|
"M.Kemal Adal" <adalk...@gmail.com>: May 09 12:10AM +0300
9 Mayıs 2016 Pazartesi KUR’AN’A GÖRE GÜZEL AHLAK ÇERÇEVESİNDE HOŞGÖRÜ VE BAĞIŞLAMA <https://kemaladal.blogspot.com.tr/2016/05/kurana-gore-guzel-ahlak-cercevesinde.html> *Vikipedi, Özgür Ansiklopedi de hoşgörü:* *“Müsamaha, tahammül, katlanma, görmezden gelme veya göz yumma; başkalarını eylem ve yargılarında serbest bırakma, kendi görüşümüze ve çoğunluğun görüş biçimine aykırı düşen görüşlere sabırla, hem de yan tutmadan katlanma demektir. İzin verme, aldırmama, iyi karşılama anlamlarına da gelir.* *Sosyal ilişkilerde bir tarafın, bazen farkında olmadan, kasıtlı olmayarak, bazen de kasıtla diğer tarafa (maddi/manevi) zarar verebilecek bir sahne yaratması durumunda, diğer tarafın bunu görmezden gelerek veya cevabından vazgeçerek ödün vermek tahammülünü (erdem) gösterebilmesidir.” * *Diye tanımlanıp, açıklanmaktadır.* *Bütün evrensel “değer yargıları” kişilerin algılama ve yorumlamalarına göre, kişilerce değerlendirildiği haliyle, sözlerine ve eylemlerine yansır. * *“Hoşgörü” de öyle…* *Bu sebeple güzel düşünen kişilerin de:* *DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ:* *https://kemaladal.blogspot.com.tr/2016/05/kurana-gore-guzel-ahlak-cercevesinde.html <https://kemaladal.blogspot.com.tr/2016/05/kurana-gore-guzel-ahlak-cercevesinde.html>* Selam... T.C. / M. Kemal Adal https://kemaladal.blogspot.com.tr/ |
|
Alaettin Hacimuezzin <hacim...@yahoo.com>: May 08 08:37PM
ANNELER GÜNÜ HK:Anneler Günü'nde yaşayan ve vaktiyle yaşayan anneler bizleri ve çocukları da doğuran anneler hepinizin hakkını kim ödeyecek? Anne olsun olmasın tüm kadınlara-ikinci sınıf İnsan saymayı savunanlar(*) ,tecavüzü görmezden gelenlere(**) söyleyecek sözlerimiz var.Kadın erkek herkese çağdaş ilk-orta-yüksek eğitimde eşitlik ,işte eşitlik , yöneticilikte eşitlik imkanı sosyal adalet içinde bir yaşam hayal ederek Anneler Gününü kutlarız.-(*): Cinsiyeti tercih kendi irademiz mi? Erkek olarak doğmak -Yaradan'a saygı varsa- ayrıcalığa yol açmasın-(**):Gönül'den düşme sakın berbat olursun! Alaettin HacımüezzinİZÇEP(İzmir Çevre Gönüllüleri Platformu)cevregonullu...@yahoogroups.comwww.facebook.com/groups/707201626044725/ |
|
"Özel Büro (Dig.Security.İŞNET)" <digi.s...@isnet.net.tr>: May 08 12:50AM +0300
<http://www.altayli.net/wp-content/uploads/2016/04/Iklil_Kurban019.jpg> Yıl 1990 Ağustos ayı, yani bundan tam 20 yıl önce, Tatar ulusu tüm dünyaya bağımsızlık bildirisini ilan etmişti. Bu bir rastlantı değil, "Yaşlı Tarihin Yankısı" idi. Bilindiği gibi Tatar devletinin başkenti olan Kazan şehri, 1552 yılının Ekim ayında, başında Çar Korkunç İvan'ın (1530-1584) bulunduğu 150.000 kişilik Rus ordusu tarafından işgal edilmiş ve insanlık tarihinin en facialı-en kanlı Tatar soykırımı gerçekleştirilmişti. Erkek-kadın-çocuk demeden 30.000 kişilik Kazanlı Tatar kılıçtan geçirilip, şehir büsbütün Tatardan arındırılmıştı. Fakat bu soykırım Tatarların sonu değildi. İşte o günden bu güne kadar geçen bu 458 yıl (1552-2010), geride kalan Tatarların ulusal intikamı uğruna-kaybettiği devleti uğruna, Ruslara karşı aralıksız savaş yılları olarak tarihe geçmiştir. Yüz yıllar boyu sürüp giden bu ölüm kalım savaşı, insanlık tarihinde ve günümüz dünyasında da, bir intikam örneği-bir direniş sembolü olarak algılanmaktadır. Evet, bu korkunç soykırım gereği Ruslar, Tatarların ezeli ve ebedi düşmanı olma kimliğini kazanmıştır. Bir ulus için bağımsızlıktan daha değerli, bir birey için özgürlükten daha tatlı hiçbir şey yoktur. Tatar ulusu tüm tarihi boyunca bu değerlere bağlı ve sadık kalmış, canı pahasına en çetin savaşları günümüze kadar sürdüre gelmiştir. Tatarlara göre, bağımsızlık ve özgürlük "benim karakterimdir." Kazan şehrinin düşmesi tüm Kazan Hanlığının, tüm Tatar dünyasının düşmesi anlamına gelmez. Kazan Hanlığının son hanı Süyümbike'nin kardeşi Ali Ekrem, Batır Şah ve Salavat Yolay gibi kahramanlar başkanlığındaki çetin ve kanlı direnişler yıllar boyu sürüp gidecektir. Sibirya Tatarlarının hanı Küçüm Han'ın Ruslara karşı yürüttüğü ölüm kalım savaşı Moskova'yı derinden sarsacaktır. Sadece kaba güç kullanma yoluyla Tatarları yok etmenin olanaksızlığını kabul eden Ruslar, Tatarların Hıristiyanlaştırılmasının-Ruslaştırılmasının çarelerini ararlar ve bu işte bir dereceye kadar başarılı da olurlar. Bugünkü Kreşin (Tapındırılmış) Tatarlar bu çarelerin ürünüdür. Fakat Ruslar ne yapsalar da Tatarlar bitmez. XX. Yüzyıl başları. Rus-Japon Savaşı ve Şubat-Ekim Devrimleri sonucu, kuruluşunu Çar Korkunç İvan'ın başlattığı Avrasya'nın yarısını işgal etmiş Çarizm Rusya'sı sarsılır. Bu fırsatı değerlendiren Tatarlar tarihlerinin en yalın ve en şiddetli siyasi savaşını başlatırlar. Başında Mirseyit Sultangaliyev (1892-1940), İlyas Aklin (1895-1937) ve Zeki Velidi Toğan'ların (1890-1970) bulunduğu bu siyasi savaş, Lenin (1870-1923) ve Stalin'in (1879-1953) aldatıcı oyunları sonucu amacına ulaşamaz. Sultangaliyev ve Alkin'ler öldürülür, Toğan yurt dışına kaçar. Zamana ayak uydurmada çaresiz kalan Çarizmin yerini komünizm alır, fakat Rusya sınırları sabit kalır. XX. Yüzyıl sonları. Aynı Çarizm gibi komünizm de zamana ayak uydurmakta çaresizdir. Demokrasi, özgürlük ve ulusal devlet ilkelerinin gittikçe güçlenerek bayrak kaldırması sonucu, dünyamızda Çarizme yer kalmadığı gibi komünizme de yer