Dikenli Düz

0 views
Skip to first unread message

metin atamer

unread,
May 17, 2016, 9:13:05 AM5/17/16
to Turkiye-i...@googlegroups.com
Dikenli Düz
Çok dikenli bir tarlanın ortasında durmaktayız, ne yana yürüsek, üstümüz başımız dikenlerle kaplanmakta. Hani derlerya aşağı itsek sakal yukarı üflesek bıyık misali bir yerdeyiz. Nereye baksak başka bir tehlikenin her an çıkabileceği bir ortamda yaşadığımızı tesbit etmemiz gerekir. Şehit cenazelerinin her geçtiğimiz gün arttığı bir vatan savunmasının yaşandığı günümüz Türkiye’sinde, bir çok konuda maddeten ve manen kaybettiğimizi düşünmekteyim. Hani Amerika’nın büyük ortadoğu projesini gün be gün işlediği ve Türkiye’ninde içine çekilmeye çalışıltığı bir projeden senelerdir bahsedilmekte.
Bu proje 1856 yılında Amerika’nın dört zırhlı savaş gemisinin boğazda demir atması ile başlayan ve hala Orta Doğuya şekil vermeye çalışılmakta olan proje. Hatırlarsanız Düyun-u Umumiye’nin de başlangıç tarihi aynı döneme rastlar. Danıştayında kuruluşu bu tarihi taşımakta. Bunu anlamamak için insanda bir zeka eksikliği olduğunu düşünmekteyim. İnsanların Orta Doğunun yeniden şekillenmesinde telef olması, hayatların sönmesi, toplumun yerlerinden olması bile onları pek ilgilendirmemektedir. Irak Kralı Faysal’ın öldürülmesine , Mısır Devlet Başkanı Envar Sedatın suikasta kurban gitmesine , İran’da 2000 yıllık Muhammed Rıza Şah Pehlevi nin döneminin sona ermesi için bütün ülkelerdeki  dinamikleri değiştirip alt üst eden güçleri, yok sayamayız.  
Geçtiğimiz 15 senedir pusulası şaşan dış siyasetimizin ne on sene, ne beş sene nede birkaç senelik bir rotasının olduğuna inanmamaktayım. Sanki olayların gelişmesini takip edip, vira rota değiştiren tekneler gibi, bir o yana bir bu yana yalpa vurmaktayız. Bir ülkenin iç dinamiklerini değiştirmek istersen muhaliflere el altından destek verirsin. Bunu her ülke yapmakta. Doğru planlanmassa Hindistan’la Pakistan’ın gizli dalaşması gibi , sizde Suriye’deki muhalifleri desteklemek için verdiğiniz silahlar, el değiştirip terör örgütü tarafından size karşı kullanılmasını seyredersiniz.  
Terör bayram demez, seyran demez, senin bütün şehirlerinde inlerini kurar. Bilinç altı yıkanmış intihar elemanı bulmaları çok kolaylaşır. Bunların varlığından haberdar olduğunuzu söylemeniz bile, bir densizliktir. Ülkemde bu konuları dile getiren yüksek profilli gazetecileri, sudan sebeplerden tutuklarsanız, Polis devleti yönünden iyi bir adım atmış olursunuz. Avusturya’lı Adolf Hitler’in hayat hikayesini  iyi okuyup değerlendirirseniz, sanki bu günlerde ruhunun ülkemde yaşadığına inanasım gelmekte.
Güney doğuda bir savaş vermekteyiz, Berlin de baloya katılan bir Füreri tiyatro sahnnesinde seyreder gibi hisse kapılmaktayım. Hani her ikisinin bıyıkları bile bir birine benzemeseydi, daha iyi olurdu diye düşünmekteyim. En azından burada ayrışırlar diyeceğim amma, bıyık bile aynı. Sinirlendiği zaman kaşlarının çatılması bari değişik olsa diye düşünmekteyim amma heyhat, yüz ifadeleri de aynı. 
Esas içerlediğim konu ise kanıtlanmamış bir asparagus haberle şerefli Türk Subaylarını günlerce , haftalarca, aylarca hatta senelerce hapislere gönderilmesine vesile olmuş  bir insanın, ekranlara çıkıp ‘ Ben o savcının savcısıyım ‘ diyen Beştepe’linin kızının nikah davetine gidilmesi, bir komutan olarak silah arkadaşlarına, ikbal adına, ihanet olduğunu düşünmekteyim. Milletin bunca acısı varken, bir çok evde yas tutulurken, nikah kutlamasına katılmak  , güneydoğuda görev yapması gerekirken  insansız hava aracının, Beştepe’linin kişisel gösterilerine alet edilmesinide içime sindirememekteyim.
Benim Mehmetciğim dağlarda canını, evlenecek iki kişi için risk etmemesi gerektiğine gönülden inanmaktayım. Eğer görev yapmak istiyorsa bir komutan, şehit ailelerin evlerine taziyeye gitmende daha hayır vardır diye bir sözüm geldi söyledim hem nalına hem mıhına.
Metin Atamer   


On Monday, May 9, 2016 1:54 AM, "Turkiye-i...@googlegroups.com" <Turkiye-i...@googlegroups.com> wrote:


"M.Kemal Adal" <adalk...@gmail.com>: May 09 12:10AM +0300

9 Mayıs 2016 Pazartesi
KUR’AN’A GÖRE GÜZEL AHLAK ÇERÇEVESİNDE HOŞGÖRÜ VE BAĞIŞLAMA
<https://kemaladal.blogspot.com.tr/2016/05/kurana-gore-guzel-ahlak-cercevesinde.html>
 
 
 
 
*Vikipedi, Özgür Ansiklopedi de hoşgörü:*
 
*“Müsamaha, tahammül, katlanma, görmezden gelme veya göz yumma;
başkalarını eylem ve yargılarında serbest bırakma, kendi görüşümüze ve
çoğunluğun görüş biçimine aykırı düşen görüşlere sabırla, hem de yan
tutmadan katlanma demektir. İzin verme, aldırmama, iyi karşılama
anlamlarına da gelir.*
 
*Sosyal ilişkilerde bir tarafın, bazen farkında olmadan, kasıtlı olmayarak,
bazen de kasıtla diğer tarafa (maddi/manevi) zarar verebilecek bir sahne
yaratması durumunda, diğer tarafın bunu görmezden gelerek veya cevabından
vazgeçerek ödün vermek tahammülünü (erdem) gösterebilmesidir.” *
 
*Diye tanımlanıp, açıklanmaktadır.*
 
*Bütün evrensel “değer yargıları” kişilerin algılama ve yorumlamalarına
göre, kişilerce değerlendirildiği haliyle, sözlerine ve eylemlerine
yansır. *
 
*“Hoşgörü” de öyle…*
 
*Bu sebeple güzel düşünen kişilerin de:*
 
*DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ:*
 
 
*https://kemaladal.blogspot.com.tr/2016/05/kurana-gore-guzel-ahlak-cercevesinde.html
<https://kemaladal.blogspot.com.tr/2016/05/kurana-gore-guzel-ahlak-cercevesinde.html>*
Selam...
 

T.C. / M. Kemal Adal
 
https://kemaladal.blogspot.com.tr/
Alaettin Hacimuezzin <hacim...@yahoo.com>: May 08 08:37PM

ANNELER GÜNÜ HK:Anneler Günü'nde yaşayan ve  vaktiyle yaşayan anneler bizleri ve çocukları da doğuran anneler hepinizin hakkını kim ödeyecek? Anne olsun olmasın tüm kadınlara-ikinci sınıf İnsan saymayı savunanlar(*) ,tecavüzü görmezden gelenlere(**)  söyleyecek sözlerimiz var.Kadın erkek herkese çağdaş ilk-orta-yüksek eğitimde eşitlik ,işte eşitlik , yöneticilikte eşitlik imkanı sosyal adalet içinde bir yaşam hayal ederek Anneler Gününü kutlarız.-(*): Cinsiyeti tercih kendi irademiz mi? Erkek olarak doğmak -Yaradan'a saygı varsa- ayrıcalığa yol açmasın-(**):Gönül'den düşme sakın berbat olursun! Alaettin HacımüezzinİZÇEP(İzmir Çevre Gönüllüleri Platformu)cevregonullu...@yahoogroups.comwww.facebook.com/groups/707201626044725/
"Özel Büro (Dig.Security.İŞNET)" <digi.s...@isnet.net.tr>: May 08 12:50AM +0300

