Halkıyla savaşan vatana sahip çıkamaz
.08 Ocak 2011 Cumartesi, 18:43 tarihinde Haber Seyret tarafından
eklendi.
Azerbaycan halkının İslâmî değerlerine sahip çıkma ve kimliğine geri
dönme çabaları ülkedeki baskı rejimini uzun süreden beri rahatsız
ediyor. İnsanların imanî duyarlılığının güçlenmesinden ve güncel
hayatlarına yansımasından rahatsız olurken onları çekebileceği bir
ideolojik ve fikrî alternatifinin de bulunmadığını biliyor. Bu yüzden
devletin gücünü kullanarak, yani darbeci zihniyetin balyozunu devreye
sokarak yasaklara başvuruyor.
Azerbaycan diktası İslâmî bilinçlenmeden ve onun hayata yansımasından
duyduğu rahatsızlığı ezan yasağıyla çok belirgin bir şekilde dışa
vurmaya başlamıştı. Ondan önce de İslâmî öğretim ve bilgilenmenin
önüne engeller çıkararak yahut daha başka uygulamalarla belli
ediyordu. Fakat ezan yasağı doğrudan halkın Müslüman kimliğini ve
İslâmî hassasiyetini karşısına alan bir savaşın ilanı anlamına
geliyordu. Özellikle başkent Bakü'deki camilerde ezan okunmasını
engellemek için talimatlar gönderdi.
İslâm'a karşı savaş halindeki uluslararası güçlerle de doğrudan
ilişki
ve işbirliği içinde olan Azerbaycan diktatörü İlham Aliyev'in ezan
yasağı gerek ülke içinde ve gerekse dışında sert tepkilere neden
oldu.
Bunun alelade bir yasak değil doğrudan İslâm'a ve Azerbaycan'ın
Müslüman halkının dinî kimliğine karşı savaş olduğu ortaya kondu.
Aliyev açtığı savaşın geniş alanda yankı uyandırdığını ve sert
tepkilere yol açtığını görünce biraz geri adım atma ve ezan yasağını
kaldırma ihtiyacı duydu.
Fakat biraz olayların durulmasını, tepkilerin sükûnet bulmasını
bekledikten sonra savaşı daha da derine indirerek doğrudan ezanın
okunduğu mekânları ortadan kaldırmaya yani camileri yıkmaya başladı.
Minareyi çalanın kılıfı uydurması gibi camiyi ortadan kaldırmak için
elindeki polis gücünü kullanabilen, devlet zorbalığına başvuran dikta
rejiminin bahane uydurması da mümkündü. Fakat asıl amaç camileri
ortadan kaldırarak ezan meselesini temelden halletmekti. Onun
arkasında duran amaç da Azerbaycan halkının Müslüman kimliğine, imanî
duyarlılığını yeniden hayatına yansıtma çabalarına karşı savaştı.
İşte bu zihniyet ve zorbalık şimdi de örtüye, Müslüman kadının
hicabına karşı savaş başlatmış bulunuyor. Müslüman kadının hicab,
tesettür konusundaki hassasiyetinden ciddi şekilde rahatsız olan
dikta
rejimi yasaklarla, devletin polis gücünü kullanarak bunun önüne
geçmeye çalışıyor. Müslüman kadının örtüsünü yasal yönden "suç", dinî
açıdan da gereksiz kabul ettirmek için yoğun çaba harcıyor.
Son dönemde bu şekilde İslâm'a, İslâmî değerlere ve bilinçlenmeye
karşı savaş açanların uluslararası siyonizmle ve siyonist işgal
devletiyle sıkı münasebet içine girmeleri de dikkat çekici. İşgal
devletinin Gazze saldırısı sebebiyle bütün dünyada kötülendiği ve
siyonist katillerin, özellikle ırkçı görüşleriyle öne çıkan Dışişleri
Bakanı Liberman'ın Avrupa ülkeleri tarafından bile istenmediği
dönemde
Azerbaycan onlara kapılarını açtı. Siyonist saldırganlara dünyada
kapıların kapandığı sırada Azerbaycan, katil Liberman'ı Bakü'ye davet
edip ağırladı. Diktatör Aliyev aynı günlerde Bakü'de ezanları
susturmaya çalışıyordu.
Aliyev aynı küstahlığı siyonistlerin Mavi Marmara katliamından sonra
da yaptı. Türkiye'yi asıl sırtından hançerleyenler de işte bu
şekilde,
insanlarımızı katledenleri adeta ödüllendirici tarzda onlarla
ilişkilerini güçlendiren ve kendilerine kapılarını açanlardır.
Aliyev'in İslâmî bilinçlenmeye karşı verdiği savaşta siyonistlerin
taktiklerini kullanması da bu savaşta onlardan akıl aldığını ortaya
koymaktadır. Örneğin ezana karşı savaşında göstermelik bir şekilde
geri adım atarken bir sonraki merhalede camileri yıkma yoluna giderek
ezanların okunduğu yerleri ortadan kaldırmaya kalkışması
siyonistlerin
savaşlarındaki taktiklere çok benziyor.
Böyle bir yönetimin, Ermenistan tehdidine karşı "vatan" masalı
okuması
samimiyetten son derece uzaktır. Vatan, üzerindeki halkla ve onun
değerleriyle anlam kazanır. Bu halka ve değerlerine karşı savaşanın
vatana sahip çıktığı söylenemez. Çünkü vatana sahip çıkan gücün en
başta o vatan üzerinde yaşayan halkın canını, malını, dinini, neslini
ve ırzını koruması gerekir. Doğrudan bunlara karşı savaş açanın
vatana
sahip çıktığı söylenebilir mi? Bir işgal gücünün de neticede yapacağı
budur.
http://www.haberseyret.com/
Ahmet Varol