Yahudilerin çoğu Hazarlardan mı?

0 views
Skip to first unread message

Fazıl Agiş

unread,
Nov 10, 2007, 3:31:18 PM11/10/07
to tatr...@superonline.com, tatar...@googlegroups.com, tatar havzalÿfffffffffffd, Şener Bulut, Selman YESIL, Sagit Hayri, Sadi, rahmet62, Prof. Dr. Abdulbaki TURKOGLU, Nurettin Aksu, MMA, kazanta...@yahoogroups.com, kamil agis, idilu...@yahoogroups.com, Fanis Ziyatov, chulpancetin, Birsel Oruc, Ayaz Agis, Ahmet Tevfik OZAN

Tarihte Hazar Türk devletini hepimiz biliriz. Bu devletin Musevi dinini kabul ettiğini de biliriz. Ne oldu bu Musevi Türklere?

Tarihi kayıtlardan baktığımızda kısaca;

Hazar İmparatorluğu ya da Hazar Devleti. 5 ve 10'uncu yüzyıllar arasında Karadeniz'in Kuzey kıyıları, Kiev'e kadarki bugünkü Ukrayna toprakları, Hazar Denizi'nin Kuzey ve Kuzeybatısını kaplayan geniş topraklarda hüküm sürmüş olan bir Türk Devletidir.

Hazarlar din olarak Museviliği benimsemişlerdir.

Hazar askerleriSibir Türklerinin ve bazı Göktürk boylarının devamı olan Hazarlar, Göktürk birliği döneminde Göktürklerin Batı kanadını oluşturmaktaydı.

Göktürklerin yıkılmasından sonra bağımsızlaştı. 7. yy ile 10. yy arasında Hazar denizi ile Karadenizin kuzeyinde egemenlik kurdular.

Hazar Kağanlığı halkının bir kısmı batıdaki Bulgarların etkisiyle hristiyanlığı, bir kısmı güneydeki ülkelerin etkisiyle müslümanlık ve museviliği benimsediler.

Yöneticiler ise musevi dinindeydi. Musevilik resmi din haline geldi.

Hz. Osman'ın başında bulunduğu Araplarla ve Sasanilerle savaş yaptılar. Doğudan gelen Peçenekler sebebiyle zayıfladı. Rus Knezliği tarafından yıkıldı.

http://tr.wikipedia.org/wiki/Hazar_%C4%B0mparatorlu%C4%9Fu

Evet dağılan Hazar Türkleri yani Musevi Türkler göç ettiler. Bir çoğu Doğu Avrupa'ya gitti. Burada yine Musevi olarak yaşadılar. Eğer Türk kimliklerini kaybetmemiş olsa idiler herhalde haberimiz olur idi.

Zaten Avrupa'da Yahudilerin bu kadar çok olması da başka şekilde açıklanamaz.

Hatta Hazar Türklerinin Museviliği kabul ettiği tarihte de Yahudilerin nüfusunda korkunç bir artış meydana gelmiştir.

Hazar Türklerinin neden Museviliği kabul ettiği konusu çok tartışmalıdır.

Bir görüşe göre Hıristiyanlığı devlet işinde kullanan Doğu Roma (Bizans) ve yine Müslümanlığı devlet işinde kullan Arap devleti arasında belki de kendi kimliklerini kaybetmemek ve de diğer iki gücün dini hakimiyetine girmemek için seçmiş olabilirler. Hatta bu iki semavi dinde olduğu gibi ilahi gücü devlet işinde kullanmış olabilirler. Zaten Museviliğin de bütün gereklerini yerine getirdiklerini düşünmek mümkün değildir.

Aslında Museviliğin asıl sahibi olan İbraniler ile Türkler başka ırklara mensuptur.

Tevrat'a göre Türkler Yafet'in soyundan, İbraniler ise Sam'ın soyundan gelmektedir.

Şu an dünya Yahudiliğinin %92'sinin sonradan Musevi olan Hazar Türklerinin oluşturduğunu Katolikliğe dönen Yahudi Benjamin Harrison Freedman bunu ilk kez Ortadoğu ve Doğu Avrupa sorunları konusunda ABD Pentagon'da dile getirmiştir.

Hatta şunu da düşünmek gerekecek....Aynştayn ve Marks da Hazar Türk Yahudilerinden ve nice böyle isim de saydığımızda belki de dünyanın başına bela olan Siyonizm'in patronu da belli oluyor.

Burada bir başka saptama yapmalıyız.

Türkiye'de Sabataistler hangi soydan geliyor?

Onlar 500 yıl önce İspanya ve Portekiz'den göç eden Sefarad Yahudiler idi.

