugrul

unread,
Aug 31, 2015, 9:25:15 PM8/31/15
to ne_mutlu_t...@googlegroups.com, cumok Cumhuriyet okurları, Ataturk millliyetcileri, meraklilar gurup, duog, Av. Erdem Akyuz
Atatürk'ün Başkomutanlığında bütün 7 düveli denize döken ve yeni bir anti sömürgecilik dönemi başlatarak  DENK bütçe ve laik eğitim temelinde dünyaya örnek modern Türkiye Cumhuriyetini kuran büyük Türk milleti. Uyan ve kalk ayağa diye sana yüce yaratan emir veriyor. Bu emir " OKU" emridir. 
Ne kadar oku. En az düşmanı yenecek kadar "OKU"  
Ne zamana kadar "OKU" düşmanı denize dökünceye kadar.
 Senin okumanı uyanmanı engellemek için Kur'an'ı kerimin bu emrini görmek istemeyenler ve sana bu emri göstermeyenler acaba senin ve Yüce Müslümanlık dinimizin haçlılardan emir alan düşmanı olduklarının  farkında mıdırlar? Bu büyük savaşın muzaffer milleti Türk Milletine ve onun başkomutanına elbetteki Yüce Yaratan Cennet'indeki, en müstesna yeri vermiştir. Yüce Allah hepsine gani gani rahmetini esirgemesin. AMİN...


Date: Tue, 1 Sep 2015 01:22:53 +0300

Subject: "ÖNCE VATAN"
From: erd...@gmail.com
To: ne_mutlu_t...@googlegroups.com

Yunan orduları Baş Komutanı Esir Alındı

mehmetsukrubas

unread,
Sep 7, 2015, 3:53:15 AM9/7/15
to ne_mutlu_t...@googlegroups.com

MERAK EDİYORUM....ÖNÜMÜZDEKİ SEÇİMLERDE AKP'YE 400 MİLLET VEKİLİ VERİLMEZSE BU KANLAR ARTARAK DEVAMMI EDECEK?....BU MİLLET İLLEKİ RTE TEK ADAM SEÇMEK VE KABULLENMEK ZORUNDAMI?...BU MİLLET KANLA İRFANLA KURULAN CUMHURİYETİMİZDTEN VAZ GEÇMEĞE MECBUR MU?...

----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------


----- Özgün İleti -----
Kimden : siber....@gmail.com
Kime : ne_mutlu_turkum_dyene <ne_mutlu_t...@googlegroups.com>
Gönderme tarihi : 06 Eylül 2015 Pazar 23:41
Konu : Re: "ÖNCE VATAN" Dağlıca'da saldırı ve Şehitler var

 
Bu beyanata inanamadım...

6 Eylül 2015 23:36 tarihinde aytekin ertugrul <draer...@hotmail.com> yazdı:
 
Sayın Cumhurbaşkanımız diyor ki: 400 Milletvekilini bir parti alsaydı bunlar olmazdı..... İşte yanlız adamlık budur. Yalnız bırakılmış adamlık budur. Biz de diyoruz ki Eğer AKP nn açık bütçeli ve laik eğitimden uzaklaşmış açık bütçelerle 345 Milyar TL yı milletimizden zorla alınmış bir dönem ve açılım saçılım saçmalıkları olmasaydı bu acıları yaşamazdık. Allah size emrediyor. Oku. Peygamberimiz bunları açarak size hadis-i Şerifler olarak miras BIRAKIYOR. " BEŞİKTEN MEZARA BİLİM OKUYUN" ve "BİLİM  ÇİN'DE BİLE OLSA GİDİN ALIN." Biz de diyoruz ki eyyyy sayın AKP yöneticileri bu ilkelerin adamı olsaydınız bunlar yine olmazdı. Allah bilim yolundan ayrılanlara bilim, akıl yolundan ayrılanlara akıl ihsan etsin. Ne diyelim Allah şehitlerimize rahmetini esirgemesin.

Cumhurbaşkanı Erdoğan: 400 milletvekili olsaydı bunlar olmazdı


06.09.2015 22:25  - Son Güncelleme: 6.9.2015 23:17:23

 

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Dağlıca'daki terör saldırısıyla ilgili 'Zırhlı araçlara mayınlı saldırı yapıldı' dedi. Erdoğan, 'Eğer 400 milletvekilini alacak ve Anayasa'yı değiştirecek bir sayıyı bir parti almış olsaydı, bugün bunlar olmazdı' ifadelerini kullandı.

 

Paylaş
 
Tweet
 
Paylaş
 
Gönder
 
Yazdır
 
A
A
 
 
 
Dağlıca'da PKK tarafından gerçekleştirilen saldırısı sonrasında birçok askerin yaralandığı ve şehit olduğu yönünde gelen haberler sonrasında Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan bir açıklama geldi.

İşte Erdoğan'ın Dağlıca saldırısı hakkında yaptığı o açıklama:

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Hakkari'deki terör saldırısına ilişkin, "Her şeyden önce tabi, üzüntülüyüz. Şu anda Silahlı Kuvvetlerimiz, Genelkurmay, Dağlıca'yla, Hakkari ile gerek Valimiz, gerekse oradaki kolordu komutanı kendileriyle görüşmeler devam ediyor. Öyle zannediyorum ki kesin netice an be an alınabilir. Şu anda Sayın Başbakan'ın da Ankara'ya dönüşüyle birlikte Ankara'da bir güvenlik toplantısını yapacaklar. O ana kadar da herhalde kesin neticeleri almış olurlar. Bu kesin neticeyi aldıktan sonra durumu açıklayacaklar. Tabi şu anda orada hava şartları vesaire, o da çok çok kötüymüş ve bu kötü hava şartları altında orada böyle bir mücadele var ve Dağlıca'da yapılan bir temizlik neticesinde böyle bir olay gerçekleşiyor. Oradaki zırhlı araçlarla ifade edildiği kadarıyla mayınlarla kurulmuş olan tuzaklar neticesinde bir olay burada art ardına oluşuyor. Tabi şu anda bu konuyla ilgili Genelkurmay Başkanımızın izahatları hakikaten üzücü. Temennim odur ki şu anda yapılacak açıklama ve onun ardından da tabi oradaki devam edecek olan mücadele çok daha farklı çok daha kararlı olacaktır. Hepimizin başı sağolsun. Milletimizin başı sağolsun, Allah sabırlar versin" dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Çözüm Süreci aslında bunlar tarafından bir ihanetle değerlendirildi. Çözüm Süreci'ni bunlar adeta Güneydoğu'da, kısmen doğuda kendileri için silah stoklama süreci olarak değerlendirdiler ve çok ciddi bir silah stoklaması yaptılar. Burada bu süreç içerisinde, güvenlik güçlerimiz tabi 'herhangi bir çatışmaya, şuna buna girmeyelim' dediler ama daha sonra anladık ki bu süreç içerisinde bunlar bunu yaptılar" dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Eğer 400 milletvekilliğini alabilecek veya bir anayasayı inşa edebilecek sayıyı bir siyasi parti yakalamış olsaydı durum bugün çok daha farklı olurdu. Her şeyden önce bir yeni Türkiye hareketini, bir adımını atmak için böyle bir şey çok çok önemliydi. Diyelim ki ben Başbakanımıza hükümeti kurmayla ilgili görev verdim. CHP'yle görüşmeler yapıldı. Eğer CHP'yle mutabık kalınabilseydi, iki partinin sayısı bir anayasayı inşa etme noktasında yeterli bir sayıydı ama maalesef belli yerlere takılmak suretiyle bu olmadı. Daha sonra MHP ile görüşmeler oldu. O tabi belki anayasayı kurmaya yeterli değildi ama en azından millete gitme noktasında, bir referandum noktasında böyle bir imkanı sağlayabilirdi fakat MHP ile de böyle bir anlayış maalesef görülemedi. Bir taraftan teröre karşı olduğunu söyleyeceksin. Teröre karşı olduğunu söyleyenler, kalkıp da elini, vücudunu taşın altına koymayacak. Şimdi böyle bir anlayış olamaz, böyle bir milli duruş, bir milli yaklaşım olamaz. Maalesef bunlar da yaşandı. Tabii ki ondan sonra da ben anayasanın bana vermiş olduğu yetkiye dayanarak süratle ülkemizi seçime götürmenin gayreti içerisinde oldum" dedi.



Anadolu Ajansı Erdoğan'ın sözlerini böyle duyurdu...
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Bakın ne diyorlar 'Seçim yapılmayabilir' şu yaklaşıma bak. Yani sen demokrasiye inanacaksın ve 'seçim yapılmayabilir' diye böyle bir yaklaşım ortaya koyacaksın. Böyle bir saçmalık olabilir mi? Bu işin tek çıkış yolu sandıktır. Seçim tabii ki yapılacak. Şartlar ne olursa olsun yapılacak" dedi.

(AA)
Paylaş
 
Tweet
 
Paylaş
 
Gönder
 
Yazdır
 
A
A
 
 
 
 

 

 

--
"BU ÖBEK;TÜRK-TÜRKÇE-ATATÜRKÇE,DÜŞÜNEN,EBEDİ BAŞKOMUTAN ATATÜRK DEVRİMİ VE İLKELERİNE RUHUYLA BAĞLI,HER ŞEY VATAN İÇİN DİYENLER VE KAHRAMAN TÜRK ORDULARINA,TÜRK POLİSİNE KANIYLA CANIYLA BAĞLI"NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE-DÜNYA DURDUKCA ÜLKÜSÜNDE
BİR ÖBEKTİR.."
.........................KURULUŞ TARİHİ 28.12.2007
---
Bu iletiyi Google Grupları'ndaki ""NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE"" grubuna abone olduğunuz için aldınız.
Bu grubun aboneliğinden çıkmak ve bu gruptan artık e-posta almamak için ne_mutlu_turkum_...@googlegroups.com adresine e-posta gönderin.
Bu gruba yayın göndermek için, ne_mutlu_t...@googlegroups.com adresine e-posta gönderin.
Bu grubu http://groups.google.com/group/ne_mutlu_turkum_dyene adresinde ziyaret edebilirsiniz.
Daha fazla seçenek için https://groups.google.com/d/optout adresini ziyaret edin.

Siber Goksel

unread,
Sep 7, 2015, 4:46:35 AM9/7/15
to ne_mutlu_turkum_dyene
Kabahatin bir kısmı da seçimi kazanan seçimin galibi muhalefet değil mi? Dün Ulu Gürkan'ı dinledim, hala meclisi açıp çalıştırma şansları varmış..Bunlar korkak....Dr Siber Göksel

7 Eylül 2015 10:53 tarihinde mehmetsukrubas <mehmet_s...@mynet.com> yazdı:

mehmetsukrubas

unread,
Sep 9, 2015, 8:08:15 AM9/9/15
to ne_mutlu_t...@googlegroups.com

Yetmiş senelik ömür güzerganhımda bazılarından nefret ettiğim kadar hiç kimseden nefret etmedim....Hiç bu kadar çaresiz ve kadar umutsuz olmadım...Yarınlara olan bütün güvenimi yitirdim....Yereğimde yanan insan sevgisi yerine insanlara olan sevgisizlik ve güvensizlik yeşerdi...Müslümlanın müslümanlığından insanların insanlığından utanır oldum.... NE OLACAK BENİM HALİM...NEDİR BUNUN ÇARESİ NE YAPMALIYIM?...
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

erdem akyuz

unread,
Sep 10, 2015, 5:16:20 AM9/10/15
to ne_mutlu_t...@googlegroups.com

BURASI NERESİ, BİLİYOR MUSUNUZ

 

Yedi gündür çatışmaların devam ettiği,

Sokağa çıkma yasağının uygulandığı

Polis ve askerin sokaklara giremediği,

Barikatların kurulduğu,

Gece gündüz silah seslerinin eksilmediği,

Evlerin, insanların, araçların yakılıp, yıkılıp, kurşunladığı,

Adeta bir iç savaşın yaşandığı ve giderek yayıldığı,

Resmi sıfatı olan bölücülerin, gericilerin kışkırttığı,

Bu yer herhalde Türkiye’de olamaz.

Irak, Suriye, Afganistan’da olabilir mi?

Bu yer nerededir, bilir misiniz.

(CİZRE-Türkiye)

Peki…

Sorumlusu kimdir, bilir misiniz?

cizre.4.jpg

erdem akyuz

unread,
Sep 15, 2015, 4:42:46 AM9/15/15
to ne_mutlu_t...@googlegroups.com
VE...İSTİKLAL MARŞI ARAPÇA HEM DE CUMHURBAŞKANLIĞI SİTESİNDE

Ezan'ı ve Kuran'ı Kerim'i Türkçe okumaya karşı çıkanlar, İstiklal Marşını arapça okuyacaklar.
cbşk.arap.3.jpg

mehmetsukrubas

unread,
Sep 20, 2015, 1:48:17 AM9/20/15
to ne_mutlu_t...@googlegroups.com

 

 

-----------------------------------------------------------------------------------------------------

BİZDENDE ÜLKEMİZİN BU GÜZİDE EVLADI AYTEKİN BEY'E SELAMLAR SAYGILAR OLSUN.
-----------------------------------------------------------------------------------------------------


----- Özgün İleti -----
Kimden : draer...@hotmail.com
Kime : "ulugteki...@hotmail.com" <ulugteki...@hotmail.com>
Gönderme tarihi : 19 Eylül 2015 Cumartesi 21:07
Konu : "ÖNCE VATAN" RE: Çok değerli Aytekin Beyefendiye...

 Sayın Mevlut Uluğtekin Yılmaz.
En engin teşekkürlerimi, sunarım. Bu kampanyayı gazetenizdeki köşenize de taşırmısınız.
 

From: ulugtek...@hotmail.com
To: draer...@hotmail.com
Subject: Çok değerli Aytekin Beyefendiye...
Date: Sat, 19 Sep 2015 20:31:58 +0300

Aytekin Bey,
Gerçekten harika bir insansınız. Yiğit bir Cumhuriyet çocuğu ve değerli bir Türk milliyetçisisiniz.
Size ve ailenize esenlikler dilerim.
 
Mevlüt Uluğtekin YHarikasınıuılmaz
 
 
 
 
 
 

From: draer...@hotmail.com
To: ataturkmil...@googlegroups.com; ne_mutlu_t...@googlegroups.com; cu...@yahoogroups.com; merak...@yahoogroups.com; du...@yahoogroups.com; tesud...@gmail.com; harb...@yahoogroups.com; harbi...@gmail.com
CC: ozcanpeh...@yahoo.com; ka...@mhp.org.tr; or...@mhp.org.tr; ni...@mhp.org.tr
Subject: RE: {AtatürkMilliyetçileri} MHP’YE OY VERİN, BAHÇELİ’Yİ DESTEKLEYİN !
Date: Fri, 18 Sep 2015 16:32:08 +0000

Biz bu seçimlerde AKP nin baraj altına Türk milleti tarafında n düşürüleceğine inanıyoruz. Bu düşüncelerimiz her tarafa yaymak gereklidir. Özellikle AKP lilere de. Neden?
AKP liler de sonuçta kısa süreli, çıkarları için aldatılmış, kandırılmış dinimize ve milletimize yabancılaştırılmış bizim insanlarımızdır. 14 Mayıs 1950 tarihinden bu yana Müslümanlıkla yani bilimle ilgisi olmayanlarca yönetilen Türk milleti ancak ve ancak yeniden SEVR yoluna girer. Zaten herkesin bildiği gibi 14 Mayıs 1950 gününden bu yana SEVR yollarındayız. Türk Milleti bu seçimlerde açık bütçeli bilim eğitiminden uzaklaştırılmış bu acı SEVR yoluna da dur demek zorundadır. Ayağını yorganına göre uzatan denk bütçeli ve “beşikten mezara bilim okuyan “Dinimizin ve Atatürk'ümüzün ilkelerine yeniden dönmek zorundadır.
 Bu nedenle Türk milleti 1 Kasım seçimlerinde AKP yı  %10 luk seçim barajında boğmalı ve kuvayı milliyeden gelen milli bir iktidarı göreve getirmelidir. Türk milletine bu mücadelesinde başarılar dilerim.
 

From: norm...@gmail.com
To: AtaturkMil...@googlegroups.com
Subject: Re: {AtatürkMilliyetçileri} MHP’YE OY VERİN, BAHÇELİ’Yİ DESTEKLEYİN !
Date: Fri, 18 Sep 2015 19:06:44 +0300

 
----- Original Message -----
Sent: Friday, September 18, 2015 4:56 PM
Subject: {AtatürkMilliyetçileri} MHP’YE OY VERİN, BAHÇELİ’Yİ DESTEKLEYİN !
 




 
 
MHP’YE OY VERİN, BAHÇELİ’Yİ DESTEKLEYİN !
 
Bugün Yüksek Seçim Kurulu’(YSK)na partiler milletvekili aday listelerini veriyorlar.
1 Kasım seçimleri sıradan bir seçim olmayacak. Bu seçimde Türk Milletinin, bu coğrafyada kaderi belirlenecek.
Türk Milletinin, Türk Yurdu Türkiye’de yok edilmek istendiği, bu satırları yazanı okuyanların malumudur.
Siyaset bir satranç oyunu olduğundan, şartlar neler olursa olsun bu oyun Türk Milleti tarafından iyi oynanmalıdır.
Onun için Türk Milleti; duygulardan arınarak ve aklıyla hareket ederek doğru bir tercihte bulunmalıdır.
Bu saatten sonra Türk Milleti için, milletvekili adaylarından ziyade, partilerin fikir ve duruşları ile liderlerin söylemleri ve eylemleri çok önemlidir.
Türk Milletini ve Türkiye’yi, içinde bulunduğu açmazlardan çıkaracak olan, MHP’nin ortaya koyduğu fikirler ile Devlet Bahçeli’nin söylemlerine uyan eylemleri olacaktır.
Bu sebeple kızgınlıklarınızı, eleştirilerinizi ve duygularınızı derin bir dondurucuya koyarak, Türk Milletinin yegane kurtuluş umudu olan MHP’ye oy verin ve Türk Milletini düzlüğe çıkaracağı iddiasını ortaya koyan Devlet Bahçeli’yi yalnız bırakmayarak destekleyin.
Türk Milletinin; “Allah’ın ipine sımsıkı sarılın” mealindeki ayette olduğu gibi Türk vatanının son kalesi  MHP’ye ve onun komutanı Devlet Bahçeli’ye sımsıkı sarılması elzemdir.
Çünkü aklın gösterdiği doğru yol budur!
Yoksa sonumuz Suriye ve Iraklı mültecilerin sonuna benzeyecektir.
O aday olmuş, bu aday olmuş bunlara takılmayın. Eğer siz mazeret üretirseniz, destekten mahrum bırakacaklarınızda, sizlerin vermediği destekleri mazeret olarak gösterecektir.
Türkiye’yi yönetme şansını ve imkanını MHP ve Bahçeli’ye vermelisiniz. Bundan hangi nedenle olursa olsun kaçmayınız ve kaçınmayınız.
Eğer aksi bir şekilde davranırsanız, tarih MHP ve Bahçeli’yi iktidar yapmaktan kaçınanları çıkacak sonuçlara göre olumlu veya olumsuz olarak yazacaktır.
Türk Milleti, 50 yıla yakın bir zamandır iktidarına talip olan bir siyasi partiyi böylesine ağır koşullarda mutlaka iktidar yapmalıdır. Aksi halde MHP ve Bahçeli’ye bir şey söylemek, kimsenin hakkı olmayacaktır.
Onun için diyorum ki; oylarınızı MHP’ye verin ve Devlet Bahçeli’ye destek verin.
 
Özcan PEHLİVANOĞLU



--
--
'' SİYASİ VE ASKERİ ZAFERLER NE KADAR BÜYÜK OLURLARSA OLSUN, EKONOMİK ZAFERLE TAÇLANDIRILMAZSA, MEYDANA GELEN ZAFERLER KALICI OLAMAZ, AZ ZAMANDA SÖNER. '' MUSTAFA KEMAL ATATÜRK
 
'' SAHİPSİZ OLAN BİR MEMLEKETİN BATMASI HAKTIR; SEN SAHİP OLURSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR!! '' MEHMET AKİF ERSOY
 
ÜYELERİMİZİN E-POSTALARI 11-01-2009 TARİHİNDEN İTİBAREN DENETLENMEMEKTEDİR.
ÜYELERİMİZİN GÖNDERDİKLERİ E-POSTALARIN YASAL SORUMLULUĞU KENDİLERİNE AİTTİR.
YASAL OLMAYAN E-POSTALARDAN GRUP SAHİPLERİ VE YÖNETİCİLERİ SORUMLU TUTULAMAZLAR.
Bu mesajı şu gruba üye olduğunuz için aldınız: Google Grupları "TAM
BAĞIMSIZ LİDER ÜLKE TÜRKİYE CUMHURİYETİ" grubu.
Bu gruba posta göndermek için , mail atın :
AtaturkMil...@googlegroups.com
Bu gruba üyeliğinizi sonlandırmak için şu adrese e-posta gönderin:
AtaturkMilliyetc...@googlegroups.com
Daha fazla seçenek için,
http://groups.google.com/group/AtaturkMilliyetcileri?hl=tr adresinde bu
grubu ziyaret edin
---
Bu iletiyi Google Grupları'ndaki "TAM BAĞIMSIZ, LİDER ÜLKE TÜRKİYE CUMHURİYETİ" grubuna abone olduğunuz için aldınız.
Bu grubun aboneliğinden çıkmak ve bu gruptan artık e-posta almamak için AtaturkMilliyetc...@googlegroups.com adresine e-posta gönderin.

Daha fazla seçenek için https://groups.google.com/d/optout adresini ziyaret edin.