<http://www.altayli.net/wp-content/uploads/2016/04/Iklil_Kurban019.jpg>
 
Yıl 1990 Ağustos ayı, yani bundan tam 20 yıl önce, Tatar ulusu tüm dünyaya
bağımsızlık bildirisini ilan etmişti. Bu bir rastlantı değil, "Yaşlı Tarihin
Yankısı" idi. Bilindiği gibi Tatar devletinin başkenti olan Kazan şehri,
1552 yılının Ekim ayında, başında Çar Korkunç İvan'ın (1530-1584) bulunduğu
150.000 kişilik Rus ordusu tarafından işgal edilmiş ve insanlık tarihinin en
facialı-en kanlı Tatar soykırımı gerçekleştirilmişti. Erkek-kadın-çocuk
demeden 30.000 kişilik Kazanlı Tatar kılıçtan geçirilip, şehir büsbütün
Tatardan arındırılmıştı. Fakat bu soykırım Tatarların sonu değildi. İşte o
günden bu güne kadar geçen bu 458 yıl (1552-2010), geride kalan Tatarların
ulusal intikamı uğruna-kaybettiği devleti uğruna, Ruslara karşı aralıksız
savaş yılları olarak tarihe geçmiştir. Yüz yıllar boyu sürüp giden bu ölüm
kalım savaşı, insanlık tarihinde ve günümüz dünyasında da, bir intikam
örneği-bir direniş sembolü olarak algılanmaktadır. Evet, bu korkunç soykırım
gereği Ruslar, Tatarların ezeli ve ebedi düşmanı olma kimliğini kazanmıştır.
 
Bir ulus için bağımsızlıktan daha değerli, bir birey için özgürlükten daha
tatlı hiçbir şey yoktur. Tatar ulusu tüm tarihi boyunca bu değerlere bağlı
ve sadık kalmış, canı pahasına en çetin savaşları günümüze kadar sürdüre
gelmiştir. Tatarlara göre, bağımsızlık ve özgürlük "benim karakterimdir."
 
Kazan şehrinin düşmesi tüm Kazan Hanlığının, tüm Tatar dünyasının düşmesi
anlamına gelmez. Kazan Hanlığının son hanı Süyümbike'nin kardeşi Ali Ekrem,
Batır Şah ve Salavat Yolay gibi kahramanlar başkanlığındaki çetin ve kanlı
direnişler yıllar boyu sürüp gidecektir. Sibirya Tatarlarının hanı Küçüm
Han'ın Ruslara karşı yürüttüğü ölüm kalım savaşı Moskova'yı derinden
sarsacaktır. Sadece kaba güç kullanma yoluyla Tatarları yok etmenin
olanaksızlığını kabul eden Ruslar, Tatarların
Hıristiyanlaştırılmasının-Ruslaştırılmasının çarelerini ararlar ve bu işte
bir dereceye kadar başarılı da olurlar. Bugünkü Kreşin (Tapındırılmış)
Tatarlar bu çarelerin ürünüdür. Fakat Ruslar ne yapsalar da Tatarlar bitmez.
 
XX. Yüzyıl başları. Rus-Japon Savaşı ve Şubat-Ekim Devrimleri sonucu,
kuruluşunu Çar Korkunç İvan'ın başlattığı Avrasya'nın yarısını işgal etmiş
Çarizm Rusya'sı sarsılır. Bu fırsatı değerlendiren Tatarlar tarihlerinin en
yalın ve en şiddetli siyasi savaşını başlatırlar. Başında Mirseyit
Sultangaliyev (1892-1940), İlyas Aklin (1895-1937) ve Zeki Velidi
Toğan'ların (1890-1970) bulunduğu bu siyasi savaş, Lenin (1870-1923) ve
Stalin'in (1879-1953) aldatıcı oyunları sonucu amacına ulaşamaz.
Sultangaliyev ve Alkin'ler öldürülür, Toğan yurt dışına kaçar. Zamana ayak
uydurmada çaresiz kalan Çarizmin yerini komünizm alır, fakat Rusya sınırları
sabit kalır.
 
XX. Yüzyıl sonları. Aynı Çarizm gibi komünizm de zamana ayak uydurmakta
çaresizdir. Demokrasi, özgürlük ve ulusal devlet ilkelerinin gittikçe
güçlenerek bayrak kaldırması sonucu, dünyamızda Çarizme yer kalmadığı gibi
komünizme de yer kalmadığı anlaşılmaktadır. İnsanlık, artık insan hakları
kavramını anlamış ve bunun gereği, insanlık düşmanı emperyalizmin
bulunmadığı bambaşka yeni bir düzen-yeni bir dünya arzulamaktadır. Tüm
tarihleri boyunca emperyalizm uğruna kan dökmüş olan Ruslar çaresizdir...
 
Bağımsızlık ve özgürlük uğruna canını feda eden Mirseyit Sultangaliyev'ın
öldürülmesinden tam yarım yüzyıl (1940-1990) geçmişti. Yıl 1990 Temmuz ayı,
Boris Yeltsin Tataristan'a gelir. O, Tataristan'ın birçok bölgelerini
gezdikten sonra, Kazan'daki Yazarlar Birliğinin salonunda Tatar aydınlarının
sorularını yanıtlar. Onun konuşması içindeki en can alıcı deyişi,
"Bağımsızlık istediğiniz kadar olsun, ne kadar hazmedebilseniz, o kadar
olsun" olmuştur. Yeltsin bu deyişi ile Tatarlar arasında ne kadar taraftar
toplayabildiyse, Tatarlar da bu deyişi kendi amaçları uğruna o kadar
kullanabilmiştir. Elbette o zaman Rus Emperyalizme karşı esen,
demokrasi-özgürlük-ulusal devlet ilkelerinin yıkıcı-güçlü esintilerini sağ
selim atlatabilmede bu deyişin Yeltsin için çok yararlı olduğunda hiç kuşku
yoktur. Fakat bu deyişin aldatıcı etkisi, Tatarları geleceğe dönük tedbirsiz
bırakmakla kalmamış, Tatar bağımsızlık inancını "Rus güvencesi altına
almıştır"(!)
 
Böylece Tatar ulusunun yüzyıllar boyu uğrunda savaştığı, bağımsızlık ve
ulusal devlet olarak yüreklerine işlenmiş arzularının gerçekleşeceği günler
gelip çatmış gibiydi. Yeltsin'in deyişini de arkasına alan Tatarlar 30
Ağustos 1990 yılında "Devlet Bağımsızlığı Bildirisi"ni emin bir halde
dünyaya ilan ederler. İşte o günden başlayarak 30 Ağustos bağımsızlık
bayramı olarak coşkulu bir şekilde kutlanmaya başlar. Bu bayramın coşkusunu
yaşamak, 30.08.1995 günü bana da nasip olmuştu. Fakat bu günlerde Tatar
ulusunun görünürde ne kadar mutlu ise de, eski günlerini hatırlatan
kaygıları da az değildi. Şubat 1994 yılında Rusya Devlet Başkanı Boris
Yeltsin ile Tataristan Devlet Başkanı Mintimer Şeymiyev arasında "Yetki
Paylaşımı" olarak adlandırılan bir anlaşma imzalanmıştır. Bu anlaşma gereği,
Tatarların bu güne kadar elde ettiği tüm hakları geçersiz sayılmış,
Yeltsin'in 1990 yılında söylediği aldatmacasının zamanı geçmiş-rolü bitmiş,
artık Emperyalist Rusya düştüğü yerinden kalkmıştır. Şeymiyev bu imzası
karşılığında Tatar bağımsızlığının bir numaralı haini olma kimliğini hak
etmiştir.
 