kalmadığı anlaşılmaktadır. İnsanlık, artık insan hakları kavramını anlamış ve bunun gereği, insanlık düşmanı emperyalizmin bulunmadığı bambaşka yeni bir düzen-yeni bir dünya arzulamaktadır. Tüm tarihleri boyunca emperyalizm uğruna kan dökmüş olan Ruslar çaresizdir... Bağımsızlık ve özgürlük uğruna canını feda eden Mirseyit Sultangaliyev'ın öldürülmesinden tam yarım yüzyıl (1940-1990) geçmişti. Yıl 1990 Temmuz ayı, Boris Yeltsin Tataristan'a gelir. O, Tataristan'ın birçok bölgelerini gezdikten sonra, Kazan'daki Yazarlar Birliğinin salonunda Tatar aydınlarının sorularını yanıtlar. Onun konuşması içindeki en can alıcı deyişi, "Bağımsızlık istediğiniz kadar olsun, ne kadar hazmedebilseniz, o kadar olsun" olmuştur. Yeltsin bu deyişi ile Tatarlar arasında ne kadar taraftar toplayabildiyse, Tatarlar da bu deyişi kendi amaçları uğruna o kadar kullanabilmiştir. Elbette o zaman Rus Emperyalizme karşı esen, demokrasi-özgürlük-ulusal devlet ilkelerinin yıkıcı-güçlü esintilerini sağ selim atlatabilmede bu deyişin Yeltsin için çok yararlı olduğunda hiç kuşku yoktur. Fakat bu deyişin aldatıcı etkisi, Tatarları geleceğe dönük tedbirsiz bırakmakla kalmamış, Tatar bağımsızlık inancını "Rus güvencesi altına almıştır"(!) Böylece Tatar ulusunun yüzyıllar boyu uğrunda savaştığı, bağımsızlık ve ulusal devlet olarak yüreklerine işlenmiş arzularının gerçekleşeceği günler gelip çatmış gibiydi. Yeltsin'in deyişini de arkasına alan Tatarlar 30 Ağustos 1990 yılında "Devlet Bağımsızlığı Bildirisi"ni emin bir halde dünyaya ilan ederler. İşte o günden başlayarak 30 Ağustos bağımsızlık bayramı olarak coşkulu bir şekilde kutlanmaya başlar. Bu bayramın coşkusunu yaşamak, 30.08.1995 günü bana da nasip olmuştu. Fakat bu günlerde Tatar ulusunun görünürde ne kadar mutlu ise de, eski günlerini hatırlatan kaygıları da az değildi. Şubat 1994 yılında Rusya Devlet Başkanı Boris Yeltsin ile Tataristan Devlet Başkanı Mintimer Şeymiyev arasında "Yetki Paylaşımı" olarak adlandırılan bir anlaşma imzalanmıştır. Bu anlaşma gereği, Tatarların bu güne kadar elde ettiği tüm hakları geçersiz sayılmış, Yeltsin'in 1990 yılında söylediği aldatmacasının zamanı geçmiş-rolü bitmiş, artık Emperyalist Rusya düştüğü yerinden kalkmıştır. Şeymiyev bu imzası karşılığında Tatar bağımsızlığının bir numaralı haini olma kimliğini hak etmiştir. Yıl 2000, Yeltsin halef seçiminde yanılmaz, yalancılıkta-namussuzlukta-ikiyüzlülükte kendisini aratmayacak kadar mükemmel olan Vladimir Putin'i yerine koyup kendisi ölüme gider. Rusya adım adım, görünümü farklı, fakat özü aynı olan Korkunç İvan'ın, Büyük Petro'nun (1672-1725) ve Stalin'in yönettiği Çarizm ülkesi haline gelirken, bu yeniden doğuş sürecinde eski KGB ajanı olan Vladimir Putin hayati rol oynamıştır. Bu sebeple Tatarlar Putin'e "Küçük Stalin" adını vermiştir. Putin iktidara gelir gelmez 300.000 Çeçen'i boğazlayarak Çeçen bağımsızlık sorununu bertaraf ederken, sırada Tatar bağımsızlık sorunu beklemekteydi. Putin Çeçenlere kullandığı yöntemi Tatarlara kullanmaktan çekinir ve sinsi-aldatıcı-ikiyüzlü yöntemlere başvurur. O sık sık Kazan'a gelir ve bir-iki cümle Tatarca konuşup-Tatar yanlısı gözüküp, çevresindeki yalakalarının alkışını kazanır. 2005 yılının Ağustos ayında, "Kazan'ın 1000 Yıllığı" denilen bir yalanın eşliğinde Kazan'a gelen Putin, dinleyicilerine şöyle seslenir: "Kazan 1000 yaşındadır, bu yıl 30 Ağustos günü Kazan'ın doğum günü olarak kutlanmalıdır. Bağımsızlık demek ne demek?! Rusya devletinin ulusu yaratılacaktır!" der. Böylece Putin'e göre, 30 Ağustos bağımsızlık günü, Kazan'ın doğum günü olarak bitmiştir. O bu sözlerini daha da kalıcı konuma getirmek ve Tatar hainlerini çoğaltmak amacıyla, kendisinin imzaladığı "Kazan'ın 1000 Yıllığı" adını taşıyan madalya almak isteyen herkese verilir. Putin'in Tatarlara yönelik işlediği cinayetlerinin hızı kesilmez-sonu gelmez. İçi tamamen boşaltılıp sadece adı kalmış Tataristan Cumhuriyeti, Rusya'yı oluşturan 85 bölgenin biri haline getirilir; başkanı Moskova tarafından tayin edilir; "Kazan Devlet Üniversitesi", "Bölge Üniversitesi" olarak değiştirilir. vesaire. Şu günlerde Tatar okulları sürekli kapatılıp, Tatar dilinin yok edilmesi Putin'in acil gündemindedir. Putin'in Türklük aleyhindeki bu cinayetleri Kazan ile sınırlı kalmaz Türkiye'ye de taşınmıştır. Emperyalist Rusya'nın bugünkü böyle kudurmuş döneminde, aynı Çar Korkunç İvan devrindeki hain Tatar mirzaları gibi, günümüzdeki ikiyüzlü Tatar hainlerinin de alabildiğine at oynattığını nefretle seyretmekteyiz. Bunlar yetmiyor gibi bazı çıkarcı-ilkesiz hükümetlerin de, Rusya karşısındaki yalakalık eylemlerine de tiksintiyle şahit olmaktayız. Bunlar geçicidir. Yaradılışından günümüze kadar tüm dünyayla-tüm insanlıkla düşmanlaşa gelen Ruslar-zalim ve arsızdır. Vahşi eski Çarizm nasıl çöktüyse, kan içici Sovyetler nasıl çöktüyse, başında cellat Putin'in bulunduğu bu yırtıcı yeni Çarizm de öyle çökecektir ki, bu tarihin hükmü, insanlığın iradesidir. Ruslar bundan 1000 yıl önce çıktığı eski inine-Moskova yöresindeki bataklığa elbette geri dönecektir. Çünkü yaşamda ve doğada başkalarını yiyerek geçinen yırtıcıların sonu hep böyledir. Onların işledikleri cinayetler, başkalarının yurdunda kalabilme-yaşayabilme olanağını-saygınlığını yiyip bitirmiştir. Türk-Tatar ulusu uzun tarihinde büyük kahramanlar, destanlar ve olağanüstü mucizeler yaratmış ulu olan bir ulustur. Ululuk Türklüğün özünde vardır. Yaradılışı alçak olan Rusların yarattığı bugünkü bu kölelik-kulluk elbette geçicidir, ululuk karşısında alçaklık her zaman ölüme mahkumdur. Putin'in Kazan'dayken Tatarlara karşı Çeçenlere oranla çekingen davranışının sırrı budur-korku. Tüm canilerin ayrılmaz dostu korkudur. [status publish] [geotag on] [publicize off|twitter|facebook] [category istihbarat] [tags TATAR TÜRKLERİ DOSYASI, İKLİL KURBAN, TATAR, BAĞIMSIZ, SAVAŞ] |