--
--
'' SİYASİ VE ASKERİ ZAFERLER NE KADAR BÜYÜK OLURLARSA OLSUN, EKONOMİK ZAFERLE TAÇLANDIRILMAZSA, MEYDANA GELEN ZAFERLER KALICI OLAMAZ, AZ ZAMANDA SÖNER. '' MUSTAFA KEMAL ATATÜRK
 
'' SAHİPSİZ OLAN BİR MEMLEKETİN BATMASI HAKTIR; SEN SAHİP OLURSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR!! '' MEHMET AKİF ERSOY
 
ÜYELERİMİZİN E-POSTALARI 11-01-2009 TARİHİNDEN İTİBAREN DENETLENMEMEKTEDİR.
ÜYELERİMİZİN GÖNDERDİKLERİ E-POSTALARIN YASAL SORUMLULUĞU KENDİLERİNE AİTTİR.
YASAL OLMAYAN E-POSTALARDAN GRUP SAHİPLERİ VE YÖNETİCİLERİ SORUMLU TUTULAMAZLAR.
Bu mesajı şu gruba üye olduğunuz için aldınız: Google Grupları "TAM
BAĞIMSIZ LİDER ÜLKE TÜRKİYE CUMHURİYETİ" grubu.
Bu gruba posta göndermek için , mail atın :
AtaturkMil...@googlegroups.com
Bu gruba üyeliğinizi sonlandırmak için şu adrese e-posta gönderin:
AtaturkMilliyetc...@googlegroups.com
Daha fazla seçenek için,
http://groups.google.com/group/AtaturkMilliyetcileri?hl=tr adresinde bu
grubu ziyaret edin
---
Bu iletiyi Google Grupları'ndaki "TAM BAĞIMSIZ, LİDER ÜLKE TÜRKİYE CUMHURİYETİ" grubuna abone olduğunuz için aldınız.
Bu grubun aboneliğinden çıkmak ve bu gruptan artık e-posta almamak için AtaturkMilliyetc...@googlegroups.com adresine e-posta gönderin.

Daha fazla seçenek için https://groups.google.com/d/optout adresini ziyaret edin.


Refhan İrtem

unread,
Sep 22, 2015, 2:26:13 AM9/22/15
to A_C_A_O GRUP, ne_mutlu_turkum_diyene ne mutlu, ÖZEL BÜRO MAIL GRUBU YAHOOGROUPS



From: irtem...@gmail.com
Date: Tue, 22 Sep 2015 09:24:56 +0300
Subject: Fwd:
To:


---------- Yönlendirilmiş ileti ----------
Gönderen: Ordu Millet <ordum...@gmail.com>
Tarih: 20 Eylül 2015 17:50
Konu:
Alıcı:


Abd-Ab taşeronu bölücü yolsuzluk diktası ve Atlantik işgaline karşı Türk Milleti olarak içinde bulunduğumuz Kurtuluş Savaşında şu günler itibarıyla öne çıkan hususlar ve uyarılar.



1- İçinde bulunduğumuz Kurtuluş Savaşını, bölücü yolsuzluk diktasının Akp kanadının lütfuyla açıklamak, arkasında Akp iradesinin bulunduğunu iddia etmek, Türk Milletinin bu kukla yönetimden ve Atlantik işgalinden Kurtuluş Savaşını, “Akp’nin kendini ve Bop’u kurtarma mücadelesi”yle karıştırmaktan kaynaklanan bir göz aldanması olup, hakikate bütünüyle terstir.
7 Haziran seçimlerinden sonra Suriye’nin kuzeyinde görülen etnikçi yayılmanın, “Orada, Irak’ın kuzeyindeki kukla idareciğe benzer bir oluşuma asla müsaade olunmayacağı” ilan edilmesine rağmen kabullenilmesinden; Irak’a yönelik 91 ve 2003 Saldırılarında olduğu gibi, İncirlik Üssünün yine düşman kullanımına açılmasından; cansiperane savaşan Mehmetçiğin ve polisin ihtiyaç duyduğu kararları almayıp, biraz baskı görünce sabah ilan ettiği yasağı hemen geri çeken Akp elemanı ezik, sinik, yaltaklanmacı zevatın savsaklamalarından; Türkiye Cumhuriyeti devletinin imkanlarıyla yollara çok sayıda bomba döşeyip üzerlerini asfaltlamak gibi hain faaaliyetler içinde bulunan belediye başkanı, belediye görevlisi kisvesine bürünmüş düşmana hala seyirci kalınmasından ve Türkiye’nin diğer bölgeleriyle, büyük şehirlerinde, aralarında kesim ayrımı yapmadan, her kisveden bütün Sevr/Bop ajanı odaklar üzerine yürünmesine mani olunmasından belli olduğu üzere, Akp’nin taşeron iradesi, Türk Milletinin Kurtuluş Savaşını başlatıp ısrarla sürdüren değil, milli öfkenin bu savaşa topyekun seferber olmasını açıkça engelleyen bir konumdadır…
Esasen iktidarı gasp eden amaç ortaklarından biri olan Akp’nin, bu iktidara ve Atlantik sistemine karşı verdiğimiz Kurtuluş Savaşını başlatıp sürdüren önderlik olduğu düşüncesi, saçmalıklar aleminde bile yüz bulamaz. Akp, ayakları altında ezileceği milli öfkenin, bu öfkeden yana bir görüntüyle sadece amaç ortağı Hadepekakayla sınırlı kalmasını sağlayarak aradan sıyrılmaya çalışmaktadır. Nitekim Türk Milleti esasına düşman elebaşı unsurların, en az Hürriyet gazetesi kadar Bop yanlısı olan, Yeni Şafak, Akit, Star gibi, Akp propaganda makinesine bağlı odakların desteğiyle, Hürriyet gazetesi önünde, Bop’un bölge sorumlusu organize suç şebekesi Akp lehine tezgahladıkları saptırma faaliyeti, aradan sıyrılma çabalarının tipik bir örneğidir… ki “açılım süreci” adını taktıkları “bölünme süreci”ne, “teröristlerle değil, siyasi temsilcileriyle görüşüyoruz” gibi, incelik derecesi parmak ısırtan bir kurnazlıkla yıllarca borazanlık etmiş bu odakların, 7 Haziran ertesinde, Pkk’yı, “açılım sürecini sekteye uğratan taraf” olmakla ithama başlamaları, kazan-kazan icabı güya çok kırgın bir amaç ortağının, “Ne güzel barış içinde bölüyorduk, sekteye uğrattınız! Ama buzdolabına sakladık, bizi vazgeçiremezsiniz!” yollu sızlanmalarından öte bir anlam taşımaz…
Bir savaşı sürdürür görünerek sınırlayıp engellemekle, gerçekten sürdürmek arasındaki fark, onu göremeyenin ya aymaz ya da hain olmasına işaret edecek kadar büyüktür. Kurtuluş Savaşını başlatıp sürdüren iradenin kim olduğu bakımından bir hüküm istenirse, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün 1919 Mayıs’ında Anadolu’ya tayin emrinde imzası bulunan “1923 öncesi eski Türkiye”nin İngilizci hükümeti, geçen yüzyılın başındaki Kurtuluş Savaşımızı ne kadar başlatmışsa, alakası ne kadarsa, bugünün Damat Feritleriyle saltanat iradesi de, onlara ve dış destekçilerine karşı verdiğimiz şimdiki Kurtuluş Savaşımızı o kadar başlatmışlardır ve alakaları da o kadardır. Bugün bir yandan kimisi Büyükadanın üç katı büyüklüğünde 150 küsur ada ve adacığı işgal eden Yunanlılarla, bir yandan da Abd’nin Türkiye’deki taşeron kara kuvveti Pkk’yla kazan-kazan oynayan Akp’nin, dün 1920’lerde İzmir’i ve batı Anadolu’yu bu sefer İngiltere’nin taşeron kara kuvveti olarak istila eden Yunanlılarla kazan-kazan oynamış aynı sefil zihniyetin temsilcisi olduğu hatırlardan hiç çıkarılmamalı.
2- Geçen sene Ekim ayının ilk haftasında, Ayn el Arap bahanesiyle, Türk Milletinin alın teri yüzlerce okulu, kamu binasını, iş makinesini ve toplu ulaşım aracını tahrip edenleri “gösterici, protestocu”, işledikleri suç fiilleriniyse, “münferit olaylarla karalanmaması gereken, demokratik tepki eylemleri” sayıp, Türk Milletinden anlayış talep eden aynı propagandistlerin, bugün çok daha hafif bazı münferit hadiselerle, çoğu uydurma kimi iddiaları gerçekmiş gibi göstererek, vatanı canla başla savunan şehit ve gazilerimize hakaretler yağdırdıklarını, sık sık “itidal çağrıları”nda bulunduklarını görmekteyiz. Bop’a taşeronluk suçuna karışmayan insanları korumak, şüphe yok ki vatanseverlerin görevidir fakat, amacı gerçekten bu olan itidal çağrılarıyla, “itidal çağrısı” süsü verilmiş narkozlama faaliyetlerini, failleri kimler olursa olsun birbirinden ayırmanız lazımdır. İtidal içinde ağlaşarak sönmeyi değil, durdurulamaz bir akışla iktidar olmayı vaaz edeceksiniz!
3- Baş düşmanı işaret eden genel sloganlarda, kavramları muğlak bırakmak mahzurludur. “Teröre karşı birlikte” sloganı, Türk Milletini bütün kesimleriyle seferber etmek bakımından bir ölçüde işe yaramış olmakla birlikte, terörüyle savaşılan baş düşmanı açık kimliğiyle içermediğinden, dün etnikçiliği, Irak’a yönelik yasa dışı 2003 İstilasında “taşeron kara kuvveti” olarak kullanmak için meşrularken başvurduğu “Kaide terörüne karşı uluslararası koalisyon” yanıltmacasını, bugün Suriye ve Türkiye’de “Işid terörüne karşı uluslararası koalisyon” olarak sahnelemeye çalışan Atlantik emperyalizminin bu oyununa bir daha düşme ihtimaline ardına kadar açıktır. Türk Milletini bütün kesimleriyle seferber edecek genel sloganlarda, sadece “terör” veya “her çeşit terör” yuvarlamasıyla yetinmeyip, terörüne karşı savaştığınız “baş düşman”la, “taşeron kara kuvveti”ni ve “taşeron iktidar”ı Türk Milletine açıkça işaret etmelisiniz.
Askeri, sivili, polisi, habercisi, sporcusu, sanatçısı, işçisi, köylüsü, gençliğiyle, “Cumhuriyet Türkiyesi”nin vatan fedaisi bütün erleri! Edirne’den Hakkari’ye, Ordu’dan Antalya’ya, bütün bir ordu-millet!
“Türk” adı sonsuza kadar unutmamak üzere hatırlanmış, ayağa kalkış başarılmıştır, artık yarım adımlara, ikircikli tutumlara, uyuşukluğa yer yoktur, bundan böyle adımlarınızı hızlandıracak, daha seri ve tam atacaksınız!
İktidara koşmak, iç ve dış düşmanın bütün kontrol mekanizmalarını kırıp düşman kontrolünden tamamen çıkmak demektir. “1923 öncesi eski Türkiye”nin temsilcisi Akp saltanatını artık tanımadığını, Nato vesayetini kırma yoluna girdiğini, ordusunun sivillerce böyle bir örgüte sokulmasını hiçbir zaman benimsememiş Türk Milletine göstermeye başlayan “Subaylara Hitabe”nin Türk Subayı, bu büyük eylemini, bütün vatan sathında mutlaka yükseltecek!
Her Kurtuluş Savaşı, aynı zamanda bir iç savaştır. Türk Milletinin ayağa kalkışını, Bop Osmanlıcısı Akp taşeronlarının saptırma faaliyetlerini delil göstererek “iç savaş kışkırtması” saymak, bu ayağa kalkışı söndürmeye çalışan iktidarsız pasif kimselerin başvurduğu bir hiledir, kulak asılmayacak!
Çeşitli kisveler altında Sevr/Bop faaliyeti gösteren yabancılar, yabancı terörist konumundadır. Vatanseverler, sayısı binleri bulan bu ajanları Türk Milleti adına tutuklama hakkına sahiptir; bu hak kullanılacak, Atlantik barınakları kitlelerce kuşatılıp, düşürülecek!
Meydanları, cadde ve sokakları, İstiklal Savaşımıza hainlik etmiş zatların isim ve görüntülerinden temizleyin. Türk Milletine ait isimleri, milletimizin büyüklük ve kudretine ilişkin özlü sözleri ve sembolleri, kışla duvarlarından kaldırılan İstiklal Savaşı kahramanlarının isimlerini yerlerine iade edin; şehitlerimizin cenazelerinde boy göstermeye kalkışan Akp şebekesine mensup bölücü hırsızları tükürükle boğun; bu alçakları her gördüğünüz yerde ayağınızın altına alın!
“1923 sonrası yeni Türkiye”nin 92. kuruluş yıldönümü, 14 yıllık Akp parantezini kapattığınız gün olsun!
Hatt-ı taarruz yok, sath-ı taarruz var!
 
Yücel Atasel
OrduMillet



--



Hayatta en hakiki mürşit ilimdir
Mustafa Kemal Atatürk
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'ÜN YOL ARKADAŞLARI SEVGİLİ GENÇLER, VATAN SİZE EMANET


erdem akyuz

unread,
Sep 22, 2015, 8:37:44 AM9/22/15
to ne_mutlu_t...@googlegroups.com

NET HATA NOKSAN-HAYALET PARA

 

         Net hata noksan” yani İngilizce adı ile “Net errors and omissions

         Ne İngilizcesi, ne Türkçe’si bize bir şey ifade etmiyor.

         Bana göre; hukukta, ekonomide, siyasette ve kamu yönetiminde mahsus böyle yapıyorlar ki kimse bir şey anlamadan yutturup gitsinler diye.

Ve öyle de oluyor.

Netice ve özet olarak, net hata noksan “nereden gelip, nereye gittiği belli olmayan” para imiş.

Millet “kara para” diyor da, bana göre “hayalet para”.

ŞÖYLE DÜŞÜNELİM:

Her bireyin ve her ailenin bir gelir gider hesabı vardır. Ay sonunda oturulur ve hesap yapılır. Aile bireylerinin gelirleri alt alta yazılır toplanır. Sonra giderler düşünülür, alt alta yazarak toplanır. Böylece o ay içinde, insanların ne kadar para kazandığı ve ne kadar harcadığı görülür.

Bu hesap genellikle “-” eksi bakıye verir.

İnsanlar borca girmiştir. Kredi kartlarıyla harcamalar yapılmıştır ama ödenmemiştir. Yapılması gereken bir sürü iş, alınması gereken bir sürü şey vardır ama alınamamıştır.

Biraz tartışma ile aile bireyleri suratları asık bir şekilde yatmaya giderler.

Pek az olarak da, bazı aylarda, gelir; giderden fazla gözükür. Yani ellerinde para olacaktır ama bu para bulunamaz. Hatırlanmayan yerlere harcanmıştır. Aile bireyleri gene biraz tartışırlar, sonra unuturlar.

Pek ender olarak da, artan para ortadadır. Yani keyifleri yerindedir ama bu paranın harcanacağı kırk türlü yer bulunur. Hesap gene tutmaz.

Devletin hesabı da böyledir.

Şu farkla ki; devletin hesabı senelerden beri, nereden geldiği, ne olduğu bilinmeyen miktarda fazla vermektedir. Hem de öyle, üç beş kuruş değil; milyar dolarlar.

Üç, dört seneden beri artarak yükseliş gösteren bu giriş, şimdiye kadar Türkiye Cumhuriyetinde görülmeyen bir seviyeye yani “rekor’a” yükselmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB) 2015 yılı Temmuz ayına ilişkin ödemeler dengesini açıkladı. Yılın ilk altı ayında Türkiye’ye 9 milyar dolar kaynağı belli olmayan nakit girişi (Net hata noksan) olmuş.

Böyle hataya can kurban” diyeceksiniz ama durum öyle değil.

BİR BAŞKA HESAP

Deminki aile hesabına dönelim ve biraz değişik bir gözle bakalım:

Ay sonunda aile bireyleri oturur, gelir gider hesaplarını yaparlar. Bakarlar ki, büyük harcamalar yapılmıştır. Gene de ortada fazladan para vardır. Gelirleri bu kadar değildir. Gelirlerinden fazla para harcamışlardır. Gene de ellerinde çok fazla para vardır. Ekonomik tabiri ile ortada tam bir “Net hata noksan” söz konusudur. Bu para nereden geldi diye birbirlerinin yüzlerine bakarlar. Koca, biraz sıkılarak, biraz da övünerek “Geçen ay büyük bir ihale yapmıştık, ihaleyi alan firma ‘şey yaptı’ da” der. Paranın kaynağı bulunmuş, insanlar rahatlamıştır. Şimdi bu parayla gidilecek yerler, alınacak yerler düşünülür.

Bir ay sonra tekrar hesaba oturulur. Gene fazla para çıkmıştır. Herkes döner ve aile reisi kocaya bakar. Baba bu defa, ellerini çaresiz bir şekilde açar. Birbirlerine bakarlar. Anne biraz mahcup, sıkılarak söz alır : “Geçen ay biriyle tanıştık ‘şey oldu’ da” der.

SÖZÜM MECLİSDEN DIŞARI…

İşte net para girişi, böyle bir net noksan neticesi oluşur.

İşin şaşılacak bir diğer yönü de; bu net hataya sebep olanların halen görevde ve başda olmalarıdır.

Net hata noksan hesabının “pozitif” olması, ülkeye hangi kalemler aracılığı ile ne olduğu bilinmeyen bir döviz girişini gösterir.

Net hata noksan kaleminin “negatif” olması ise hangi kalemler ile ve ne olduğu bilinmeyen bir döviz çıkışını gösterir.

Bu “net girişin” bir de “net çıkışı” olacaktır. Zira para babaları; satın aldıkları yerde, bütün değerleri tükettikleri ve ortada satın alacak bir şey kalmayınca bavullarını toplar giderler.

Bir gün, bir sabah, kalkmışsınız bakmışsınız ki ortada yalnızca “şey” kalmış.

 

Av.A.Erdem Akyüz

erd...@gmail.com

 

 

kandır2.jpg

Ahmet Saltik

unread,
Sep 22, 2015, 4:30:02 PM9/22/15
to ne_mutlu_turkum_dyene
Erdem bey, 

Kaleminize sağlık..

NET HATA NOKSAN... yazınızı web sitemizde yayımladık..

Altında bizim yorumlarımız da var...

Bakılması dileğiyle..

Bir de birkaç yerde dili arıttık.. 
Çoook eski dil kullanıyorsunuz..

--
"BU ÖBEK;TÜRK-TÜRKÇE-ATATÜRKÇE,DÜŞÜNEN,EBEDİ BAŞKOMUTAN ATATÜRK DEVRİMİ VE İLKELERİNE RUHUYLA BAĞLI,HER ŞEY VATAN İÇİN DİYENLER VE KAHRAMAN TÜRK ORDULARINA,TÜRK POLİSİNE KANIYLA CANIYLA BAĞLI"NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE-DÜNYA DURDUKCA ÜLKÜSÜNDE
BİR ÖBEKTİR.."
.........................KURULUŞ TARİHİ 28.12.2007
---
Bu iletiyi Google Grupları'ndaki ""NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE"" grubuna abone olduğunuz için aldınız.
Bu grubun aboneliğinden çıkmak ve bu gruptan artık e-posta almamak için ne_mutlu_turkum_...@googlegroups.com adresine e-posta gönderin.
Bu gruba yayın göndermek için, ne_mutlu_t...@googlegroups.com adresine e-posta gönderin.
Bu grubu http://groups.google.com/group/ne_mutlu_turkum_dyene adresinde ziyaret edebilirsiniz.
Daha fazla seçenek için https://groups.google.com/d/optout adresini ziyaret edin.



--
Sevgi ve saygı ile.

Dr. Ahmet SALTIK
Halk Sağlığı (Toplum Hekimliği) Uzmanı
Ankara Üniv. Tıp Fak.

erdem akyuz

unread,
Sep 23, 2015, 4:41:00 PM9/23/15
to ne_mutlu_t...@googlegroups.com

BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN


ATATÜRK İlke ve Devrimlerine uygun bir yönetimle, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ve TÜRK Milletinin bölünmez birliği ve bütünlüğü içinde yaşanan her gün bizim için Bayramdır.

Bayramınız kutlu olsun.

 

Av.A.Erdem Akyüz

çiçek.3.jpg

Ahmet Saltik

unread,
Sep 23, 2015, 6:58:46 PM9/23/15
to ne_mutlu_turkum_dyene


Her nerede yaşanacaksa
ve ne denli anlamlıysa,
biz de herkese "
iyi bayramlar" diliyoruz !?..