Yıl 2000, Yeltsin halef seçiminde yanılmaz,
yalancılıkta-namussuzlukta-ikiyüzlülükte kendisini aratmayacak kadar
mükemmel olan Vladimir Putin'i yerine koyup kendisi ölüme gider. Rusya adım
adım, görünümü farklı, fakat özü aynı olan Korkunç İvan'ın, Büyük Petro'nun
(1672-1725) ve Stalin'in yönettiği Çarizm ülkesi haline gelirken, bu yeniden
doğuş sürecinde eski KGB ajanı olan Vladimir Putin hayati rol oynamıştır. Bu
sebeple Tatarlar Putin'e "Küçük Stalin" adını vermiştir. Putin iktidara
gelir gelmez 300.000 Çeçen'i boğazlayarak Çeçen bağımsızlık sorununu
bertaraf ederken, sırada Tatar bağımsızlık sorunu beklemekteydi. Putin
Çeçenlere kullandığı yöntemi Tatarlara kullanmaktan çekinir ve
sinsi-aldatıcı-ikiyüzlü yöntemlere başvurur. O sık sık Kazan'a gelir ve
bir-iki cümle Tatarca konuşup-Tatar yanlısı gözüküp, çevresindeki
yalakalarının alkışını kazanır. 2005 yılının Ağustos ayında, "Kazan'ın 1000
Yıllığı" denilen bir yalanın eşliğinde Kazan'a gelen Putin, dinleyicilerine
şöyle seslenir: "Kazan 1000 yaşındadır, bu yıl 30 Ağustos günü Kazan'ın
doğum günü olarak kutlanmalıdır. Bağımsızlık demek ne demek?! Rusya
devletinin ulusu yaratılacaktır!" der. Böylece Putin'e göre, 30 Ağustos
bağımsızlık günü, Kazan'ın doğum günü olarak bitmiştir. O bu sözlerini daha
da kalıcı konuma getirmek ve Tatar hainlerini çoğaltmak amacıyla, kendisinin
imzaladığı "Kazan'ın 1000 Yıllığı" adını taşıyan madalya almak isteyen
herkese verilir. Putin'in Tatarlara yönelik işlediği cinayetlerinin hızı
kesilmez-sonu gelmez. İçi tamamen boşaltılıp sadece adı kalmış Tataristan
Cumhuriyeti, Rusya'yı oluşturan 85 bölgenin biri haline getirilir; başkanı
Moskova tarafından tayin edilir; "Kazan Devlet Üniversitesi", "Bölge
Üniversitesi" olarak değiştirilir. vesaire. Şu günlerde Tatar okulları
sürekli kapatılıp, Tatar dilinin yok edilmesi Putin'in acil gündemindedir.
Putin'in Türklük aleyhindeki bu cinayetleri Kazan ile sınırlı kalmaz
Türkiye'ye de taşınmıştır.
 
Emperyalist Rusya'nın bugünkü böyle kudurmuş döneminde, aynı Çar Korkunç
İvan devrindeki hain Tatar mirzaları gibi, günümüzdeki ikiyüzlü Tatar
hainlerinin de alabildiğine at oynattığını nefretle seyretmekteyiz. Bunlar
yetmiyor gibi bazı çıkarcı-ilkesiz hükümetlerin de, Rusya karşısındaki
yalakalık eylemlerine de tiksintiyle şahit olmaktayız. Bunlar geçicidir.
Yaradılışından günümüze kadar tüm dünyayla-tüm insanlıkla düşmanlaşa gelen
Ruslar-zalim ve arsızdır. Vahşi eski Çarizm nasıl çöktüyse, kan içici
Sovyetler nasıl çöktüyse, başında cellat Putin'in bulunduğu bu yırtıcı yeni
Çarizm de öyle çökecektir ki, bu tarihin hükmü, insanlığın iradesidir.
Ruslar bundan 1000 yıl önce çıktığı eski inine-Moskova yöresindeki bataklığa
elbette geri dönecektir. Çünkü yaşamda ve doğada başkalarını yiyerek geçinen
yırtıcıların sonu hep böyledir. Onların işledikleri cinayetler, başkalarının
yurdunda kalabilme-yaşayabilme olanağını-saygınlığını yiyip bitirmiştir.
 
Türk-Tatar ulusu uzun tarihinde büyük kahramanlar, destanlar ve olağanüstü
mucizeler yaratmış ulu olan bir ulustur. Ululuk Türklüğün özünde vardır.
Yaradılışı alçak olan Rusların yarattığı bugünkü bu kölelik-kulluk elbette
geçicidir, ululuk karşısında alçaklık her zaman ölüme mahkumdur. Putin'in
Kazan'dayken Tatarlara karşı Çeçenlere oranla çekingen davranışının sırrı
budur-korku. Tüm canilerin ayrılmaz dostu korkudur.
 
[status publish]
 
[geotag on]
 
[publicize off|twitter|facebook]
 
[category istihbarat]
 
[tags TATAR TÜRKLERİ DOSYASI, İKLİL KURBAN, TATAR, BAĞIMSIZ, SAVAŞ]
"Özel Büro (Dig.Security.İŞNET)" <digi.s...@isnet.net.tr>: May 08 01:05AM +0300

[status publish]
 
[geotag on]
 
[publicize off|twitter|facebook]
 
[category araştırma]
 
[tags TARİH, Delhi, Türk Sultanları, Telingana Seferleri]
"Özel Büro (Dig.Security.İŞNET)" <digi.s...@isnet.net.tr>: May 08 01:09AM +0300

[status publish]
 
[geotag on]
 
[publicize off|twitter|facebook]
 
[category araştırma]
 
[tags TARİH, Doğu Akdeniz, İngiliz Ticareti, İskenderun, Londra, İngiliz
Ticaret Filosu]
"Özel Büro (Dig.Security.İŞNET)" <digi.s...@isnet.net.tr>: May 08 12:57AM +0300

SAADET ORUÇ
 
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında düzenlenen 13. İslam
Zirvesi, sonuçları itibariyle önemli fırsatlar sunan bir buluşma oldu.
"Dünya beşten büyüktür" şiarıyla Birleşmiş Milletler'in bir kaç küresel
aktörün satranç tahtası haline gelmesine güçlü bir itiraz geldi zirveden.
Yeni bir refleksle, küresel sistemde Müslüman ülkelerin hak ettiği yeri
yakalaması için zemin arayışlarına sahne oldu. Zirvenin önemini anlamak için
momentumu en basit haliyle tasvir edelim.
 
Müslüman ülkelerden savaşlar, felaketler, göç dalgaları eksik olmuyor. Batı
başkentlerinde neredeyse aylık periyotlarla, Ortadoğu kentlerinde ise aşağı
yukarı günlük formatlarda bombalar patlıyor. Patlayan her bombanın neden
olduğu onlarca kayıp da Müslüman ülkelerin hanesine fatura ediliyor. Batılı
için, yönetenlerinin özenle hazırladığı stratejilerinin sonucu olarak domuz
eti yemeyen, alkol almayan her kişi potansiyel terörist, kelime-i şahadet
getiren her Müslüman irkilerek bakılacak bir hedef haline gelmek üzere. Cadı
avına az kaldı Batı dünyasında. İslam adını kullanarak teröre başvuran
odaklarla mücadeleyi Müslüman ülkelerin ortak mücadelesi sonuca
ulaştırabilir. Batı'nın yakalandığı İslamofobi ve ayrımcılık hastalığından
kurtulmasına da yine İslam ülkeleri yardımcı olabilir. Ama önce
ekonomisiyle, güvenliğiyle, kadın ve gençlik gibi başlıklardaki
atılımlarıyla küresel sistemde söyleyecek sözü, yapacak itirazı ve önerecek
yöntemi olan bir noktanın yakalanması hedefleniyor.
 
Somut pek çok öneri getirildi. Daha önceki İslam Zirvelerinin aksine, lafta
kalmayan, hayata geçirilecek olan kararlar alındı. Türkiye, İİT'yi alışıldık
hantal yapısından kurtarmayı hedefliyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan başkanlığında
yeni bir paradigma oluşuyor. Batı'ya ters düşmeyen ama bu coğrafyanın da
söyleyecek sözü var diyen, ayakları yere sağlam basan, bağırmadan altını
doldurduğu gerekçeleriyle haklılığını ortaya koyan yeni bir duruş. Takipçisi
olalım hep birlikte. Barış ve adalet için.
 
