Recep Erdoğan: Orta Asya Türkiye’nin
dış politikasının stratejik temelini oluşturmaktadır.
ASTANA. 22 Mayıs. KazAkparat - Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan
BNews.kz ajansına verdiği röportajda Kazakistan-Türk
iş birliğinin temel önceliklerine işaret ederek Türk dünyasının geleceği ve
bugünü, ayrıca Astana resmi ziyaretinden nasıl bir netice beklediği konusundaki
düşüncelerini dile getirdi.
-Değerli Başbakan Türkiye Cumhuriyeti son yıllarda istikrarlı
politikası ve hızlı gelişen ekonomisinin sayesinde dünyada küresel seviyede
güçlü devlet olma yolunda sağlam adımlar atmaktadır. Türkiye kısa bir zamanda
bu başarıyı nasıl elde etti?
- Türkiye, gerçekten de, son
dönemlerde ekonomik ve siyasi alanlarda elde ettiği başarıları sayesinde
uluslararası toplumda büyük bir itibara sahip oldu. Sizin işaret etmiş
olduğunuz bu iki alandaki başarılarının temeli, ülkemizde son 10 yılda oluşan siyasi istikrar
ve uygun toplumsal şartlardır.
Bu geçen süre içinde hükümetimiz
demokrasiyi geliştirme ve Avrupa Birliği’ne üyelik şartlarını yerine getirmek
için siyasi alanda cesur adımlar attı. Bu adımlar, esasen, halkımızın
çoğunluğunun desteklediği adımlar idi.
2000’li yılların başından beri
ekonomi alanında birçok sorunların çözülmesini sağlayan yapısal reformlar ile
serbest girişimciliği geliştirmek için atılan cesur adımlar Türk ekonomisinin önünü
açtı ve kısa sürede büyümesine imkânı verdi.
Ayrıca komşularımızdan başlayarak
küresel seviyede yürütmekte olduğumuz dış politika da siyasi ve ekonomik
alanlarda yeni imkânların doğmasına yol açtı.
İstikrarı hedefleyen aktif
adımlarımız Türkiye’nin ekonomisinin gelişmiş dünyanın 16 ülkesinin arasına
girmesine yardımcı oldu. Esasında bunun uluslararası seviyede siyasetin başlıca
meselesi olduğu tartışmasızdır. Ülkemizin itibarı işte böylece arttı.
Bu konuda önemli olan bu seviyeye
nasıl geldiğimiz değil, şimdi elimizdeki imkânları ve gücümüzü nasıl ve hangi
maksatlara kullanacağımızdır. Türkiye’nin bu husustaki görüşleri ile politikası
bellidir. Bizim sadece tek maksadımız var, ülkemizden başlayarak tüm dünyada barış
ve istikrarın yerleşmesi ve pekişmesidir. Biz önümüzdeki yıllarda da bu duruşumuzu
devam ettireceğiz.
-Nahcivan zirvesinden sonra Türk dünyasında önemli gelişmeler oldu. Astana’da
Türk Akademisi kuruldu. Bakü’de TürkPA çalışmalarını devam ettirmektedir. İstanbul’da
Türk Konseyi çalışmalarına başladı. Türk dünyasındaki bu gelişmeler hakkında ne
düşünüyorsunuz? Ayrıca son dönemlerde konuşulmakta olan “Avrasya Birliği”
kavramına nasıl bakıyorsunuz?
-Türkçe konuşan devletler ile iki
taraflı ve çok taraflı işbirliğini pekiştirme meselesi bu ülkeler bağımsızlıklarını
elde ettiği günden başlayarak bugüne kadar her zaman bizim dış politikamızın
önceliklerinden biri olmuştur. Ülkemiz 1992 senesinde ilk defa Türkçe konuşan
ülkeler cumhurbaşkanlarının zirve toplantısının gerçekleştirilmesine öncülük
etmiştir. Eğer Astana’da kurulan Türkçe konuşan devletler işbirliği konseyi ile
Türk dünyası akademisi, ayrıca TÜRKSOY ile TürkPA teşkilatlarını göz önünde
bulundurursak, bizler Türk dünyasını kurumsallaştırma yolunda önemli görevleri
yerine getirdiğimizi söyleyebiliriz.
Türk dünyası geçmişten elde
ettiği tecrübesi ile şimdi insanî ve ekonomik kaynaklarıyla Avrasya
bölgesindeki işbirliğine önemli katkılar yapabilir. 21. yy asrın bize sunduğu
bu imkânları yerinde kullanmalıyız.