|
"Özel Büro (Dig.Security.İŞNET)" <digi.s...@isnet.net.tr>: May 08 01:05AM +0300
[status publish] [geotag on] [publicize off|twitter|facebook] [category araştırma] [tags TARİH, Delhi, Türk Sultanları, Telingana Seferleri] |
|
"Özel Büro (Dig.Security.İŞNET)" <digi.s...@isnet.net.tr>: May 08 01:09AM +0300
[status publish] [geotag on] [publicize off|twitter|facebook] [category araştırma] [tags TARİH, Doğu Akdeniz, İngiliz Ticareti, İskenderun, Londra, İngiliz Ticaret Filosu] |
|
"Özel Büro (Dig.Security.İŞNET)" <digi.s...@isnet.net.tr>: May 08 12:57AM +0300
SAADET ORUÇ Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında düzenlenen 13. İslam Zirvesi, sonuçları itibariyle önemli fırsatlar sunan bir buluşma oldu. "Dünya beşten büyüktür" şiarıyla Birleşmiş Milletler'in bir kaç küresel aktörün satranç tahtası haline gelmesine güçlü bir itiraz geldi zirveden. Yeni bir refleksle, küresel sistemde Müslüman ülkelerin hak ettiği yeri yakalaması için zemin arayışlarına sahne oldu. Zirvenin önemini anlamak için momentumu en basit haliyle tasvir edelim. Müslüman ülkelerden savaşlar, felaketler, göç dalgaları eksik olmuyor. Batı başkentlerinde neredeyse aylık periyotlarla, Ortadoğu kentlerinde ise aşağı yukarı günlük formatlarda bombalar patlıyor. Patlayan her bombanın neden olduğu onlarca kayıp da Müslüman ülkelerin hanesine fatura ediliyor. Batılı için, yönetenlerinin özenle hazırladığı stratejilerinin sonucu olarak domuz eti yemeyen, alkol almayan her kişi potansiyel terörist, kelime-i şahadet getiren her Müslüman irkilerek bakılacak bir hedef haline gelmek üzere. Cadı avına az kaldı Batı dünyasında. İslam adını kullanarak teröre başvuran odaklarla mücadeleyi Müslüman ülkelerin ortak mücadelesi sonuca ulaştırabilir. Batı'nın yakalandığı İslamofobi ve ayrımcılık hastalığından kurtulmasına da yine İslam ülkeleri yardımcı olabilir. Ama önce ekonomisiyle, güvenliğiyle, kadın ve gençlik gibi başlıklardaki atılımlarıyla küresel sistemde söyleyecek sözü, yapacak itirazı ve önerecek yöntemi olan bir noktanın yakalanması hedefleniyor. Somut pek çok öneri getirildi. Daha önceki İslam Zirvelerinin aksine, lafta kalmayan, hayata geçirilecek olan kararlar alındı. Türkiye, İİT'yi alışıldık hantal yapısından kurtarmayı hedefliyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan başkanlığında yeni bir paradigma oluşuyor. Batı'ya ters düşmeyen ama bu coğrafyanın da söyleyecek sözü var diyen, ayakları yere sağlam basan, bağırmadan altını doldurduğu gerekçeleriyle haklılığını ortaya koyan yeni bir duruş. Takipçisi olalım hep birlikte. Barış ve adalet için. Türkiye-İran: Bölgesel çözümler için ortaklık İran Devlet Başkanı Hasan Ruhani Ankara'ya resmi bir ziyaret gerçekleştirdi. Çok sayıda anlaşmanın imzalandığı stratejik öneme sahip bir toplantıya ev sahipliği yaptı Ankara. Cumhurbaşkanı Erdoğan, İranlı muhatabı Ruhani ile İslam Zirvesi vesilesiyle İstanbul'da bir araya gelmişti. Ankara'daki ikinci randevuda, öncelikli olarak bölgesel sorunlara dışarıdan güçlerin değil, bölgesel aktörlerin çözüm bulmasının önemine dikkat çekildi. Ambargo nedeniyle 22 milyar dolardan 10 milyar dolara gerileyen ticaret hacminin 30 milyar dolara çıkarılması hedefinin altını çizdi Cumhurbaşkanı Erdoğan. Bankacılık ve borsa alanında atılacak ortak adımlar da dönüm noktası niteliğinde. İran, uzun yıllar süren ambargonun ardından dünya pazarı ve küresel sermayeyle yeni bir sayfa açıyor. Bölgedeki pek çok krizin da alt metninde bu sayfaya geçişin doğum sancıları yatıyor. İran ile Türkiye arasında belirli politik konularda görüş ayrılıkları mevcut elbette. Ancak Ankara randevusu, bölge sözlüğünde güç kavramının karşısında isimleri yazan bu iki ülkenin işbirliği için sağlam bir zemin sundu. [status publish] [geotag on] [publicize off|twitter|facebook] [category istihbarat] [tags DİN & DİYANET DOSYASI, SAADET ORUÇ, İslam Zirvesi] |
|
"Özel Büro (Dig.Security.İŞNET)" <digi.s...@isnet.net.tr>: May 08 01:17AM +0300
Tehlike ağır! İSRAİL <http://www.bilgeturksam.com/haberleri/israil> 'E YENİ TOPRAKLAR İsrail'in Ortadoğu'daki yeni stratejisi, etnik ve mezhepsel farklılar temelinde Müslüman ülkelerin iç savaşa kışkırtılarak birbirine kırdırılması, parçalanması ve İsrail'e müttefikler kurulması esasına dayanmaktır. Irak olduğu gibi Suriye <http://www.bilgeturksam.com/haberleri/suriye> de İsrail'in hedefindedir. Lübnan <http://www.bilgeturksam.com/haberleri/l%C3%BCbnan> 'ın beş parçaya, Suriye'nin de beşten az olmamak üzere parçacıklara ayrılması İsrail planının temel taşlarıdır. Dünya Siyonist Dergisi Kivunim'de yayımlanan İsrail planında yer alan SURİYE ve LÜBNAN tasaraıları bu tespitlerimizi tartışmasız bir şekilde kanıtlamaktadır: ".Batı cephesi yüzeyde daha problematik gözükse de aslında manşet olan olayların çoğunun son