Türkiye-İran: Bölgesel çözümler için ortaklık
 
İran Devlet Başkanı Hasan Ruhani Ankara'ya resmi bir ziyaret gerçekleştirdi.
Çok sayıda anlaşmanın imzalandığı stratejik öneme sahip bir toplantıya ev
sahipliği yaptı Ankara. Cumhurbaşkanı Erdoğan, İranlı muhatabı Ruhani ile
İslam Zirvesi vesilesiyle İstanbul'da bir araya gelmişti. Ankara'daki ikinci
randevuda, öncelikli olarak bölgesel sorunlara dışarıdan güçlerin değil,
bölgesel aktörlerin çözüm bulmasının önemine dikkat çekildi. Ambargo
nedeniyle 22 milyar dolardan 10 milyar dolara gerileyen ticaret hacminin 30
milyar dolara çıkarılması hedefinin altını çizdi Cumhurbaşkanı Erdoğan.
Bankacılık ve borsa alanında atılacak ortak adımlar da dönüm noktası
niteliğinde. İran, uzun yıllar süren ambargonun ardından dünya pazarı ve
küresel sermayeyle yeni bir sayfa açıyor. Bölgedeki pek çok krizin da alt
metninde bu sayfaya geçişin doğum sancıları yatıyor. İran ile Türkiye
arasında belirli politik konularda görüş ayrılıkları mevcut elbette. Ancak
Ankara randevusu, bölge sözlüğünde güç kavramının karşısında isimleri yazan
bu iki ülkenin işbirliği için sağlam bir zemin sundu.
 
[status publish]
 
[geotag on]
 
[publicize off|twitter|facebook]
 
[category istihbarat]
 
[tags DİN & DİYANET DOSYASI, SAADET ORUÇ, İslam Zirvesi]
"Özel Büro (Dig.Security.İŞNET)" <digi.s...@isnet.net.tr>: May 08 01:17AM +0300

Tehlike ağır!
 
 
 

 
İSRAİL <http://www.bilgeturksam.com/haberleri/israil> 'E YENİ TOPRAKLAR

İsrail'in Ortadoğu'daki yeni stratejisi, etnik ve mezhepsel farklılar
temelinde Müslüman ülkelerin iç savaşa kışkırtılarak birbirine kırdırılması,
parçalanması ve İsrail'e müttefikler kurulması esasına dayanmaktır.

Irak olduğu gibi Suriye <http://www.bilgeturksam.com/haberleri/suriye> de
İsrail'in hedefindedir.

Lübnan <http://www.bilgeturksam.com/haberleri/l%C3%BCbnan> 'ın beş parçaya,
Suriye'nin de beşten az olmamak üzere parçacıklara ayrılması İsrail planının
temel taşlarıdır.

Dünya Siyonist Dergisi Kivunim'de yayımlanan İsrail planında yer alan SURİYE
ve LÜBNAN tasaraıları bu tespitlerimizi tartışmasız bir şekilde
kanıtlamaktadır:

".Batı cephesi yüzeyde daha problematik gözükse de aslında manşet olan
olayların çoğunun son zamanlarda meydana geldiği Doğu cephesinden daha az
karmaşıktır. Lübnan'ın beş bölgeye bölünmesi Mısır, Suriye ve Irak da dahil
olmak üzere tüm Arap dünyası için bir başlangıçtır ve aslında Arap
yarımadası şimdiden bu yolda ilerlemektedir.

Suriye ve daha sonra Irak'ın feshi ve Lübnan'da olduğu gibi etnik ve dini
bölgelere ayrılması İsrail'in uzun vadede Doğu cephesindeki bir numaralı
hedefidir ve bunun için kısa vadede bu devletlerin askeri gücünün feshi ana
hedeftir.

Suriye etnik ve dini yapısına istinaden tıpkı bugün Lübnan'da olduğu gibi
birkaç eyalete bölünecek ve kıyıda Şii-Alevi bir eyalet, Halep bölgesinde
Sünni bir eyalet, Şam'da Kuzey komşusuna düşman olan bir diğer Sünni eyalet
olacak ve Dürziler de belki bize ait olan Golan'da, mutlaka Havran'da Kuzey
Ürdün'de başka eyaletler kuracaklardır. Bu gelişmeler uzun vadede barış ve
güvenlik için garantör olacaktır ve bu hedef bugün bile erişebileceğimiz bir
noktadadır."

NEDEN SURİYE?

İsrail'e en yakın tehdit Suriye'dir. Lübnan'daki Hizbullah varlığı da
İran-Suriye ekseninden aldığı güçle İsrail'e yine bir tehdit olarak ortaya
çıkmaktadır.

Suriye'nin parçalanması halinde Lübnan desteği kesilecek ve İsrail, Suriye
toprakları üzerinde oynayacağı bir boş alan kendine yaratacaktır.

İsrail bu planını Tevrat'ta yer alan ayetlerle de desteklemektedir. İşin
içine Tevrat'ın girmesi, İsrail'e hem Musevi hem de Hristiyan dünyasından
büyük destek sağlamaktadır.

Tevrat'ın kehanete göre Şam'ın Babil ve Mısır'dan öte kalır yanı
olmayacaktır; yıkılacaktır, onuru kırılacaktır, çok insan öldürülecektir,
nerdeyse taş üstünde taş kalmayacaktır.

Tevrat'ta Yahudi Peygamberi Yeşaya işte böyle söylemektedir:

- ".Şam'la ilgili bildiri: İşte Şam kent olmaktan çıkacak, Enkaz
yığınına dönecek. Aroer kentleri terk edilecek, hayvan sürüleri orada
yatacak, onları ürküten olmayacak. Efrayim'de surlu kent kalmayacak, Şam'ın
egemenliği yok olacak. Sağ kalan Aramlılar'ın onuru İsrail'in onuru gibi
kırılacak...
-
- Eyvah, çok sayıda ulus kükrüyor, azgın deniz gibi gürlüyorlar.
Halklar güçlü sular gibi çağlıyor. Halklar kabaran sular gibi çağlayabilir,
Ama Tanrı onları azarlayınca uzaklara kaçacaklar. Rüzgarın önünde dağdaki
saman ufağı gibi, Kasırganın önünde diken yumağı gibi savrulacaklar. Akşam
dehşet saçıyorlardı, sabah olmadan yok olup gittiler. Bizi yağmalayanların,
bizi soyanların sonu budur[2].

Bugün 19 Nisan 2016.

Tıpkı İsrail planında olduğu gibi Suriye'nin Halep kenti yanıyor, ülke iç
savaşta, kardeş kardeşi öldürüyor, yüzyıllardır birlikte yaşamış olan
insanlar birbirlerini öldürüyor.

Öte yanda Suriye boşalıyor; terk ediliyor ve Türkiye
<http://www.bilgeturksam.com/haberleri/t%C3%BCrkiye> 'ye gelen belki de 4
milyona yakın Suriyelini geri dönmeye pek de niyeti yok!

Ne yazık ki Suriye'nin düşürüldüğü bu duruma en fazla katkı sağlayan,
muhalif unsurları kışkırtıp doğrudan destek veren tek Müslüman ülke de
Türkiye oluyor, tıpkı Libya ve Mısır'da, tıpkı Irak'ta yaptığı gibi.

Şimdi soru şu; Türkiye'ye gelen bu 4 milyon sığınmacı kim?

İkinci soru da; Suriye'nin boşalan topraklarına kim gelip yerleşecek?

İlk sorunun cevabı için, bu gelen kişilerle 1915, 1924 ve 1930 Van-Hakkari
ve Ağrı isyanlarından kaçıp Suriye'ye gidenler arasındaki soy bağlarına bir
bakmalı!

İkinci sorunun cevabına gelince. Kendi çıkarları için Suriye'yi yakıp yıkan
Yahudi siyaseti elbet bunun için de bir tedbir düşünmüştür!

Bu noktada son soru şu olmalı; AKP siyaseti neden 4 milyona yakın
sığınmacıyı ülkeye alıyor ve İsrail planına kapıları sonuna kadar açıyor?
 
BİLGETÜRK
 
[status publish]
 
[geotag on]
 
[publicize off|twitter|facebook]
 
[category güvenlik]
 
[tags İSRAİL DOSYASI, Sığınmacılar, İsrail]
"Bedrettin Keleştemur" <bkeles...@gmail.com>: May 08 10:08AM +0300

AVRUPA YOLCULUĞU
 
Bedrettin KELEŞTİMUR
 
Tarih sayfalarını şöyle bir çeviriyoruz;
 
9 Mayıs 1950 tarihi,
 
“Robert Schumann, Avrupa’nın güvenliği için kaçınılmaz olan,
 
Birleşik bir Avrupa fikrini ortaya çıkardı…”
 
Tarihte, “Robert Schumann Deklarasyonu” olarak da bilinen bu sunuş,
 
Avrupa Birliğinin temellerini atmış oluyordu!
 
1985 Tarihinde, “Milan Zirvesi’nde…”
 
9 Mayıs’ın “Avrupa Günü” olarak kutlanması kararı alındı”
 
*** ***
 
2. Dünya Savaşı’nın getirdiği; “siyasi, sosyal ve iktisadi…” yaraları sararken;
 
Schumann, 1950’lerde; “Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu önergesini…” sunuyordu!
 