--
"BU ÖBEK;TÜRK-TÜRKÇE-ATATÜRKÇE,DÜŞÜNEN,EBEDİ BAŞKOMUTAN ATATÜRK DEVRİMİ VE İLKELERİNE RUHUYLA BAĞLI,HER ŞEY VATAN İÇİN DİYENLER VE KAHRAMAN TÜRK ORDULARINA,TÜRK POLİSİNE KANIYLA CANIYLA BAĞLI"NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE-DÜNYA DURDUKCA ÜLKÜSÜNDE
BİR ÖBEKTİR.."
.........................KURULUŞ TARİHİ 28.12.2007
---
Bu iletiyi Google Grupları'ndaki ""NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE"" grubuna abone olduğunuz için aldınız.
Bu grubun aboneliğinden çıkmak ve bu gruptan artık e-posta almamak için ne_mutlu_turkum_...@googlegroups.com adresine e-posta gönderin.
Bu gruba yayın göndermek için, ne_mutlu_t...@googlegroups.com adresine e-posta gönderin.
Bu grubu http://groups.google.com/group/ne_mutlu_turkum_dyene adresinde ziyaret edebilirsiniz.
Daha fazla seçenek için https://groups.google.com/d/optout adresini ziyaret edin.

mehmetsukrubas

unread,
Sep 25, 2015, 2:36:22 AM9/25/15
to ne_mutlu_t...@googlegroups.com

BAYRAMINIZI EN HALİSANE DUYGULARIMLA KUTLUYOR SAĞLIK VE ESENLİKLER TEMENNİSİYLE SELAM VE SAYGILAR SUNUYORUM EFENDİM...
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------


----- Özgün İleti -----
Kimden : draer...@hotmail.com
Kime : "ne_mutlu_t...@googlegroups.com" <ne_mutlu_t...@googlegroups.com>, cumok Cumhuriyet okurları <cu...@yahoogroups.com>, Ataturk millliyetcileri <ataturkmil...@googlegroups.com>, meraklilar gurup <merak...@yahoogroups.com>, duog <du...@yahoogroups.com>, TESUD gn merkezi <tesud...@gmail.com>, harbiye 1967 <harb...@yahoogroups.com>, harbiyel 63 <harbi...@gmail.com>, "aydinlik-gel...@googlegroups.com" <aydinlik-gel...@googlegroups.com>
Gönderme tarihi : 24 Eylül 2015 Perşembe 14:32
Konu : "ÖNCE VATAN" Kurban Bayramımız Kutlu olsun

 
 
Müslümanlık tektir ve o da Yüce Yaratan tarafından Yüce peygamberimize vahiy edildiği şekildedir. 29 Ekim 1923 te her karış Anadolu toprağı  şehit kanları ile sulanarak kurulan Müslüman Türkiye Cumhuriyetidir. Denize dökülerek Anadoluyu yeniden  Haçlı yurdu yapamayan haçlılar 30 Ekim 1923 te Cumhuriyetimizi yıkmak üzere harekete geçmişlerdir.  Ne imiş Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyet dinsizmiş. Oysa durum tam tersidir. 
Yuce yaratanın ilk emri "OKU" dur.
 Yüce peygamberimizin   hadis_i Şerifleri ise;
 "Bilim Çin'de bile olsa gidin alın" 
Ve  Beşikten mezara bilim okuyun" dur. 
Kutsal dinimizin  Bu emirleri de Atatürk tarafından hayata geçirilmiştir.  Bunu ben mi söylüyorum. Hayır Mehmet Akif Ersoy söylüyor. (*)Açıklanan nedenlerle Atatürk'e ve Cumhuriyete düşman olan düşünceler Türk milletine ve her karış toprağı kanları ile  sulayan yüce şehitlerimize de düşmandırlar. Dahili ve harici bedhahlar bu gün çook ilerlemişlerdir.
Atatürk'ümüzün gününde:
 5 Kuruş olan Bir simit 1.000.000 TL dir. 
Yine Atatürk gününde 10 Kuruş olan Acı patlıcanın kilosu 2.000.000 TL dir. 
25 Kuruş olan Kuru soğan 1,500.000 TL
15 Kuruş olan Patates 2.000.000 TL 
20 Kuruş olan ekmek 1,500.000 TL dir. 
80 Kuruş olan bir Bir ABD doları 3.000.000 TL dir.
Bu acı rakamlar  Türk milletine tuzak kurulduğunu ve yenildiğini yaşadığımız bu bayramın Türk milletine haram edildiğini gösteren rakamlardır. Bayrama siyaset sokulmaz bu kurala uyuyor ve 1 Kasımda AKP yi baraj altına sürme bayramında buluşmak üzere hepinize nice nice bayramlar dileklerimle sevgi ve saygılarımı arz ediyorum.
 
Op. Dr. Aytekin Ertuğrul 
(E ) Dz Tbp. Kd. Alb.
T.C. Türk Milletinin Bir ferdi
 
(*) Mısır'da 11 yıl kaldım. Fakat bir 11 saat daha kalsdaydım artık çıldırırdım. Sana halisane( gerçek) fikrimi söyleyeyim mi; İnsanlık da Türkiye'de, milliyetçilik de Türkiye'de, Müslümanlık da Türkiye'de, hürriyetçilik de Türkiye'de. ALLAH BENİM ÖMRÜMDEN ALSIN MUSTAFA KEMAL'E VERSİN. 
Mehmet Akif Ersoy
İstiklal Marşımızın Yazarı
Sinan Meydan: Atatürk ile Allah arasında. Bir ömrün hikayesi. İstanbul 2012 S. 673-679

erdem akyuz

unread,
Sep 26, 2015, 2:27:48 AM9/26/15
to ne_mutlu_t...@googlegroups.com

ŞEHİDİMİZ VAR. HABERİNİZ VAR MI ?

 

Arabistan’da ağır kusur sonucu işlenen ölümler için taziye mesajları yayınlayanlar… Karakol baskınları var, genç yavrulardan şehit ve yaralılarımız var. Sizin haberiniz var mı ?

 

Hain terörist caniler; Bayramın ikinci günü gece saat 23.00 de; Beytüşşebap İlçe Jandarma Komutanlığına ve Ayvalık Tabur Komutanlığına ve Taşararası Jandarma Karakoluna saldırdı.

Havan, roketatar ve uzun namlulu silahlarla yapılan saldırılar sabah 05.45 e kadar sürdü.

 

İlçe Merkezindeki polis karakoluna yapılan saldırıda 6 polis yaralandı.

Ayvalık Jandarma Karakoluna düzenlenen saldırıda Uzman Çavuş Ali Çakar şehit oldu.

Üç asker ve bir Köy Korucusu yaralandı.

Taşarası Karakoluna düzenlenen saldırıda Uzman Çavuş Ali Bozkurt şehit oldu.

Beş asker yaralandı.

 

Sizin haberiniz var mı?

Sorumluluğunuz var mı?

Keyfiniz yerinde mi?

 

Av.A.Erdem Akyüz

https://www.facebook.com/erdem.akyuz.167

şehit.4.jpg

Sezar Karadağ

unread,
Sep 26, 2015, 2:47:03 AM9/26/15
to ne_mutlu_t...@googlegroups.com
Kulağını bırak Kıçını bile pamukla tıkayanlar, hadi bakalım buna ne cevap vereceksiniz?
From: erdem akyuz
Sent: Saturday, September 26, 2015 9:27 AM
To: ne_mutlu_t...@googlegroups.com
Subject: "ÖNCE VATAN"
--

erdem akyuz

unread,
Sep 28, 2015, 2:18:19 AM9/28/15
to ne_mutlu_t...@googlegroups.com

   BİR UYARI ALDIM


   Facebook sayfamı açınca aşağıdaki yazı ile karşılaştım ve ÇOK ŞAŞIRDIM.
   Yazı şöyle:

   FACEBOOK’ta herkese açık yorumlar yapmanız geçici olarak engellendi. Yorumlarından bazıları spam olarak şikayet edildi.”
   Cevap olarak:

   Hiçbir yazımdan şikayet almadığımı, senelerin hukukçusu olarak çok dikkatli yazdığımı, kimin hangi nedenle spam veya şikayet ettiğini ve konuları bildirmesini” istedim.
   Son iletim “Şehidimiz var, Haberiniz var mı” başlıklı yazım, 154 paylaşım, 265beğeni, 72 yorum aldı.
   Ancak bu yazılarda, tabir caizse “Zülf-i Yare” dokunmuş, siyasileri ve iktidarı eleştirmiştim. Anlaşılan baskı sistemi buralara kadar uzanıyor.
   Bu konudaki bütün güvencem, ÖNCE siz dostlarım ve arkadaşlarımsınız ve sonra Facebook’un tarafsız ve korkusuz olduğuna inandığım yönetimidir.
   Ancak öyle anlaşılıyor ki, istenmeyen yazı ve sayfalar; görevlendirilen bazı kişiler tarafından sistemli olarak şikayet ediliyor, spam olarak işaretleniyor.
   Demek ki iyi yoldayız. 
   Selam, sevgi ve saygı ile.

 

Av.A.Erdem Akyüz

https://www.facebook.com/erdem.akyuz.167

tehdit.3.jpg

suavi tuncay

unread,
Sep 28, 2015, 3:01:47 AM9/28/15
to ne_mutlu_t...@googlegroups.com
BİR TÜRK ATASÖZÜ:
KORKUNUN ECELE FAYDASI OLMAZ....

Ha aklıma geldi güzel bir söz daha:
 ABLAN GELİN OLUYOR FADİMEM
İŞTE SIRA BAK SANA GELİYOR!

Selam, sevgi ve saygılarımızla;

Yard.Doç.Dr. Suavi TUNCAY
Ege Üniversitesi
Iletisim Fakültesi
Ögretim Üyesi
ULUSLAR ARASI TURKBILIM DERGISI
http://turkbilder.net
Adresine ziyaret ediniz
Tel: 0090 546 785 38 33
Fak: 0090 232 311 18 54



Tuncer Güngör

unread,
Sep 28, 2015, 11:39:24 AM9/28/15
to ne_mutlu_t...@googlegroups.com

İLERİ DEMOKRASİ

 

ÇALAN, KUL HAKKI YİYEN, BÜYÜK DAHİ,

GERİ ZEKALI, ÇALMAYAN  DÜRÜST  KİŞİ  ,

HAKSIZLIĞA TEPKİ VEREN  VATAN HAİNİ,

NE OLACAK BU YÜCE MİLLETİN  HALİ…

 

GÖSTERİ HAKKINI KULLANAN  BİR CANİ,

ONA DESTEK VEREN İSE GEREKSİZ BİR FANİ,

YERDEKİ İŞÇİYE TEKME ATAN DEVLET-İ ALİ,

UNUTMA BİR KENARA YAZ BU ZALİMİ….

 

ONUN İSTEDİĞİ KANUNLAR GEÇECEK,

ONUN İSTEDİĞİ KARARLAR VERİLECEK,

HERKES  ONUN İSTEDİĞİ GİBİ DÖVÜLECEK,

SONUNDA PARTİ DEVLETİ  GELECEK…

 

KARŞI ÇIKARSAN HAPİS SENİN KISMETİN,

YAZARSAN ZATEN SORGUSUZ, KODESTESİN,

DÜŞÜNÜRSEN ANAN AĞLADI HEPTEN SENİN,

GÖR İŞTE SEN, BÖYLE BİR ÜLKEDESİN …

 

DEMOKRASİ VE HÜRRİYET İSTİYORDUN,

CANIN NE İSTERSE ONU YAPABİLECEĞİN,

AL SANA DEMİR PARMAKLIKLAR ARKASINDAN,

BİR YER VERDİLER, HER İSTEDİĞİNİ YAPABİLECEĞİN…

 

SIZLANMA HAYDİ BOŞU BOŞUNA,

İSTEDİĞİN BUYDU GELDİ BAŞINA,

BİR DAHA Kİ SEFERE İYİ DÜŞÜN HA,

OYUNU ATMADAN O SANDIĞA…

 

28.09.2015 - Tuncer GÜNGÖR

 

 

From: ne_mutlu_t...@googlegroups.com [mailto:ne_mutlu_t...@googlegroups.com] On Behalf Of erdem akyuz
Sent: Monday, September 28, 2015 9:18 AM
To: ne_mutlu_t...@googlegroups.com
Subject: "ÖNCE VATAN"

 

   BİR UYARI ALDIM

--

Tuncer Güngör

unread,
Sep 29, 2015, 3:54:27 PM9/29/15
to ne_mutlu_t...@googlegroups.com

SAYIN ÜSTADIM AYNISI, YİNE BENZER KONULARA DEĞİNDİĞİM İÇİN BENİM BAŞIMA 5-6 KERE GELDİ. üZÜLMEYİN, UMARIM 1 KASIMDA KURTULUYORUZ. aV. tUNCER b. güngör

Refhan İrtem

unread,
Oct 3, 2015, 1:26:11 AM10/3/15
to irtem...@gmail.com, Refhan İrtem, A_C_A_O GRUP, ne_mutlu_turkum_diyene ne mutlu, TC Necati Kordalı
ELBETTE ÖNCE TÜRKİYE ...
 
Önce, Türkiye tabii...

Kılıçdaroğlu'nun dediği gibi ama Türkiye'yi meydana getiren halkın 'can ve mal güvenliği' olmazsa hangi eşitlikten söz edebiliriz.

Hala yeni anayasa yapmaktan eşit vatandaşlıktan bahsediliyorTC Vatandaşlığı herkese her vatandaşa aynı kimliklikle veriliyorsa burada tek eşitsizlik sadece hala nüfus kimliklerinde din hanesinin olması ve halkı dinlere göre ayırt etmek kabul edilebilir.

Önce nufuslardan din hanesini kaldırın dini siyasilerin malzemesi olmaktan çıkartın.

Bireyleri, toplum, toplumu da gerçek anlamı karşılığında halk yapar ve o halkı da ulusal bütünlük içerisinde ülkeleştirdiğiniz zaman ancak bu yurt topraklarında yaşayanherkes için eşitlikten söz edilir ki; hangi dinden olursa olsun ayrımcı bir inanç katagorizesi görünürde olmayacağı için uygulamada da olmayacaktır..İşte o zaman herkes inancı doğrultusunda yaşayacak ve hiç bir güç onların inancını siyasallaştıramadığı için de sömürmek, kandırmak gibi olsa bir bir düşüncesi uygulamak olanağı bulamadığından kendi düşünüp kendi kendini islah edecektir.

Sallama edebiyatına gelince denizlerde ne su ne de kum bırakıyor, salladıkça sallıyor ve 'Avrupalılaşmak, Amerikanlaşıp büyük devlet olmaktan dem vuruluyor!"Büyük devletiz.." tanımını; yola, caddeye, sefer tası gibi mimari yoksunlukla estetiksizliğin en kötü örneklerindeki yapay yüksekliklere bakıp bakıp dillendirirken, asıl büyük devlet olmanın gerçek demokrasi kurallarını geliştirip uygulamakla ancak olası olacağının farkına varmadan söyleyip duruyorsunuz.

Daha kötüsü, varolan bir tutam demokrasinin bile ne kadar ilkel gerilemelerle haşır neşir bırakıldığını hiç mi hiç görmeksizin.

Özellikle yüce Tanrı için yapılan ibadet ve yardımların gizli yapılması,gerekirken şovsal niteliklere büründürülmesi zaman zaman basının eleştirisine neden olurken, eleştiriyi haklı kılıp gözterişten uzaklaşmak yerine eleştiren medyanın üzerine gidilmesi bile demokrasinin hangi aşamada olduğunun açık kanıtıdır.

Hal böyle olunca da Hürriyet Gazetesine yapılan iki büyük saldırı ve ardından Hürriyet yazarı Ahmet Hakan'a yapılan çok daha büyük saldırı, darpedilme can ve mal güvenliğinin sınır tanımazlığı yaşatırkenhala kendini dev aynasında gören niceküçük insanları pohpohlamaya devam mı edeceğiz?

Kendimizi böyle mi koruma altında olduğumuza inandıracağız?

Bu ne kifayetsizlik,bu ne sorumsuzluk!

"Hangi çılgın zincir vuracakmış şaşarım."

Hür doğmuş hür yaşamış insanlara ne diline zincir vurabilirsiniz ne de fikirlerine..

Tüm basının birlikteliğinin ve hatta tüm manşetlerin aynı tepki ile ortaya çıkmak zamanı değil mi?

Elbette gerçek gazete ve gazeteciler için geçerli olacak bir istem bizim ki, Varsa tabii!

Hepimiz Ahmet Hakan'ız birimiz hepimiz; hepimiz biriz demek için çok geç kalmadınız mı?

Kahrolsun yobazlık..

Kahrolsun emperyalizm..

Kahrolsun egoizim..

Dün bu gündür artık kahrolsun hala susanlar..

Refhan İRTEM

erdem akyuz

unread,
Oct 4, 2015, 2:24:47 AM10/4/15
to ne_mutlu_t...@googlegroups.com

TÜRKİYE BÜYÜK ÜLKE

Bu kadar ihmal edilmişliğe, soyulma, geri bırakılma ve bölünme çabalarına karşın, ayakta durduğu için; Türkiye gerçekten büyük ülke.

Gürül gürül akan bir ırmak düşünün. Bu ırmaktan su yerine; alın teri, emek, paraların aktığını düşünün.

İşte Türkiye’nin kaynakları böyle akıp gidiyor. Dere kenarındakiler kovalarını dolduruyorlar, asıl emekçiler ve halk yanına bile yaklaşamıyor.

Milyonlarca araç, trafikte oluk gibi benzin yakıyor.

Bütün dünyayı; topraklarında petrol çıkan şeyhleri, çok uluslu şirketleri, kısaca bütün dünyayı besliyoruz.

Bunu fırsat bilen yönetim, üç misli vergi alıyor.

Demiryolları unutuldu.

Asfalt, karayolu, duble yol, dolgu yollarla yapılan büyük soyguna ek olarak, büyük sel felaketlerine neden olunuyor.

Metro, yaylı sistem hak getire. Birkaç şehirde laf olsun diye yapılan, tek hatlı, kısa mesafeli metrolar güya adam taşıyor.

         Elin oğlu, ülkesinin altını örümcek ağı gibi örmüş, rahat, güvenli, ucuz yolculuk yapıyor.

Türkiye büyük ülke.

Kendisi aç ama

Soyguncuları ve

Bütün dünyayı besliyor.

ırmak.2.jpg

aytekin ertugrul

unread,
Oct 4, 2015, 6:48:54 AM10/4/15
to ne_mutlu_t...@googlegroups.com, cumok Cumhuriyet okurları, Ataturk millliyetcileri, meraklilar gurup, haber ver yahogrup, duog, TESUD gn merkezi, harbiye 1967, harbiyel 63, aydinlik-gel...@googlegroups.com, Av. Erdem Akyuz
Sayın Erdem Akyüz diyor ki:
Türkiye büyük ülke.

Kendisi aç ama

Soyguncularını ve

Bütün dünyayı besliyor.

Son günlerde gördüğüm en güzel Türkiye tanımlaması sunuyorum.



Date: Sun, 4 Oct 2015 09:24:45 +0300

Subject: "ÖNCE VATAN"
From: erd...@gmail.com
To: ne_mutlu_t...@googlegroups.com

Soyguncularnı ve

Bütün dünyayı besliyor.

erdem akyuz

unread,
Oct 4, 2015, 1:36:04 PM10/4/15
to ne_mutlu_t...@googlegroups.com, cumok Cumhuriyet okurları, Ataturk millliyetcileri, meraklilar gurup, haber ver yahogrup, duog, TESUD gn merkezi, harbiye 1967, harbiyel 63, aydinlik-gel...@googlegroups.com, aytekin ertugrul
Değerli Dostlar
ve
Sayın Aytekin Ertuğrul
Katkınız ve yorumunuz için teşekkür ederim.
Son günlerin alışılan tabiri ile "İyi ki varsınız."
Saygılarımla.
Av.A.Erdem Akyüz

4 Ekim 2015 13:48 tarihinde aytekin ertugrul <draer...@hotmail.com> yazdı:

erdem akyuz

unread,
Oct 4, 2015, 3:01:42 PM10/4/15
to ne_mutlu_t...@googlegroups.com
İŞTE BİR ÖRNEK.
Yakın zamanda yapılan engelli yolları için ihaleler açılmış.Büyük paralar verilmiş, plakalar yapılmıştı.
Sonra tekrar paralar verilerek yapıştırılmış ve çivilenmişti.
Gene bozulmuştu.
Her yerdeki, bütün Türkiye’deki yapım hatalı ve kusurlu idi Şimdi Ankara –sözümona- Büyükşehir Belediyesi, bunları söktürüyor. Yeniden yaptıracak.
Engelli bahane edilerek milyarlar harcanıyor.
Sorumlu yok, soran yok.
“Türkiye Büyük Ülke ve Sahipsiz Büyük Ülke.”

4 Ekim 2015 10:18 tarihinde erdem akyuz <erd...@gmail.com> yazdı:
Sayın Göksel,
 
Teşekkür eder, sevgi ve saygılarımı sunarım.
İletilerinizi merak ve beğeni ile taip ediyorum.
 
Av.A.Erdem Akyüz

4 Ekim 2015 09:56 tarihinde Siber Goksel <siber....@gmail.com> yazdı:


---------- Yönlendirilmiş ileti ----------
Gönderen: erdem akyuz <erd...@gmail.com>
Tarih: 4 Ekim 2015 09:24
Konu: "ÖNCE VATAN"
Alıcı: "ne_mutlu_t...@googlegroups.com" <ne_mutlu_t...@googlegroups.com>

--
engel.1.jpg
engel.2.jpg

erdem akyuz

unread,
Oct 4, 2015, 4:36:58 PM10/4/15
to ne_mutlu_t...@googlegroups.com

         DİNİ EGİTİM BAKANLIĞI

 

         Milli Eğitim Bakanlığı’nın” adı “Dini Eğitim Bakanlığı” olmalıdır.

         Çünkü yaptıkları iş bu.

         Sık sık değişen müfredat ve sistem,

         Okulların tümünün, Anadolu Liselerinin bile İmam Hatip’e dönüşmesi,

Puan ve yerleştirme sisteminin İmam Hatip mezunlarına göre ayarlanması,

         Zorunlu ve tek bir düşünceye göre verilen din dersleri,

         İnsanların istemediği okullara zorunlu olarak yerleştirilmesi,

         Okullarda çağ dışı kılık kıyafet modası,

         Ve nihayet 4+4+4

         Şimdi de hayret verici bir “Hafızlık” eğitimi.

