15.02.2014 00:00

Armağan KULOĞLU
Kıbrıs konusunda defalarca müzakere yapılmış, ancak bu müzakerelerden sonuç alınamamıştır. Bundan önceki müzakerenin kesintiye uğradığı zamana baktığımızda, Yunanistan’ın ve GKRY’nin özellikle ekonomik kriz içinde olduğu ve bunun politik alanda zafiyet yarattığı bir döneme rastladığı görülmektedir. Ülkelerin politik alanda güçlü olmadıkları zamanlarda istedikleri sonuçları alamayacakları, diplomasi tecrübeleriyle sabittir.
Şimdi de özellikle ABD’nin, bunun yanında da AB ve
BM’nin teşvik, telkin ve örtülü baskılarıyla yeni bir müzakere süreci
başlamıştır. Ancak bu yeni müzakere sürecinin,
Türkiye’nin iç ve dış siyasette yaşadığı sıkıntılı döneme denk gelmesi dikkat
çekmektedir.
Müzakerelere başlanmasında, özellikle Kıbrıs adası etrafında tespit edilen ve
çıkarılması için uluslararası şirketler tarafından çalışmalar yapılan petrol ve
doğal gaz kaynaklarının, arama, çıkarma ve işletme hakkıyla aidiyet
konularındaki anlaşmazlıkların ve bu konuda menfaat sağlama düşüncelerinin ağır
bastığını da söylemek mümkündür.
***
Öngörülen Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’nin uluslararası temsil, dış politika, maliye ve tek egemenlik konularındaki yetkisi, merkezi yönetimde olacağından, ortaya çıkacak statü özellikle Türkiye’nin aleyhine bir durum yaratacaktır.
Bilindiği üzere GKRY, Kıbrıs Cumhuriyeti sıfatıyla İsrail’le hidrokarbon arama
ve işletme anlaşmaları yapmıştır. Ancak Türkiye söz konusu bölgelere gemilerini
ve uçaklarını göndererek bu çalışmalara engel olmaya çalışmıştır. Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’nin tesisiyle, yapılan
anlaşmaların önünde bir engel kalmayacaktır. TSK ve özellikle Deniz Kuvvetleri
üzerinde son yıllarda oluşturulan baskı da, moda deyimiyle “manidar”dır.
Yeni kurulacak cumhuriyetle Türkiye arasındaki kıta sahanlığı ve münhasır
ekonomik bölge sınırları orta hattan geçecek, Doğu
Akdeniz’in diğer sahalarındaki münhasır ekonomik bölge anlayışında da
Türkiye’nin ciddi kayıpları olacaktır. Neredeyse kendi kara suları
dışında arama ve işletme yapma imkânı kalmayacaktır.
***
Türkiye; AB’ye üyelikte Rum engellemesinden kurtulacağı, dış politikada elinin rahatlayacağı telkinleriyle, KKTC de; AB statüsüne kavuşacağı, ambargolardan kurtulacağı söylemleriyle heveslendirilmeye çalışılmaktadır. Türkiye ve KKTC, müzakerelere yeniden başladığı ve Rum kesimiyle ortak bir başlangıç metninde uzlaştığı için boşuna tebrik edilmemektedir. Bunun altında ABD ve AB’nin menfaatleri yatmaktadır.
Ortak metindeki tek egemenlik durumu, bugüne kadar
Türkler tarafından sürekli duyarlılık gösterilen bir konuyken, başlangıçta
bundan vazgeçilmesi anlaşılır gibi değildir. Hür ve egemen olmak, Kıbrıs
Türkünün hakkıdır. Bundan vazgeçilmemelidir.
***
Kıbrıs’ın hâlâ Türkiye ve Kıbrıs Türkü açısından önemi idrak edilememiştir. Kıbrıs bize tarihi bir mirastır. Tarihi mirastan ve onun yükümlülüklerinden kaçınmak, tutarlı bir devlet için mümkün değildir.
Kıbrıs, Türkiye’nin güvenliği konusudur.
Türkiye’nin; güney emniyetini, deniz alaka ve menfaatlerini, münhasır ekonomik
bölge anlayışını devam ettirmesi, enerji güvenliğini sağlaması, hava sahası
konusunda sorun yaşamaması ve Doğu Akdeniz’de etkili olması için, adanın,
mutlaka kendi kontrolünde bir statüde olması gerekmektedir.
Kıbrıs, Türkiye’nin güvenirliği konusudur. 60
yıldır süren meseleyi kendi ve Kıbrıs Türkü’nün menfaatleri istikametinde
halledemeyen bir Türkiye, kendisine güven duyan ve duymak isteyenlere güven
vermez.
Aynı zamanda Kıbrıs meselesi duygusal bir konudur. Türk kamuoyunu tatmin etmeyen bir çözüm kabullenilemez.
Kıbrıs; Ada’daki Türkler için, güven içerisinde, hür
ve egemen olarak varlıklarını devam ettirebilecekleri bir vatana sahip
olunması, Türkiye için de, ulusal güvenliğinin sağlanması, Doğu Akdeniz’deki
etki alanının kısıtlanmasına engel olunmaması ve milli menfaatlerinin korunması
meselesidir
.
Konuyu mutlaka çözeceğim diye bugüne kadar sürdürülen politikalar bir
tarafa
bırakılamaz ve katlanılan fedakârlıklar görmezden gelinemez. Kıbrıs konusu, başka düşüncelerle taviz verilecek bir konu
olarak algılanamaz
.
Kıbrıs konusu 1974’te çözülmüş, 1983’te bitmiştir.
Zaten ırkı, dili, dini, kültürü, sosyal yapısı, tarihi, hatta hiçbir şeyi
birbirine benzemeyen toplumlardan müşterek bir devlet olamayacağı aşikârdır.
Başkalarının menfaati için zoraki evlilik yaptırılamaz.
http://www.sanalbasin.com/goster/23871/?href=http://www.yenicaggazetesi.com.tr/