Bu, “Avrupa ittifakında ilk adımdır…”
 
“Stratejik bir adımdır…”
 
İttifakın merkezinde, “Fransa ve Almanya…” yer almaktadır!
 
Topluluğun diğer kurucu üyeleri arasında;
 
“İtalya, Benelüks ülkeleri, Belçika, Hollanda ve Lüksemburg…” yer alırlar!
 
Değişik isimlerle, “Ortak Pazar” “Avrupa Topluluğu” “Avrupa Ekonomik Topluluğu”
 
Ve günümüze gelindiğinde; “28 ülkeden oluşan…” siyasi ve ekonomik örgütlenme!
 
Avrupa Birliği günümüzde, “siyasi ve ekonomik güç…” olarak karşımıza çıkar!
 
Dünya Ülkelerinin GSYİH’nın “yüzde 30’larını…” Avrupa Birliği
Ülkeleri Oluşturur!
 
Bu şu anlama geliyor; AB, “küresel dünyamızda…” önemli bir güç merkezidir!
 
1965 tarihinde, Brüksel Antlaşmasıyla; “Avrupa Topluluğu” adını alır.
 
“Avrupa Parlamentosu…” 1979 tarihinde “demokratik seçimle” gerçekleşir.
 
*** ***
 
1986 tarihinde, “Avrupa Bayrağı…” kullanılmaya başlanacaktır!
 
Ve liderler; “Tek Avrupa Senedini…” imzalayacaklar!
 
Demir Perdenin yıkılmasıyla, “topluluk doğuya doğru…” genişlemeye başlayacaktır!
 
7 Şubat 1992 tarihinde, “Maastricht Anlaşması…” yürürlüğe girecektir.
 
İlk defa, “Avrupa Birliği…” terimi kullanılacaktır.
 
Avrupa Birliği, “küresel dünyada…” siyasi bir güç olarak kendisini tanımlar.
 
**** ****
 
TÜRKİYE’NİN ÜYELİK SÜRECİ…
 
Türkiye’nin, Avrupa Birliği İlişkileri,
 
“31 Ekim 1959 tarihinde Avrupa Ekonomik Topluluğuna yaptığı…”
 
“Ortaklık…” başvurusuyla başlayacaktır.
 
Bu başvuru, 1960 ihtilali sonrası; 4 yıl sonra;
 
AET Bakanlar Konseyi’nin bu başvuruyu kabul etmesiyle,
 
“12 Eylül 1963 tarihinde Ankara Anlaşması…” resmiyet kazanacaktır!
 
Evet! 1963’lerden 2016’lara; 53 yıl/ yarım asır geçmiş…
 
Hala, o üyelik süreci devam ediyor!
 
Ve ilânihaye devam edeceğe benziyor!
 
Şurası var ki, Türkiye’nin ihracatının en önemli ayağı,
 
“Avrupa Birliği Ülkeleri…” olmaktadır.
 
Bu ülkeler, Mart 2016 verilerine göre toplam ihracatımızın,
 
“yüzde 49’larını…” oluşturmaktadır!
 
Bu da bir bakıma Avrupa’yla, “ekonomik bütünleşme” anlamına geliyor.
 
*** ***
 
9 MAYIS; DÜNYA İSTATİSTİK GÜNÜ!
 
İstatistik nedir sorusuna verilen cevaplar arasında;
 
“Bir hüküm çıkarmak üzere olayları yöntemli bir şekilde toplayıp,
 
Sayı halinde gösterme işi ve bilimi!”
 
Her bilimin bir ‘metodu’ vardır.
 
İstatistik biliminin metodu; dört safhaya ayrılır;
 
“Sayısal bilgilerin derlenmesi…
 
Bu bilgilerin düzenlenmesi…
 
Tablo ve Grafik halinde sunulması…
 
Bilgilerin analizi…”
 
İstatistik Bilimi, “durum analizi…”
 
Sapmalarla birlikte, toplumun önemli “göstergesi…”
 
Veya almış olduğu, “pozisyondur…”
 
Sosyal Hayatımızın bütün rengini formüle etmede,
 
“İstatistik Verilere…” başvurmaktayız!
 
Günümüzde, bu ilim dalı; “evrensel bir konuşma dili…”
 
Toplumları analiz etmek için kullanılan;
 
En doğru ve pratik çok yönlü bir fotoğraf…
 
Günümüzde artık, “bu evrensel dili…” sıklıkla kullanırız;
 
Siyasi, Sosyal, İktisadi anlamda; “değişimi ve dönüşümü…”
 
Sağlıklı ve güvenilir bir şekilde,
 
Her türlü keyfilikten uzak, ‘kontrollü bir şekilde…’ yürütebilme!
 
Bizim burada en büyük eksiğimiz,
 
“Sosyal Mühendislik…” alanındaki yetersizliğimiz!
 
Uzak görüşlü, ufuk sahibi, “stratejiler…” belirleyemeyişimizdir!
 
“Hedefler” ve “stratejiler” belirleyici rollerdir!
 
Uygulamada, “tavizsiz ve de riyasız…” olabilmeliyiz.
 
Sıklıkla yinelenen ‘strateji değişikliklerinin…’
 
Bu ülkeye maliyeti bir hayli yüklü olmaktadır.
 
*** ***
 
TARİHTE 9 MAYIS
 
1485 - Davutpaşa Lisesi, dönemin sadrazamı Davut Paşa tarafından
'Mekteb-i Sübyan' adıyla kuruldu. Okul 1874'te Rüştiye Mektebi'ne
dönüştü.
 
1935 - Cumhuriyet Halk Fırkası Dördüncü Büyük Kurultayı toplandı.
Kurultayda fırka yerine parti sözcüğü benimsendi. Altı ok daha
ayrıntılı şekilde ele alındı. "Partinin güttüğü bütün bu esaslar
Kemalizm prensipleridir" denilerek, Kemalizm ilk kez resmi olarak
tanımlandı.
 
1936 - Benito Mussolini, İtalya Faşist İmparatorluğu'nu ilan etti.
 
1936 - İtalya resmen Etiyopya'yı ilhak etti.
 
1950 - Avrupa Günü, 1950'de Robert Schumann, Avrupa'nın güvenliği için
kaçınılmaz olan birleşik bir Avrupa fikrini ortaya çıkardı. Schumann
Deklarasyonu olarak bilinen bu sunuş, Avrupa Birliği'nin temellerini
attı. Sonra, 1985 Milan Zirvesi'nde 9 Mayıs'ın Avrupa Günü olarak
kutlanması kararı alındı.
 
1955 - Anneler Günü, Türkiye'de ilk kez kutlandı.
 
1955 - Batı Almanya NATO'ya katıldı..
 
1971 - Darüşşafaka Lisesi'ne kız öğrenci alınması kararlaştırıldı.
 
1984 - Yaşar Kemal'e Fransız devlet nişanı "Legion d'Honneur" verildi.
 
2000 - Devlet Bakanı Recep Önal, Türkiye - Suriye arasındaki ticaret
hacmini 1 milyar doların üzerine çıkarmayı hedeflediklerini açıkladı.
 
Avrupa Günü (5 Mayıs ve 9 Mayıs)
 
Dünya İstatistik Günü
mehmetsukrubas <mehmet_s...@mynet.com>: May 08 09:54AM +0300

To view this email message, open it in a program that understands HTML!
"Celal Çelik" <celal...@gmail.com>: May 08 09:16AM +0300

*Annem için evlenmedim*
 
 
Bugün *(7 Mayıs 2014 Çarşamba)* kıymetli dostum *Aydın Kaynarca* bey bizi
ziyaretiyle mutlu etti. Sohbet sırasında birde Facebook’tan İsmail Coşar’ın
bir *kaside*sini dinledik.
 
 
<http://3.bp.blogspot.com/-S7xrBmZM-Ak/U2vKAr6V24I/AAAAAAAAVfw/1q8yRH0g9fA/s1600/10299585_10152290118201749_8684580158001622407_n.jpg>
 
 
Aydın bey, *İsmail Coşar*’la yaptığı bir sohbeti anlattı. Bu Pazar anneler
günü olması hasebiyle anne ile ilgili bir yazı düşünürken, bu anı tevafuk
etti, inşallah yazmak istedik...
 