         ŞAH DAMARIMIZI KESMİŞLERDİ

         Senelerden beri uygulanan; 5 yıllık ilk okul, 3 yıl orta okul ve 3 yıl lise olmak üzere 11 yıllık eğitim sistemi “şahdamarımızı kesmişlerdi” diye yorumlanmıştı.

         Çünkü bu kadar eğitimden sonra, İmam Hatiplere gidecek, hafız olacak öğrenci bulmakta zorlanıyorlardı.

         Halböyle olunca 4+4+4 uydurmasını getirdiler. Okula giriş yaşını da düşürdüler. İlk dört yıllık eğitimden sonra, 9, 10 yaşındaki çocukları dini eğitime yönlendirme imkanı ortaya çıktı.

         OKULU KES, HAFIZ OL

         Dini Eğitim Bakanlığı, pardon Milli Eğitim Bakanlığı kısa süre önce Resmi Gazete’de bir yönetmelik daha yayınladı.

         Bu yönetmeliğe göre; İlkokulun devamı 5,6,7. sınıf öğrencileri yani 9,10,11 yaşındaki çocuklar -ana babaları ikna ve tatmin edilerek- okullarından koparılacaklar. Bir sene boyunca camilerde hafızlık eğitimi alacaklar. En azından bir sene boyunca okullarından izinli sayılacaklar.

Yani “Hafızlık İzni’ne” çıkacaklar.

         Bir sene sonra okullarına dönerlerse çok ilginç bir sınav sistemi bulmuşlar.

  Bir sene boyunca okumadıkları, Matematik, Türkçe gibi bir sürü derslerden nasıl geçerek, bir üst sınıfa atlayacaklar.

NASIL ATLAYACAKLAR

Harika bir sistem bulmuşlar.

Şaşılası ve akıllara ziyan bir yöntem.

Diyorlar ki : “Eğitim kademesi, öğrencilerin derslerdeki başarısızlığına bakılarak değerlendirilecek bir sistem değildir.”

Pardon,

Nasıl yani…

Bir öğrenciyi “Derslerdeki başarısına veya başarısızlığına bakarak değerlendirmeyecek isek” nesine bakarak değerlendireceğiz?

Bunun da kendi kafasına göre cevabını veriyor: “Sosyal etkinlik çalışmalarının ortak katkısıyla ilgi ve yeteneği ölçüsünde değerlendirilecektir.”

Böyle bir mizahı, tiyatrocular bile yapamazlar.

Yani “Oku bir sure, mezun ol, Ya Hafız.”

Ve bu değerlendirme de, okul müdürünün sorumluluğunda seçilecek alan öğretmenleri tarafından yapılacakmış.

BU KADAR DEĞERLİ İSE

Peki, hafızlık eğitimi bu kadar önemli ve değerli ise, bu yönetmeliği çıkaran Müsteşar, Bakan, Genel Müdürün çocukları herhalde bu eğitimden geçmişlerdir. Öyle değil mi?

Ama öyle değil, bu kişilerin çoluk çocuk, torun ve tüm akraba takımı; yerli yabancı kolejlerde okumaktadırlar. Bir tanesinin çocuğu, ilkokuldan ayrılarak hafızlık eğitimi almış değildir.

Türk Dil Kurumu (TDK) Türkçe Sözlük’te “hafız” karşılığı “ezberlemek, bir şeyi anlamadan ezberleyen kimse” olarak verilmektedir.

Eğitim, öğretim alanında kurulu çok değerli Sendikalar, Vakıflar, Dernekler, kuruluşlar; Anayasa ve Yasalara tümden aykırı bu Yönetmeliğin iptali için bir dava açmaz mısınız.

Çünkü her biri; atom alimi, müzisyen, öğretim üyesi, uzay bilimcisi, akademisyen, şehir plancısı, ekonomist olabilecek bu çocuklara ve ülkeye yazık olacak.

 

Av.A.Erdem Akyüz

https://www.facebook.com/erdem.akyuz.167

 

 

hafız.9.jpg

aytekin ertugrul

unread,
Oct 5, 2015, 4:24:57 AM10/5/15
to ne_mutlu_t...@googlegroups.com, cumok Cumhuriyet okurları, Ataturk millliyetcileri, meraklilar gurup, duog, Av. Erdem Akyuz
Din eğitim bakanlığı biraz hafif olur. Çünkü bu eğitim din eğitimi değildir. Haçlıların Türk milletini kolay yutabileceği bilimden tarihten dinden uzaklaşmış bir nesil yetiştirme eğitimidir. BU açıdan baktığımız zaman " Milli Eğitim Bakanlığı" bir hiyanet-i Milliye eğitimi vermektedir.. demek fazla abartılı bir yorum olmaz. Sayın A. Erdem Akyüz'ün bu öznel buluşunu ve eleştirisini, sunuyorum.
 


Date: Sun, 4 Oct 2015 23:36:54 +0300

Subject: "ÖNCE VATAN"
From: erd...@gmail.com
To: ne_mutlu_t...@googlegroups.com

erdem akyuz

unread,
Oct 6, 2015, 3:01:58 PM10/6/15
to ne_mutlu_t...@googlegroups.com

SESSİZ ÇIĞLIK

 

         Ergenekon, Balyoz ve değişik isimlerle anılan davalarda yargılanan ve sanık olarak tanımlanan vatanseverlerin ailelerinin düzenlediği “Sessiz Çığlık” eylemine, Ankara Kızılay Sakarya Caddesi’nde, değişik tarihlerde üç kez konuşmacı olarak katılmıştım.

         Yaptığım konuşmalarda : “Çocuklarıma bırakacağım onurlu eylemlerimden biri de Sessiz Çığlık toplantılarına  katılmış ve burada konuşma yapmış olmamdır.” Demiştim.

         Bu onuru sürekli olarak taşımaktayım ve benden sonraki kuşaklara devredeceğim için mutluyum.

         Seneler sonra haklılığı ve masumiyeti ortaya çıkan ve yaşanan büyük mağduriyetlere göğüs geren vatanseverlere selam olsun.

 

Av.A.Erdem Akyüz

https://www.facebook.com/erdem.akyuz.167

Sessiz çığlık.1.jpg

fal...@gmail.com

unread,
Oct 7, 2015, 5:00:36 PM10/7/15
to

Bizden de selam ve sevgi..
Ama eskisi kadar sık yazmıyorsun niye

SELAM VE SAYGI İLE FİKRET USTAM..


GÖKBİLİMCİNİN YAZGISISDIR YANMAK !..






fal...@gmail.com

unread,
Oct 8, 2015, 5:40:54 AM10/8/15
to

-

Enteresan bir tahlil
Erdal



Putin’in Suriye hamlesi (2): Rusya Türkiye’nin ayağına mı basıyor, ‘Erdoğan’ın cüzdanı’na mı?



( not: Hasan Aksay Rusya' yı iyi bilen ,ilişkileri olan Rusçada konuşan bir gazetecidir./ Hale)

Acayip bir başlık olduğunu biliyorum. Ama gündem de acayip.

Dünkü yazımda vaat ettiğim “Rusya neden savaşa girdi?” analizini biraz erteleyerek ondan önce buraya birkaç acil not düşmek istedim.

Başlığı acayipleştiren “Tayyip Erdoğan’ın cüzdanı” ile ilgili Rusya’dan gelen “bomba iddia”yı az sonra aktaracağım.

Ama önce beni bu yazıyı yazmaya kışkırtan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dünkü üç cümlesini hatırlatayım.

Erdoğan, Belçika Başbakanı Charles Michel ile görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada, Rus uçaklarının Türk hava sahasını ihlal etmesine ilişkin olarak şöyle demiş:

  1. “Bunu kabullenmek Türkiye'ye yakışmaz.” 
  2. “Rusya, dostunu kaybederse çok şey kaybeder.” 
  3. “Bize yapılan saldırı NATO'ya yapılmış demektir.”

‘Eyy Rusya, şimdi sana küsüyorum işte!’

Rusya’nın Türkiye hava sahasına izinsiz girişlerinin kasten mi kazara mı olduğunu kesin olarak açıklayabilecek bilgilere sahip değilim.

Ama “hata”nın tekrarlanmasının gerisinde yatan, eğer Kremlin’in Ankara’ya ve NATO’ya vermeye çalıştığı bir mesaj ise, sanırım bu onun ne kadar kararlı olduğunu dünya aleme gösterme arzusunu ortaya koyuyor olabilir.

Yani:

“Bakın, ben artık yalnızca siyasi-diplomatik adımlarla yetinmiyorum; kapsamlı bir askerî harekât yürütüyorum. Şam iktidarını desteklemek ve IŞİD ile diğer İslamcı örgütlere darbe indirmek için her şeyi yapmaya hazırım. Kimse beni hafife almasın ve kimse el altından IŞİD’e (ve diğer Esad muhaliflerine) eskisi gibi yardım edebileceğini düşünmesin. Nokta.”

Benim tahminim böyle.

Acaba Erdoğan’ın tahmini nasıl?

Gelelim o üç cümleye.

  1. “Hava sahasının ihlal edilmesini kabullenmek Türkiye’ye yakışmaz” ise ne olur? Türkiye 2012’de ağırlaştırdığı “angajman kurallarına” uygun olarak, ihlali gerçekleştiren Rus uçaklarını düşürür mü? O kurallara göre hemen düşürmesi gerekmez miydi? Neden ihlal defalarca tekrarlanmasına rağmen düşürmedi? Bundan sonra düşürürse acaba neler olur?
  2. “Rusya, dostunu kaybederse çok şey kaybeder” ne demek? Rusya’yla ilişkileri durduruyor veya askıya mı alıyoruz? Ticaret, turizm, enerji alışverişi yapmayacak mıyız artık? Yoksa Moskova’ya karşı savaş mı açacağız? Verilmek istenen mesaj “Rusya ile dostluk biter” ise, bundan sonra dost yerine düşmanmı olacağız? Rusya’nın bundan kaybı ne olur? Peki, ya Türkiye’nin kaybı ne olur?
  3. “Bize yapılan saldırı NATO'ya yapılmış demektir.” Yani?.. “Benim gücüm sana yetmese de arkamda ‘abim’ (NATO) var” vurgusu mu bu? Hem de Erdoğan’ın yakın zamana kadar ciddi eleştiriler getirdiği Batı Bloku’nun askerî ittifakı mı Rusya’yı cezalandıracak? Mesela, Ukrayna’da “cezalandırdığı” gibi mi? Ayrıca daha kısa süre öncesine kadar Rusya lideri Vladimir Putin’e “Bizi Şanghay İşbirliği Örgütü’ne alın, Batı’dan kurtarın!” diye ricalarda bulunan aynı Erdoğan değil miydi?

Rusya’dan vazgeçebilir miyiz?

Dün akşam bu yazıyı yazmadan önce internette Rusça sitelerde Erdoğan’ın söz konusu açıklamasıyla ilgili bir arama yaptım. Abartmıyorum, yüzlerce habere rastladım. Bazıları “Türkiye Cumhurbaşkanı Rusya ile ilişkileri koparma tehdidi savurdu”,“Erdoğan, Rusya ile dostluğun bittiğini ilan etti” gibi başlıklar atmıştı.

Diplomasinin inceliklerinden anlamayan, durmadan sağa sola savrulan ve “Rusya’nın Suriye ile sınırı yok ki! Ne arıyor orada?” türünden enteresan bir siyasi mantık temelinde dünyaya açıklamalar yapan bir liderimiz var...

Kuşkusuz Türkiye Rusya açısından önemli bir ülke. 2014’te Rusya’nın 800 milyar dolara yaklaşan toplam dış ticaret hacmi içinde, Türkiye 31,2 milyarla 6. sırada geliyordu. Doğalgazda Almanya’dan sonra ikinci büyük müşteri olan Türkiye, nükleer enerji işbirliği alanında da önemli bir yer işgal ediyor.

Ama Rusya, Türkiye açısından daha önemli. Rusya, 2014’te Türkiye’nin 400 milyar dolar civarındaki toplam dış ticaret hacmi içinde Almanya’dan sonra ikinci sırada bulunuyordu. Enerji alışverişinde en önemli ülke Rusya. Doğalgaz ithalatının yüzde 55’i Rusya’dan. Turizmde de Almanya’dan sonra ikinci basamakta.

Bu şartlarda Rusya’dan vazgeçebilir miyiz? Türkiye-Rusya ilişkileri feda edilebilir mi? Diplomasi böyle mi yapılır?

‘Gerçekten IŞİD’e karşıysan, gel konuşalım’

Dün Rusya Savunma Bakanlığı’ndan Türkiye’ye yönelik “Yanlış anlaşılmaların önüne geçmek gelin konuşalım” çağrısı yayımlandı. Vurgu, Rus Hava Kuvvetleri’nin IŞİD karşıtı mücadelesine yapıldı.

“Ee, madem Türkiye olarak ‘IŞİD’e karşı operasyon yapıyorum’ diyorsunuz, gelin de koordinasyon konusunda görüşelim.”

Bir de ilk bakışta “ilgisiz” gibi görünen bir açıklama vardı. Dünkü yazımda da aktardığım gibi, işlerin iyi gitmediği ve 1 Kasım seçimleri sonrasına bırakılan “Türk Akımı” konusunda aniden Gazprom CEO’su Aleksey Miller’den bir demeç geldi:

“Söz konusu hattın kapasitesi 63 milyar metreküp değil 32 milyar metreküp olacak!” 

Hangi kapasite? Proje çalışmaları son aşamaya gelmedi. Ortada henüz anlaşma yok. Konu, bir numaralı muhatabıyla Aralık veya Ocak’ta görüşülecek... 

Neden şimdi bu açıklama?

Şimdi tam da Suriye ile ilgili bir gerilim yaşanıyorken “Ben istediğim zaman gaz kapasitesinin yarısını kesiveririm” mesajı mı bu? Kim bilir...

Erdoğan’a yönelik ciddi suçlama

Bu arada Rusya’nın önde gelen Ortadoğu uzmanlarından biri, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik sert eleştiri ve suçlamalar ileri sürdü.

Rusya Yakındoğu Enstitüsü Başkanı Yevgeniy Satanovski, Rusya ile Türkiye arasında bu kadar sıkı bağlar varken, Suriye’ye yönelik Rus harekâtına tepki gösteren Erdoğan’ın “her zamanki gibi keskin bir dönüş yaptığını” savundu.

Türkiye Cumhurbaşkanı’ndan “Suriye’deki iç savaştan kazanan temel ‘siparişçi’lerden ve teröristlerin ana sponsorlarından biri”olarak söz eden Satanovski, Rusya’nın, düzenlediği harekâtla “Erdoğan’ın en can acıtan yerine, cüzdanına bastığını” iddia etti.

Türk Hava Kuvvetleri’nin Kürtlere yönelik darbelerinin IŞİD’in başkenti Rakka’nın düşmesini önlediği, Erdoğan’ın IŞİD ile petrol ticaretinden milyarlarca dolar kazandığı suçlamalarını dile getiren Rusya Yakındoğu Enstitüsü Başkanı, ayrıca Suriye’den çalınan arkeolojik eserlerin satışının, esir ticaretinin ve buğday ile un alışverişinin Türkiye üzerinden düzenlendiğini ekledi.

Satanovski, teröristlere silah iletilmesinin de Erdoğan’ın Katar’la arasındaki ilişkilerle sağlandığını öne sürdü.


(Haberin kaynağını burada vereyim de, AKP’nin “Rusça bilen bölge uzmanları” konu üzerinde çalışsınlar:

http://russnov.ru/evgenij-satanovskij-rossiya-svoej-operaciej-v-sirii-nastupila-erdoganu-na-karman/ )

ETİKETLER


erdem akyuz

unread,
Oct 12, 2015, 4:41:39 AM10/12/15
to ne_mutlu_t...@googlegroups.com

         DOKUNULMAZLAR CUMHURİYETİ

 

         Bir demokraside asıl olan herkesin eşit olmasıdır.

         Anayasamız “Herkes, ayrım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir” diyor.

         Ama bazı kişiler, diğerlerine göre “daha fazla eşit” oluyorlar ve çeşitli ayrıcalıklardan, dokunulmazlıklardan yararlanıyorlar.

         Üstelik bu yararlanma, görev ve yetki arttıkça artıyor.

         Hiçbir yetkisi olmayan sıradan vatandaşın sorumluluğu daha çok.

         Yani yetki ve sorumluluk ters orantılı.

         Bir insanın yetkisi ne kadar çok ise, sorumluluğunun da o ölçüde çok olması gerekirken, yetki arttıkça sorumluluk azalıyor.

         Örneğin Cumhurbaşkanı’nın resen imzaladığı kararlar aleyhine Anayasa Mahkemesi dahil yargı organlarına başvurulamıyor.

         Vatana ihanet gibi çok ağır bir suçtan yargılanabilmesi için dahi çok özel koşullar öngörülmüş durumda.

         Seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen Milletvekilleri, Meclis kararı olmadıkça, tutuklanamıyor, yargılanamıyor, sorguya bile çekilemiyor. Maaş, emeklilik ve tanınan kıyaklar ise ayrı bir alem

         Haklarında verilmiş olan ceza hükümleri dahi uygulanamıyor.

         Onun içindir ki, milletvekillerinin işlediği; zimmet, sahtecilik, karşılıksız çek verilmesi, taciz gibi çeşitli suçlardan dolayı çok sayıda dosya, Meclisin deposunda bekliyor.

         Milletvekili olmayan ve dışardan seçilen Bakanlar da aynı dokunulmazlıklardan yararlanıyor.

         Hakim ve Savcıların; bir soruşturma, kovuşturma veya davayla ilgili olarak yaptıkları işlem, yürüttükleri faaliyet ve verdikleri her türlü kararlar nedeniyle haklarında dava açılamıyor.

         Hakim ve Savcıların işledikleri “kişisel kusur, haksız fiil ve diğer sorumluluk” sebeplerine dayanılarak da olsa, aleyhlerine tazminat davası açılamıyor.

         Görev nedeniyle yapılan kusur ve hatalı hareketler, yanlış kararlar da “takdir hatası” sayılarak işlem yapılamıyor.

         Bu kadarı fazla demeyin; Milletvekillerinin ve hakim ve savcıların “trafikte işledikleri suçlar” dahi örtülü bir biçimde  dokunulmazlık zırhına büründü.

         Memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkında işledikleri iddia edilen suçlardan ötürü ceza kovuşturması açılması, kanunda gösterilen idari makamların iznine bağlı.

Bir memur veya kamu görevlisi hakkında dava açılmasına “izin verilmediği takdirde” hakkında dava dahi açılamıyor.

Ama yaşadığımız günlerde örneklerini gördüğümüz üzere “iyi saatte olsunları ürküttüğün takdirde” bu yasal sorumsuzlukların hiçbir işlemiyor.

Mafya adamlarının ve zengin iş adamlarının dokunulmazlığı is bir başka alem.

Ellerini “beline” veya “cebine” attığı zaman akan sular duruyor.

Demek ki dokunulmazlıklardan yararlanmak için “sıradan insan” olmayacaksın.

Ha, yakayı kurtarmak için bir diğer unsur daha var:

Yolsuzluğun miktarı.

Onu da Ziya Paşa belirtmiş.

Milyonla çalan mesnet-i izzette ser-efraz,

Birkaç kuruşun mürtekibi cayi kürektir.”

 

Av.A.Erdem AKYÜZ

 

 

 

 

erdem akyuz

unread,
Oct 12, 2015, 12:12:08 PM10/12/15
to ne_mutlu_t...@googlegroups.com


AİHM – ECHR – CEDH (Birinci İleti)

VERECEĞİNİZ KARARA GÖRE TARİHE GEÇECEKSİNİZ

         AHİM KARARINA KARŞI İLGİ VE BEKLENTİLERİMİZİ MAHKEMEYE VE
DÜNYA KAMUOYUNA AKTARMALIYIZ.


Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Dairesi, Perinçek-İsviçre Davası
olarak adlandırılan, asılsız yalanlara dayalı ermeni soykırımı davasında
kararını 15 Ekim Perşembe günü duruşmalı oturumunda açıklayacak.


Bu kararın daha önce verilen karara uygun olacağını, kişilerin düşünce ve düşünceyi açıklama hak ve özgürlüklerini koruyucu nitelikte olacağını ümit ediyoruz.

Mahkemenin vereceği kararın yalnız davaya ilişkin bir karar
olmayacağı; kendi varlığına, uluslararası olan yargıya olan güvenirliğine ve
dünyada demokratik hak ve özgürlüklerin gelişmesine veya körelmesine yönelik
bir karar olacağı da unutulmamalıdır.

Bu görüş ve temennilerimizi aktaran; TÜRKÇE, İNGİLİZCE VE FRANSIZCA olarak kaleme aldığımız ve yolladığımız metni gelecek iletimizde
sunacağız.

Saygılarımızla.