Biz Türk Konseyi’ni kurma ve
kurumsallaşma yolundaki diğer çalışmaların dili, kültürü ve kökü bir
halklarımızın arasında oluşan ilişkileri ve işbirliğini arttırarak aramızdaki
manevi birliği güçlendireceğine inanıyoruz. Ayrıca adı geçen konseyin uluslararası
toplumunda önemli bir yeri vardır. Onu Avrasya bölgesinde barış, kalkınma ve
istikrarı sağlayacak araçları tamamlayıcı itibarlı bir uluslararası teşkilata
dönüştürmeyi başlıca amaçlarımızdan biri olarak belirlemiş bulunuyoruz.
Bölgesel sorumluluk prensiplerine
uygun olarak dış politikada bölgesel istikrar ve kalkınmaya büyük önem veren Türkiye
karşılıklı etkileşim meseleleriyle ilgili olarak ortaya çıkan girişimlere tam
destek vermektedir.
Avrasya Birliği’nin kurulması hakkında
tartışmalar çeşitli ortamlarda, özellikle bilim adamları arasında geniş çaplı
yapılmaktadır. Böyle fikirlerin hararetli tartışılmasının dış politikada karar
alınmasında ve onların hayata geçirilmesinde çok önemli olduğunu düşünüyoruz.
-Türkiye Cumhuriyeti Kazakistan’ın bağımsızlığının tanıyan ilk ülkedir.
Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev liderliğindeki Kazakistan’ın gelişim
seviyesine ve Kazakistan ile Türkiye arasındaki ilişkilerin bugünkü durumunu
nasıl değerlendiriyorsunuz?
-Kazakistan, çok değerli kardeşim
Sayın Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev’in yapıcı ve ileri görüşlü
politikaları sayesinde bağımsızlığını kazanmasından bu yana geçen kısa süre
içinde kendi bölgesinde lider ülkeye ve küresel barış ve istikrarın direğine dönüştü.
Türkiye bu başarıların hepsini takdirle karşılamaktadır.
Kazakistan’la kökleri bir Türkiye,
iki ülkenin arasındaki kardeşliğin bir gereği olarak elbette Kazakistan’ın
bağımsızlığının tanıyan ilk ülke olmuştur. Türkiye, Kazakistan ile her zaman ve
her geçen gün daha da güçlenen karşılıklı etkileşim ve işbirliği içerisinde
oldu. Bizim bu yaklaşımımıza da Kazak kardeşlerimiz de aynı şekilde cevap verdi.
Bu şekildeki çaba ve gayretlerimiz, tesis edilmesine bu sene 20 yıl dolan iki ülke
arasındaki diplomatik ilişkileri stratejik ortaklık seviyesine yükseltti.
Kazakistan Türkiye’nin bölgedeki
en önemli ticari ve ekonomik ortağıdır. Her geçen gün artmakta olan iki taraflı
ticaret hacmi bugünlerde tahminen 3 milyar dolara ulaşmış bulunmaktadır. Bu rakamı
kısa bir süre içinde 10 milyar dolara ulaştırmayı hedefliyoruz. Eğitim ve
kültür alanındaki örnek alınacak işbirliği de önemli ölçütlerinden biridir.
Kazakistan’ın Avrasya bölgesinin
önemli oyuncusuna dönüşmesi işbirliği kapsamının çerçevesini büyüttü. Esasında Türkiye
ile Kazakistan’ın işbirliği sadece iki taraflı değil, ayni zamanda AİGÖK (Asya'da
İşbirliği ve Güven Arttırıcı Önlemler Konferansı), İİT (İslam Ülkeleri İşbirliği
Teşkilatı), AGİT ve BM gibi bölgesel ve uluslararası teşkilatlar çevresinde de
hızlı bir şekilde güçlenmektedir.
- Bu sene Astana Türk dünyasının kültürel başkentli olarak ilan edildi.
Türk şirketleri Astana’nın inşasına önemli katkı sağladılar. Bir zamanlar İstanbul
şehrinin belediye başkanı ve şimdi hükümet başkanı olarak Astana şehrinin gelişmesi
hakkında ne düşünüyorsunuz?
-Elbette Astana şehrinin muazzam gelişmesini
yakından takip etmekteyim. Astana kısa bir süre içinde Asya’nın parlayan
yıldızına dönüştü. Bunu hakikaten tarihi bir başarı olarak değerlendirmekteyim.