 
 
*Annesiz büyüyen dostum Aydın Kaynarca beyin babası da 2006 yılınca ölmüş*.
Aydın bey, ablası ve onu büyüten rahmetli halası *(babasından 10 ay sonra
yangında ölmüş)* ile beraber babasına İsmail Coşar Hocadan mevlid okutmak
istemişler.
 
 
 
Bir haftasonu *Kocatepe Camiinde İsmail Coşar mevlid okumuş*. Sonra
Kocatepe’nin altında yemek vermişler. Aydın bey, yanına oturan İsmail
Coşar’la o yemekte sohbet etmişler.
 
 
<http://3.bp.blogspot.com/-R1GEuvGpYl4/U2vI0uYC_II/AAAAAAAAVfk/liBieD1bvrE/s1600/ismailco%25C5%259Farkocatepe.jpg>
 
 
Aydın bey, *nasıl böyle güzel bir sese sahip olduğunu sormuş*. İsmail Hoca
derinden bir iç çekmiş. Muhakkak bu ses Allah’ın lütfu, ama *rahmetli
anamın hem fiili, hem de kavli dualarının çok etkisi vardır. *
 
 
 
Kavli *(sözle)* dua tamam da, fiili dua nasıl hocam? Ben çok küçüktüm.
Rahmetli anacım hafız olmamı çok istediği için beni *Kuran öğrenmem için
köyümüzün camisinin imamına* götürdü.
 
 
 
Sesimin gür olması nedeniyle *imam, anneme bu çocuğun sesi pişerse çok
güzel Kuran okur*, demiş. Annem peki nasıl deyince, imam çok ağlayıp
sesimin açılması için bir yol tavsiye etmiş.
 
 
 
Anacım geceleri, beni saatlerce bahçemizdeki bir *büyük su fıçısının içine
koyardı*. Ben karanlıktan ve korkumdan ağlardım, sonra durur durur, *saatlerce
bağırarak ağlardım*...
 
 
<http://4.bp.blogspot.com/-o88gWtesDvk/U2zUgFcfDoI/AAAAAAAAVgU/z7xJ11gZHbA/s1600/imagesCAJCUQLH.jpg>
 
 
 
Tabi o zaman nedenini bilmeden sadece sabredip ağlıyordum. Yıllar sonra
hafızlıktan mezun olup sesine hayran olunan ve aranılan bir delikanlı *hafız
olunca anacığımın değerini anladım*.
 
 
 
Evet arkadaşlar, hani Rabbimizin dediği gibi *başımıza gelen şer gibi
görünen nice olaylarda hayır gizlidir*. Aslında başımıza gelen her
musibette, *çaresini arayarak aktif sabretmeliyiz*.
 
 
 
Eminim, hastalıklarımıza sabretmemizin vesilesiyle Allah imanımızı
arttırıyor, hamdolsun. *Aktif sabır, şükretmektir. Şükretmenin en kestirme
yolu NAMAZdır*.
 
 
 
İnternette araştırma yaptık, İsmail Coşar’ın web sitesini bulduk. Orada
kısaca *özgeçmişi* var, fakat bu su fıçısına değinmemiş. Sayfasındaki maile
bu yazıyı gönderdik ve onay aldık.
 
 
 
http://www.ismailcosar.com.tr/index.php
 
 
 
Websayfasında annesinin ettiği duanın kabul olduğunu anlatıyordu: *İsmail
Coşar, bu yaşlarda Kandil günlerinde annesi Edibe Hanım ile radyodan
Kuran-ı Kerim dinler ve sesini duyduğu hafızların “kendisine dost olması”
yönünde anne duası alırdı. *
 
<http://4.bp.blogspot.com/-rOXuga7Lfeo/U2vI2ZFhXBI/AAAAAAAAVfs/6OUDZaeGL_w/s1600/3%252520%252843%2529.jpg>
İsmail Coşar ve annesi
 
 
Yine dostum Aydın bey, *İsmail hocanın, uzun yıllar evlenmediğini*
söylediğini aktardı. *Hanımı annesini üzebilir, kalbini kırarsa diye
annesine duyduğu sevgi, saygı ve endişesinden dolayı yani annesi için
evlenmemiş*.
 
 
*Annesi hayattayken *oğluna* ahlakını beğendiği bir kızla* evlenmesini
teşvik etmesi üzerine, geçte olsa otuzbeşli yaşlarında, yine annesi
mürüvvetini görsün, mutlu olsun diye evlenmiş.
 
 
Websayfasında 1950 Bursa doğumlu, *evli, iki oğlu* var diyor, ama *sanırım
geç evlendiği için olsa gerek sadece iki çocuğu var*.
 
 
 
Geçen kasımda babam anjiyo oldu ve birsüre Cuma namazlarına götüremedi.
İnternetten *Diyanet TV*’den Kocatepe camisinden naklen Cuma namazını
dinledik.
 
 
 
*İsmail Coşar hocanın okuduğu iç ezanla kaçkez gözyaşına boğulduk*. Sadece
bendenizi değil yıllarca binlerce kişiyi ağlatmıştır. *Gözyaşı kalbin
kirini yıkar, temizler*. Allah razı olsun.
 
 
 
İsmail Coşar şu an 64 yaşında, Allah sağlıklı, hayırlı, bereketli uzun ömür
versin. *Nice uzun yıllar hayırlı hizmetler nasip etsin.* Mahşerde
peygamberlerle beraber haşr eylesin.
 
 
<http://3.bp.blogspot.com/-UXKp1RWecG8/U2vIzqu9FFI/AAAAAAAAVfc/vk9d5LYZoSw/s1600/iscimages.jpg>
 
 
Evet yazıyı uzatmamak için anne ile ilgili ayet ve hadislerle bitiriyoruz.
 
 
*''Biz insana anne ve babasına iyi davranmasını emrettik.''* *(Lokman
suresi , 14.ayet)*
 
*“Rabbin, Ondan başkasına kulluk etmemenizi ve anne-babaya iyilikle
davranmayı emretti. Şayet onlardan biri veya ikisi senin yanında yaşlılığa
ulaşırsa, onlara: “Öf” bile deme ve onları azarlama; onlara güzel söz
söyle.”* *(İsra Suresi, 23.ayet)*
 
 
 
Ebu Hureyre (ra) anlatıyor: “Hz. Peygamber (sas) bir gün: “Burnu sürtülsün,
burnu sürtülsün, burnu sürtülsün” dedi. “Kimin burnu sürtülsün ey Allah’ın
Resulü?” diye sorulunca şöyle buyurdu: *“Ebeveyninden her ikisinin veya
sâdece birinin yaşlılığına ulaştığı halde (rızasını alıp da) Cennet’e
giremeyenin.”* *(Müslim, Birr 9)*
 
 
 
*Onlar için istiğfar edip, amel defterlerini açık tutabilirsiniz?*
 
Ebu Üseyd Mâlik İbn Rebra es-Sâidî (radıyallahu anh) anlatıyor: “Bir adam:
“Ey Allah’ın Resulü, anne ve babamın vefatlarından sonra da onlara iyilik
yapma imkânı var mı, ne ile onlara iyilik yapabilirim?” diye sordu.
Resûlullah (aleyhissalâtu vesselam):
 
 
 
“Evet vardır” dedi ve açıkladı: *“Onlara dua, onlar için Allah’tan istiğfar
(günahlarının affedilmesini) taleb etmek, onlardan sonra vasiyetlerini
yerine getirmek, anne ve babasının akrabalarına karşı da sıla-i rahmi
yerine getirmek, anne ve babanın dost
<http://www.forumlordu.com/arkadaslik-ve-dostluk/>larına ikramda
bulunmak.”* *(Ebu
Dâvud, Edeb 129)*
 
 
 
Yukarıdaki anektod, ayet ve hadisler anne hakkında *fazla söze gerek
bırakmıyor*.
 
 
<http://3.bp.blogspot.com/-Q8_MYiLvNOU/U2vLBnD1pcI/AAAAAAAAVf8/K_kqEPS34R8/s1600/anneimages.jpg>
 
 
Sayfamızı ziyaret eden ve maillerimizi okuyan tüm gönül dostlarımızdan *anne
olan, anne adayı olan tüm annelerin anneler gününü kutlar, yaşı ne olursa
olsun, ellerinden öperiz*.
 
 
 
Hakka yürümüş tüm annelerimizin Allah kabirlerini pür nur etsin.
Makamlarını cennet, derecelerini yüksek eylesin...
 