zamanlarda meydana geldiği Doğu cephesinden daha az karmaşıktır. Lübnan'ın beş bölgeye bölünmesi Mısır, Suriye ve Irak da dahil olmak üzere tüm Arap dünyası için bir başlangıçtır ve aslında Arap yarımadası şimdiden bu yolda ilerlemektedir. Suriye ve daha sonra Irak'ın feshi ve Lübnan'da olduğu gibi etnik ve dini bölgelere ayrılması İsrail'in uzun vadede Doğu cephesindeki bir numaralı hedefidir ve bunun için kısa vadede bu devletlerin askeri gücünün feshi ana hedeftir. Suriye etnik ve dini yapısına istinaden tıpkı bugün Lübnan'da olduğu gibi birkaç eyalete bölünecek ve kıyıda Şii-Alevi bir eyalet, Halep bölgesinde Sünni bir eyalet, Şam'da Kuzey komşusuna düşman olan bir diğer Sünni eyalet olacak ve Dürziler de belki bize ait olan Golan'da, mutlaka Havran'da Kuzey Ürdün'de başka eyaletler kuracaklardır. Bu gelişmeler uzun vadede barış ve güvenlik için garantör olacaktır ve bu hedef bugün bile erişebileceğimiz bir noktadadır." NEDEN SURİYE? İsrail'e en yakın tehdit Suriye'dir. Lübnan'daki Hizbullah varlığı da İran-Suriye ekseninden aldığı güçle İsrail'e yine bir tehdit olarak ortaya çıkmaktadır. Suriye'nin parçalanması halinde Lübnan desteği kesilecek ve İsrail, Suriye toprakları üzerinde oynayacağı bir boş alan kendine yaratacaktır. İsrail bu planını Tevrat'ta yer alan ayetlerle de desteklemektedir. İşin içine Tevrat'ın girmesi, İsrail'e hem Musevi hem de Hristiyan dünyasından büyük destek sağlamaktadır. Tevrat'ın kehanete göre Şam'ın Babil ve Mısır'dan öte kalır yanı olmayacaktır; yıkılacaktır, onuru kırılacaktır, çok insan öldürülecektir, nerdeyse taş üstünde taş kalmayacaktır. Tevrat'ta Yahudi Peygamberi Yeşaya işte böyle söylemektedir: - ".Şam'la ilgili bildiri: İşte Şam kent olmaktan çıkacak, Enkaz yığınına dönecek. Aroer kentleri terk edilecek, hayvan sürüleri orada yatacak, onları ürküten olmayacak. Efrayim'de surlu kent kalmayacak, Şam'ın egemenliği yok olacak. Sağ kalan Aramlılar'ın onuru İsrail'in onuru gibi kırılacak... - - Eyvah, çok sayıda ulus kükrüyor, azgın deniz gibi gürlüyorlar. Halklar güçlü sular gibi çağlıyor. Halklar kabaran sular gibi çağlayabilir, Ama Tanrı onları azarlayınca uzaklara kaçacaklar. Rüzgarın önünde dağdaki saman ufağı gibi, Kasırganın önünde diken yumağı gibi savrulacaklar. Akşam dehşet saçıyorlardı, sabah olmadan yok olup gittiler. Bizi yağmalayanların, bizi soyanların sonu budur[2]. Bugün 19 Nisan 2016. Tıpkı İsrail planında olduğu gibi Suriye'nin Halep kenti yanıyor, ülke iç savaşta, kardeş kardeşi öldürüyor, yüzyıllardır birlikte yaşamış olan insanlar birbirlerini öldürüyor. Öte yanda Suriye boşalıyor; terk ediliyor ve Türkiye <http://www.bilgeturksam.com/haberleri/t%C3%BCrkiye> 'ye gelen belki de 4 milyona yakın Suriyelini geri dönmeye pek de niyeti yok! Ne yazık ki Suriye'nin düşürüldüğü bu duruma en fazla katkı sağlayan, muhalif unsurları kışkırtıp doğrudan destek veren tek Müslüman ülke de Türkiye oluyor, tıpkı Libya ve Mısır'da, tıpkı Irak'ta yaptığı gibi. Şimdi soru şu; Türkiye'ye gelen bu 4 milyon sığınmacı kim? İkinci soru da; Suriye'nin boşalan topraklarına kim gelip yerleşecek? İlk sorunun cevabı için, bu gelen kişilerle 1915, 1924 ve 1930 Van-Hakkari ve Ağrı isyanlarından kaçıp Suriye'ye gidenler arasındaki soy bağlarına bir bakmalı! İkinci sorunun cevabına gelince. Kendi çıkarları için Suriye'yi yakıp yıkan Yahudi siyaseti elbet bunun için de bir tedbir düşünmüştür! Bu noktada son soru şu olmalı; AKP siyaseti neden 4 milyona yakın sığınmacıyı ülkeye alıyor ve İsrail planına kapıları sonuna kadar açıyor? BİLGETÜRK [status publish] [geotag on] [publicize off|twitter|facebook] [category güvenlik] [tags İSRAİL DOSYASI, Sığınmacılar, İsrail] |
|
"Bedrettin Keleştemur" <bkeles...@gmail.com>: May 08 10:08AM +0300
AVRUPA YOLCULUĞU Bedrettin KELEŞTİMUR Tarih sayfalarını şöyle bir çeviriyoruz; 9 Mayıs 1950 tarihi, “Robert Schumann, Avrupa’nın güvenliği için kaçınılmaz olan, Birleşik bir Avrupa fikrini ortaya çıkardı…” Tarihte, “Robert Schumann Deklarasyonu” olarak da bilinen bu sunuş, Avrupa Birliğinin temellerini atmış oluyordu! 1985 Tarihinde, “Milan Zirvesi’nde…” 9 Mayıs’ın “Avrupa Günü” olarak kutlanması kararı alındı” *** *** 2. Dünya Savaşı’nın getirdiği; “siyasi, sosyal ve iktisadi…” yaraları sararken; Schumann, 1950’lerde; “Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu önergesini…” sunuyordu! Bu, “Avrupa ittifakında ilk adımdır…” “Stratejik bir adımdır…” İttifakın merkezinde, “Fransa ve Almanya…” yer almaktadır! Topluluğun diğer kurucu üyeleri arasında; “İtalya, Benelüks ülkeleri, Belçika, Hollanda ve Lüksemburg…” yer alırlar! Değişik isimlerle, “Ortak Pazar” “Avrupa Topluluğu” “Avrupa Ekonomik Topluluğu” Ve günümüze gelindiğinde; “28 ülkeden oluşan…” siyasi ve ekonomik örgütlenme! Avrupa Birliği günümüzde, “siyasi ve ekonomik güç…” olarak karşımıza çıkar! Dünya Ülkelerinin GSYİH’nın “yüzde 30’larını…” Avrupa Birliği Ülkeleri Oluşturur! Bu şu anlama geliyor; AB, “küresel dünyamızda…” önemli bir güç merkezidir! 1965 tarihinde, Brüksel Antlaşmasıyla; “Avrupa Topluluğu” adını alır. “Avrupa Parlamentosu…” 1979 tarihinde “demokratik seçimle” gerçekleşir. *** *** 1986 tarihinde, “Avrupa Bayrağı…” kullanılmaya başlanacaktır! Ve liderler; “Tek Avrupa Senedini…” imzalayacaklar! Demir Perdenin yıkılmasıyla, “topluluk doğuya doğru…” genişlemeye başlayacaktır! 