Av.Ahmet Erdem Akyüz



ahim.1.jpg
Kitap kapağı.png

erdem akyuz

unread,
Oct 13, 2015, 4:50:38 PM10/13/15
to ne_mutlu_t...@googlegroups.com

          AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ

Hatırlanacağı üzere; İsviçre’de 2005 yılında katıldığı bir konferansda 1915 olaylarının “soykırım olarak nitelenmesine karşıçıkan” ve soykırım iddialarını “uluslararası bir yalan” olarak niteleyen Doğu Perinçek, sırf bu sözleri nedeniyle suçlu bulunarak Lozan mahkemesi tarafından mahkum edilmişti.
         Perinçek’in temyiz istemi üzerine kararı inceleyen İsviçre üst mahkemesinin, kararı haklı bularak başvuruyu reddetmesi karşısında Perincek ve arkadaşları bu kararı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşımışlardı.
         Doğu Perinçek’in İsviçre aleyhine yaptığı başvuruyu değerlendiren AİHM,İsviçre Mahkemesinin kararını bozarak “Türkler tarafından Ermenilere soykırım yapılmamıştır. Tarihde yaşanan bu olaylar, soykırımın hukuki tanımına uymamaktadır. Soykırım yapılmadığı yolundaki beyanlar ifade özgürlüğünün temel unsurlarındandır.” şeklinde karar almıştı.
         Bu karara İsviçre’nin itirazı üzerine, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi üst kurulu, 15 Ekim 2015 Perşembe günü yapacağı duruşmada, önceki kararı görüşerek“kesin karara” bağlayacaktır.
         Bu karar, benzer yasaları kabul eden diğer ülkeler içinde bir örnek ve bağlayıcı nitelikte olacaktır.
        Şimdi mücadeleye destek ve katkıda bulunma sırası bizlere gelmiştir.
       AİHM’nin her hangi bir baskı ve tesir altında kalmadan karar alacağına inanmak istiyoruz.


       Bu kararın daha önce verilen karara uygun olacağını, kişilerin düşünce ve düşünceyi açıklama hak ve özgürlüklerini koruyucu nitelikte olacağını ümit ediyoruz.

Bu görüş ve temennilerimizi aktaran metin şu şekildedir:

..............................................................................

AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ

SAYIN ÜYELERİ,

Perinçek-İsviçre Davası olarak adlandırılan davada vereceğiniz karara göre tarihe geçeceksiniz.
         Kararınızın; ifade özgürlüğünü güvence altına alacak bir karar olacağına inanıyoruz.
        Asılsız ve yalanlara dayalı soykırım iddialarına ve baskılara boyun eğmeyen bir karar olacağına inanıyoruz.

Siz karar vereceksiniz, tarih de sizin hakkınızda karar verecektir.

Saygılarımızla.

Avukat Ahmet Erdem AKYÜZ
Ankara Barosu Avukatı, Türkiye

.............................................................................

Yazının Fransızca ve İngilizce yazılımı şu şekildedir.

CHER LES MEMBRES DE CEDH,

Vous allez faire l’histoire according selon votre décision sur le procès avec le nom Perincek-Suisse Procès.
Nous croyons que votre décision voudrait assurer liberté d’expression.
Nous croyons que votre décision ne sera pas affectué par les pressures de gènocide qui est fondue sur les mensonges.
Vous allez décider et l’histoire va décider sur vous.

Avec Nos Respects

Avocat Ahmet Erdem AKYUZ
Attorneys Association du Barreau, Ankara, La Turquie

.............................................................................

HONORABLE MEMBERS OF,
EUROPEAN COURT OF HUMAN RIGHTS

Your decision on the case called Perinçek-Switzerland will become a critical fact in history.
We believe that your decision will ensure and determine freedom of speech.
We believe that your decision will be free of any restraint and will not be based on lies and unreal genocide allegations.
You will decide, and then history will decide on you.

Respectfully yours,

Attorney Ahmet Erdem AKYÜZ
Turkey, Bar of Ankara

................................................................

Yitirmek istemediğim inanç; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin, bir takım yalancı lobi ve kuruluşların oyuncağı olmayacağı ve itibarınıkoruyacağıdır.

Av.A.Erdem Akyüz
erd...@gmail.com

 

erdem akyuz

unread,
Oct 15, 2015, 2:41:54 PM10/15/15
to ne_mutlu_t...@googlegroups.com
İLK KEZ YÜZÜMÜZ GÜLDÜ

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararını verdi ve Türkiye kazandı.
Uydurma soykırım tüccarları sınıfta kaldı. Bu karar diğer ülkelere de emsal olacaktır.
Ancak bu karardan Türk Hükümeti de dersini almalıdır.
AİHM kararında “HİÇ BİR KAMU OTORİTESİ İFADE ÖZGÜRLÜĞÜNÜ SINIRLAYAMAZ” diyor.
Türkiye’de ise ifade özgürlüğü, kamu otoriteleri tarafından sınırlanıyor. Sansür ve baskı uygulanıyor.
AHİM yargısı, Türk Yargısına örnek olsun.
Kararın alınmasında emeği geçen, katkısı olan herkese teşekkürler.
Uzun zamandan beri ilk kez yüzümüz güldü.
Av.A.Erdem Akyüz
Talat Paşa Komitesi Üyesi
gülen yüz.1.jpg

aytekin ertugrul

unread,
Oct 15, 2015, 4:33:05 PM10/15/15
to ne_mutlu_t...@googlegroups.com, cumok Cumhuriyet okurları, Ataturk millliyetcileri, meraklilar gurup, duog, TESUD gn merkezi, harbiye 1967, harbiyel 63, aydinlik-gel...@googlegroups.com, Av. Erdem Akyuz



Date: Thu, 15 Oct 2015 21:41:52 +0300
Subject: [Ne Mutlu TÜRKÜM Diyene..
From: erd...@gmail.com
To: ne_mutlu_t...@googlegroups.com
--
"BU ÖBEK;TÜRK-TÜRKÇE-ATATÜRKÇE,DÜŞÜNEN,EBEDİ BAŞKOMUTAN ATATÜRK DEVRİMİ VE İLKELERİNE RUHUYLA BAĞLI,HER ŞEY VATAN İÇİN DİYENLER VE KAHRAMAN TÜRK ORDULARINA,TÜRK POLİSİNE KANIYLA CANIYLA BAĞLI"NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE-DÜNYA DURDUKCA ÜLKÜSÜNDE
BİR ÖBEKTİR.."
.........................KURULUŞ TARİHİ 28.12.2007
---
Bu iletiyi Google Grupları'ndaki ""NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE"" grubuna abone olduğunuz için aldınız.
Bu grubun aboneliğinden çıkmak ve bu gruptan artık e-posta almamak için ne_mutlu_turkum_...@googlegroups.com adresine e-posta gönderin.
Bu gruba yayın göndermek için, ne_mutlu_t...@googlegroups.com adresine e-posta gönderin.
Bu grubu http://groups.google.com/group/ne_mutlu_turkum_dyene adresinde ziyaret edebilirsiniz.

erdem akyuz

unread,
Oct 18, 2015, 3:26:32 AM10/18/15
to ne_mutlu_t...@googlegroups.com

ÇİFTE KAYMAKLI EKMEK KADAYIFI

 

Sayısız ve haksız kıyakların yanında;

Milletvekillerine gelecek 3 aylık maaşlarının peşin ödendiğini,

Seçilemeyecek olanların bile seçilmedikleri dönem için maaş alacaklarını, Seçilenlerin aynı aylar için çifte maaş alacaklarını,

Gelecek 4 yıl için primlerinin devlet tarafından ödeneceğini,

Böylece kıyak emeklilik haklarını kazanacaklarını,

Yalnızca 32 saat genel kurul çalışması yapıldığını ve

Bütün bu zahmetlere vatan ve millet için katlandıklarını biliyor musunuz.

ekmek kadayıfı.1.jpg

suavi tuncay

unread,
Oct 18, 2015, 7:12:00 AM10/18/15
to ne_mutlu_t...@googlegroups.com
Değerli Dostum Erdem AKYÜZ...
Çok çok güzel  yazmışsınız..
Haksızlığın ve yolsuzluğun mekanları olmamalı parlamento..
Onurlu  olan ve onurlu duran temsilcilerin seçilemediği bir
ülkede demokrasiden ve sorunların çözümünden asla ve 
asla söz edilemez..
Seçimli ve süreli görevler bireylerin kendi istek ve arzuları ile
belirlenir..
Ancak belirleyen ile belirlenen arasındaki ilişkiyi milletle
parlamento arasındaki ilişkiye dayandıramayan toplumlar
her zaman sorun yaşarlar...
ALLAH ÜLKEMİZİ KORUSUN DEMKTEN BAŞKA ELİMİZDEN
BİR ŞEY GELMİYOR...
İKTİDAR OLMANIN ÖN KOŞULU SEÇİMLİ DEMOKRASİDİR...
SEÇEN İLE SEÇİLEN ARASINDAKİ İLİŞKİNİN MESAFESİNİ
KİM BULABİLİYOR?
İşte sorunun kaynağı bu!....
 


Yard.Doç.Dr. Suavi TUNCAY
Ege Üniversitesi
Iletisim Fakültesi
Ögretim Üyesi
ULUSLAR ARASI TURKBILIM DERGISI
http://turkbilder.net
Adresine ziyaret ediniz
Tel: 0090 546 785 38 33
Fak: 0090 232 311 18 54



--
"BU ÖBEK;TÜRK-TÜRKÇE-ATATÜRKÇE,DÜŞÜNEN,EBEDİ BAŞKOMUTAN ATATÜRK DEVRİMİ VE İLKELERİNE RUHUYLA BAĞLI,HER ŞEY VATAN İÇİN DİYENLER VE KAHRAMAN TÜRK ORDULARINA,TÜRK POLİSİNE KANIYLA CANIYLA BAĞLI"NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE-DÜNYA DURDUKCA ÜLKÜSÜNDE
BİR ÖBEKTİR.."
.........................KURULUŞ TARİHİ 28.12.2007
---
Bu iletiyi Google Grupları'ndaki ""NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE"" grubuna abone olduğunuz için aldınız.
Bu grubun aboneliğinden çıkmak ve bu gruptan artık e-posta almamak için ne_mutlu_turkum_...@googlegroups.com adresine e-posta gönderin.
Bu gruba yayın göndermek için, ne_mutlu_t...@googlegroups.com adresine e-posta gönderin.
Bu grubu http://groups.google.com/group/ne_mutlu_turkum_dyene adresinde ziyaret edebilirsiniz.

Siber Goksel

unread,
Oct 18, 2015, 10:03:12 AM10/18/15
to ne_mutlu_turkum_dyene, erdem akyuz
  Sayın Akyüz, Buna çok kızıyorum ve haksız buluyorum. Sesimi duyurmak için başka gücüm olmadığından internet ortamında bunu çok yazdım ve dedim ki  neden meclisin kapılarını kırıp içeri girip meclisi çalıştırmıyorsunuz?  Emekli olunca kürekle para alacaklar her ay. Ben 50 yıl devlet hizmetinde doktorluk yaptım, profesörlükten emekliyim Ayda 4500 tl para alıyorum. Üniversite emeklisi olmayan doktor arkadaşlarım
Doçentler ve Vakıf Ü.den emekli olanların aldıkları 2000tl yi bulmuyor. Onlar seçilmiş ya, seçilmek önemli. Çünkü biz bakla tarlasından geldik. Bulunduğumuz mevkilere gelmek, atanmak kolay mı? ne imtihanlar verdik, ne tezler yaptık, ne hizmetler yaptık. Bunların önemi yok, biz atanmışilar 2.sınıfız. Seçil de ilkokul mezunu ol, mecliste uyu, meclise gitme önemi yok. Seçilmişler 1. sınıf..Seçenin de nasıl seçtiği, anlayıp anlamadığı, neyi seçtiğinin farkında olup olmadığı da tartışılır. Bir manken güzel kız vardı Aysun Kayacı "dağdaki çobanla benim oyum eşit olmamalı", demişti, de kıyamet kopmuştu. Kız haklı. Kime oy verdiğini bilmeyen, yanındakinin zorlamasıyla oyunu atan, hiçbir eğitimi olmayanla sizin oyunun aynı...Burada bir sakatlık var.
      Ben de milletvekillerinin bu hakları almasını adil bulmuyorum ve kendime karşı haksızlık olarak yorumluyorum. Kim ne derse desin. Böyle bedava rahat olmaz... Saygılar   Dr Siber Göksel

18 Ekim 2015 10:26 tarihinde erdem akyuz <erd...@gmail.com> yazdı:

--

erdem akyuz

unread,
Oct 18, 2015, 1:43:56 PM10/18/15
to Siber Goksel, ne_mutlu_turkum_dyene
Yorum ve katkılarınıza ekleyecek tek bir kelime yok.
Teşekkür eder, sevgi ve saygılarımı sunarım.

18 Ekim 2015 17:03 tarihinde Siber Goksel <siber....@gmail.com> yazdı:

"T.C. BURHAN SAVAŞ"

unread,
Oct 18, 2015, 2:03:18 PM10/18/15
to ne_mutlu_t...@googlegroups.com
Ayrıca , yaklaşık 200 bin kişi " çakma " kişi emekli maaşı alıyor.
Gerçek kişi değiller.

Sigorta , emeklilik , sağlık , reçete mafyaları milyar dolar götürüyor , her yıl.
Bunların sayısız elemanı her yerde.
Polis , savcı , hakim hatta mapusaneleri ( !!!!) var.

Benim tahminim şu anda , Türkie'de 50 bin kadar illegal DEVLET YAPISI
var.
50 bin Türk Devleti !
Bu rekor Dünya'da bin seneler süresince bizde kalacaktır.

Tezgâha ( reçete ) itiraz eden bir Prof.u Çapa'da öldürdüler mesai saatinde.

Arkadaşlar Devlet buhar oldu.

Üniversiteler'i ele geçiren islamcı yobazların çaldığı paraları ve yöntemlerini
bilseniz aklınız uçar !
Sayısız çalışma , mesai , seyahat , danışmanlık yalan , dolan


En iyisi bu işlere hiç girmeyin.

Burhan T.C.

18 Eki 2015 tarihinde 20:43 saatinde, erdem akyuz <erd...@gmail.com> şunları yazdı:

erdem akyuz

unread,
Oct 20, 2015, 4:31:38 PM10/20/15
to ne_mutlu_t...@googlegroups.com

            ERMENİ SORUNU VE TÜRKLER

 

         Ermeni Sorunu ve Türkler isimli, Av.A.Erdem Akyüz’ün yazımı olan kitap

D&R Kültür Sanat Yayınları

http://www.dr.com.tr/Kitap/Ermeni-Sorunu-ve-Turkler/A-Erdem-Akyuz/Arastirma-Tarih/Ermeni-Meselesi/urunno=0000000667919

 

 ile IDEFIX Yayınlarında

http://www.idefix.com/kitap/ermeni-sorunu-ve-turkler-a-erdem-akyuz/tanim.asp?sid=RKHVT4Y23S6SYH8BSL3Z

 

yerini buldu.

Anı, araştırma, tarihçilerin görüşleri ve değerlendirmelerini içeren eser; Türkçe, İngilizce, Fransızca ve Almanca olmak üzere dört dilde yazılmıştır.

         Konu ile ilgili tarihi resim ve eserde anlatılan olayları canlandıran çizimleri kapsamaktadır.

Kitapçığın yazımında, tarafsız bir bakış akışı ile haksız suçlamaları içermeyen ifade şekline özen gösterilmiştir.

 

            Bilginize sunulur.

http://www.idefix.com/kitap/ermeni-sorunu-ve-turkler-a-erdem-akyuz/tanim.asp?sid=RKHVT4Y23S6SYH8BSL3Z

 

http://www.dr.com.tr/Kitap/Ermeni-Sorunu-ve-Turkler/A-Erdem-Akyuz/Arastirma-Tarih/Ermeni-Meselesi/urunno=0000000667919

 

            Saygılarımla.

 

Kitap kapağı.png

aytekin ertugrul

unread,
Oct 21, 2015, 4:46:59 AM10/21/15
to ne_mutlu_t...@googlegroups.com, cumok Cumhuriyet okurları, Ataturk millliyetcileri, meraklilar gurup, duog, Av. Erdem Akyuz

 

Date: Tue, 20 Oct 2015 23:31:36 +0300

Subject: [Ne Mutlu TÜRKÜM Diyene..
From: erd...@gmail.com
To: ne_mutlu_t...@googlegroups.com

--
"BU ÖBEK;TÜRK-TÜRKÇE-ATATÜRKÇE,DÜŞÜNEN,EBEDİ BAŞKOMUTAN ATATÜRK DEVRİMİ VE İLKELERİNE RUHUYLA BAĞLI,HER ŞEY VATAN İÇİN DİYENLER VE KAHRAMAN TÜRK ORDULARINA,TÜRK POLİSİNE KANIYLA CANIYLA BAĞLI"NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE-DÜNYA DURDUKCA ÜLKÜSÜNDE
BİR ÖBEKTİR.."
.........................KURULUŞ TARİHİ 28.12.2007
---
Bu iletiyi Google Grupları'ndaki ""NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE"" grubuna abone olduğunuz için aldınız.
Bu grubun aboneliğinden çıkmak ve bu gruptan artık e-posta almamak için ne_mutlu_turkum_...@googlegroups.com adresine e-posta gönderin.
Bu gruba yayın göndermek için, ne_mutlu_t...@googlegroups.com adresine e-posta gönderin.
Bu grubu http://groups.google.com/group/ne_mutlu_turkum_dyene adresinde ziyaret edebilirsiniz.

erdem akyuz

unread,
Oct 23, 2015, 1:36:48 PM10/23/15
to ne_mutlu_t...@googlegroups.com

GEZİ PARKI OLAYLARINDA VERİLEN KARARI KINIYORUZ.

 

Toplam 255 sanıktan 244'üne ceza verildi.

İki yüz kırk dört kişi; 2,5 ay ile 14 arasında mahkumiyet hükmü ysdi.

Yaralıları camide tedavi eden 2 doktora "camiyi kirletmekten 10 ay hapis" cezası verildi.

erdem akyuz

unread,
Oct 23, 2015, 1:42:09 PM10/23/15
to ne_mutlu_t...@googlegroups.com
BOZUK SAAT

Hiç çalışmayan bir saat bile günde iki kere doğru saati gösterir.
Ayarı bozuk saat, hiç bir zaman doğru saati göstermez.
Türkiye’de yönetim, ayarı bozuk saat gibidir.

23 Ekim 2015 20:36 tarihinde erdem akyuz <erd...@gmail.com> yazdı:

--
"BU ÖBEK;TÜRK-TÜRKÇE-ATATÜRKÇE,DÜŞÜNEN,EBEDİ BAŞKOMUTAN ATATÜRK DEVRİMİ VE İLKELERİNE RUHUYLA BAĞLI,HER ŞEY VATAN İÇİN DİYENLER VE KAHRAMAN TÜRK ORDULARINA,TÜRK POLİSİNE KANIYLA CANIYLA BAĞLI"NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE-DÜNYA DURDUKCA ÜLKÜSÜNDE
BİR ÖBEKTİR.."
.........................KURULUŞ TARİHİ 28.12.2007
---
Bu iletiyi Google Grupları'ndaki ""NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE"" grubuna abone olduğunuz için aldınız.
Bu grubun aboneliğinden çıkmak ve bu gruptan artık e-posta almamak için ne_mutlu_turkum_...@googlegroups.com adresine e-posta gönderin.
Bu gruba yayın göndermek için, ne_mutlu_t...@googlegroups.com adresine e-posta gönderin.
Bu grubu http://groups.google.com/group/ne_mutlu_turkum_dyene adresinde ziyaret edebilirsiniz.

erdem akyuz

unread,
Oct 26, 2015, 7:42:49 AM10/26/15
to ne_mutlu_t...@googlegroups.com

GÜVERCİN VE SİYASİLER

 

         İki emekli parkta oturmuş, güvercinleri seyrederken konuşuyorlarmış:

- Ben bu siyasileri güvercinlere benzetiyorum.

- Neden?

- Yerde, yanımızda iken avucumuzdan yem yiyorlar, seçilip yukarı

çıkınca kafamıza sı..yorlar.

         Siyasilerin, seçim öncesinde öyle vaatleri var ki, yukarıdaki fıkrayı anımsatıyor.

         Maaşlara zam, işsizlik azalıyor, yaşam kolaylaşıyor, say sayabildiğin kadar.

Madem bütün bunlar yapılabilecek şeylerdi, şimdiye kadar neden yapmadınız.

Bir kısım vaatler de var ki insan anlamakta zorlanıyor.

Akıllara ziyan bu öneriler, seçim vaatlerinin en uç örnekleri:

         *    *   *

Bir kısım partilerin seçim vaadi, daha doğrusu “tehdit” i de şu:

Bana oy vermezsen, o parti gelir”.

İyi de, sen ne yapacaksın.

Düşünün ve bilin ki “Hiç birinize mecbur ve mahkum değiliz.”

      *   *   *

Önerisi olanların, önerdikleri şey de onlardan farklı değil.

 “Emeklilere yılda 1.200 Lira zam” bunun bir örneği.

Pazarcı esnafı, sattıkları mal ucuz görünsün diye üzerine 100 lira yazmazlar da, 99.99 lira yazarlar ya, işte öyle bir şey.

Sanki vatandaşı kandıracaklar.

Senelik zam 1.200 lira diyecek yerde, desen ya ayda 100 lira zam.

Yok, o zaman az görünür.

Bari oldu olacak, 10 senelik zam 12.000 lira de, olsun bitsin bu iş.

      *   *   *

Bir diğer örnek;

İlk defa işe girenin, bir senelik maaşı bizden” diyor. “Biz” dediği “devlet”, babasının cebinden verecek değil ya.

Bu durumda yapılan yardım, “işçiye” değil, “işverene” olacak çünkü işveren bir sene boyunca tek kuruş vermeden genç işçisini çalıştıracak. Sene sonunda “Güle, güle”. Gelsin yeni işçi.

Nasıl olsa, parasını “biz” yani “devlet” yani “halk” verecek.

      *   *   *

Çeyiz parası, iş kurma kredisi” var ki tam bir “fak-fuk fon” faciası. Senelerce para yatıracaksın. Devlet o parayı kullanacak, ayrıldığın zaman % 10 faizi ile geri alacaksın,

Alabilirsen.

