Google Groups no longer supports new Usenet posts or subscriptions. Historical content remains viewable.
Dismiss

Korku Toplumu ve McCartizm-4

45 views
Skip to first unread message

vatandas

unread,
Jan 24, 2009, 8:37:39 AM1/24/09
to
HOLLYWOOD MUHBİRİ: ELİA KAZAN
Rum kökenli ünlü yönetmen, Amerikan Karşıtları Komitesi'nin
sorgulamalarında McCarthy ile işbirliği yaptı. Kendisi ihbarlarının
üzerine yükselen parlak kariyerinin tadını çıkarırken, arkadaşları hapse
atıldı

Dört yaşında ABD'ye göç eden Elia Kazan, Kayserili Rum bir aileye
mensuptu. Asıl adı Elia Kazancıoğlu'ydu. Yale Üniversitesi'nde tiyatro
öğrenimi gören Kazan, Broadway'in en iyi yönetmenleri arasındaydı. Oyun
ve filmleri Amerika'nın çatışmalarıyla yakından ilgiliydi. 1948'de ilk
filmlerinden 'Centilmenlik Anlaşması'yla Oscar kazanmıştı. Marlon
Brando, James Dean, Natalie Wood, Warren Beaty gibi oyuncuların
yaratıcısıydı.
Parlak başlayan kariyeri 1952'de Amerikan Karşıtı Faaliyetler
Komitesi'ne verdiği ifade ile siyah bir gölgeyle kaplandı. McCarthy ile
işbirliği yapan Kazan arkadaşlarını ihbar ederek, bir kısmının hapse
atılmasına, bir kısmının işsiz kalmasına neden olmuştu.
1997'de Cumhuriyet Gazetesi'ne verdiği röportajda McCarthy
sorgulamalarındaki tavrıyla ilgili olarak "Doğru olduğuna inandığım
şeyi yaptım. Özür dilemiyorum. Utanmıyorum. Ve beni mutsuz etmiyor."
diyen Kazan, bir yıl sonra, Hollywood yıldızlarının protestoları
altında aldığı Oscar heykelini kaldırırken 'utanıyorum'dan başka söz
söylememişti.

Hiç affetmediler
Viva Zapata, İhtiras Tramvayı, Amerika Amerika, Cennetin Bahçesi gibi
önemli filmlere imza atan, Oscar'dan, Altın Küre'ye sayısız ödül kazanan
Elia Kazan'ın sinema adına giriştiği hiçbir çaba muhbir olduğunu
unutturmaya yetmedi.
McCarthy sorgulamaları yüzünden ABD'yi terk etmek zorunda kalan yönetmen
Joseph Losey, 20 yıl sonra Cannes Film Festivali'nde Kazan'a ödül
verilmesi gündeme gelince, eski dostuna lanet yağdırdı. Losey cadı
avının İngiltere'ye sıçraması üzerine orada da ancak takma isim
kullanarak çalışabilmişti. Senarist Abraham Polonsky de Oscar töreni
öncesi "Umarım ödülünü alırken biri onu vurur" diyerek tepkisini gösterdi.
Anadolu'dan göç eden bir Rum olan Kazan'ın muhbirliği seçmesi,
'Amerikalı' sayılmak için dönemin egemen güçlerine yaranma çabası olarak
değerlendirildi.

Kendini filmlerle aklamaya çalıştı
Kazan'ın 'istemeden işlediği bir suç yüzünden arkadaşları tarafından
cezalandırılan liman işçisi Terry'nin hikayesini anlattığı Rıhtımlar
Üzerinde (On the Waterfront) adlı filmin kendi otobiyografisi olduğu
düşünülüyor. Filmde, öldüresiye dövülmesine rağmen ayakta kalan ve
destekçileriyle beraber dimdik yürümeye devam eden Terry'de, Kazan'ın
MacCarthy sorgulamalarındaki tavrını anlattığı söyleniyor.

Yıllar sonra gelen itiraf:
UTANIYORUM
Hollywood altın çağını yaşarken yaptığı ihbarla bir çok sinemacının
işsiz kalmasına neden olan Elia Kazan'a verilen 'Onur Oscar'ı büyük
tartışmalara yol açtı. Ödülün gerekçesi, Kazan'ın sinema sektörüne
yaptığı 'endüstriyel katkılar'dı. Oysa Kazan 1950'lerin Amerikan
sinemasını baltalayan isimlerin başında geliyordu.
Ed Haris, Nick Nolte, Susan Sarandon, Tim Robins, Jesica Lange gibi ünlü
oyuncu ve yönetmenler durumu protesto etmek için Oscar törenini terk
ettiler. Ödülünü almak üzere sahneye çıkan Kazan titriyordu. Bitkin bir
halde eline aldığı Oscar heykelciğini havaya kaldırdıktan sonra
mikrofona eğildi ve elleri gibi titreyen ve zor duyulan sesiyle şöyle
dedi: Utanıyorum!