Bu durumda Hazar Türk Yahudileriyle ilgisi yok, yani Sam'ın soyundan gelen gerçek İsrailoğullarından olurlar.

İsrail devletini kuranlar ise Hazar Türk Yahudileri ekseriyetteler.

Hatta çok ezici bir üstünlükle İsrail devletine hakimler.

Hatta Freedman'a göre ABD başta olmak üzere bir çok devlette üst düzeyde olan Yahudilerin de Hazar Türk Yahudilerin soyundan olduğunu düşününce şaşmamak elde değil.

Cengiz Özakıncı'nın Siyon-Türk Zelda kitabında çok hoş bir anlatımla bu konular hakkında bilgi verilmektedir. Başvurulacak bir çok kaynak sıralanmaktadır.

Yine bu kitaptan öğrendiğim www.turkgenealogy.com sitesi de hayli ilgi çekici.

Bu siteyi Dr.Tony Richard Turk isimli biri kurmuş. Kendi soy adının neden Türk olduğunu merak etmiş. Başkaları varsa bilgi paylaşımı için siteyi kurmuş. Tabi bir çok kişi de siteye bilgi aktarmış. Yaklaşık on bin kişi olmuşlar. Hatta 488 değişik Türk adının yazılım şekli ortaya çıkmış.

Bir birleriyle neden soy adlarının Türk olduğu konusunda bilgi alışverişi ve araştırma neticesinde de kendilerinin soylarının Amerika'ya Doğu Avrupa'dan göç eden Musevilere dayandığını, bir kısım Hıristiyan olanın da sonradan Musevilikten geçtiklerini öğrenmişler.

Dr.Tony Richard Turk, bir adım daha atmış ve kendi DNA'sını araştırmış. Yapılan test sonucuna göre genetik olarak da Türk olduğunu öğrenmiş. Köklerinin ise Hazar Türk Yahudi devletine dayandığını tespit etmiş. Site halen faal ve hayret verici bilgiler içermektedir.

http://www.turkgenealogy.com/content/variationsofthesurnameturk.htm

Yine bir başka kaynak Arthur Koestler'in Onüçüncü Kabile isimli kitabı ki yazar bu kitap yayınlandıktan birkaç sene sonra yatağında ölü bulunmuştu, çok ilgi çekici ve değerli bir yapıt.

Özeti ise Ashknazi Yahudilerin yani Avrupa'daki Yahudilerin Hazar Türklerinin kökeninden olduğunu ortaya koymaktadır.

Bu konuda diğer bir eser Kevin Brook'un Hazar Türkleri isimli kitabı da mevcuttur.

Sonuç olarak Nazi Diktatörü Hitler meğer Hazar Türk kökenli Yahudileri katletmiş. Hitler için de birazcık aynı kökten olduğu söylenmektedir. Bu konuda bazı akademisyenlerin çalışmaları da mevcuttur.

Belki de bu Yahudiler Anadolu'daki Türklere siz diğer kavimlerle karışmışsınızdır ama biz Yahudilik sayesinde kanımız daha saf Türk de diyebilirler. Bir bakıma da haklılar.

Bu durumda Türkiye'de bulunan Sefarod Yahudiler ki gerçek İsrailoğullarından yani Tevrat'ta adı geçen Sam'ın soyundan olmaktadırlar, şu an Türk ve Müslüman görünen, hem sağcı hem solcu ve de tabi ki hem iktidar hem muhalefet olarak erk sahibi olan Sabataist 'Ne mutlu Türk'üm' diyerekten de Türkçülük de iddia etmektedirler.

Hazar Türkleri gibi Türk de değiller. Ama Türk'ün yurdunu yönetmektedirler. Diğer taraftan da Türk kökenli olan Hazarlar da İsrailoğulları namına devlet kurup yaşatmaktadır. Bu ne garip bir durumdur.

İsrail'deki Hazar Türk Yahudileri de acaba kendilerini Türk kökenli olduklarını kabul ediyorlar mı? Bunu bilmeyi çok isterdim.

Kanaatimce bilseler de söylememektedirler. Bazı kaynaklarda kendi ders kitaplarında Hazar Türk Yahudi devleti hakkında kısa bilgi verilerek konu geçiştirilmektedir denmektedir.

Özetle; sadece Hazar kralının ve eşinin birkaç da saray görevlilerinin Museviliği kabul ettiği dile getirilmektedir.

Farz edelim bu doğrudur. Demek ki İsrail devletinin resmi söylemine göre Amerika'da Türk soy adı taşıyan ve 488 değişik yazılımı olan Hazar Türk kökenli Museviler Hazar kralının torun ve torbası olmaktadırlar.