Bu parayı bankaya yatırsan daha iyi.

      *   *   *

Bir de “Çocuk parası” var:

Birinci çocuk için 300 lira

İkinci çocuk için 400 lira

Üçüncü çocuk için 600 lira vereceklermiş.

Yani toplam üzerinden değil ve tek bir kere.

İkinci çocuk için 100 lira fark var, neden bu kadar ucuz da, üçüncü de fark daha fazla.

Peki dördüncü çocuk olursa ne olacak.

Verdikleri parayı geri mi alacaklar.

      *   *   *

Bu kadar vaad içinde “milletvekili kıyaklarına” ait tek bir söz yok. Malı götüren kendileri olunca susma haklarını kullanıyorlar.

      *   *   *

Çağ atlatacağız” diyorlardı.

Bu da doğru.

Okullarda “Arapça” dersi.

Çağ atlatıyorlar da,

Geleceğe doğru değil “geçmişe doğru, çağ dışı” çağ atlamak.

      *   *   *

Seçim vaadlerinde en “uç nokta” ve en “uçuk nokta”…

İş’den, aş’dan önce “” bulmak.

Annen, baban; eş bulamazsa, bize gel, eşin hazır.”

Sanki, devlet dairesi, siyasi Parti değil de;

Çöpçatan Bürosu.”

İsteyene sarışın, isteyene esmer, istersen pehlivan yapılı.

      *   *   *

Bir diğer vaad;     

 “Hayatı ucuzlatacağız” diyorlar.

En gerçekçi vaad bu.

Gerçekten hayatı ucuzlattılar; “İnsan hayatı sudan ucuz.”

Yani “güvercin” misali.

Yerde iken avucumuzdan yem yerler, havalanınca kafamıza…

 

Av.A.Erdem Akyüz

 

erdem akyuz

unread,
Oct 31, 2015, 4:29:10 PM10/31/15
to ne_mutlu_t...@googlegroups.com
SEÇİM FIKRALARI 

Seçim günü biraz yüzümüzün gülebilmesi umuduyla bir kaç fıkra sunuyorum.
İnşallah seçim sonrası daha yüzgüldürücü olacaktır.
…………………………………
İKİ TOP SESİ
İnsanlar yolda yürürken top atışı sesi duymuşlar. Yaşlı bir kadın polise sormuş: “Oğlum, neden top atıldı.”. Polis “Başkan geldi teyze, onun için atıyorlar” diye cevap vermis. Tam o sırada ikinci top atış sesi gelince yaşlı kadın “Vah vah, demek ilk atışda isabet ettiremediler” demiş.
…………………………………..
BİZ İYİ BİLİRİZ
Adamın biri Başkan’a küfür etmiş. Yaka paça karakola götürmüşler. Polis hiddetle sormuş “Söyle bakalım başkana niye küfrettin?” Korkan adam heyecanla “Efendim, ben bizim başkana küfretmedim ki” deyince, polis “Bırak şimdi numarayı, biz kime küfredileceğini iyi biliriz” demiş. 
…………………………………..
SİYASİLERİ BİLİRSİN
Bir seçim çalışmasına giden ve içinde yalnızca siyasetçilerin bulunduğu bir minibüs gece yarısı kaza yapmış. Hiç kurtulan olmadığı söylenmiş. Yardıma gelen bazı kişiler, vefat eden siyasileri hemen gömmüşler. Ertesi gün olay mahalline gelen polis, kazadan sağ kurtulan olup olmadığını sormuş. Vefat eden siyasileri gömenlerden biri kafasını kaşıyarak “Valla…” demiş “Bazıları yaşadıklarını iddia ettiler ama siyasileri bilirsin, doğruyu söylemezler”
………………………………….
BİSİKLET
Bir meydanda seçim çalışması yapılacakmış. Kahveye giren polis “Biraz sonra siyasiler gelecek, kapının önündeki bisikleti kaldırın” uyarısında bulunmuş. Bisikletin sahibi “Bisikleti zincirledim, bi şey olmaz” diye cevap vermiş.
……………………………….
SİZDEN DUYMAK
Başbakan görevden ayrılmış, ertesi gün telefonu çalmış. Arayan kişi “Sayın Başbakanla görüşmek istiyorum” demiş. Eski başbakan “Ben artık Başbakan değilim” diyerek telefonu kapatmış. Biraz sonra aynı kişi tekrar arayarak aynı istekte bulunmuş, bu bir kaç kez tekrarlanınca sinirlenen eski Başbakan “Beyefendi, Başbakanlıktan ayrıldığımı söylüyorum, tekrar tekrar niçin arıyorsunuz” deyince, arayan kişi “Kusura bakmayın efendim” demiş “Bunu sizden duymak, beni çok rahatlatıyor da.” 
…………………………..
GELECEK SEÇİM SONUÇLARI
Bir ülkede Devlet radyosunda haberler verilirken spiker şöyle diyor:'Son aldığımız habere göre dün akşam Başbakanlık binasına giren hırsızların, gelecek hafta yapılacak olan seçim sonuçlarını çaldıkları anlaşılmıştır.'
...................................
İYİ SEÇİMLER…
Av.A.Erdem Akyüz

fal...@gmail.com

unread,
Nov 3, 2015, 3:41:40 AM11/3/15
to

---------- Yönlendirilmiş ileti ----------
Gönderen: Mustafa Uyan <uyan.m...@gmail.com>
Tarih: 2 Kasım 2015 13:46
Konu: Re:
Alıcı: Okan ÇELİK <okanl...@hotmail.com>
Cc: ACAR NAZLI <acar...@mindspring.com>, Ahmet Kalmuk <fka...@yahoo.com.tr>, ali ozbabacan <aliozb...@gmail.com>, Anita Ev Kiralama <ccr...@ambling.com>, Çölban Day <colband...@hotmail.com>, fikret kalmuk <fal...@gmail.com>, Hayri Berberoglu <hayr...@msn.com>, İshak Bostan <ishak...@gmail.com>, kiracıayşegül <temel....@gmail.com>, Levent Aydaş <lev...@aydaslimankurman.av.tr>, Mehmet Gökhan Çeliker <mehmet...@hotmail.com>, mehmet gunduz <mehmet...@hotmail.com>, MUSTAFA Arizona <sag...@gmail.com>, mustafa çeliker <hakanmu...@yahoo.com>, "mustu...@gmail.com" <mustu...@gmail.com>, Onurcan Abanoz <onurcan...@hotmail.com>, Rıfat DİKER'in oğlu ABD de yaşıyan çocuğu <ccd...@hotmail.com>, "gok...@yazicilaw.com" <gok...@yazicilaw.com>


AĞABEY KONU DA YOK, YORUM DA YOK İÇERİK DE YOK, YOK OĞLU YOK HABERİN DE YOK SANIRIM

mustafa uyan
www.dil-ibicare.org 
gönül bahçeme bekliyorum

Sevdayı bilmeyenin gözünde yaş olmaz, gözünde yaş olmayanın da gönlünde gök kuşağı oluşmaz..   (Muyan)
Canavarlar asla korku yaratamaz, ama korkular mutlaka canavarlar yaratır
(muyan)
Başlar baş eğmeye başladıkça, başlar boş olmaya başlar. Başlar baş eğip boş olmaya başladıkça,boş  başlar, BAŞ olmaya başlar. (Muyan)
Aşk, aşık olunan kişiden çok daha önemlidir. Sakın onu kaybetmeyin (muyan)
Gördüğünüz manzara baktığınız pencerenin bulunduğu kata bağlı 
(muyan)

Muîni   zâlimin   dünyâda   erbâb-ı  denâettir.     
Köpektir zevk alan sayyâd-ı bî insâfe  hizmetten.
Namık KEMAL
(Dünyada   zalimin   yardımcıları  alçaklık    uzmanlarıdır,
İnsafsız avcıya hizmet  etmekten  zevk  alanlar  köpektir.)


 

2015-10-31 14:40 GMT+02:00 Okan ÇELİK <okanl...@hotmail.com>:


erdem akyuz

unread,
Nov 4, 2015, 5:29:27 AM11/4/15
to ne_mutlu_t...@googlegroups.com

TABLO

 

 Bir tabloya rengini veren ve asıl gerçeği yansıtan öyle bir renk, öyle bir hareket vardır ki çoğu zaman insanlar bunu göremezler. Görenlerin büyük kısmı da şöyle bir bakıp geçerler. Oysa o tablonun ruhu ve asıl gerçeklik; o renkte, o harekette gizlidir.

Seçim, meçim bir yana; Türkiye’nin içinde bulunduğu gerçeği, geçtiğimiz günlerde bir olayda yaşadık. Tablonun tamamını görmedik. Şöyle bir bakıp geçtik. Gereken teşhisi koyamadık.

Diyarbakır’ın Bağlar İlçesindeFatih İlköğretim Okulu’nun bahçesinde top oynayan 10- 12 yaşlarındaki dört çocuk, yere atılmış bir Türk Bayrağı görürler. Bayrağı alan çocuklar öperek başlarına koyarlar ve içlerinden birine destek vererek, bayrak direğine çıkmasını sağlayıp, bayrağı direğe asarlar. Bayrak asıldıktan sonra selam verir ve alkış tutarlar.

Bu sırada okulun kamerası kayıttadır. Olan biteni kayda alır. Daha sonra bu kaydı gören bir kişi medyaya ulaştırır ve çocuklar bir anda sanal medyanın gözdesi olurlar. İnternet, facebook sayfalarında görüntü ve resimleri yayınlanır, övgüler düzenlenir.

Buraya kadar olan kısmı güzel ama bundan sonrası tablonun asıl rengini ve biçimini yansıtıyor.

Çocuklar ve ana babaları, 29 Ekim Resepsiyonu için, Cumhurbaşkanlığı köşküne -pardon- Külliyesine davet edilirler.

Resepsiyona katılan baba ve çocuklar “tabloyu çizerler”:

Çocukların ve ana-babalarının anlatımlarından, bu olaydan sonra çocukların ve ailelerinin yaşamlarının tam bir “kabusa” yani “korkuya-cehenneme” çevrildiği meydana çıkar.

Terör örgütü mensupları ve yandaşları, bu aileleri büyük bir tehdit ve baskıya alarak hayatı dar etmişlerdir.

Çocuklar o günden bu yana aldıkları tehditler nedeni okula gidemez duruma gelmişler. “Bir daha okula gelirlerse orayı başınıza yıkarız” deniyor ve okul yönetimi çocukları okula almakta isteksiz davranıyormuş.

Diğer kardeşleri, anne ve babaları sokağa çıkamaz hale gelmişler. Konu, komşu korkudan selam vermiyor, konuşmuyor, yüzlerine bile bakmıyormuş.

Babaları “Seni burada çalıştırırsak, bizi de tehdit ederler, işyerimizi yakar, yıkarlar” denilerek işlerinden çıkarılmış.

Bir okulda “hademe” olarak çalışan anne işine gidemiyormuş.

Çocuklarda birinin babası “Kendisi olmadığı zaman karısı ve diğer çocuklarına bir şey yapılır korkusu ile Külliyedeki törene katılamadığını” söylemiş.

Külliyedeki törende anlatılanları dinleyen Sayın Recep Tayip Erdoğan, çocuklar ve ailelerle ilgilenileceğini söylemiş, ailelere başka bir şehirde iş ve barınma olanağı araştırılacakmış.

Bu çocukların bütün suçları, Türk Bayrağını alarak, öpüp başlarına koymak ve göndere asmak.

Kendi şehirlerinde, kendi ilçelerinde, kendi evlerinde yaşayamaz duruma gelmişler.

Bunları yapanlar ise orada, ellerini kollarını sallayarak dolaşıyorlar.

Cumhuriyetin 92. yılı bu renk ve çizgilerle kutlanıyor.

Ve bütün bunlara ek olarak, seçime gözlemci olarak gelen uluslararası heyet adına açıklama yapan Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM) temsilcisi “AKPM heyeti olarak ne yazık ki vardığımız sonuç şu; seçim sürecindeki kampanya adil değildi. Bu süreçte çok fazla şiddet ve korku mevcuttu. Korku; demokrasinin ve serbest tercihin düşmanıdır. Sürecin kalitesinden dolayı hayal kırıklığına uğramış durumdayız.” Diyor.

Şimdi söyler misiniz;

Seçimi kim kazandı, nasıl kazandı.

Tabloya asıl rengini veren, gerçeği apaçık ortaya koyan renk ve çizimi gördünüz mü?

Gerisi “laf-ı güzaf” yani boş ve gereksiz sözlerdir.

Av.A.Erdem Akyüz 

 

suavi tuncay

unread,
Nov 4, 2015, 6:28:54 AM11/4/15
to ne_mutlu_t...@googlegroups.com
Değerli Erdem AKYÜZ
Eline ve diline sağlık...
Başka söze ne gerek var...
Benim bir çalışmamda buna sembolik demokrasi
olarak "demosembolizm" demiştim..
Türkiye'nin çivisini çıkardılar..
Renkler bile karmakarışık oldu..
Sarı Kırmızı Yeşil Türkün rengiydi
Kürdün rengi oldu..
Kim diyor ki ayırım var! Bence de var..
Ama Kürtlere değil Türklere var...
Baksanıza parlamentoya
AÇILIM SAÇILIM DİYENLER MECLİSTE..
Diğerleri de ev dedikleri haşa kümeste...
Yağlı güreş bu bir türlü rakibinizi tutamıyorsunuz...
Çaresi serbest güreşe girmek...
Çünkü o zaman AT KOŞUDA BELLİ OLUR..
Selamlarımla..
 

Selam, sevgi ve saygılarımızla;

Yard.Doç.Dr. Suavi TUNCAY
Ege Üniversitesi
Iletisim Fakültesi
Ögretim Üyesi
ULUSLAR ARASI TURKBILIM DERGISI
http://turkbilder.net
Adresine ziyaret ediniz
Tel: 0090 546 785 38 33
Fak: 0090 232 311 18 54
--
"BU ÖBEK;TÜRK-TÜRKÇE-ATATÜRKÇE,DÜŞÜNEN,EBEDİ BAŞKOMUTAN ATATÜRK DEVRİMİ VE İLKELERİNE RUHUYLA BAĞLI,HER ŞEY VATAN İÇİN DİYENLER VE KAHRAMAN TÜRK ORDULARINA,TÜRK POLİSİNE KANIYLA CANIYLA BAĞLI"NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE-DÜNYA DURDUKCA ÜLKÜSÜNDE
BİR ÖBEKTİR.."
.........................KURULUŞ TARİHİ 28.12.2007
---
Bu iletiyi Google Grupları'ndaki ""NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE"" grubuna abone olduğunuz için aldınız.
Bu grubun aboneliğinden çıkmak ve bu gruptan artık e-posta almamak için ne_mutlu_turkum_...@googlegroups.com adresine e-posta gönderin.
Bu gruba yayın göndermek için, ne_mutlu_t...@googlegroups.com adresine e-posta gönderin.
Bu grubu http://groups.google.com/group/ne_mutlu_turkum_dyene adresinde ziyaret edebilirsiniz.

erdem akyuz

unread,
Nov 4, 2015, 7:43:53 AM11/4/15
to ne_mutlu_t...@googlegroups.com
Sayın Suavi Tuncay
ve diğer Dostlar,
Değerli yorum ve katkılarınız için teşekkür eder, sevgi ve saygılarımı sunar, görüşmek isteğimi yinelerim.
Saygı ile.
Av.A.Erdem Akyüz

4 Kasım 2015 13:26 tarihinde 'suavi tuncay' via "NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE" <ne_mutlu_t...@googlegroups.com> yazdı:

erdem akyuz

unread,
Nov 5, 2015, 4:33:01 PM11/5/15
to ne_mutlu_t...@googlegroups.com
SEPET SEPET YUMURTA SAKIN BUNU UNUTMA

Terör, ekonomi, iç ve dış sorunlar çözüldü. Her şey bitti, sıra; yılbaşı hediye paketlerinde içki, sigara bulunsun mu, bulunmasın mı konusuna geldi.
İnanılmaz ama bununla ilgili olarak Türkiye Cumhuriyeti’nin Resmi Gazete’sinde bu gün bir karar yayınlandı:
...................................................................................................................
RESMİ GAZETE Sayı : 29523 - 5.11.2015
Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumundan:
Satışa sunulan yılbaşı sepetlerinin içerisinde tütün mamullerinin ve alkollü içkilerin yer almaması ve bu kararın Resmi Gazete’de yayınlanması karar altına alınmıştır.
............................
ONLAR HEDİYE PAKETİNDEKİ SİGARA, İÇKİ İLE UĞRAŞADURSUNLAR, Diyarbakır Silvan’da iki ŞEHİT var. Biri polis diğeri uzman çavuş.Akşama kadar tablo değişebilir, sayı artabilir.
Av.A.Erdem Akyüz

suavi tuncay

unread,
Nov 6, 2015, 2:39:29 AM11/6/15
to ne_mutlu_t...@googlegroups.com
Sapla saman birbirine karıştı..
Kamuoyu oluşturmada alıcının
düzeyi ve ortamı son derece
etkilidir.
Bilgisayar üzerinden yaptığınız bu çalışmalar
sorunların aktarılmasında çok çok katkı yapar
dil birliği ve anlatım bütünlüğü oluşturur.
Gizli sepetlerinde daha neler neler var!
36 etnik yapıdan söz edebilen bir patolojik kafanın
ancak ve ancak "siyasal şizofrenik" bir algı taşıdığı
kesindir.
Ama onlara oy verenlerin algısal yetisi bu senaryoyu
anlamaya ve aktarmaya yetmez. 
İşte bunun için yılmadan ve yorulmadan basının
tutarsız ve olumsuz sadece ak denen kara partiye 
yönelik "güç temerküzü"dilini kırmamız ve 
kamuoyu oluşum süreçlerini
elimize geçirmemiz gerekiyor..
 
Selam, sevgi ve saygılarımızla;


Yard.Doç.Dr. Suavi TUNCAY
Ege Üniversitesi
Iletisim Fakültesi
Ögretim Üyesi
ULUSLAR ARASI TURKBILIM DERGISI
http://turkbilder.net
Adresine ziyaret ediniz
Tel: 0090 546 785 38 33
Fak: 0090 232 311 18 54



--
"BU ÖBEK;TÜRK-TÜRKÇE-ATATÜRKÇE,DÜŞÜNEN,EBEDİ BAŞKOMUTAN ATATÜRK DEVRİMİ VE İLKELERİNE RUHUYLA BAĞLI,HER ŞEY VATAN İÇİN DİYENLER VE KAHRAMAN TÜRK ORDULARINA,TÜRK POLİSİNE KANIYLA CANIYLA BAĞLI"NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE-DÜNYA DURDUKCA ÜLKÜSÜNDE
BİR ÖBEKTİR.."
.........................KURULUŞ TARİHİ 28.12.2007
---
Bu iletiyi Google Grupları'ndaki ""NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE"" grubuna abone olduğunuz için aldınız.
Bu grubun aboneliğinden çıkmak ve bu gruptan artık e-posta almamak için ne_mutlu_turkum_...@googlegroups.com adresine e-posta gönderin.
Bu gruba yayın göndermek için, ne_mutlu_t...@googlegroups.com adresine e-posta gönderin.
Bu grubu http://groups.google.com/group/ne_mutlu_turkum_dyene adresinde ziyaret edebilirsiniz.

erdem akyuz

unread,
Nov 6, 2015, 9:35:07 AM11/6/15
to ne_mutlu_t...@googlegroups.com

TABLO
Seçim, meçim bir yana; Türkiye’nin içinde bulunduğu tabloyu, geçtiğimiz günlerde bir olayda yaşadık.
Diyarbakır’ın Bağlar İlçesindeFatih İlköğretim Okulu’nun bahçesinde top oynayan 10- 12 yaşlarındaki dört çocuk, yere atılmış bir Türk Bayrağı görürler. Bayrağı alan çocuklar öperek başlarına koyarlar ve bayrak direğine asarlar.

Çocuklar ve ana babaları, 29 Ekim Resepsiyonu için, Cumhurbaşkanlığı köşküne -pardon- Külliyesine davet edilirler.
Resepsiyona katılan baba ve çocuklar “tabloyu çizerler”:

Bayrak asan çocuklar, okula alınmıyormuş. Babaları işten kovulmuş. Bir okulda hademe olan anneleri işden atılmış.Aile sokağa çıkamıyormuş. Konu, komşu, bakkal korkudan selam veremiyormuş.

Çocukların ve ailelerinin yaşamları tam bir “kabusa” yani “korkuya-cehenneme” dönmüş.

Bu çocukların bütün suçları, Türk Bayrağını alıp, öpüp başlarına koymak ve göndere asmak.

Kendi vatanlarında, kendi şehirlerinde, kendi ilçelerinde, kendi evlerinde yaşayamaz duruma gelmişler.


Bunları yapanlar ise orada, ellerini kollarını sallayarak dolaşıyorlar.
Cumhuriyetin 92. yılı bu renk ve çizgilerle kutlanıyor.

İbrahim Ortaş

unread,
Nov 6, 2015, 11:55:38 AM11/6/15
to ne_mutlu_t...@googlegroups.com

33 Yıllık YÖK Sistemi: Bilimde İlerleme veya Gerileme

Prof. Dr. İbrahim ORTAŞ, Çukurova üniversitesi öğretim üyesi,

ior...@cu.edu.tr, https://www.facebook.com/iortas, Tweeter; İbrahim ORTAŞ ?@iortas

 

1982 yılında YÖK’ün kuruluşu ile ülkemiz biliminin ve yükseköğretiminin olumsuz yönde etkilendiği konusunda çok sayıda görüş oluştu. O dönemde YÖK’ün uzun sürede Türkiye için olumsuzluklar oluşturacağı konusundaki endişeler yılar içinde gerçekleşti.