 
 
 
 
Celal...@gmail.com Ankara ( Konya-Ereğli )
 
*http://celal1973.blogspot.com/ <http://celal1973.blogspot.com/>*
 
 
 
 
http://celal1973.blogspot.com.tr/2014/05/annem-icin-evlenmedim.html
 
 
Sevgilerimle...
 
Celal Çelik
"Bedrettin Keleştemur" <bkeles...@gmail.com>: May 08 08:39AM +0300

iki makale selamlar
yusufyaman2008 <yusufya...@gmail.com>: May 07 09:49PM -0700

*10.3. DÜNYA YAŞAM PROGRAMI VE BU YAŞAM'I YOK ETMEYE ÇALIŞAN İNSANLAR*
 

 
Yerde Gökte ve Yer ile Gök arasında (Galaktik boyutta) bulunan her varlığın
bir yaradılış ve yaşam programı vardır. Yaşam programları; görev/ icraat
/gözetim/ denetim ve değerlendirme gibi programlara göredir. Dünya üzerinde
yaşayan her canlının (Bitki, Hayvan, Beşer, İnsan gibi) bir yaşam programı
vardır. Yani her yaşam bir programa dayalı olarak oluşturulmuştur.
 

 
Nasıl ki dünya insanı bir eser oluşturmak için önce eseri beyinde tasarlar,
sonra bu tasarıyı kâğıt üzerinde dökerek bir planlar oluşturur, planı
detaylandırarak, projelendirir. Projeyi uygulamaya koyar. Bu uygulamada
çeşitli görevler üslenen uzmanlar, Mühendisler, Teknisyenler, Ustalar,
İşçiler çalışıyor ve bir eser meydana getiriyorlarsa;
 

 

 
İlahi hiyerarşi (Göksel Güçler) dünyadaki ve sonsuz sınırsız uzaydaki *Sistem,
Nizam, Düzen* i oluşturmak ve *Sistem* içindeki varlıkları, planlayıp aktif
varlık haline getirmek, bu aktif var oluşun, belirli bir *Nizama* göre
işlemesi ve belirlenen *Düzeni* bozmadan varlıklarını idame ettirmeleri
için verilen görev çerçevesinde, teknolojik uygulamalar da görev alan Kozmo
Teknolojik Boyutlarda; Teknolojik Uzmanlar Komitelikleri vardır.
 

 
*Sistem, Nizam, Düzen* in içindeki teknolojik konular bu Teknolojik
Uzmanlar Komiteliklerindeki Uzmanlar tarafından gerçekleştirilir.
 

 
Bu duruma göre akıl sahibi olan ve ilahi âlemle iletişim kurabilecek
donanımla donatılarak dünyada var edilen, dünya insanlarının, şu soruları
kendilerine sorması gerekir.
 

 

 
1. Bu yaşam programlarını kim, nerede ne zaman ve nasıl hazırlamıştır?
 

 
2. Her programı hazırlayan, nasıl bir oluştur ve nereden
kaynaklanmaktadır? Nasıl kaynaklanmaktadır.
 

 
3. Hayatların oluşmasına yarayan programları hazırlayan kaynakların
KÖKENİ nedir?
 

 
4. Bu kökenin kaynaklandığı kaynaklarla nasıl dal budak salmıştır? Bu
dal budak salış nerede bir oluştur?
 

 

 
Bu soruların cevaplarını alışıla gelmişliğin ötesine geçerek keşfetmeye
çalışan her bilinç birimi olan insan, mutlaka kendi varlığında açılmayı
bekleyen, genlerinde kayıtlı olan yaşam programını oluşturan zaman
kodlarını açabilecektir.
 

 
Dünya insanlığı, içinde bulunduğu bu dönemde, bu kodlarını açarak Göksel
vazife statüsüne uygun, Asli Orijinal veya Süper Asli Orijinal
fonksiyonlarını uygulayarak Görev Bilinci içinde vazifesini yapacak
bilinçlere her dönemden daha fazla ihtiyaç vardır.
 

 
İnsanlık; Dünyanın içinde bulunduğu bu son dönemde, muayyen mahiyet ve
kıstastaki Göksel Bilgi Potansiyeliyle sahip bulunduğu kavram düzeyinden
daha üst kavram düzeyine getirilmek istenmiştir.
 

 
Aşağıdaki ayetler Süleyman Ateş Kuran’ı Kerim Mealinden alınmıştır
 

 
*Kuran İbrahim: 48*-O gün yer başka yere, gökler de (başka göklere)
değiştirilir. (Bütün) insanlar tek ve hesap sorucu, Allah’ın huzurunda
görünürler.
 

 
*Kuran Rahman: 33*-Ey cinler ve insanlar topluluğu, göklerin ve yerin
bucaklarından geçip gitmeğe gücünüz yeterse geçin gidin. Ancak kudretle
geçebilirsiniz.
 

 
Peygamberlerin gönderilmesi, kitapların indirilmesi, Göksel Hiyerarşinin
Sistem, Nizam Düzenleri, Dünyanın sahip bulunduğu Seyir Programına
kilitlenebilen programlarla yükümlü vazifeli Bilinçleri gerekli olan her
dönemde enkarne ederek gereği gibi devreye sokmuş ve dünya realitesini
gereği gibi tamponlamıştır.
 

 
Dünyanın ve insanların varoluş programlarının içeriği, Aktif Varoluş
Teknolojisinin üst kavram niteliğindeki düzeyini oluşturabilecek
müessiriyette Süper Asli Orijinal manalarla doludur.
 

 
Süleyman Ateş Kuran’ı Kerim Mealinden alındı
 

 
*Kurandaki bu manalara bakalım:*
 

 
Zariyat :20-Kesin inanacaklar için yerde nice ibretler vardır.
 

 
Zariyat :21-Kendi canlarınızda da öyle. Görmüyor musunuz?
 

 
Zariyat:22-Gökte rızkınız da var, uyarıldığınız (azap) da var!
 

 
Zariyat:23-Göğün ve yerin Rabbine Andolsun ki o, sizin konuştuğunuz gibi
gerçektir
 

 
Zariyat:24-İbrahim’in ağırlanan konuklarının haberi sana geldi mi?
 

 
Secde :8-Sonra onun neslini bir özden, hakir bir su(yun özü)nden yaptı
 

 
*SECDE: 9*-Sonra ona biçim verdi, ona kendi ruhundan üfledi. Ve sizin için
kulaklar, gözler ve gönüller yarattı. Ne kadar az
şükrediyorsunuz
 

 
*SECDE:11*-De ki: "Üzerinize vekil edilen ölüm meleği, canınızı alır, sonra
Rabbinize döndürülürsünüz."
 

 
Dünyanın seyir programına göre; izledikleri programların sağlıklı olarak
sürdürülebilmesi için üzerindeki doğal imkânlarından istifade etmek için
gelen Bilinçlerce (İnsanlarca) bozulmaması, dejenere edilmemesi
gerekmektedir.
 

 
Dünya doğal hayatının korunması için; insanlar yaratanın halifesi olarak
dünyaya gönderilmiştir. Dünya'yı yaratan adına korumaları, gözetlemeleri
için görevlendirilmişlerdir. Ancak insanlar bu görevlerini yapmamıştır.
Egolarının arzularına göre hareket etmişler ve bu yönde hareket etmeye
devam etmektedirler.
 

 
Dünyada kirlilik yapan her şey insanı yaratanından ve gönül yolundan
uzaklaştırır.
 

 
Dünyada elektrikle, hidrojenle çalışan araçların teknolojileri hazır olduğu
halde piyasaya sürülmüyor. Çünkü o zaman dünya havası temizlenir, insan
hastalanmaz ve uyanışa geçerler.
 

 
İçtiğimiz su soluduğumuz hava bilerek zehirleniyor. Bu zehirler biz
insanları hasta ediyor. Organlarını tahrip ediyor. İnsanlar Kendisi ile
uğraşmaktan yaratanı tespih edecek vakit bulamıyor. Lüks apartmanlar
yapılıyor ancak içindeki insanların gönülleri tahrip olmuş maneviyattan
kopmuş, aç gözlülükler içinde, kibir ve hasetlerle, *Öz İrade* boyutundan
kopmuş. *Egosantrik irade* boyutunun hâkimiyetine girmiş yaşadığını
zannediyorlar.
 