Bu da sosyolojik ve tarihi gerçeklere ters düşeceğine göre, gerçek başka bir şey olmalı.

Yani Hitler Hazar Kralının soyunu kes kes bitirememiş, artıkları İsrail devletini kurmuş, bir kısmı başta ABD olmak üzere değişik ülkeleri zabtı rap altına alarak, diğer taraftan da dünyada finans, basın, sanat alanlarını hakimiyetlerine almışlardır, diyemeyeceğimize göre Kralın dışında da bir çok insan Museviliği kabul etmiştir yargısı hakim olmaktadır.

Yalçın Küçük'ün Türkiye'de ses getiren ve merak uyandıran Sabataist araştırmalarından da öğrendiğimize göre ülkemizde söz sahibi olan, Türk ve Müslüman görünen ama gerçekte olmayan Yahudilerin Sam'ın soyundan olduğunu öğrenmekteyiz.

Diğer yandan da İsrail'i kuranların da Türk soyundan geldiğini hayretle anlamaktayız. Bu durumda gerçek İsrailoğulları asla Arzı Mevud'da devlet kuramayacaklardır.

Sabataistleri ise Yahudiler de kabul etmemektedirler.

Nedeni de herkesin Alevilere yakıştırdığı 'Mum Söndü' olayının kendisi de Sabataist olan ve mahkeme kararıyla kimliğine Musevi yazdıran Ilgaz Zorlu'nun açıklamalarından anladığımıza göre 22 Adar'a tekabül eden 21 Mart'ta kutladıkları ve en az iki evli çiftin katıldığı 'Kuzu Bayramı' veya 'Dört Gönül Bayramı' adı altında gurup seks yapmalarından dolayı Yahudilerce de bunların tekrar Museviliğe dönmeleri kabul edilmemektedirler.

Dolayısıyla Sabatasitlik Museviliğin içinde veya dışında bir başka inanç biçimi olarak karşımıza çıkmış olduğunu da düşünebiliriz.

Cengiz Özakıncı'nın kitabında da bahsi geçen Selçuk Bey'in oğulları da bir başka konu diyemeyiz. Çünkü oğullarının adlarını bize hatırlatıyor ve bunlar da Hazar Türk Yahudi devletinden kopup gelen Musevi Türkler olduğuna dikkat çekmektedir.

'Selçuk'un babasının adı Dokak, olduğunu ve Hazar Krallığında sübaşı olduğunu ve ölünce de oğlu Selçuk'un yerine getirildiğini' anlatmaktadır.

'Hazar devleti yıkılma aşamasında iken Selçuk emrindekilerle Cend'e yerleşmiştir.

Oğullarının isimleri de; Arslan Yabgu, Yusuf, Mikael, Musa olduğuna dikkat çekilmekte ve haliyle Selçuk Bey ve oğullarının da Musevi olması kuvvetle muhtemel olduğu düşünülmektedir.'

'Yine Soloman Ben Roy isimli Hazar Türk Yahudi'sinin oğlu Menahem'le beraber Orta Doğuya geldiği ve Menahem'in kendisini Mesih ilan ederek David Al Roy adını alarak bir ordu kurduğu, Babil sürgününden arta kalan Yahudilerle birleştiği ve de Filistin'de bir devlet kurmaya çalıştığından' bahsedilmektedir.

Kurulan bu ordunun simgesinin de altı köşeli Davud Yıldızı olduğuna dikkat çekilmektedir.

Hepimiz biliyoruz ki Selçuk Bey ve oğullarının kurduğu devlet bir İslam devletidir. Ama bu onların Hazar Türk Yahudi soyundan gelmiş olmalarını değiştirecek bir durum değildir.

İşin garip tarafı Hazar Türk Yahudi devletinin yaşadığı dönemde Doğu Roma (Bizans) ve Arap İslam devletleri var idi. Bu iki devletin de olayları kayıtlara geçtiğini bilmekte iken neden bu olaylar hakkında yeterince araştırma yapılmamakta yada yapılmış ise bunlar bizlere intikal etmemektedir.

Bir garip durum da Hazar Türklerinin Museviliği kabul ettiği yıllarda yaşananlardır.

Keza o yıllarda Araplar Türklerin yaşadıkları yerleri tek tek fetih ederek Türkleri İslamlaştırmalarıdır.
Bu süreç de manidardır. Çünkü bizlere Türklerin İslam'ı kendi istekleriyle kabul ettikleri anlatılmasına rağmen gerçek başkadır.