7 Şubat 1992 tarihinde, “Maastricht Anlaşması…” yürürlüğe girecektir. İlk defa, “Avrupa Birliği…” terimi kullanılacaktır. Avrupa Birliği, “küresel dünyada…” siyasi bir güç olarak kendisini tanımlar. **** **** TÜRKİYE’NİN ÜYELİK SÜRECİ… Türkiye’nin, Avrupa Birliği İlişkileri, “31 Ekim 1959 tarihinde Avrupa Ekonomik Topluluğuna yaptığı…” “Ortaklık…” başvurusuyla başlayacaktır. Bu başvuru, 1960 ihtilali sonrası; 4 yıl sonra; AET Bakanlar Konseyi’nin bu başvuruyu kabul etmesiyle, “12 Eylül 1963 tarihinde Ankara Anlaşması…” resmiyet kazanacaktır! Evet! 1963’lerden 2016’lara; 53 yıl/ yarım asır geçmiş… Hala, o üyelik süreci devam ediyor! Ve ilânihaye devam edeceğe benziyor! Şurası var ki, Türkiye’nin ihracatının en önemli ayağı, “Avrupa Birliği Ülkeleri…” olmaktadır. Bu ülkeler, Mart 2016 verilerine göre toplam ihracatımızın, “yüzde 49’larını…” oluşturmaktadır! Bu da bir bakıma Avrupa’yla, “ekonomik bütünleşme” anlamına geliyor. *** *** 9 MAYIS; DÜNYA İSTATİSTİK GÜNÜ! İstatistik nedir sorusuna verilen cevaplar arasında; “Bir hüküm çıkarmak üzere olayları yöntemli bir şekilde toplayıp, Sayı halinde gösterme işi ve bilimi!” Her bilimin bir ‘metodu’ vardır. İstatistik biliminin metodu; dört safhaya ayrılır; “Sayısal bilgilerin derlenmesi… Bu bilgilerin düzenlenmesi… Tablo ve Grafik halinde sunulması… Bilgilerin analizi…” İstatistik Bilimi, “durum analizi…” Sapmalarla birlikte, toplumun önemli “göstergesi…” Veya almış olduğu, “pozisyondur…” Sosyal Hayatımızın bütün rengini formüle etmede, “İstatistik Verilere…” başvurmaktayız! Günümüzde, bu ilim dalı; “evrensel bir konuşma dili…” Toplumları analiz etmek için kullanılan; En doğru ve pratik çok yönlü bir fotoğraf… Günümüzde artık, “bu evrensel dili…” sıklıkla kullanırız; Siyasi, Sosyal, İktisadi anlamda; “değişimi ve dönüşümü…” Sağlıklı ve güvenilir bir şekilde, Her türlü keyfilikten uzak, ‘kontrollü bir şekilde…’ yürütebilme! Bizim burada en büyük eksiğimiz, “Sosyal Mühendislik…” alanındaki yetersizliğimiz! Uzak görüşlü, ufuk sahibi, “stratejiler…” belirleyemeyişimizdir! “Hedefler” ve “stratejiler” belirleyici rollerdir! Uygulamada, “tavizsiz ve de riyasız…” olabilmeliyiz. Sıklıkla yinelenen ‘strateji değişikliklerinin…’ Bu ülkeye maliyeti bir hayli yüklü olmaktadır. *** *** TARİHTE 9 MAYIS 1485 - Davutpaşa Lisesi, dönemin sadrazamı Davut Paşa tarafından 'Mekteb-i Sübyan' adıyla kuruldu. Okul 1874'te Rüştiye Mektebi'ne dönüştü. 1935 - Cumhuriyet Halk Fırkası Dördüncü Büyük Kurultayı toplandı. Kurultayda fırka yerine parti sözcüğü benimsendi. Altı ok daha ayrıntılı şekilde ele alındı. "Partinin güttüğü bütün bu esaslar Kemalizm prensipleridir" denilerek, Kemalizm ilk kez resmi olarak tanımlandı. 1936 - Benito Mussolini, İtalya Faşist İmparatorluğu'nu ilan etti. 1936 - İtalya resmen Etiyopya'yı ilhak etti. 1950 - Avrupa Günü, 1950'de Robert Schumann, Avrupa'nın güvenliği için kaçınılmaz olan birleşik bir Avrupa fikrini ortaya çıkardı. Schumann Deklarasyonu olarak bilinen bu sunuş, Avrupa Birliği'nin temellerini attı. Sonra, 1985 Milan Zirvesi'nde 9 Mayıs'ın Avrupa Günü olarak kutlanması kararı alındı. 1955 - Anneler Günü, Türkiye'de ilk kez kutlandı. 1955 - Batı Almanya NATO'ya katıldı.. 1971 - Darüşşafaka Lisesi'ne kız öğrenci alınması kararlaştırıldı. 1984 - Yaşar Kemal'e Fransız devlet nişanı "Legion d'Honneur" verildi. 2000 - Devlet Bakanı Recep Önal, Türkiye - Suriye arasındaki ticaret hacmini 1 milyar doların üzerine çıkarmayı hedeflediklerini açıkladı. Avrupa Günü (5 Mayıs ve 9 Mayıs) Dünya İstatistik Günü |
|
mehmetsukrubas <mehmet_s...@mynet.com>: May 08 09:54AM +0300
To view this email message, open it in a program that understands HTML! |
|
"Celal Çelik" <celal...@gmail.com>: May 08 09:16AM +0300
*Annem için evlenmedim* Bugün *(7 Mayıs 2014 Çarşamba)* kıymetli dostum *Aydın Kaynarca* bey bizi ziyaretiyle mutlu etti. Sohbet sırasında birde Facebook’tan İsmail Coşar’ın bir *kaside*sini dinledik. <http://3.bp.blogspot.com/-S7xrBmZM-Ak/U2vKAr6V24I/AAAAAAAAVfw/1q8yRH0g9fA/s1600/10299585_10152290118201749_8684580158001622407_n.jpg> Aydın bey, *İsmail Coşar*’la yaptığı bir sohbeti anlattı. Bu Pazar anneler günü olması hasebiyle anne ile ilgili bir yazı düşünürken, bu anı tevafuk etti, inşallah yazmak istedik... *Annesiz büyüyen dostum Aydın Kaynarca beyin babası da 2006 yılınca ölmüş*. Aydın bey, ablası ve onu büyüten rahmetli halası *(babasından 10 ay sonra yangında ölmüş)* ile beraber babasına İsmail Coşar Hocadan mevlid okutmak istemişler. Bir haftasonu *Kocatepe Camiinde İsmail Coşar mevlid okumuş*. Sonra Kocatepe’nin altında yemek vermişler. Aydın bey, yanına oturan İsmail Coşar’la o yemekte sohbet etmişler. <http://3.bp.blogspot.com/-R1GEuvGpYl4/U2vI0uYC_II/AAAAAAAAVfk/liBieD1bvrE/s1600/ismailco%25C5%259Farkocatepe.jpg> Aydın bey, *nasıl böyle güzel bir sese sahip olduğunu sormuş*. İsmail Hoca derinden bir iç çekmiş. Muhakkak bu ses Allah’ın lütfu, ama *rahmetli anamın hem fiili, hem de kavli dualarının çok etkisi vardır. * Kavli *(sözle)* dua tamam da, fiili dua nasıl hocam? Ben çok küçüktüm. Rahmetli anacım hafız olmamı çok istediği için beni *Kuran öğrenmem için köyümüzün camisinin imamına* götürdü. Sesimin gür olması nedeniyle *imam, anneme bu çocuğun sesi pişerse çok güzel Kuran okur*, demiş. Annem