 
Kirletilen su kirletilen hava, genetiği değiştirilmiş gıdalar, insanlığın
sonunu getirmektedir. Ancak İnsanlar kapıldıkları egosantrik irade
nedeniyle bunun sonucunun farkında değiller.
 

 

 
Yusuf YAMAN
 

 
Kaynaklar:
 

 
1- Kuran'ı Kerim Meali: Süleyman Ateş
 
2- Aktif Varoluş:1: AXOY MATU (Cenap BAŞAMAN)
"erdal akalın" <e.aka...@hotmail.com>: May 08 07:46AM +0300

yusufyaman2008 <yusufya...@gmail.com>: May 07 09:45PM -0700

*GELİN DOSTLAR, YENİ BİR DÜNYA DÜZENİ KURALIM.*
 
*Değerli Dostlar!*
 
Siz Kötü Davranışlar Sergileyen Allah Dostu Bir Veli Gördünüz Mü?
 
Siz Kötü Söz Söyleyen Bir Ermiş Biliyor Musunuz?
 
Siz Bilgisini Paylaşmayan Bir Bilge Gördünüz
Mü?
 
Siz Sevgisini Paylaşmayan Bir İnsani Kamil Biliyor Musunuz?
 
Siz Merhametsiz ve Hoşgörüsüz Bir İnsani Kamil Gördünüz Mü?
 
Görmediniz, Göremezsiniz Çünkü Bu Gibi İnsanların Bilgi Kaynağı Allah’ın
Kelemidir. Bu Gibi İnsanların Bilgi Kaynağı Kuran’ı Kerimdir.
 
O Halde Bütün İnsanların Kuran’ı Anlayacak Ve Yaşamına Yansıtacak Gerçek
İnsanları Yetiştirmemiz Gerekir. Çünkü Kuran Yaşam Yasasıdır.
 
Günümüz Eğitimi: Bencillik, Ayrımcılık, Mezhepçilik, Cemaatçilik, yapan.
Egosantrik irade gösteren bir eğitim şeklidir. O halde
 
Ey Kamil İnsanlar, Ey Canlar!
 
Gelin Birlik Olup Yeni Bir Dünya Düzeni Kuralım.
 
Savaşların olmadığı, silahların paslandığı bir dünya kuralım.
 
Bencilliğin olmadığı. Aç gözlülüğün yok olduğu bir dünya kuralım.
 
İnsanların dost olduğu, düşmanlıkların olmadığı, bir dünya kuralım.
 
İnsanların sevgiyi paylaştığı, saygısızlıkların olmadığı bir dünya kuralım.
 
Adaletin eşit uygulandığı. Kayırmacılığın olmadığı bir dünya kuralım.
 
Sevginin paylaşıldığı nefretin yok olduğu, bir dünya kuralım.
 
Haksızlıkların ortadan kalktığı. Hakaretlerin olmadığı bir dünya kuralım.
 
Hoşgörü ve merhametin bol olduğu. Hor görmenin olmadığı, bir dünya kuralım.
 
İnsanların inanarak, şevkle çalıştığı ve birbirine yardımlarda yarıştığı,
bir dünya kuralım.
 
İnsanlar arasında ayrımın yapılmadığı. Herkesin fedakâr olduğu, bir dünya
kuralım.
 
İnsanların affedici olduğu. Kin tutmadığı, bir dünya kuralım.
 
İnsanların sevgi yaydığı. Gönlü imanla dolu olduğu, bir dünya kuralım.
 
Tüm insanların yüce yaratana varmayı düşündüğü bir dünya kuralım.
 
İnsanların iyi, güzel, faydalı ve kalıcı işler yaptığı, bir dünya kuralım.
 
İnsanların sabırlı davrandığı. Affedici olduğu, bir dünya kuralım.
 
Tüm insanların merhametli olduğu. Adil davrandığı, bir dünya kuralım.
 
İnsanların alçak gönüllü ve fedakâr olduğu bir dünya kuralım.
 
Kul hakkının yenmediği, herkesin hakkının zamanında verildiği, bir dünya
kuralım.
 
Yetim hakkının yenmediği, yoksullara yardım edildiği, bir dünya kuralım
 
İnsanların onurlu ve dengeli olduğu bir dünya kuralım.
 
İnsanların birbirini sevdiği. Saygısızlıkların olmadığı, bir dünya kuralım
 
İnsanların bilgili ve cesur olduğu bir dünya kuralım.
 
Gelin; hırsızlığın, arsızlığın, kinin, nefretin, cinayetlerin, kazaların,
kavgaların olmadığı bir dünya kuralım.
 
Gelin; barışın olduğu, refahın dengeli paylaşıldığı bir dünya kuralım.
 
Kötülüklerin yok edildiği. İnsanların, iyiliklerde, güzelliklerde,
yardımlaşmalarda yarıştığı bir dünya kuralım.
 
Gelin dünya nimetlerinin dengeli dağıtıldığı, bir dünya kuralım
 
Gelin Sınırlarda nöbetçilerin olmadığı. Dillerin bir olduğu, herkesin
birbirini sevgi ve saygıyla karşıladığı, bir dünya kuralım.
 
Değerli dostlar bu dünya KURAN’DA bildirilen ve korunması Kurulması istenen
dünyanın özellikleridir.
 
Ancak; nankör ve gafil insanlar hep buna karşı çıktılar ALLAH ISLAH ETSİN.
 
Yusuf YAMAN
"M.Kemal Adal" <adalk...@gmail.com>: May 08 07:08AM +0300

*T**ürk ve Atatürk sevdalıları da, Atatürk’ümüzün söylev ve demeçlerindeki
ifadelerin lafzındaki mana ve hükmü, insan fıtratı gereği olarak kendi
anlayışına göre algılar. Algıladıklarının Atatürk’ün ifade etmek istediği
mana ve hükümle bire bir örtüştüğü iddiası ise kanıtlanamadığı sürece doğru
değildir. Bu İddianın kanıtlanması ancak Atatürk’ün amacına yönelik niyet
ve maksadının doğru anlaşılmasıyla mümkündür.*
 
 
<https://1.bp.blogspot.com/-lt_uiqF4Nv8/VyXO8bVnGaI/AAAAAAAAKkQ/oxEKBAfLpTsnkWHOo0nmAgiXCT92KtbcwCLcB/s1600/Mustafa%2BKemal%2527in%2BAskerlerinin%2BAnd%25C4%25B1.png>
 
 
*Atatürk’ün söylemelerinin bütününü bilmeden bir kısmını, bir söylemi
ihmal ederek de diğer söylemlerini doğru anlamak mümkün mü? Üstelik
söylendiği koşullar ve ortam değerlendirme dışı tutularak… *
 
 
 
https://www.youtube.com/watch?v=xSts06lEdKI&feature=em-subs_digest-vrecs
 
 
*Bu çerçevede: Amacı bir olanların görüşlerini ifade ederken veya bir
ifadeyi yorumlarken, bütününden cımbızlayıp referans verdiği Atatürk sözün
yorumunun müspet değeri, ancak Atatürk’ün ana amacındaki niyet ve maksadına
uygunluğu nispetindedir. Bunun aksine hareket Türk ve Atatürkçülüğü
ayrıştırır, fırkalara ayırır, Türk ve Atatürk düşmanlarının işine yarar. *
 
 
 
<https://1.bp.blogspot.com/-33H1nyO0ewQ/VyXR0qTcNxI/AAAAAAAAKkw/OrG0PAf2-8AH1pDym-mHnINThNqJvk0EQCLcB/s1600/turkiyemiz.gif>
 
 
*Atatürkçü Görüş sahipleri, Atatürk ilke ve söylemlerini
irdeleyip yorumlarken bu hususa özen göstermek, titiz ve dikkatli olmakla
mükelleftir.*
 
 
Selam...
 

T.C. / M. Kemal Adal
 
https://kemaladal.blogspot.com.tr/
lutfu sahsuvaroglu <lutfusah...@gmail.com>: May 08 05:35AM +0300

http://m.gazetevahdet.com/kimsenin-sucu-yok-aslinda-cok-kizdim-basbakani-gorevden-aldim-5234yy.htm
Bu grubun güncellemelerine abone olduğunuz için bu özeti aldınız. Ayarlarınızı grup üyelik sayfasından değiştirebilirsiniz.
Bu gruba aboneliğinizi iptal etmek ve gruptan artık e-posta almamak için Turkiye-icin-el...@googlegroups.com adresine e-posta gönderin.


Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages