Güzel gülen çocuğun ardından...
Sen bilmezsin paşa.
Ne çilelerle büyüttüm bu oğlanı.
İstersen sor annene.
Anlatsın sana, iyice dinle, çok iyi dinle.
Benim sana verecek bir oğlum yok paşa.
Al bombanı, sür tankını.
Kolaysa sen öl, oğlumu bana bırak.
Al silahını, kur savaşını.
İstersen oyna, oyna bu oyunu.
Tek başına ama tek başına...
Aygül Erce
Mazlum (Mazlum Erenci) ile hiç tanışmadım. Kendisi ile Diyarbakır'da
görüşecektik. Ama olmadı. Daha sonra da görüşme ihtimali yoktu, çünkü
Mazlum artık dağ yolunu tutmuştu. Daha sonra Mazlum'un ismini birçok
kere duydum. Taş atan çocuklarla ilgili yaptığım bir araştırmada, taş
attığı gerekçesi ile cezaevine girip çıkan bir çocuğa, "Cezaevinden
çıktıktan sonra gerillaya katılan arkadaşın var mı?" diye bir soru
sormuştum. O da "Evet, Mazlum Erenci diye bir arkadaşımız vardı. Taş
attığı gerekçesi ile cezaevindeydi, çıktıktan sonra gerillaya katıldı"
dedi. Yine aynı durumda olan başka çocuklarla sohbet esnasında da
Mazlum'un ismi sıkça geçiyordu. O'nu tanıyanlar çok güzel güldüğünü
söylüyorlardı. Şimdi kendime çok kızıyorum. Ne olursa olsun o
görüşmeyi ertelememem gerekiyordu. Eminim Mazlum'un yaşadıkları, neden
dağa gitmek istediği, anlatacakları çok değerliydi ama ben onun
gerekçelerini duyamadım.
Mazlum düne kadar TMK mağduru bir çocuk idi, gözaltına alındı,
cezaevinde yattı, gerilla oldu, bugün ise cenazesi geldi bu toprağa.
Mazlum'un tabutunu TMK mağduru çocuklar taşıdı. O çocukların
"Yıkamayın, Mazlum'umuz dağ kokuyor" ağıtları yürekleri dağlıyordu. O
çocukları çok iyi tanıyorum ve bundandır ki; çok iyi anlıyorum. Dün
hepsi birer çocuktu, düşüp dizleri kanadığında annelerinin kucağına
koşuyorlardı. Bugün ise devlet, onları annelerinin kucağından alıp,
zindana atıp, her türlü işkenceyi yaptı, yapmaya da devam ediyor ve
bundandır ki; bu çocuklar zulmün baskısı altında çabuk büyüdüler...
29 Haziran da, Dersim'in Çemişgezek ilçesinde Mazlum ile birlikte
Yozgatlı TKP-ML TİKKO üyesi Yordal Yıldırım da hayatını kaybetti... Bu
iki gencin biri Türk, diğeri Kürt... Mazlum 1992 yılında, sürek avının
yapıldığı, insanların güpegündüz katledildiği Diyarbakır'da doğmuş ve
savaşın mizacına büyümüş. Yordal ise 1979 yılında Yozgat da doğmuş,
Alevi bir ailenin çocuğu olarak yurtdışında büyümüş. Biri dilini,
kimliğini yasaklayan, ötekileştiren, yok sayan, inkâr eden sisteme
karşı gelmek için, diğeri ise demokratik bir Türkiye ve halkların
eşitliği uğruna gerillaya katılmış... İki gencecik fidan...
Mazlum'un cenazesi, Diyarbakır'a, Yordal'ın ise Yozgat'a gitti, her
iki gencin tabutlarını binler taşıdı. Her ikisinin annesinin yüreği
dağlandı, sevenleri yitirdiklerinin arkasından gözyaşına boğuldu.
Bu iki genci de dağlara savuran nedenlerin hangisine itiraz edeceğiz?
Demokratik-eşit bir Türkiye inanışlarına mı? Kürt sorunun bir an
çözülmesini istemelerine mi? Hangisine?
Herkesin ama herkesin ön yargılarından kurtulup, şapkasını önüne alma
vakti geldi de geçiyor... Onları "Terörist" diye yargılayacaklarına,
onların neden dağa çıktıklarını sorgulamaları gerekmez mi? Sonuçlar
üzerinden değil de, nedenler üzerinden tartışsak, konuşsak belki de
biraz olsun sorunların çözümüne katkımız olur...
O generaller de tek başlarına oynasınlar savaş oyunlarını ama bizim
çocuklar olmadan...
Esra ÇİFTÇİ