peki nasıl deyince, imam çok ağlayıp sesimin açılması için bir yol tavsiye etmiş. Anacım geceleri, beni saatlerce bahçemizdeki bir *büyük su fıçısının içine koyardı*. Ben karanlıktan ve korkumdan ağlardım, sonra durur durur, *saatlerce bağırarak ağlardım*... <http://4.bp.blogspot.com/-o88gWtesDvk/U2zUgFcfDoI/AAAAAAAAVgU/z7xJ11gZHbA/s1600/imagesCAJCUQLH.jpg> Tabi o zaman nedenini bilmeden sadece sabredip ağlıyordum. Yıllar sonra hafızlıktan mezun olup sesine hayran olunan ve aranılan bir delikanlı *hafız olunca anacığımın değerini anladım*. Evet arkadaşlar, hani Rabbimizin dediği gibi *başımıza gelen şer gibi görünen nice olaylarda hayır gizlidir*. Aslında başımıza gelen her musibette, *çaresini arayarak aktif sabretmeliyiz*. Eminim, hastalıklarımıza sabretmemizin vesilesiyle Allah imanımızı arttırıyor, hamdolsun. *Aktif sabır, şükretmektir. Şükretmenin en kestirme yolu NAMAZdır*. İnternette araştırma yaptık, İsmail Coşar’ın web sitesini bulduk. Orada kısaca *özgeçmişi* var, fakat bu su fıçısına değinmemiş. Sayfasındaki maile bu yazıyı gönderdik ve onay aldık. http://www.ismailcosar.com.tr/index.php Websayfasında annesinin ettiği duanın kabul olduğunu anlatıyordu: *İsmail Coşar, bu yaşlarda Kandil günlerinde annesi Edibe Hanım ile radyodan Kuran-ı Kerim dinler ve sesini duyduğu hafızların “kendisine dost olması” yönünde anne duası alırdı. * <http://4.bp.blogspot.com/-rOXuga7Lfeo/U2vI2ZFhXBI/AAAAAAAAVfs/6OUDZaeGL_w/s1600/3%252520%252843%2529.jpg> İsmail Coşar ve annesi Yine dostum Aydın bey, *İsmail hocanın, uzun yıllar evlenmediğini* söylediğini aktardı. *Hanımı annesini üzebilir, kalbini kırarsa diye annesine duyduğu sevgi, saygı ve endişesinden dolayı yani annesi için evlenmemiş*. *Annesi hayattayken *oğluna* ahlakını beğendiği bir kızla* evlenmesini teşvik etmesi üzerine, geçte olsa otuzbeşli yaşlarında, yine annesi mürüvvetini görsün, mutlu olsun diye evlenmiş. Websayfasında 1950 Bursa doğumlu, *evli, iki oğlu* var diyor, ama *sanırım geç evlendiği için olsa gerek sadece iki çocuğu var*. Geçen kasımda babam anjiyo oldu ve birsüre Cuma namazlarına götüremedi. İnternetten *Diyanet TV*’den Kocatepe camisinden naklen Cuma namazını dinledik. *İsmail Coşar hocanın okuduğu iç ezanla kaçkez gözyaşına boğulduk*. Sadece bendenizi değil yıllarca binlerce kişiyi ağlatmıştır. *Gözyaşı kalbin kirini yıkar, temizler*. Allah razı olsun. İsmail Coşar şu an 64 yaşında, Allah sağlıklı, hayırlı, bereketli uzun ömür versin. *Nice uzun yıllar hayırlı hizmetler nasip etsin.* Mahşerde peygamberlerle beraber haşr eylesin. <http://3.bp.blogspot.com/-UXKp1RWecG8/U2vIzqu9FFI/AAAAAAAAVfc/vk9d5LYZoSw/s1600/iscimages.jpg> Evet yazıyı uzatmamak için anne ile ilgili ayet ve hadislerle bitiriyoruz. *''Biz insana anne ve babasına iyi davranmasını emrettik.''* *(Lokman suresi , 14.ayet)* *“Rabbin, Ondan başkasına kulluk etmemenizi ve anne-babaya iyilikle davranmayı emretti. Şayet onlardan biri veya ikisi senin yanında yaşlılığa ulaşırsa, onlara: “Öf” bile deme ve onları azarlama; onlara güzel söz söyle.”* *(İsra Suresi, 23.ayet)* Ebu Hureyre (ra) anlatıyor: “Hz. Peygamber (sas) bir gün: “Burnu sürtülsün, burnu sürtülsün, burnu sürtülsün” dedi. “Kimin burnu sürtülsün ey Allah’ın Resulü?” diye sorulunca şöyle buyurdu: *“Ebeveyninden her ikisinin veya sâdece birinin yaşlılığına ulaştığı halde (rızasını alıp da) Cennet’e giremeyenin.”* *(Müslim, Birr 9)* *Onlar için istiğfar edip, amel defterlerini açık tutabilirsiniz?* Ebu Üseyd Mâlik İbn Rebra es-Sâidî (radıyallahu anh) anlatıyor: “Bir adam: “Ey Allah’ın Resulü, anne ve babamın vefatlarından sonra da onlara iyilik yapma imkânı var mı, ne ile onlara iyilik yapabilirim?” diye sordu. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselam): “Evet vardır” dedi ve açıkladı: *“Onlara dua, onlar için Allah’tan istiğfar (günahlarının affedilmesini) taleb etmek, onlardan sonra vasiyetlerini yerine getirmek, anne ve babasının akrabalarına karşı da sıla-i rahmi yerine getirmek, anne ve babanın dost <http://www.forumlordu.com/arkadaslik-ve-dostluk/>larına ikramda bulunmak.”* *(Ebu Dâvud, Edeb 129)* Yukarıdaki anektod, ayet ve hadisler anne hakkında *fazla söze gerek bırakmıyor*. <http://3.bp.blogspot.com/-Q8_MYiLvNOU/U2vLBnD1pcI/AAAAAAAAVf8/K_kqEPS34R8/s1600/anneimages.jpg> Sayfamızı ziyaret eden ve maillerimizi okuyan tüm gönül dostlarımızdan *anne olan, anne adayı olan tüm annelerin anneler gününü kutlar, yaşı ne olursa olsun, ellerinden öperiz*. Hakka yürümüş tüm annelerimizin Allah kabirlerini pür nur etsin. Makamlarını cennet, derecelerini yüksek eylesin... Celal...@gmail.com Ankara ( Konya-Ereğli ) *http://celal1973.blogspot.com/ <http://celal1973.blogspot.com/>* http://celal1973.blogspot.com.tr/2014/05/annem-icin-evlenmedim.html Sevgilerimle... Celal Çelik |
|
"Bedrettin Keleştemur" <bkeles...@gmail.com>: May 08 08:39AM +0300
iki makale selamlar |
|
yusufyaman2008 <yusufya...@gmail.com>: May 07 09:49PM -0700