Zaman içinde yaşanan birçok sorunun YÖK’ün kendi işleyiş ve sisteminden kaynaklandığı görüldü. İlgili kesimler üniversite onun bileşenlerinden hatta toplumun ilgili kesimlerinden yapılan bütün eleştiriler göz ardı edildi. Bir önceki YÖK başkanlarımız Prof. Dr. Erdoğan Teziç ve Prof. Dr. Gökhan Çetinsaya artık YÖK sisteminde reformun yapılmasının kaçınılmaz olduğunu belirttiler.  Bütün siyasi partiler değişimin önemini programlarında belirtiler ancak şu ana kadar olumlu yönde bir değişim gerçekleşmedi. YÖK’ün artık 'yönetilemez' hale geldiği gerçeği artık gün gibi ortada. YÖK yasası ile yaşıt üniversite hayatı olan bir akademisyen olarak bütün yaşananlardan öğrendiğim yeni bir yükseköğretim yasasının veya reformunun zorunlu olduğunu gösteriyor.


YÖK ile birlikte yapılan eski veya güncel eleştiriler

*Üniversite ortamı kendini ifade etmekten alıkondu ve özerk yapısı sınırlandırıldı ve adeta bir devlet dairesi konumuna indirgendi.

* Akademik, idari ve mali özerklik yok edildi

*Üniversiteler adeta tek merkezden ortaöğretim okulları gibi tek tip hale getirildi. Eğitim programları bile YÖK ’tarafından belirlenir oldu ki bu evrensel üniversite ilkeleri ile tezatlık oluştururdu.

*Hiyerarşik olarak yukarıdan aşağıya bir yapı oluştu ve üniversiteler kendilerini gerçekleştiremediler.

*Üniversite üst yönetimleri YÖK yapılanasından dolayı dolaylı olarak iktidarların siyasi eğilimlerine göre şekillendi ve yavaş yavaş üniversitelerde siyasi klikler ve huzursuzluklar olmaya başladı. Zaman zaman siyasetin doğrudan ve dolaylı telkinleri üniversite yaşamını zorlamaktadır.

*Üniversitelerde akademik kadro oluşturmasında bilimsel liyakatten çok tarafgirlikler, yönetici belirlemede oy kaygıları dikkate alındı. Üniversite üst yönetimi yöneticiliğe giderek oy almak için “her yol mubahtır” eksenine kadar geldiği için üniversitelerde akademik kalite ve değerlendirmeler rafa kaldırılmış. Adam sendecilik kıymete geçmiştir. Salt oy verecek diye akademik yeterliliği olmayan insanlara kadronun verildiği dedikodusunun üniversitede konuşulması bile yanlış.

*Üniversite üst yönetimleri rektör ve dekan atanmalarında halen belirlenmiş bilimsel kriterler olmadığı için koltuklar sübjektif (ben böyle uygun gördüm) denilebilecek durama göre belirleniyor olması liyakatsizlikten dolayı üniversitelerin bilimsel işleyişi büyük yara almış ve akademik çevrelerde büyük rahatsızlık yaratmaktadır.

*Siyasi iktidarların talebi ile akademik ve laboratuvar alt yapısı oluşturmadan hesapsız kitapsız çok sayıda yeni üniversite, fakülte ve yüksekokul açıldı. Üniversite ortamı olmadığı için çok sayıda iyi donatılmamış diplomalı insan işlevsiz konumda.

*Ülkemizin bilimsel bilgi üretkenlik kâğıt üzerinde iyi (ilk 19. Sıradayız). Ancak bilimsel makalelere yapılan atıf, üretilen makalelerin toplum hizmetine, teknolojiye ve ulusal kalkınmaya katkısı yok denecek kadar sınırlı (Ortaş, 2015a). Daha önce CBT dergisinde yayınladığım “Türkiye Bilim Dünyasından Kopuyor mu” makalemde (Ortaş, 2015b) belirtiğim gibi niceliksel büyüme şu ana kadar kaliteye yansımadı. Ayrıca Türkiye’de halen bilim yapmak için çırpınan ve dünyadaki gelişmeleri ülkemize kazandırmaya çalışan belirli sayıda değerli bilim insanı ve sınırlı sayıda üniversite ve teknoparklarımızda var. Ancak halen tek bir konuda bile kendimize özgü bir yaratıcılığımız ve modelimiz maalesef oluşmadı.

 

Hükümetlerin gölgesinde bir YÖK ve Üniversite görüntüsü güven kaybettiriyor

Çok sayıda vakıf üniversitesi kontrolsüz olarak açıldı ve büyük çoğunluğu öğrenci bulmakta zorlanmakta ve bazıları ileride ciddi sorun oluşturacağa benziyor.

Üniversitelerde gelenekler bozuldu, etik ilkeler, intihaller ve kalitesizlik basına yansıyanında ötesinde geliştiği konuşulur oldu. Özel hizmet, danışmanlık, ikinci iş arayışı, ek ders beklentisi giderek yaygınlaşıyor.

Üniversite yönetimlerinin doğrudan veya dolaylı olarak üniversite, YÖK, Cumhurbaşkanı makamı tarafından belirlenmiş ölçülebilir liyakate dayalı ölçütlerden ziyade kişisel ilişkilere bağlı olarak atanması sistemi üniversitelerde zaman zaman yönetilememe durumunu doğurmuş. Bugün üniversiteler üniversite gerçekleri yerine atama makamlarının etkisinde işlevsiz duruma gelmiş durumadırlar. Üniversite ve kamuoyuna liyakate dayalı üst yönetici belirleme sistemin oluşturması üniversitelere güven verecektir.  

Gazeteci Taha Akyol 9 Şubat 2008 tarihli köşesinde “YÖK Başkanı'na açık mektup” da YÖK başkanına açıkça “Fakat Hocam, şunu bütün samimiyetimle belirteyim, YÖK'ün hükümetten talimat aldığı izlenimi yayılıyor!” diyor. Ayrıca bir başka uyarıda da “Elbette YÖK "İsterse konuşmasın" diye bakılabilecek bir genel müdürlük değildir; bağımsız bir kuruluştur. Ama bu izlenim YÖK'e de reforma da çok zarar verir! Eski YÖK yönetimlerinin hükümetle zıtlaşması yanlıştı; hükümetin gölgesinde bir YÖK görüntüsü de aynı derece yanlıştır” diyor.

Geleceğin bilim insanı yetiştirme programı hızla gözden geçirilmeli

Asisten yetiştirme, doktoralı insan yetiştirmek, bilime yeni canlılık kazandırmak nerdeyse ihmal edilmiştir. Üniversite eğitim sistemimiz sorun çözmeye endeksli olmadığı için çoğunlukla teorik bilgiden öteye geçemediğimiz için bir fiil üretmek ve bu konuda üniversitelerin öz güvene sahip olması önemlidir. Bu ancak özek üniversitede bilim insanın merakını özgürce gerçekleşmesi ile sağlanır.

Üniversiteler hızla akademisyen yetiştirme programları başlatmalı, mevcut hali ile akademisyen yetiştirme programı üretken olmadığı gibi evrensel ölçekte bilim insanı yetiştirmekten çok uzaklaşmış görülüyor. 2015 Nobel Kimya Ödüllü Prof. Aziz Sancar, 1970’li yıllarda Türkiye’de aldığım üniversite eğitimi beni Nobel almaya hazırladı demiştir. Ülkemiz yükseköğretimi tekrar nitelikli yükseköğretim sistemine ve özerkliğe kavuşması şart.

 

Türkiye’nin sorunları özerk üniversite ortamında üretilecek proje ve fikirler ile aşılır

Türkiye'de uzun zamandır bir bir iç ve dış tehdit olgusu yaşadığı için, sorunun kaynağı üniversite ve gençliği gösterilerek üniversitelerin kontrol altına alınması ile başlayan YÖK oluşumu ve benzer anlayışın halen devem ediyor olması üniversiteleri helen korkulan bir güç olarak görülmesine neden oluyor. Üniversiteleri özgürce bilgi üretmeyen hiçbir ülke karşılaştığı sorunların üstesinden gelemeyeceği bilimsel gerçeklerdendir. Türkiye’nin yaşadığı devasa sorunlarını çözmesi mevcut anlayışla değil, paradigmasını değiştirmiş, özgürlükçü ve özgür bilgi üretimi ile daha kolay aşacağını düşünüyorum.

 

Türkiye’nin 21.yy da dünyada hak ettiği yeri alması için bilim ve üniversitelerin özgürlüklerden yana olması için mutlaka özerk kuruluşlar olarak varlıklarını devam etmesine kapı aralanmalıdır. Merkez Bankasının özerkliğini kabul eden devletimiz, doğası gereği üniversite özerkliğini hayli hayli kabul etmelidir diye düşünürüm. Özerk kuruluşlar üzerinden yeni gelişen nesiller ancak özgürlüğü daha rahat ifade edilirler. Üniversitelerin artık üst yönetimlerinin tepeden sübjektif olarak atanmak yerine, bilimsel liyakate uygun, üniversite dinamikleri içinden belirli bir süreliğine bir defa olacak şekilde selekte edilerek belirlenmesi ve hemen atanması en uygun çıkış yolu olarak görülüyor.

 

Türkiye Atatürk’ün kurduğu cumhuriyet toptan batmamış ve halen bazı kurumlar ayakta. Bazı üniversiteler halen sorumluklarını yerine getirmeye çabalıyor. Türkiye 70 milyon nüfusu olan dünyanın 20. büyük ekonomisine sahip bir ülke. Ülkemizde kamunun dışında ciddi dinamik ve girişimci bir kesimin olduğu aşikâr. Kamu üniversiteleri ve araştırama geliştirme kurmaları içinde yürütülen bütün çabalarda yine oradaki diri dinamik araştırıcıların çabaları ile yürütülmektedir. Ancak görebildiği kadarı ile insanların hevesleri artık azalmış ve rutin sorumlulukları olan ders verme, bir iki öğrenci tezleri ile uğraşmanın ötesinde sürükleyici, dönüştürücü istekleri kaybolma noktasındadır.

 

YÖK’ün Üniversite yönetim anlayışı ile Türkiye’nin sorunlarına çözüm üretmediği 33 yıllık pratik ile anlaşılmıştır.

Sonuç olarak bugün üniversiteler toplumun en çok eleştiri aldığı kurumların başında geliyor. Üniversitelerin üretkenliği düşük olduğu gibi akademik kadroların motivasyonu ve heyecanı da kaybolmuş durumdadır. Son 30 yıldır öğrendiklerim, binlerce insandan aldığım bilgiler ve somut ölçülebilir veriler ülkemiz bilimsel üretkenliğinin sayısal büyüklüğüne yakışır ölçüde olmadığı izlenimini veriyor. Ülkemiz bilim ve akademik hayatı günden güne üretkenliğini kaybetmektedir. Üretkenliği sağlayan potansiyel yetişmiş insan faktörüne bağlıdır. Maalesef üniversitelerde yaşanan liyakate bağlı olmayan yapılanma ve kadrolaşma, üniversiteleri ilerletemez durma getirmiştir.

En kötüsü bilim çevrelerinde ciddi bir yılgınlık ve yorgunluk var. Sanki üzerine ölü toprak serpilmiş gibi kimisi çok zorunlu değilse kendinden beklenenin ötesinde bir çabanın içine girmek istemediği izlenimi oluşmaya başlamış gibime geliyor. Çoğu akademisyen bilimsel haz yerine kendilerini gerçekleştirme ortamı olarak idareciliğe/yöneticiliğe yönelmesi giderek yaygınlaşıyor.

 

Öneri

ACİLEN üniversiteler ve diğer bilim kuruluşlarının (TÜBİTAK, TÜBA) özerkliğe kavuşturulmalı ve üzerlerinde otoritelerin etkisinden uzak olmalı ki özgürce iş yapabilsinler. Geçmişte çok sayıda rektör arkadaşımızın ”ne yapacağımızı bilemez durumdayız” diye serzenişte bulunduğunu hatırlıyorum. Üniversiteler hızla özerk olmalı ve kendine ve topluma karşı sorumluluk oluşturmalıdır.

Ülkenin siyaset üstü bir bilim politikasının oluşturması ve izlenmesi gerekiyor. Bütçeden GSMH’nin % 2.5- 3 kadarı bilime ve araştırmaya ayrılmalı.

Üniversitelerin kaliteli eğitim sitemine hızla dönmesi, öğretim üyesi yetiştirmede daha etkili yol ve yöntemler oluşturmalı ve çağın gereklerine uygun bir yükseköğretim yapılanmasına acilen geçiş yapılması gerekiyor.

Türkiye’nin bugün içinde bulunduğu sorunlar ancak bilimin üreteceği bilgi ve yol göstericiliği ile aşılacaktır. Bunun için temel şart özerk üniversite ve araştırma kurmalarıdır.

Bu bağlamda YÖK artık Türkiye’nin sorunlarının çözümüne katkıda bulunacak ortamı ve motivasyonu sağlayamadığı için değişimi/veya köklü reform şart.

 

5 Kasım 2015, Adana

Not: Sayın hocam, birçoğunuzun E-Posta adresi bir şekilde makinemdeki adres defterime yerleşmiştir. Amacım kimsenin zamanını almak ve rahatsız etmek değildir. Hepimizin ortak sorununu bir şekilde dile getirmektir. E-posta bu bakımdan düşüncelerimizi kolay paylaşabildiğimiz bir ortam. Ancak peşinen eğer istenmeden e-posta aldıysanız özür dilerim. Eğer geri bildirimde bulunursanız listeden adresinizi hemen çıkarırım

 

Refhan İrtem

unread,
Nov 6, 2015, 12:56:15 PM11/6/15
to A_C_A_O GRUP, ne_mutlu_turkum_diyene ne mutlu, ÖZEL BÜRO MAIL GRUBU YAHOOGROUPS



From: irtem...@gmail.com
Date: Fri, 6 Nov 2015 19:55:25 +0200
Subject: Fwd:
To:


---------- Yönlendirilmiş ileti ----------
Gönderen: İbrahim Ortaş <ior...@cu.edu.tr>
Tarih: 6 Kasım 2015 17:42
Konu:
Alıcı: irtem...@gmail.com



--






Hayatta en hakiki mürşit ilimdir
Mustafa Kemal Atatürk
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'ÜN YOL ARKADAŞLARI SEVGİLİ GENÇLER, VATAN SİZE EMANET


erdem akyuz

unread,
Nov 7, 2015, 5:12:16 AM11/7/15
to ne_mutlu_t...@googlegroups.com
YILBAŞI SEPETİNDEN İMAM NİKAHINA
Resmi Gazete’de yayınlanarak(!) yılbaşı sepetinden çıkarılanların yerine “imam nikahı”girdi.
Bu şekilde nikah kıyanlar ve makamını imama vererek kamusal alanda nikah kıydıranlar, buna göz yumanlar ve işlem yapmayanlar suç işlemektedirler.
Bunlar dini de saptırmaktadırlar. Zira imam nikahı; kadın, erkek, imamın diz dize oturması ile kılınmaz, evlenecek kişilerin verdikleri vekalet ile kılınır.
Anayasa’nın 174.maddesinde yer alan “İnkılap Kanunları” arasında yer alan “evlenme akdinin, ancak evlendirme memuru önünde yapılabileceği” yönündeki Anayasa hükmü karşısında bu yapılanlar suçtur ve aksi bir işlem yapmaya Anayasa mahkemesi dahil hiçbir mahkeme ve organ karar veremez.
imam nikahı.jpg

Refhan İrtem

unread,
Nov 7, 2015, 5:46:12 AM11/7/15
to Ne Mutlu Turkum Dyene
tayyip gibi imamın eline düşerseniz böyle olur!!!

7 Kasım 2015 12:12 tarihinde erdem akyuz <erd...@gmail.com> yazdı:

--
"BU ÖBEK;TÜRK-TÜRKÇE-ATATÜRKÇE,DÜŞÜNEN,EBEDİ BAŞKOMUTAN ATATÜRK DEVRİMİ VE İLKELERİNE RUHUYLA BAĞLI,HER ŞEY VATAN İÇİN DİYENLER VE KAHRAMAN TÜRK ORDULARINA,TÜRK POLİSİNE KANIYLA CANIYLA BAĞLI"NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE-DÜNYA DURDUKCA ÜLKÜSÜNDE
BİR ÖBEKTİR.."
.........................KURULUŞ TARİHİ 28.12.2007
---
Bu iletiyi Google Grupları'ndaki ""NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE"" grubuna abone olduğunuz için aldınız.
Bu grubun aboneliğinden çıkmak ve bu gruptan artık e-posta almamak için ne_mutlu_turkum_...@googlegroups.com adresine e-posta gönderin.
Bu gruba yayın göndermek için, ne_mutlu_t...@googlegroups.com adresine e-posta gönderin.
Bu grubu http://groups.google.com/group/ne_mutlu_turkum_dyene adresinde ziyaret edebilirsiniz.

Daha fazla seçenek için https://groups.google.com/d/optout adresini ziyaret edin.

Ismail Kara

unread,
Nov 7, 2015, 10:51:34 AM11/7/15
to


  YAŞASIN KÖTÜLÜK
                                                                                  İsmail KARA
       Sinema filmleri ve televizyon dizilerini izlerken bir şey dikkatimi çekiyor; ana tema kötülük…
       Kötülük ve şiddetin ibresi, bazen o kadar yüksek oluyor ki deme gitsin. Bu sabah TV kanalının birinde eski bir film izledim. Ağanın kızı ile çiftliğin şoförü birbirlerine aşık… Lakin, ağa şoförüne kızını vermeye bir türlü yanaşmadığı gibi, onu sürekli aşağılıyor, hakaretlerde bulunuyor. Hatta dövüyor. Sonunda şoför orayı terk ediyor.
       İstanbul’a giden şoför, orada ünlü bir ses sanatkârı oluyor. Istırapla
yaşamaya devam ediyor.
       Bu arada ağa çiftliğe yeni bir ziraat mühendisi almıştı ki, giderek amacı da kızıyla ziraat mühendisini evlendirmeye dönüşüyor.
       Düğün sırasında mühendis, kızın aslında o şoföre aşık olduğunu öğrenince ağaya fena çıkışıyor ve evlenmeyi de reddediyor. Üstelik, genç kız ile o sevgilisini buluşturmaya gayret ediyor.
       Fakat, genç kız arabasına binip süratle giderken kaza yapıyor. Sevgili bunu öğrenince tezelden gelerek kızı hastanede ziyaret ediyor.
       Uzatmayalım, sonuç iyi gibi olsa da; film duygusal izleyicilere de ıstırap yaşatıyor.
       Bu sadece bir örnek...
       Sinema sektöründe çalışanlar, insanlar izlerken onlara mutluluk yaşatacak filmler ve dizi filmler yapmayı sanırım pek de düşünmüyorlar.
       Kurgularını şiddet ve kötülük üstüne kuruyorlar.
       “Yaşasın kötülük!”…
       Üstelik, şiddet ve kötülükle dolu bu film ve dizi filmlere devletimizce de çoğu kez maddi destek sağlanıyor.
       Öte yandan, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ise kadınlara ve de çocuklara karşı şiddeti önlemeye çalışmalar yapıyor.
       İnsanımız, sürekli şiddet ve kötülüklerle dolu sinema filmi ve dizi filmler izlerken; bu nasıl olacak?.. Genç nesil, hangi yöne yönlenecek?
       Bana bir Allah’ın kulu çıkıp da “İyi oluyor, iyi yöne yönlendiriyoruz” diyebilecek mi?
       Dostlar, toplumun geleceği için daima iyi şeyler düşünmek, iyi şeyler yapmak; “İnsanî görev” lerdendir.
       İnsanî görevlerimizi hep ön planda tutmalı, şiddete ve kötülüğe giden tüm yolları kapatmaya çalışmalıyız.
       Bir şair ve yazar olarak benim düşüncem budur.











































-- 

erdem akyuz

unread,
Nov 7, 2015, 1:16:01 PM11/7/15
to ne_mutlu_t...@googlegroups.com

TÜRBAN KÜRSÜDE

 

Yılbaşı sepeti, imam nikahından sonra “türban kürsüde

 

Türbanlı hakim ve avukatlar, yarın çarşaf ve peçede giyebilirler.

 

Anayasa’nın 174.maddesi “Devrim Kanunlarını” saymakta ve “Türkiye Cumhuriyeti’nin laik niteliğini koruma amacı güden bu kanunların Anayasaya aykırı olduğunun  dahi ileri sürülemeyeceğini” hiçbir şekilde iptal edilemeyeceğini kaydederek tam bir güvence altına almaktadır.

 

Bu Kanunlar arasında “Şapka İktisası-giyilmesi Hakkında Kanun” ile “Bazı kisvelerin-giysilerin Giyilemeyeceğine Dair Kanun” vardır.

 

Dolayısıyla kamu kurumlarında fes, türban, çarşaf giyilemez. Anayasa hükmü karşısında bu yapılanlar suçtur ve aksi bir işlem yapmaya Anayasa mahkemesi dahil hiçbir mahkeme ve organ karar veremez.

türbanlı.5.jpg
türbanlı.4.jpg

Aydogan Kekevi

unread,
Nov 8, 2015, 2:06:30 PM11/8/15
to Aydogan Kekevi

Ya bunlar değil miydi “liberal ekonomi” ayaklarına yatıp “Devlet şunu üretmez” “Ne işi var devletin ticarette üretimde” diyenler.

Demek ki otelcilik yapmasında mahsur  yok.

a.k.