Büyük İslam fatihi Kutaybe diye bilinen Arap Komutanının Türkleri boğazlatarak nehirlerin günlerce kan akmasına sebep olduğu ve hatta bu kan akan nehirlerde bulunan değirmende un öğütüp ekmek yaptırarak yediğini ve bunu da ettiği yemini gerçekleştirdiğini ifade ettiği gerçektir.

Arap gezgin ve tarihçi Fadlan'dan bunları okumak herhalde yeterli bir fikir vermeye yetecektir.

İşte böyle bir Arap-İslam yayılması sırasında Hazar Türk Krallığı Museviliği kabul ettiğini görmekteyiz.

O yıllarda Doğu Roma (Bizans)'nın Hıristiyan olması yani İslam'ın da kabul ettiği bir peygamber olan İsa'nın öğretilerini hatta İ.Ö. üçüncü yüzyıllarında bu dini bizzat devlet eliyle düzenledikleri gerçeğinden hareket edecek olursak her iki semavi dini temsil eden bu iki devletin ortak hedefinin kafir saydıkları Türkler olduğunu tahmin edebiliriz.

Hatta bugün Suriye dediğimiz coğrafyada Hıristiyan Araplara, Müslüman Arapların bir baskısının olmadığını ve ticari-siyasi iletişim içinde olduğunu da görmekteyiz. Buna karşı olarak Türklerin yaşadıkları yerlere ise amansız bir sefer güdüldüğünü görebiliriz.

Bir ayrıntı da şudur; Peygamberimiz Muhammed'in ilk eşi Hatice'nin bazı batılı kaynaklara göre tartışmalı olsa da Hıristiyan olduğu iddiasıdır. Eğer iddia doğru ise Müslüman Araplar için cihada konu olacak tek alan kalıyor kendilerine göre dinsiz Türklerin yaşadıkları yerler olması kaçınılmazdır.

Peki Türkler ne yapmıştır?

Bir çok vatandaşımız Türklerin İslam ile karşılaşması sonucu topluca bu dine katıldığıdır. Hatta Emevi Arapların zorlama yapmaları sonucu Türkler İslam'a direnmiştir, daha sonra Abbasiler daha yumuşak ve anlayışlı davranması sonucu Türkler kitle halinde İslam dinine geçtiği anlatılmaktadır.

Belki de durum biraz farklıdır, nasıl ki Aryan olan İran'lılar kendi milli değerlerinin Araplaşmaktan kurtarmak için Şii inancında protest Arap şeklinde tezahür ederken Türkler de ya Şii olmuşlardır yada Şii'liğe yakın bir yol şeçmişlerdir. Burada millilik esas olduğunu kabul etmek gerekmektedir.

Haliyle o yıllarda Hazar Türklerinin de Museviliği bu nedenle seçmiş olması da kuvvetle muhtemeldir.

Bir başka tarihi gerçek ise Cengiz Han'ın İslam Dünyasına taarruzudur.

Arap İslam Devletine gönderdiği elçilerin işkenceyle öldürülmesi sonucu ordusuyla taarruza geçmiş Müslüman Arapların ele geçirip İslamlaştırdığı Türk yurtlarını tek tek fetih etmiştir.

Hatta orduları Bağdat'ı da ele geçirerek İslam Peygamberi Muhammed'in soyundan gelen ve Halife olanların tamamını idam etmiştir.

Sadece o sıralarda Mısır'da bulunan dört yaşında olan biri kurtulmuştur. Bu çocuğun soyundan gelenler ise ileride Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim tarafından himaye edilerek hilafetin Osmanlıya geçmesini sağlamıştır.

Cengiz Han'ın taarruzları sonucunda katliamlar yaşanmasına rağmen Türk yurtlarına bakıldığında halen Türklerin yoğun olduğunu görmekteyiz. Bu da şunu göstermektedir, Türkler Arapların kıyımına ve Araplaştırma gayelerine rağmen halen Türklük bilincini kaybetmemişlerdir.

Hatta şunu da söylemek gerekecektir, Cengiz Han ve Timur Han'ın taarruzları bugün üzerinde yaşadığımız Anadolu topraklarının Türkleşmesinde önemli rol oynamıştır.

Burada şunu da belirtmek lazım Yüce önder Atatürk tarafından konulan Esenboğa ismi Timur'un komutanlarından birinin adıdır.

Şimdi merak edilen şey acaba milliyet mi esas olmalıdır yoksa din mi?

Bu soruya cevap zor verilebilir. Yaşanan coğrafyada varlık sebebini oluşturan şey ne ise o esas olmaktadır.