*10.3. DÜNYA YAŞAM PROGRAMI VE BU YAŞAM'I YOK ETMEYE ÇALIŞAN İNSANLAR* Yerde Gökte ve Yer ile Gök arasında (Galaktik boyutta) bulunan her varlığın bir yaradılış ve yaşam programı vardır. Yaşam programları; görev/ icraat /gözetim/ denetim ve değerlendirme gibi programlara göredir. Dünya üzerinde yaşayan her canlının (Bitki, Hayvan, Beşer, İnsan gibi) bir yaşam programı vardır. Yani her yaşam bir programa dayalı olarak oluşturulmuştur. Nasıl ki dünya insanı bir eser oluşturmak için önce eseri beyinde tasarlar, sonra bu tasarıyı kâğıt üzerinde dökerek bir planlar oluşturur, planı detaylandırarak, projelendirir. Projeyi uygulamaya koyar. Bu uygulamada çeşitli görevler üslenen uzmanlar, Mühendisler, Teknisyenler, Ustalar, İşçiler çalışıyor ve bir eser meydana getiriyorlarsa; İlahi hiyerarşi (Göksel Güçler) dünyadaki ve sonsuz sınırsız uzaydaki *Sistem, Nizam, Düzen* i oluşturmak ve *Sistem* içindeki varlıkları, planlayıp aktif varlık haline getirmek, bu aktif var oluşun, belirli bir *Nizama* göre işlemesi ve belirlenen *Düzeni* bozmadan varlıklarını idame ettirmeleri için verilen görev çerçevesinde, teknolojik uygulamalar da görev alan Kozmo Teknolojik Boyutlarda; Teknolojik Uzmanlar Komitelikleri vardır. *Sistem, Nizam, Düzen* in içindeki teknolojik konular bu Teknolojik Uzmanlar Komiteliklerindeki Uzmanlar tarafından gerçekleştirilir. Bu duruma göre akıl sahibi olan ve ilahi âlemle iletişim kurabilecek donanımla donatılarak dünyada var edilen, dünya insanlarının, şu soruları kendilerine sorması gerekir. 1. Bu yaşam programlarını kim, nerede ne zaman ve nasıl hazırlamıştır? 2. Her programı hazırlayan, nasıl bir oluştur ve nereden kaynaklanmaktadır? Nasıl kaynaklanmaktadır. 3. Hayatların oluşmasına yarayan programları hazırlayan kaynakların KÖKENİ nedir? 4. Bu kökenin kaynaklandığı kaynaklarla nasıl dal budak salmıştır? Bu dal budak salış nerede bir oluştur? Bu soruların cevaplarını alışıla gelmişliğin ötesine geçerek keşfetmeye çalışan her bilinç birimi olan insan, mutlaka kendi varlığında açılmayı bekleyen, genlerinde kayıtlı olan yaşam programını oluşturan zaman kodlarını açabilecektir. Dünya insanlığı, içinde bulunduğu bu dönemde, bu kodlarını açarak Göksel vazife statüsüne uygun, Asli Orijinal veya Süper Asli Orijinal fonksiyonlarını uygulayarak Görev Bilinci içinde vazifesini yapacak bilinçlere her dönemden daha fazla ihtiyaç vardır. İnsanlık; Dünyanın içinde bulunduğu bu son dönemde, muayyen mahiyet ve kıstastaki Göksel Bilgi Potansiyeliyle sahip bulunduğu kavram düzeyinden daha üst kavram düzeyine getirilmek istenmiştir. Aşağıdaki ayetler Süleyman Ateş Kuran’ı Kerim Mealinden alınmıştır *Kuran İbrahim: 48*-O gün yer başka yere, gökler de (başka göklere) değiştirilir. (Bütün) insanlar tek ve hesap sorucu, Allah’ın huzurunda görünürler. *Kuran Rahman: 33*-Ey cinler ve insanlar topluluğu, göklerin ve yerin bucaklarından geçip gitmeğe gücünüz yeterse geçin gidin. Ancak kudretle geçebilirsiniz. Peygamberlerin gönderilmesi, kitapların indirilmesi, Göksel Hiyerarşinin Sistem, Nizam Düzenleri, Dünyanın sahip bulunduğu Seyir Programına kilitlenebilen programlarla yükümlü vazifeli Bilinçleri gerekli olan her dönemde enkarne ederek gereği gibi devreye sokmuş ve dünya realitesini gereği gibi tamponlamıştır. Dünyanın ve insanların varoluş programlarının içeriği, Aktif Varoluş Teknolojisinin üst kavram niteliğindeki düzeyini oluşturabilecek müessiriyette Süper Asli Orijinal manalarla doludur. Süleyman Ateş Kuran’ı Kerim Mealinden alındı *Kurandaki bu manalara bakalım:* Zariyat :20-Kesin inanacaklar için yerde nice ibretler vardır. Zariyat :21-Kendi canlarınızda da öyle. Görmüyor musunuz? Zariyat:22-Gökte rızkınız da var, uyarıldığınız (azap) da var! Zariyat:23-Göğün ve yerin Rabbine Andolsun ki o, sizin konuştuğunuz gibi gerçektir Zariyat:24-İbrahim’in ağırlanan konuklarının haberi sana geldi mi? Secde :8-Sonra onun neslini bir özden, hakir bir su(yun özü)nden yaptı *SECDE: 9*-Sonra ona biçim verdi, ona kendi ruhundan üfledi. Ve sizin için kulaklar, gözler ve gönüller yarattı. Ne kadar az şükrediyorsunuz *SECDE:11*-De ki: "Üzerinize vekil edilen ölüm meleği, canınızı alır, sonra Rabbinize döndürülürsünüz." Dünyanın seyir programına göre; izledikleri programların sağlıklı olarak sürdürülebilmesi için üzerindeki doğal imkânlarından istifade etmek için gelen Bilinçlerce (İnsanlarca) bozulmaması, dejenere edilmemesi gerekmektedir. Dünya doğal hayatının korunması için; insanlar yaratanın halifesi olarak dünyaya gönderilmiştir. Dünya'yı yaratan adına korumaları, gözetlemeleri için görevlendirilmişlerdir. Ancak insanlar bu görevlerini yapmamıştır. Egolarının arzularına göre hareket etmişler ve bu yönde hareket etmeye devam etmektedirler. Dünyada kirlilik yapan her şey insanı yaratanından ve gönül yolundan uzaklaştırır. Dünyada elektrikle, hidrojenle çalışan araçların teknolojileri hazır olduğu halde piyasaya sürülmüyor. Çünkü o zaman dünya havası temizlenir, insan hastalanmaz ve uyanışa geçerler. İçtiğimiz su soluduğumuz hava bilerek zehirleniyor. Bu zehirler biz insanları hasta ediyor. Organlarını tahrip ediyor. İnsanlar Kendisi ile uğraşmaktan yaratanı tespih edecek vakit bulamıyor. Lüks apartmanlar yapılıyor ancak içindeki insanların gönülleri tahrip olmuş maneviyattan kopmuş, aç gözlülükler içinde, kibir ve hasetlerle, *Öz İrade* boyutundan kopmuş. *Egosantrik irade* boyutunun hâkimiyetine girmiş yaşadığını zannediyorlar. Kirletilen su kirletilen hava, genetiği değiştirilmiş gıdalar, insanlığın sonunu getirmektedir. Ancak İnsanlar kapıldıkları egosantrik irade nedeniyle bunun sonucunun farkında değiller. Yusuf YAMAN Kaynaklar: 1- Kuran'ı Kerim Meali: Süleyman Ateş 2- Aktif Varoluş:1: AXOY MATU (Cenap BAŞAMAN) |