 

http://www.sozcu.com.tr/2015/yazarlar/emin-colasan/devletimizin-yeni-oteli-979871/

Emin Çölaşan

Devletimizin yeni oteli!

Kasım 8, 2015

Küçült

Büyüt

Devletimizin yeni oteli!

Sevgili okuyucularım, bu ülkede bir sürü yeni yatırım yapılır ama yapanların bazıları şu veya bu nedenle iflas eder.
Çoğu bankalara borçludur.
Yatırımı tamamlamak için bankalardan kredi çekmişlerdir.
Avlarının üzerine atılmak için panter gibi bekleyen bankalar, borçlu işadamlarının ödeme yapamaması durumunda hemen icraya başvurup mala mülke haciz koyar.
Borç yine de ödenemezse bu mülkler icra yoluyla satılır.
Çoğu satış ölmüş eşek fiyatınadır, kapanın ya da alacaklı bankaların elinde kalır.

* * *

Antalya sahillerinde Azeri kökenli Rus işadamı Telman İsmailov tarafından bir milyar dolar harcanarak yaptırılan Mardan Palas otelinde de aynı durum gerçekleşti.
Patron dünyanın en lüks otellerinden biri olan Mardan’ı yaptırırken bizim bankalardan borç aldı.
Otel acayip bir şeydi, dünyada bir örneği daha yoktu.
Dünya jet sosyetesi paracıkları bastırıp tatillerini orada geçirecekti! Nitekim 2009 yılındaki açılış törenine devlet başkanları dahil dünyanın ünlüleri katıldı…
Tom Jones, Monica Belluci, Richard Gare, Sharon Stone vesaire…
Mardan 2010 yılında dünyanın en lüks oteli seçildi…
Ama hesaplar tutmadı… Otel çuvalladı.
Geleni gideni pek kalmadı.

* * *

Rus patron artık banka borçlarını da ödeyemez duruma düşmüştü. Bu durumda bankalar tarafından icraya verildi ve satış birkaç gün önce gerçekleşti.
İhaleye bir tek kurum katıldı:
Devlete ait olan Halkbank!..
Ve bu acayip süper lüks otelin yeni sahibi oldu.
Bu gereksiz işin devlete maliyeti 360 milyon lira!

* * *

Bir iktidar düşünün ki devlete ve millete ait ne varsa, altın yumurtlayanlar hangi tesis, kurum, fabrika ve arazi varsa tamamını özel sektöre peşkeş çekmiştir ve çekmeyi sürdürmektedir.
Mardan Palas olayında ise tam tersini yapıp şimdi devletleştirmiştir!

Az buz değil, şehir gibi bir tesis…
546 saray odası, ayrıca süper lüks villaları var.
Özel plajı için Mısır’dan dokuz bin ton kum getirildi.
Bu kum sıcakta müşterilerin ayağını yakmıyor ve ıslak ayağa yapışmıyormuş!
Otelin mahzenlerinde yüzlerce şişe eski ve değerli marka şarap varmış.
Bir gecelik en düşük fiyat (eğer gelen olursa) 9 bin Euro’dan başlıyormuş.

* * *

Önümüzdeki günlerde Antalya’da G-20 Zirvesi toplanacak ve dünyanın önemli liderleri bu toplantıya katılacak.
Suudi Arabistan’ın hırsız kralı dahil!
Erdal İpekeşen’in dünkü haberine göre hırsızın kendisi ve toplantıya katılacak 700 kişilik heyeti için oteli şimdiden tümüyle kapattı.
Hep birlikte iki hafta boyunca otelde kalacaklar… Başka müşteri alınmayacak.
Karşılığında 18 milyon dolar trink para ödenecek!

* * *

Bu kral gibiler ve Türkiye’deki benzerleri, kendi halklarını ve bütün dünyayı sanki “Müslümanmış (!)” gibi görünüp kandırmayı ve din ticaretini iyi bilirler.
Oysa her türlü hırsızlık, edepsizlik, sömürü, yalancılık, sahtekarlık, dümencilik, ahlaksızlık, oğlancılık, ne ararsanız bu para ve petrol şımarıklarındadır.
Çoğu içki içer.
Kadınlar bunların gözünde seks kölesi, hamamböceğinden farkı olmayan ve ezilmesi gereken yaratıklardır.
Erkekleri özgür, kadınları esirdir.
Ramazan ayı geldi mi bunların çoğu başka ülkelere tüyer… Örneğin İstanbul ramazan gelince bunlarla dolar… Suudi Arabistan, Katar vesaire, al birini vur öbürüne…
Çünkü ülkelerindeki din yasakları ramazan ayında daha da sıkılaşır ve kafa çekmek zorlaşır!
Bunlar işin Suudi Arabistan başta olmak üzere İslam ülkeleri boyutudur.

* * *

Bu olayda bir de bizim boyutumuz var ki, o da ilginçtir!..
Devlet şimdi 360 milyon lira bastırıp batık ama lüks bir oteli satın aldı. Kelepir!..
Bundan sonra ne olacak? Böylesine görkemli bir oteli hangi devlet kurumu, nasıl çalıştıracak?
Hiç kuşkum yok, olacaklar şöyle:
İktidar yetkilileri, beleşçiler ve torpilliler bir süre sonra Mardan Palas’ta birkaç gece kalabilmek için sıraya girecek.
Otelde bunlara torpil ve önemleri derecesine göre çok özel (!) indirimler yapılacak.
Örneğin geceliği dokuz bin Euro olan en ucuz odalarda bizimkiler 300 liraya falan kalmaya başlayacak.
Otel zaten batık… Bundan sonra oluşacak büyük zararları ise yine biz Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları vergilerimizle karşılamak zorunda kalacağız.

* * *

Bu batık oteli devlete hangi zihniyet kakalamıştır, işin içinde hangi dümen vardır, şu anda bilinmiyor.
Halkbank bu işlemiyle mutlaka birilerini kurtardı da kimi, kimleri?..
Devletin bankası böyle riskli bir satın alma işlemini kendi özgür iradesiyle yapamaz. Bu oteli alması için Halkbank’a yukarıdan kim, kimler emir verdi?
İcra’nın göstermelik ihalesine başka özel sektör niçin girmedi de Halkbank tek tabanca
olarak katıldı? Başkaları korkutuldu mu?
Hiçbirinin yanıtını şu anda bilemiyoruz.
Kokusu yakında çıkar!

 

 

image001.png

erdem akyuz

unread,
Nov 9, 2015, 9:45:17 AM11/9/15
to ne_mutlu_t...@googlegroups.com

ROLÜ NEDİR

 

Resmi Gazete’de bir karar yayınlandı.

Ülkenin yönetimine ilişkin kanunların, kararnamelerin yayınladığı resmi yayın organında yayınlandığına göre çok önemli olmalı.

İster inanın, ister inanmayın ama yayınlanan karar “Yılbaşı hediye paketlerine” nelerin konulamayacağına ilişkindi.

         Karara göre, bundan böyle hediye paketlerine “sigara ve içki” konamayacakmış.

         İyi ki nelerin konulacağına yer vermemişler.

         Sigara ve içkinin konulması yasaklandığına göre, nelerin konulacağını istediklerini tahmin etmek zor olmasa gerek.

Terör, ekonomi, iç ve dış sorunlar çözüldüğüne göre, sıra yılbaşı hediye paketlerine nelerin konulamayacağına gelmiş olmalı.

Bir süre sonra nelerin konulacağı hakkında da bir düzenleme yapılabilir.

Hediye paketi sürprizlerinde bir de yarı resmi belgeli “imam nikahı” çıktı.

Üstelik belgeli imam nikahını kıldıran hocaya “Belediye Nikah Salonunun” kapısı da açılmış.

Devletin resmi nikah salonunda hoca evlenecek çiftleri karşısına alıyor ve nikahı kıyıyor.

Ancak hoca bilmiyor ki, dini kurallara göre kıyılan nikah töreninde, kadın erkek evli çiftler, hoca ile göz göze, diz dize oturamazlar, vekilleri hazır bulunur.

Artık bu kadar “asrileşme” de olsun gayrı.

Bu asrileşme modasına “türban” da uydu ve ilk türbanlı hakim kürsüye çıktı.

İnsanların giyim kuşamına karışılmaz. Türban takan da türbanını takabilmeli ama kamu kurumlarında uyulması gereken asgari kurallar vardır.

Yarın biri de takkeli, fesli, çarşaflı olarak kürsüye oturursa ne olacak.

Aslında bu yolu “Anayasaya aykırı olarak, Anayasa Mahkemesi” açtı.

Resmi-medeni nikahdan önce veya sonra dini nikah kıyılabileceği, her yerde türban takılabileceği şeklinde kararlar verdi.

Bu kararların neden “Anayasa’ya aykırı olarak” verildiğini söylüyoruz.

Çünkü Anayasa’nın 174. maddesine bir takım yasalar sayılıyor.

Atatürk İlke ve Devrimlerini, laik Cumhuriyet rejimini korumak için çıkarılan ve adına “İnkılap yani Devrim Kanunları” denilen bu kanunlar hakkında Anayasa’ya aykırılık iddiasında dahi bulunulamayacağı yazılıyor.

Çok önemli bu kanunların bilinmesi gerekir.

Bilelim bakalım ki bunlardan hangisi ne kadar uygulanıyor, hangisi rafa kaldırıldı:

1.- Öğrenim Birliği Kanunu

2.- Şapka İktisası, giyilmesi Hakkında Kanun

3.- Tekke ve zaviyelerin kapatılması, dini bazı unvanların kaldırılması Hakkında Kanun

4.- Evlenme akdinin evlendirme memuru ile yapılması hakkında Kanun

5.-Uluslararası rakamların kullanılması hakkında Kanun

6.- Türk harflerinin kullanılması Hakkında Kanun

7.- Bazı unvanların (bey,ağa,paşa gibi) kaldırıldığına dair Kanun

8.- Bazı kisvelerin, giysilerin giyilemeyeceğine dair Kanun

Cumhuriyetin ve çağdaş yaşamın temeli olan bu kanunlardan hangisi ne kadar biliniyor ve uygulanıyor.

Ve diğer önemli bir soru da;

Bu uygulamada veya uygulanmamada, Devletin temeli olan “adalet’in rolü” nedir?

Ama bilinmesi gereken gerçek şudur ki; bu kanunlar iptal edilemez ve bu kanunlara aykırı her davranış suçtur.

 

Av.A.Erdem Akyüz

 

erdem akyuz

unread,
Nov 17, 2015, 12:01:56 PM11/17/15
to ne_mutlu_t...@googlegroups.com

         TÜRKÇE EZAN

 

Her din’de, insanları ibadete çağırmanın belli şekil ve yöntemleri vardır. Hiç kuşkusuz ki bunların içinde en mükemmel olanı “Ezan’dır”.
         Ezan, duyuru anlamına gelmektedir. Duyurulan şey; namaz vakti ve namaza çağrıdır. Müslümanları, sabit bir yöntemle namaza çağrı için kabul edilen ilk ezan, Hz.Muhammed’in emri ile Bilal-i Habeşi tarafından 622 yılında okunmuştur.
         İslam dininde genel kabule göre, ezan okurken “kıble” ye dönülür. Kıble, yön ve yönenilen taraf anlamına gelmektedir. Namaz kılarken yönenilen taraf yani kıble “Hürmetli Mescid” anlamına gelen Mescid-i Haram’ın orta kısmında bulunan “Kabe” ve üzerinde semaya doğru uzanan kısımdır.
         Çok yaygın olmamakla birlikte, Osmanlı İmparatorluğu döneminde de, ezanı 13. yüzyıl Türkçesi ile okuyan müezzinler bulunmaktaydı.
        
1931 yılının Aralık ayında, Mustafa Kemal Atatürk’ün emriyle içlerinde Hafız Burhan, Sadettin Kaynak, Hafız Nuri gibi dönemin önemli hafızlarının bulunduğu bir komisyon kurularak, Dolmabahçe Sarayı’nda ezanın ve hutbenin Türkçeleştirilmesi çalışmalarına başlandı
         Kabul edilen Türkçe metin şöyle idi :
 
"Tanrı Ulu’dur, Tanrı Ulu’dur;
Şüphesiz bilirim, bildiririm: Tanrı'dan başka yoktur tapacak,
Şüphesiz bilirim, bildiririm : Tanrı'nın elçisidir Muhammed.
Haydin namaza, haydin felaha,
Namaz uykudan hayırlıdır.
Tanrı Ulu’dur, Tanrı Ulu’dur.
Tanrı’dan başka yoktur tapacak"
 

Kuran’ın” Türkçe tercümesi ilk kez 22 Ocak 1932 yılında İstanbul’da Yerebatan Camii’nde Hafız Yaşar (Okur) tarafından okundu. Hafız Yaşar Bey, Kuran’dan seçtiği bir parçayı önce arapca, sonra Türkçe okudu. Türkçe Kuran-ı Kerim çok beğenildi ve yaygınlaşmaya başladı. Hatta gazetelerde, hangi camilerde Türkçe Kuran okunacağı duyuruluyor ve büyük ilgi topluyordu.
         Bundan 8 gün sonra,
30 Ocak 1932 tarihinde “ilk Türkçe Ezan”, Hafız Rıfat Bey tarafından Fatih Camii’nde okundu. Radyodan ilk okunuşunda, Finlandiya Müslümanlarından tebrik ve teşekkür telgrafları geldi.
        
3 Şubat 1932 tarihine denk gelen Kadir Gecesi’nde de, Ayasofya Camii’nde Türkçe Kuran, tekbir ve kamet okundu. Aynı yıl Ramazan Bayramında camide, Sadettin Kaynak tarafından Türkçe Kuran okundu.
         Diyanet İşleri Başkanlığı 1932 yılında bir genelge yayınlayarak, ezanın Türkçe okunmasını istedi. 1932 yılından 1950 yılına kadar “tam onsekiz sene”, Türkiye'de insanlar Türkçe ezanla namaz vaktini öğrendi.

Türkçe ezana karşı, çok da önemli olmayan ilk ve tek tepki, 1933 yılında Bursa Ulucami’de bir gurup tarafından yapılmış ve olayı müteakıp derhal Bursa’ya giden Atatürk, Türk Milleti ve Gençliği’nin, Türk Devrimlerine sahip çıkması yolundaki tarihi “Bursa Nutku”nu söylemiştir. Atatürk söylevinde :  Bu olayı yaratan asıl sorun din değil, dildir; Türk Milletinin milli dili olan Türkçe’nin ve Milli benliğinin, bütün toplum yaşantısında temel alınması gerekir.” demiştir.
         Ezanın, Türkçe veya Arapça okunması yolunda, bir kanun yoktu ve halen de yoktur. Atatürk’ün ölümünden sonra 26 Haziran 1941 tarih ve 4055 sayılı kanuna göre, ezanı Arapça okuyanların cezalandırılacağı öngörülmüş olmasına rağmen bu yasaya pek de uyulmadı. Bu yasa 1950 yılında, Demokrat Parti iktidarı zamanında kaldırıldı. Bilinenin aksine; CHP’liler de, DP’lilerle birlikte, yasanın kaldırılması için oy kullandılar.
        
Ezan’ın; Türkçe veya Arapça okunacağı yolunda bir yasa hiçbir zaman olmadığına ve olamayacağına göre, günümüzde de ezan’ın Türkçe okunması için hiçbir engel yoktur.
        
Namaza çağrının, insanların konuştuğu ve anladığı dilde yapılmasından daha doğal bir şey olamaz. Bütün din, inanç ve insanlara saygılı olduğunu söyleyenlerin, Türk insanına ve Türkçe’ye de saygılı olmaları gerekir.
         Bu istek ve özlemi büyük şair Ziya Gökalp şu şekilde dile getirmiştir:
 
"Bir ülke ki, camiinde Türkçe ezan okunur.
Köylü anlar manasını namazdaki duanın
Bir ülke ki, mektebinde Türkçe Kuran okunur
Küçük büyük herkes bilir buyruğunu Hüda'nın
Ey Türk oğlu, işte senin orasıdır vatanın."
 
         Ezanın okunacağı özel yer “minare’nin şerefesi”dir. Şerefeye çıkan hoca, kıble istikametinden başlayıp, her yöne dönerek ezanı okur. Sesini daha iyi anlamak ve ayarlamak için bir elini kulağına koyarak ve hatta parmağı ile tek kulağını tıkamak suretiyle ezanı okumaya başlar. Beş vakte isabet eden her bir zaman ezanının ayrı bir “makam’ı” vardır. Bütün bunlara uyulmadan gelişi güzel bir şekilde ezanın okunması anlamına ve amacına uygun değildir.
          Ana cadde ve bulvarlarda, alış veriş merkezlerinde; binaların içine veya çatısına konan hoparlörlerle ve teyp kasetleri ile, çok yüksek ses tonlarında okunan ezanın ise aynı tadı vermediği, dini hassasiyeti yansıtmadığı ve bir takım önemli sakıncalarının olacağı açıktır.
         Umarız ki; Cumhuriyet Döneminde ezanın ilk kez Türkçe okunmasından sonra yeniden, anladığımız ve konuştuğumuz dilde namaz çağrısını, kulaklarımız tekrar duyacaktır.
         Başta da söylediğimiz üzere; her din’de, insanları ibadete çağırmanın belli şekil ve yöntemleri vardır. Hiç kuşkusuz ki bunların içinde en mükemmel olanı “Ezan’dır”. Çünkü ezan; insan sesi ile okunan, şiirsel beste ve güftesi olan, insana hitap eden, insanlar ve dinler arasında ayrım yapmayan bir çağrıdır.
         Bu yüzden bu mükemmel çağrının, kendi anlam ve içeriğine uygun bir şekilde yapılması gerekir.
 

Av.A.Erdem Akyüz
erd...@gmail.com

TürkçeEzan.MOV

erdem akyuz

unread,
Nov 23, 2015, 9:34:00 AM11/23/15
to ne_mutlu_t...@googlegroups.com

NAYASAYI DEĞİL, KENDİNİ DEĞİŞTİR

 

Gelişmiş, çağdaş demokrasilerde “kuvvetler ayrılığı” diye bir sistem vardır.

Kuvvetler ayrılığı; devletin temel organlarının bir birinden bağımsız olması daha doğrusu birbirinin “emir ve kumandası altında” hareket etmemesi demektir.

Çünkü bu temel organ ve kurumlar birbirinden emir alarak hareket ederse, o ülkede bağımsızlık ve özgürlükten söz edilemez.

Devletin temel kurumları “yasama, yürütme ve yargı”dır.

Yasama” yani kanun yapma yetkisi; Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kullanılır.

Yürütme” görevi; Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından yerine getirilir.

Yargı” yetkisi; Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır.

Görüldüğü üzere bu temel görevlerin hepsinin “Türk Milleti adına” yapılacağı ve birbirinden “bağımsız olduğu ve devredilemeyeceği”  söylenmektedir.

Ancak ülkemizdeki durumun pek de böyle olduğu söylenemez.

Yargıya güvenin giderek zayıfladığı ve hatta kalmadığı, yüksek yargı organlarının başkan ve üyeleri tarafından dahi dile getirilmektedir.

Bir dönem, siyasi iktidarın hedef gösterdiği kitle ve görüşler hakkında yargılama yapılmakta, sonraki dönemde hedef kitle değişmektedir.

Yargının yani mahkemelerin kararları, siyasi iktidarın görüş ve istekleri doğrultusunda değiştiğine göre, adil ve bağımsız bir yargıdan söz etmek mümkün değildir.

Yasama yetkisini üstlenen vekiller, siyasette egemen olan güçler tarafından belirlenmekte ve oylamalarda yalnızca parmak kaldıran, parmak indiren kişiler olarak görülmektedir.

Siyaset kapısı, ömür boyu sürecek bir gelir kapısı olarak görülmektedir.

Hiç kimsenin, milletvekillerinin görevde iken aldığı maaş ve yolluklara ilişkin önemli bir tepkisi yoktur ama bu ayrıcalıkların, vekillik görevi bittikten sonra yıllar yılı ve ömür boyu sürmesi önemli bir eleştiri ve tepkiyi toplamaktadır.

Halböyle olunca, vekilliği tercih nedenleri değişmekte ve taliplerin nitelikleri de farklılık göstermektedir.

Bakanlar Kurulu üyeleri yani Bakanlar hakkında; Başbakan’ın veya Cumhurbaşkanı’nın “Bakanıma söyledim, Bakanıma talimat verdim” ifadelerini kullanması, bu organa da bakış ve kullanım açısını göstermektedir.

Zira bu Bakanlar, Başbakan’ın veya Cumhurbaşkanı’nın Bakanları değil, Türk Milletinin vekili ve Bakanları olmak durumundadırlar.

Anayasamıza göre Cumhurbaşkanı’nın görev ve yetkileri daha ziyade temsili niteliktedir.

Bazı Kamu Kurumu Başkan ve Yöneticilerini atamak, Meclis’de kabul edilen yasaları onamak veya tekrar incelenmek üzere Meclis’e yollamak, Devlet Organlarının bağımsız ve düzenli çalışmalarını sağlamak şeklindeki sınırlı görev ve yetkilerdir.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası güzel ve yeterli bir Anayasadır.

Anayasaya hücum edenlerin “amaçları”, daha iyisini yapmak değil; kendi kişisel istek, görüş ve ulaşmak istedikleri yere uygun bir Anayasa yapabilmektir.

Buradaki en önemli sorun; Anayasayı değiştirmek değil, görevli ve yetkili kişilerin, kendilerini Anayasa’ya göre değiştirmelerinde toplanmaktadır.

 

Av.A.Erdem Akyüz

erd...@gmail.com

 

It is loading more messages.
0 new messages