Nasıl ki Sıpların Ortodoksları Sırp, Müslümanları Boşnak, Katolikleri Hırvat ise ve aynı ırka mensup olsalar da can düşmanı olmuşlar ve yabancılaşmışlardır. Bu durumda aynı coğrafyada bulunan ve de aynı ırka mensup milletler arasında değişik dinler o milleti kendi ırkından olanlara düşman yapmaktadır diyebiliriz.

Değişik ırka mensup milletler ise aynı din içinde aynı coğrafyada kendi öz milli değerlerini korumak için aynı dinin değişik uygulamalarını görmekteyiz.

Hatta aynı millette bile bu duruma tanık olmakta mezhep yada tarikat şeklinde milli değerlerini koruma güdüsünde olduklarına rastlamak mümkündür.

Değişik coğrafyada olan aynı milletin soylarından gelenler ise din inancını bir yana bıraktığı ve milli değerleri öne çıkararak iletişim kurduklarını veya bu konuda çaba gösterdiklerine şahit olmaktayız.

Şimdilerde 1948 yılında İsrail'in kurulmasında ABD'de ortaya konan görüşe göre Hazar Türk soyundan gelen Ashkanazilerin kurduğu Yahudi devletinin etrafının İslam Arap devletlerinin sarmasından dolayı varlık sebeplerini devam ettirmek için kendilerini İbranilerden sayarak özünü unutup Tevrat'a daha çok mu sarılacaklar mıdır yoksa dini bir yana bırakıp mensubu oldukları iddia edilen Türk soyundan geldiklerini mi kabul edeceklerdir, bilinmez.

Tabi ki bu konu daha çok tartışılacaktır. Bu tartışma asıl İbrahim soyundan gelen Yahudileri daha çok ilgilendirmektedir.

Eğer söylendiği gibi dünya Yahudilerinin %93 Hazar Türkleri oluşturuyor ise buların öz benliğine dönmeleri durumunda Siyonizm herhalde bitebilir ve milli duygular ile dünya hakimiyeti söz konusu olur. Bu durumda gerçek Yahudi olanlar da Mesih beklemeye devam etmek zorunda kalacaklardır.

Bir başka durum da İsrail'i kuranların Türk soyundan geldiğini diğer Türkler nasıl karşılayacaklardır?

Kabul görülecek midir?

Türkler Nazilere bizim soydaşlarımızı nasıl kestiniz diye soracaklar mıdır?

Yada Sam'ın soyundan gelen ve erk sahibi olanlar İsrail'deki erk sahibi olan Hazar Türk Yahudilerine karşı nasıl bir tutum sergileyeceklerdir?

Belki de bular yaşanmaktadır. Ama halen çıplak gözle görülememektedir. Türkiye'de bile kimin kim olduğu tam olarak bilinmemektedir.

Tayfun Er'in Erguvaniler kitabından da öğrendiğimiz gibi Türkiye'de birbirlerini bilen ama genel çoğunluğu oluşturan milli unsurun bilmediği bir gurup ki bunlar da Yahudi olmakla beraber Sam soyundan gelmektedir, İsrail'e hangi eksende bakmakta olduğu ise ayrı bir araştırma konusudur.

Onların bakışı da maalesef bulundukları mevkiler nedeniyle tarihte hep resmi bakış olmuştur.

Hatta Türkleri zor duruma düşürmek isteyenlerin Sam soyundan gelen Yahudiler olduğu ve buna mukabil ise de Türkiye'yi bu zor durumdan kurtarmak isteyenlerin de Yafet soyundan gelen sonradan Yahudi olmuş olan Hazar Türk Yahudiler olduğu hep merak konusu olarak kalacak gibi görünse de ama mutlaka bir şekilde bu soruya cevap da bulunacaktır.

Demek ki herkes birilerini Türk yapıyor biz de burada İsrail devletini kuranların asıl unsuru olan Ashkanazilerin Hazar Türk Yahudileri soyundan geldiklerini söyleyerek onları Türk yapmış oluyor görünüyorsak da İsrail'in katliam derecesindeki davranışlarını kabul etmiş olduğumuz anlamına gelmez.

Dünyanın neresinde olursa olsun emperyalist her türlü olaya karşı olduğumuzu burada tekrar dile getirmeliyiz.