|
"erdal akalın" <e.aka...@hotmail.com>: May 08 07:46AM +0300
|
|
yusufyaman2008 <yusufya...@gmail.com>: May 07 09:45PM -0700
*GELİN DOSTLAR, YENİ BİR DÜNYA DÜZENİ KURALIM.* *Değerli Dostlar!* Siz Kötü Davranışlar Sergileyen Allah Dostu Bir Veli Gördünüz Mü? Siz Kötü Söz Söyleyen Bir Ermiş Biliyor Musunuz? Siz Bilgisini Paylaşmayan Bir Bilge Gördünüz Mü? Siz Sevgisini Paylaşmayan Bir İnsani Kamil Biliyor Musunuz? Siz Merhametsiz ve Hoşgörüsüz Bir İnsani Kamil Gördünüz Mü? Görmediniz, Göremezsiniz Çünkü Bu Gibi İnsanların Bilgi Kaynağı Allah’ın Kelemidir. Bu Gibi İnsanların Bilgi Kaynağı Kuran’ı Kerimdir. O Halde Bütün İnsanların Kuran’ı Anlayacak Ve Yaşamına Yansıtacak Gerçek İnsanları Yetiştirmemiz Gerekir. Çünkü Kuran Yaşam Yasasıdır. Günümüz Eğitimi: Bencillik, Ayrımcılık, Mezhepçilik, Cemaatçilik, yapan. Egosantrik irade gösteren bir eğitim şeklidir. O halde Ey Kamil İnsanlar, Ey Canlar! Gelin Birlik Olup Yeni Bir Dünya Düzeni Kuralım. Savaşların olmadığı, silahların paslandığı bir dünya kuralım. Bencilliğin olmadığı. Aç gözlülüğün yok olduğu bir dünya kuralım. İnsanların dost olduğu, düşmanlıkların olmadığı, bir dünya kuralım. İnsanların sevgiyi paylaştığı, saygısızlıkların olmadığı bir dünya kuralım. Adaletin eşit uygulandığı. Kayırmacılığın olmadığı bir dünya kuralım. Sevginin paylaşıldığı nefretin yok olduğu, bir dünya kuralım. Haksızlıkların ortadan kalktığı. Hakaretlerin olmadığı bir dünya kuralım. Hoşgörü ve merhametin bol olduğu. Hor görmenin olmadığı, bir dünya kuralım. İnsanların inanarak, şevkle çalıştığı ve birbirine yardımlarda yarıştığı, bir dünya kuralım. İnsanlar arasında ayrımın yapılmadığı. Herkesin fedakâr olduğu, bir dünya kuralım. İnsanların affedici olduğu. Kin tutmadığı, bir dünya kuralım. İnsanların sevgi yaydığı. Gönlü imanla dolu olduğu, bir dünya kuralım. Tüm insanların yüce yaratana varmayı düşündüğü bir dünya kuralım. İnsanların iyi, güzel, faydalı ve kalıcı işler yaptığı, bir dünya kuralım. İnsanların sabırlı davrandığı. Affedici olduğu, bir dünya kuralım. Tüm insanların merhametli olduğu. Adil davrandığı, bir dünya kuralım. İnsanların alçak gönüllü ve fedakâr olduğu bir dünya kuralım. Kul hakkının yenmediği, herkesin hakkının zamanında verildiği, bir dünya kuralım. Yetim hakkının yenmediği, yoksullara yardım edildiği, bir dünya kuralım İnsanların onurlu ve dengeli olduğu bir dünya kuralım. İnsanların birbirini sevdiği. Saygısızlıkların olmadığı, bir dünya kuralım İnsanların bilgili ve cesur olduğu bir dünya kuralım. Gelin; hırsızlığın, arsızlığın, kinin, nefretin, cinayetlerin, kazaların, kavgaların olmadığı bir dünya kuralım. Gelin; barışın olduğu, refahın dengeli paylaşıldığı bir dünya kuralım. Kötülüklerin yok edildiği. İnsanların, iyiliklerde, güzelliklerde, yardımlaşmalarda yarıştığı bir dünya kuralım. Gelin dünya nimetlerinin dengeli dağıtıldığı, bir dünya kuralım Gelin Sınırlarda nöbetçilerin olmadığı. Dillerin bir olduğu, herkesin birbirini sevgi ve saygıyla karşıladığı, bir dünya kuralım. Değerli dostlar bu dünya KURAN’DA bildirilen ve korunması Kurulması istenen dünyanın özellikleridir. Ancak; nankör ve gafil insanlar hep buna karşı çıktılar ALLAH ISLAH ETSİN. Yusuf YAMAN |
|
"M.Kemal Adal" <adalk...@gmail.com>: May 08 07:08AM +0300
*T**ürk ve Atatürk sevdalıları da, Atatürk’ümüzün söylev ve demeçlerindeki ifadelerin lafzındaki mana ve hükmü, insan fıtratı gereği olarak kendi anlayışına göre algılar. Algıladıklarının Atatürk’ün ifade etmek istediği mana ve hükümle bire bir örtüştüğü iddiası ise kanıtlanamadığı sürece doğru değildir. Bu İddianın kanıtlanması ancak Atatürk’ün amacına yönelik niyet ve maksadının doğru anlaşılmasıyla mümkündür.* <https://1.bp.blogspot.com/-lt_uiqF4Nv8/VyXO8bVnGaI/AAAAAAAAKkQ/oxEKBAfLpTsnkWHOo0nmAgiXCT92KtbcwCLcB/s1600/Mustafa%2BKemal%2527in%2BAskerlerinin%2BAnd%25C4%25B1.png> *Atatürk’ün söylemelerinin bütününü bilmeden bir kısmını, bir söylemi ihmal ederek de diğer söylemlerini doğru anlamak mümkün mü? Üstelik söylendiği koşullar ve ortam değerlendirme dışı tutularak… * https://www.youtube.com/watch?v=xSts06lEdKI&feature=em-subs_digest-vrecs *Bu çerçevede: Amacı bir olanların görüşlerini ifade ederken veya bir ifadeyi yorumlarken, bütününden cımbızlayıp referans verdiği Atatürk sözün yorumunun müspet değeri, ancak Atatürk’ün ana amacındaki niyet ve maksadına uygunluğu nispetindedir. Bunun aksine hareket Türk ve Atatürkçülüğü ayrıştırır, fırkalara ayırır, Türk ve Atatürk düşmanlarının işine yarar. * <https://1.bp.blogspot.com/-33H1nyO0ewQ/VyXR0qTcNxI/AAAAAAAAKkw/OrG0PAf2-8AH1pDym-mHnINThNqJvk0EQCLcB/s1600/turkiyemiz.gif> *Atatürkçü Görüş sahipleri, Atatürk ilke ve söylemlerini irdeleyip yorumlarken bu hususa özen göstermek, titiz ve dikkatli olmakla mükelleftir.* Selam... T.C. / M. Kemal Adal https://kemaladal.blogspot.com.tr/ |
|
lutfu sahsuvaroglu <lutfusah...@gmail.com>: May 08 05:35AM +0300
http://m.gazetevahdet.com/kimsenin-sucu-yok-aslinda-cok-kizdim-basbakani-gorevden-aldim-5234yy.htm |
|
Bu grubun güncellemelerine abone olduğunuz için bu özeti aldınız. Ayarlarınızı grup üyelik sayfasından değiştirebilirsiniz. Bu gruba aboneliğinizi iptal etmek ve gruptan artık e-posta almamak için Turkiye-icin-el...@googlegroups.com adresine e-posta gönderin. |