|
هٰذِهِ اْلمُنَاجَاةُ تَخَطَّرَتْ فِى الْقَلْبِ هٰكَذَا بِالْبَيَانِ الْفَارِسِى
Yani, bu münacat, kalbe
Farisî olarak tahattur ettiğinden, Farisî yazılmıştır. Evvelce matbu olan
Hubab Risalesinde derc edilmişti.
يَا رَبْ! بَه شَشْ جِهَتْ نَظَرْ مِى كَرْدَمْ، دَرْدِ خُودْرَا دَرْمَانْ نَمِى دِيدَمْ
Yâ Rab! Tevekkülsüz,
gafletle, iktidar ve ihtiyarıma dayanıp derdime derman aramak için cihât-ı
sitte denilen altı cihette nazar gezdirdim. Maatteessüf derdime derman
bulamadım. Mânen bana denildi ki: “Yetmez mi dert, derman
sana.”
دَرْ رَاسْت مِى دِيدَمْ كِه: دِى رُوزْ مَزَارِ پَدَرِ مَنْست
Evet, gafletle sağımdaki
geçmiş zamandan teselli almak için baktım. Fakat gördüm ki, dünkü gün,
pederimin kabri; ve geçmiş zaman, ecdadımın bir mezar ı ekberi suretinde
göründü. Teselli yerine vahşet verdi.HAŞİYE 1 HAŞİYE 1 İman, o vahşetli
mezar-ı ekberi, ünsiyetli bir meclis-i münevver ve bir mecma-ı ahbap
gösterir.
وَدَرْ چَپْ دِيدَمْ كِه: فَرْدَا قَبْرِ مَنْست
Sonra soldaki istikbale baktım, derman bulamadım.
Belki yarınki gün, benim kabrim; ve istikbal ise, emsalimin ve nesl-i
âtinin bir kabr-i ekberi suretinde görünüp, ünsiyet değil, belki vahşet
verdi. HAŞİYE 2 HAŞİYE
2 İman ve huzur-u iman, o dehşetli kabr-i ekberi, sevimli saadet
saraylarında bir davet-i Rahmâniye gösterir.
|
Lügatler
:
cihât-ı sitte :
altı yön cihet : yön davet-i Rahmâniye : Rahmânî
davet derc edilmek : yerleştirilmek ecdad : atalar,
dedeler emsal : benzerler evvelce : daha
önce Farisî : Farsça gaflet : umursamazlık, âhiretten
ve Allah’ın emir ve yasaklarından habersiz davranma huzur-u iman
: imanın verdiği huzur ihtiyar : irade, dileme,
tercih istikbal : gelecek zaman kabr-i ekber : en
büyük kabir maatteessüf : üzülerek, ne yazık ki mânen
: mânevî olarak matbu olan : basılan meclis-i münevver
: nurlu meclis mecma-ı ahbap : dostların toplandığı
yer mezar-ı ekber : en büyük mezar münacat : dua,
Allah’a yakarış nazar : bakış nesl-i âti : gelecek
nesil Rab : herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için
muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği
altında bulunduran Allah saadet : mutluluk suret :
şekil, biçim tahattur : hatıra gelme tevekkül :
Allah’a dayanma ve güvenme ünsiyet : dostluk,
canayakınlık vahşet : ürküntü, korku
|