Kazakistan’ın hızla gelişmesinin
sembolü olan Astana şehrinin inşasında Türk şirketlerinin de büyük emekleri
vardır. Şahsen ben bundan övünç duyuyorum. Astana şehrinin 2012 yılında Türk dünyasının
kültür başkenti olarak ilan edilmesi, hiç şüphesiz ki, gurur verici bir olaydır.
-Bu sene Kazakistan’da Semavi ve Geleneksel Din Liderlerinin IV.
Kurultayı gerçekleşecektir. Türkiye ise Medeniyetler İttifakına öncülük
yapmaktadır. Dinler ve medeniyetleri birbirine yaklaştıran bu çalışmaların
dünya barışına yapacağı katkıları hakkındaki düşüncelerinizi bizimle paylaşır
mısınız?
-Dünyada meydana gelmekte olan
olumsuz olayların çoğunluğuna cehalet ile hoşgörüsüzlük ve bunların sonucunda
ortaya çıkan yanlış algı ve korkular sebep olmaktadır. Gerginliğin Ortadoğu’daki
sorunlar ve 11 Eylül olayları ile daha da arttığı ve dünyadaki barış ve
istikrara tehlike oluşturduğu bir dönemde İspanya Başbakanı Zapatore ile
birlikte Medeniyetler İttifakını kurma teklifini yapmıştık. Biz bu girişimle
çatışmaların, tehditlerin ve gerginliklerin önünü almak istedik. Medeniyetler
ittifakı girişimi insanı insan yapan değerleri buluşturan, yaklaştıran ve
teşvik eden bir girişimdir.
Medeniyetler İttifakı’nın Birleşmiş
Milletler teşkilatı tarafından desteklenmesi bu açıdan çok olumlu ve doğru bir karardır.
İttifakın dostluk grubundaki ülkeler ve uluslararası teşkilatların sayısı kısa
bir sürede 130'u geçmesi genel olarak insanların çatışmayı değil, uzlaşmayı
tercih ettikleri hususundaki inancımızı pekiştirdi.
Medeniyetler İttifakı dünyanın
birçok bölgesine olumlu etki yaptı. İttifak çeşitli dini görüşleri, çeşitli
kültürleri, grupları ve teşkilatları bir araya getiriyor; birbirleri ile
tanışmalarına vesile oluyor ve aralarında dostluk ile verimli işbirliğinin
kurulması için gerekli şartları oluşturuyor. İnsanların birbirlerini yakından
tanımaları istenmeyen olayların meydana gelmesini önler.
Böylece Medeniyetler İttifakı
dünya barışına önemli katkılar sağlamaktadır. Bu yüzden tüm ülkelerin bu
ittifakı desteklemesi çok önemlidir.
Bu fırsatı değerlendirerek bütün
ülkeleri Medeniyetler İttifakına mali destek vermeye davet ediyorum.
-Kazakistan’a yapmakta olduğunuz bu resmi ziyaretten ne bekliyorsunuz,
ayrıca dilek ve temennileriniz nelerdir?
-Kazakistan’a bir kere daha
ziyaret etme fırsatı bulduğum için çok mutluyum. Orta Asya Türkiye’nin dış
politikasının stratejik temelini oluşturmaktadır. Biz tarihimiz, kültürümüz ve
dilimiz ortak olan ülkelerle ilişkilere her zaman en büyük önem ve önceliği
vereceğiz. Bu çerçevede dostumuz kardeşimiz ve stratejik ortağımız Kazakistan
ile ilişkilerimizi tüm alanlarda güçlendirmek istiyoruz. Ziyaretimizin temel
amacı da budur.
Ziyaretim esnasında değerli
kardeşim Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev beyefendi ile Başbakan Karim Masimov,
Senato Başkanı Kayrat Mami ve Meclis Başkanı Nurlan Nıgmatulin ile bir araya
gelip görüşmelerde bulunacağız. Değerli dostum Başbakan Karim Masimov beyefendi
ile birlikte Türk-Kazak İş Formuna katılacağız.
Bu ziyaretim esnasında kardeşim Cumhurbaşkanı
Nursultan Nazarbayev ile yüksek seviyeli Stratejik İşbirliği Konseyi’nin
kurulmasıyla ilgili bir ortak bildiriyi imzalayacağız.
Ayrıca imzalanacak çok önemli bir
diğer belge “Yeni Sinerji” başlıklı ortak ekonomik program ülkelerimizin karşılıklı
menfaatleri, öncelikleri ve ümitleri için yol haritası görevini ifa edeceğine
inanıyorum.
Ziyaretimin iki taraflı
ilişkileri tüm alanlarda güçlendirmek için somut ve verimli neticelere vesile
olmasını temenni ediyorum.