Hazarlar Hakkındaki Yazıya Fazıl Agiş’in Bakışı

 

            Bu yazının büyük kısmı doğru. Ancak katılmadığım hususlar:

1- Hazarların batıda Bulgarların etkisiyle Hıristiyan olduğudur. Hunların dağılmasın­dan sonra Hazarlar büyük devlet olarak var. Onlara bağlı olduğu belirtilen Bolgarlar da var. Hazar topraklarının büyük kesiminin Kubrat Han zamanında Büyük Bulgar Devleti’nin varlı­ğını kaydedenler vardır. Bu bölgeye Kiyev’de dahildir. Bunu Peterburg’da bulunan Kubrat Han’a ait hazine yerlerinden yola çıkarak iddia edilmektedir. Bolgarların bir kısmının Kaf­kaslar’da Balkar adıyla hâlâ sürdüğü görülmekte. Bir kısmı da Asparuh yönetiminde Tuna boylarına giderek Bizans’a akınlar düzenledikleri görülmekte. Bizans bunları paralı asker olarak kullanır ve Ortodoks misyonerlerin etkisiyle Hıristiyan olurlar ve Güney Slavları ile karışarak asimile olurlar; yani Slavlaşırlar. İdil-Ural bölgesinde kalanlar ise Müslüman olur­lar. Hatta bunlara kardeş Burtas halkı da Müslüman olur. Bolgarlar 921’de Almas Silki yöne­timinde Hazarlar’dan bağımsız olmak için Müslümanlığı resmen ilan ederler. Almas, Cafer adını da alır. Bunları Ahmed bin Fadlan’ın Seyahat-name’sinden öğreniyoruz. Anlaşılan o yıllada Hazarlar Musevîdirler.

Rusların hükümdarı Vladimir ve halkı henüz putperest iken, medeni olmak için ken­dine semavî dinlerden birini seçmek ister. Hazar Kağanı’na baş vurur. Sizin dininiz nasıldır, nereden geldiniz diye; Kağan da biz Kudüs’ten sürüldük deyince; Vladimir, “o halde siz la­netli kavimsiniz, sizin dininizi kabul etsek biz de lanetlenir, yerimizden yurdumuzdan olu­ruz”, demiş. Bakmış Vladimir Müslümanlara; ibadetleri, mescitleri sade; Alman Hıristiyan­lara bakmış, onlar da sade; Bizansa elçiler göndermiş ve elçilerin anlattıkları Bizans’ta Ayasofya’da görkemli ayinlerin şatafatlı giyimli rahipler tarafından yönetildiği şekilde. İşte Ruslar bu şatafatlı Ortodoks Hıristiyanlığı bu yüzden seçmişler denilir.

Anlaşılan Hazar hükümdarları ve onu dinine tabi olanlar kendilerini Yahudi ırkından sayıyorlar ve saymaktalar. Belki aralarından Karayim kalanlar Türk oldukları bilincinde. Ama Hazar Devleti topraklarında Hıristiyanlar da var, oldukça çok Müslüman da.

2- Türklerin Müslümanlığı kabulü, Kuteybe ve başka komutanlarla çetin savaşmaları yüzünden kolay olmadığı muhakkak. Ama şundan dolayı diyebiliriz:

Bağdad’da Selçuklu Sultanı Melikşah hururunda mezhep ülemasının yaptıkları tartış­manın bir belgesi var; bu belge Nizamu’l-Mülk’ün damadı Mukatil bin Atiyye tarafından ka­leme alındığı söylenen rapor.

Sünnî taraf 2. Halife Ömer bin Hattab’ı, zamanında birçok fütühat yaptırarak ülkeleri İslâm topraklarına kattığından dolayı överken Şiî âlimi, İslâm dininin insanları zorla dine sokmalarına izin vermediğini, Hz. Muhammed (s.a.a.)’in insanların gönlüne hitabederek yay­dığını, gazvelerinin savunma savaşları olduğunu, yapılan fetihlerin zulüm ve şiddeti ortadan kaldırmak için yaptığını, hükümdarların toprak almalarının dini yaymaktan çok, hükümranlık alanlarını genişletmek oldunu söyler.

2. ve 3. Halifeler zamanın da birçok yer İslâm adına alınmış; 3. Halife Osman bin Affan zamanında Türklerle de karşı karşıya gelinmiştir. Bu arada bu toprakların hükmü gani­met olarak paylaşılacağı yerde gelirleri ümmetin ortak malı, halkı da mevali (bir çeşit köle statüsü) kabul edilmiştir. Gelir beytü’l-male aktarılır. Halife Osman zamanında beytü’l-mal, Emevî sülalesinin malı haline dönüşür.

Daha bu yıllarda Türk olarak anılar bazı kimselerin Hicaz topraklarında mevali olarak var oldukları görülmektedir.

