|
Peygamber (sav), yukarı Mekke'deki Ezakir geçidinden
şehre girdiğinde çatışma hemen hemen sona ermişti.
Ebu Rafi Peygamber'in kırmızı deriden çadırını Mescid'in
yakınına kurmuştu. Peygamber (sav) bunu yanındaki Cabir'e işaret
ederek gösterdi.
Daha sonra Peygamber (sav) gusül abdesti aldı ve sekiz rek'at
namaz kıldı. Namazdan sonra bir saat kadar dinlendi. Daha sonra
Kesva'yı çağırdı. Zırhını ve miğferini giydikten sonra
kılıcını da kuşandı. Elinde bir asa taşıyordu, miğferinin
yüz kısmı da açıktı. O sabah onunla birlikte yolculuk
edenlerin bir kısmı çadırın dışında sıra olmuş
bekliyorlardı. Peygamber, yanında Ebu Bekir (ra) ile konuşarak
Mescid'e doğru ilerlerken onlar da eşlik ettiler.
Peygamber (sav) doğruca Kabe'nin güney-doğu köşesine
gitti. Ve tekbir getirerek Hacerü'l-Esved'e asasıyla dokundu,
yanındakiler de tekbir getirmeye başladılar. “ALLAHU EKBER”
sesleri Mescit’ten ve tüm Mekke'de yankılandı. Peygamber
(sav) eliyle susmalarını işaret edene dek Müslümanlar tekbir
getirmeye devam ettiler. Daha sonra Peygamber, devesinin ipi Muhammed bin
Meslemenin elinde olduğu halde Kâ'be'yi tavaf etti. Umre'de bu
şeref bir Hazreçliye verilmişti. Bu nedenle bu kez bir Evsliye
verilmesi uygun görülmüştü.
Peygamber (sav) Kâ'be'den ayrıldı ve onu geniş bir çenber
şeklinde çevreleyen toplam üçyüzaltmış puta
yöneldi. Kâ'be ile o putların arasında şu ayeti okudu;
“Yine de ki: Hak geldi; bâtıl yıkılıp
gitti. Zaten bâtıl yıkılmaya mahkumdur.”
(İsrâ, 81) [Martin Lings, İnsan Yay. Hz.
Muhammed’in Hayatı]
|