Elia Kazan Oscar'ı protestolar arasında aldı

Direnenler hep kaybetti...
Kimi mesleğine, kimi ülkesine, kimi de yaşamına veda etti... Muhbirliği
reddeden ünlü isimlerin hikayeleri acıklıydı Köle kökenli bir aileden
gelen Paul Robeson'ın en belirgin yanı 'ırkçılıkla mücadele'ydi. 1934'te
Sovyetler'i ziyaretinden sonra sosyalizmden etkilenmişti. Bir konseri
sırasında Klu Klux Klan'ın saldırısına uğradı. Nazım Hikmet şiirleri de
besteleyen Robeson'un pasaportu iptal edildi. Hayatının sonuna kadar FBI
gözetiminde yaşadı.
Senarist Ben Barzman Fransa'ya sürgün edildi.
Paul Jarrico, Tom, Dick ve Harry filmiyle 1941'de Oscar'a aday
gösterilmişti. Kara listeye girdikten sonra mesleği bıraktı.
Howard Fast Yahudi kökenli bir Amerikalıydı. Komünist Partisi üyesi olan
yazar siyahlara karşı sergilenen ayrımcılık üzerine araştırmalar
yayınlıyordu. Bu konudaki en bilinen eseri olan Hürriyet Yolu, daha
sonra film yapılmış ve Muhammed Ali başrolünde oynamıştı. McCarthy
sorgularından sonra hapse atılanlar arasında bulunan Fast'in burada
yazdığı Spartacus, Amerika'nın korku yıllarında hiçbir yayıncı
tarafından basılmamıştı. Bu kitap da yıllar sonra Stanley Kubrıck
tarafından filme çekildi. Nazım Hikmet için de şiir yazan Fast yıllarca
iş bulmakta zorlandı ve takma isim kullandı.

Hâlâ korkuyorlar
İnsan ruhunun iç çatışması, kişilikteki iyi ile kötünün rekabetini
anlatan ve sinemanın başyapıtları arasında sayılan Dr.Jekyll and Mr.
Hyde'ın oyuncularından Rose Hobart, Sinema Oyuncuları Sendikası'ndaki
faaliyetlerinden dolayı sinemaya veda etmek sorunda kaldı.
Elia Kazan'ın yakın dostu olan ve kariyerinde de önemli katkısı bulunan
yazar Arthur Miller McCarthy döneminin baskıcı ve hukuk tanımaz
uygulamalarını eleştiren The Crucible/Cadı Kazanı hikayesi önce filme
çekildi, sonra da tiyatro olarak sahnelendi. Komitenin ağır eleştirilere
tabi tutulduğu oyunun sahneye konmasının ardından, ifade vermeye
çağrılan Miller bunu reddettiği için hapis ve para cezasına mahkum edildi.
Üzerinden yıllar geçmesine karşın Amerikalı sanatçılar McCartizmin soğuk
nefesini enselerinde hissetmeye devam ettiler.
Son olarak ABD'nin Irak'ı işgalini eleştiren Michael Moore ve Jessica
Lange gibi isimler vatan hainliğiyle suçlandı. İyi ve Kötünün Bahçesinde
Geceyarısı'nda filminde eşcinsel bir karakteri canlandırdığı için
eşcinsellikle etiketlenen Kevin Spacey sektörün içinde bir yerlerde
bastırılmış korkuyu açıkladı: " Bu, McCarthy döneminin sürdüğünün açık
bir kanıtıdır "

Şarlo'nun vedası...
Melon şapkalı, bol pantolonlu, kocaman ayakkabılı, bastonuyla sürekli
sakarlıklar yapan Şarlo tiplemesiyle dünya çapında tanınan Charlie
Chaplin de sorguya çağrılan isimler arasındaydı. Birçok başyapıta imza
atan Chaplin'in, Altına Hücum filminde komünizm propagandası yaptığı
iddia ediliyordu. İngiliz olan Chaplin, sadece McCarthy'nin istediği
isimleri değil, Amerikan vatandaşı olmayı da reddetti. Artık hedef
tahtasındaydı. Genç kadınlarla yaptığı evliliklerden, bir filminde ABD
memurunun tekmelendiği bir sahne bulunmasına kadar her konunun malzeme
edildiği, büyük bir linç kampanyasıyla karşı karşıya kaldı. Anılarında
hiçbir zaman komünist olmadığını belirten Chaplin sorgulamasında
"komünist değilim" demek yerine "komünist olmak en doğal hakkımdır"
dedi. Amerika'ya girişi yasaklandı ve ailesiyle birlikte İsviçre'ye
yerleşti. Amerika yirmi yıl sonra kapısına Chaplin'e açtı. Hem de Oscar
Özel Ödülü vermek üzere.

SELCAN TAŞÇI

0 new messages