Prof. Dr. Ramazan ŞEŞEN “İbn Fazlan Seyahatnâme” adlı kitabının (Bedir yay. İstan­bul, 1995) 194. sayfasının dipnotunda İslâm tarihinde ilk dört büyük musiki şinaslardan biri olarak kabul edilen İbn-i Sureyc’in babasının Türk olduğunu, 3. Halife zamanında doğdu­ğunu, ilk değnekle şeflik yapanın da bu olduğunu, Kerbelâ olayından sonra  İmam Hüseyin (a.s.) kızı Sekine (a.ha s.)’ın himayesine girdiğini el-Egani (I, 98 v.d.) olarak nakleder.

Kerbelâ’da İmam Hüseyin (a.s.)’in kâtibi olan ve iyi Kur’ân hafızı olan, O Hazretin ordusunda  Yezid ordusuna karşı kahramanca hecez okuyarak savaşan, Gulam-ı Hüseyin-i Türkî diye anılan Eslem bin Amr da, yine aynı orduda davaşarak Eslem gibi İmam Hüseyin (a.s.) kucağında son nefesini vererek şehid olan Vâsıt da Türk’tü.

Kerbelâ olayından sonra sağ kalan İmam Hüseyin oğlu Ali Zeynülâbidîn (a.ma s.), Hz. Muhammed ve Ehl-i Beyt yolu olan gerçek İslâm’ı korumak ve yaymak için köle alıp onları yetiştirdikten sonra azad ederek ülkelerine gönderiyordu. Ehl-i Beyt’in temiz, âlim ve âdil imamları tarafından eğitilerek tebliğci olarak gönderilen bu gönül fatihleri tarafından yayıldığı kadar yayılmıştır. Emevî fatihlerinin zorla yaymağa çalıştıkları İslâm ise şekilden ibaretti. İnsanlar bunu canları bahasına kabul etmiş olabilirler.

Bir soru daha var, Ebu-Sufyan, Muaviye, Ciğer yiyen Hinde, Hz. Hamza (a.s.) katili Vahşi, Amr ibni Âs, Halid bin Velid gibilere kılıç korkusuyla müslüman oldular denir. Bunu şöyle açıklamak gerekir:

Bu kimseler gerçekten Ebu Cehil kadar putlara inanıyorlar mıydı, yoksa çıkar icabı mı böyleydiler?

Bunların yaşam tarzlarına bakarsak, zeki ve kafaları çalışan hatta kurnaz kimseler bunlar. Putperestliği savunmaları ise Kâbe, hac ve putlar; bu ticaretle uğraşan Kureyşlilerin geçim kaynağı. Muhammed bunları yıkacak, sonra ticaret falan kalmayacak diye biliyorlardı. Onun için Peygamberimiz (s.a.a.)’i öldürmeye çalıştılar. Hudeybiye’de Hz. Resul’ün ihrama bürünmüş olarak ashabıyla hacca niyetlenip gittiklerini görünce iyice şaşırdılar. O arada barış da imzaladılar. Üstelik bu dönemde Müslüman da oldular.

Bu olayda bunların Müslümanlığı zorla ve baskıyla değil, akıl ve mantıkla olduğu gö­rülmektedir. Baktılar ki doğruluk ve dürüstlüğü, batıl karşısında haklılığı ile Muhammed güçlenmekte, üstelik putları kaldırsa da haccı ve Kâbe’yi kaldırmamakta, Tevhidî dinin Pey­gamberi olan ataları İbrahim ve İsmail (a.hima s.)’ın sünnetlerini devam ettirmekte olduğun­dan; şimdiye kadar boşuboşuna uğraştıkları savaşmayı bırakıp Müslüman oldular. Savaşa devam etselerdi sonunda öleceklerdi. Dünya hayatı için de Müslüman olmasalar zarar ede­ceklerini hesaplamışlardı. Ne de olsa tüccar insanlar. Böylece bu olayın da baskıyla olmadığı anlaşılmaktadır.

Tarihte bazı hükümdarların din seçimleri veya mezhep seçimlerinin siyasî çıkar he­saplarına dayandığını da görürüz. Böylece, bir dini seçenin gerçekten inandığından değil, çı­kar icabı olduğu da gerçektir. O bakımdan dinî otorite makamı olan Halifelik makamında olanların da inananların emiri diye çağrılmaları haksızlık olsa gerek.

3- Bir bakıma taarruzcu Araplara karşı millî direniş olması da doğaldır. Çünkü dinin tebliği, esasta akıllara ve gönüllere hitabetmek, zulmü, şiddeti, haksızlığı, batıl ve yalan olan şeyleri ortadan kaldırmaktır. Ama hilafeti elinde bulunduran ister Emevî ister Abbasîler bu makamı, Peygamber vasiyetine uymayarak gaspettikleri gibi zulüm, baskı, şiddet, işkence, haksızlık, bid’at ve batılı, yalan ve iftira üretme kaynaklığını, çeşitli birbirine zıt mezhepler ve tarikatler ürettirerek tefrikayı (böl ve yönet siyasetini) temsil ediyorlardı.

4- Cengiz Han kendisi değil, torunu Hulagu, Bağdad’taki Abbasî hanedanına son ver­miştir. Hazreti Muhammed (s.a.a.) torunlarına iliştiğine dair de bir belirti görülmemektedir. Buna da imkân olamazdı, çünkü Hülagu’nun danışmanlarından biri Hace Nasrüddin Tusî, bilgin kişiliği ile engel oluyordu. Bağdad kütüphanelerinin abartılı şekilde yakıldığı da inindırıcı değildir. Buna İslâm Medeniyeti Tarihi’ni yazan Fuad Köprülü de, Adnan Adıvar da katılmamaktadır. Büyük kütüphane olan Bağdad’taki Cündi Şapur, Abbasîlerin Buveyh oğul­larından kurtulduktan sonra Selçuklu Tuğrul Bey’in himayesine girdiği dönemde cahil ve mutaassıp halk tarafından yakılmıştır. Üstelik Hülagu, Tusî için Meraga’da rasathane yaptır­mıştır. Tusî, ilk Güneş ve Ay tutulmalarının önceden hesaplanarak tesbiti formülünü bulan değerli astronomi, matematik, felsefe, fıkıh, usul bilginidir.

5- İnsanların ister birey ister topluluk olarak davranışlarında en etken şeyin, onun inancı olduğu, inkâr edilmesi mümkün olmayan gerçek olduğu anlaşılmaktadır. Irka, soya bağlılık ne derece etkilidir sorusuna cevap olarak; hanedan savaşları, kardeş savaşları veya kavgaları en çok karşılaştığımız olaylardır.

İsrailliler belki, gerçek Samî olsalardı, bize yaklaşımları daha başka olurdu. Sarı Uy­gurlar Buddistiler ve Müslüman Kırgızlarla veya Karahanlılarla savaştılar; Macarlar Hıristi­yan ve Müslüman Osmanlıyla savaştılar. Araplarda mı? Mute ve Tebük Savaşları Hıristiyan Arap Gassanîlere karşı yapılmıştır. İslâmdan önce İmreül-Kays’ın kabilesi Kinde Gassanî ve Bizans İmparatoru Justinyanus ile ittifak kurarken rakipleri Benî Esed, Sasanîlerle kurmuştur. Bu da bir iktidar kavgası, hem de aynı ırktan gelen, aynı kültürden gelen iki Arap kabilesi.

            Türkler arasında da kavgalar sonucundan başkaları faydalanmıştır. Türklerin Çin veya başkasının hakimiyetine girmeden birlik halinde yaşayabilmelerini, tam anlamıyla İslâm Me­deniyetine girdikten sonra görürüz. Arapların da öyle. Farslar ise önce Arap hanedanı Abba­sîlerde, sonra Türk hanedanı Selçuklularda, Moğollarda, Akkoyunlu, Karakoyunlu, Celayirli, Safevî , Afşar, Kerim han Zend, Kacar Türk hanedanları dönemlerinde vezirlik ve bürokrasiyi yürütüyorlardı. Çağatay, Timur devletlerinde de bürokraside Uygurlar da yer almıştı.

            Sonuç olarak hangi ırktan gelirlerse gelsinler, Yahudi dinini kabullenmiş ve kendini Yahudi kabul edenler, buna inananlar, Macar Yahudisi Teodor Hertzel’in Juden Stat (Yahudi Devleti) kitabında ileri sürülen Siyonizmi, arz-ı mev’udu ülkü edineceklerdir. Bunlar bu ülkü­cülüklerinden dolayı, Yahudilik için çalışacaklardır. Bunlara Türklerle akrabalıklarını ileri sürmek, istediğiniz kadar DNA’da bahsedin pek kabul görmeyecektir. Hz. İbrahim’in, İshak’ın, Yakub (İsrail)’un, Yusuf ve Husa, Harun, Davud, Süleyman (Salamon) gibi Sami asıllı peygamber nesli varken niye Türk olayım der.

            İstediğniz kadar, sizin soyunuzun onlarla alakası yok deyin, onlar beyinlerinde Siyon ülküsünü benimsemişler ve kendilerini yeryüzünün, insan oğlunun, âdem oğlunun en üstün ırkı olduğuna inanmışlardır. Diğer insanlar ise onların kölesidir. Niye Türklüğü kabul edip bu tezgâhtan, eşit insan statüsüne insinler.

 

Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages