Ynt: [Türkiye] Turkiye-icin-el-ele@googlegroups.com adlı grubun özeti - 25 konu konuda 25 güncelleme ileti

0 views
Skip to first unread message

alitezcan7

unread,
Oct 5, 2015, 8:08:50 AM10/5/15
to Turkiye-i...@googlegroups.com



           O soysuzlar herhangi bir canlıdan örnek alacak olsalardı,zaten 13 yıldan beri her türlü pisliğin içine batmış bir partiyi, hem de neredeyse oy birliği ile desteklemez, bu ülkenin kurtarıcı ve kurucusunu bir çay bardağıyla eş değer tutacak kadar alçalıp halk oyuna sunma edepsizliğini düşünmezlerdi.Ayrıca, sırf bir kişiye yaranmak için hazırlandıkları bu şerefsiz davranıştan sonra, doğacak tepkileri hesaba katmayarak, tüm Rize  halkının en önemli ürünü olan çayın, ellerinde kalacağını; halkın da büyük ekonomik sıkıntıya düşeceğini düşünemeyecek kadar geri zekâlı olmazlardı. 

 

           Sevgili Yunus, "Yaradılanı hoş gör, Yaradan'dan ötürü" der. Allah aşkına, ben bunları nasıl seveyim? Ya da açlığa mahkûm edilmek üzere olan Rize halkı bunları nasıl sevsin?Frown

----- Özgün İleti -----
Kimden : Turkiye-i...@googlegroups.com
Kime : Özet alıcıları <Turkiye-i...@googlegroups.com>
Gönderme tarihi : 03 Ekim 2015 Cumartesi 12:36
Konu : [Türkiye] Turkiye-i...@googlegroups.com adlı grubun özeti - 25 konu konuda 25 güncelleme ileti

"Grup Yönetici " <erzinca...@gmail.com>: Oct 03 12:32PM +0300

---------- Yönlendirilmiş ileti ----------
From: Yilmaz Karahan <karahan...@gmail.com>
Date: Sat, 3 Oct 2015 12:31:49 +0300
 
 
 
*ŞEFİKA’NIN DOSTLARI *
 
MHP’nin eski Erzurum Milletvekili Mücahit Himoğlu, memleketi Erzurum’un
sosyal ve kültürel hayatını anlatan çok güzel bir çalışma yapmış.
 
“Tarihe Mührünü Vuran Şehir Erzurum” isimli bu kitapta yok, yok.
 
Geçmişe dair her şeyi ve herkesi güzel anekdotlarla bu kitapta bulmak
mümkün.
 
Tuğla kalınlığında bir kitap. Erzurumlular bu kitabı okumaya doyamıyorlar.
 
İçerisinde her şey ve herkes olur da Erzurum’un maskotu Şefiğe olmaz mı?
 
O da var. Hem de arkadaşlarıyla. Hem de hazin ölümüne ağlayan dostlarıyla.
 
Erzurumlular O’nu hep “Şefığe” diye çağırdılar.
 
Soy adı vardı ama, kimse bilmedi.
 
O’nu tanımayan yoktu Erzurum’da.
 
90 santim boyunda, hiç evlenmemiş, çoluk çocuğa karışmamış, ama bir ana
kadar şefkatli, bir baba gibi sorumlu, erkekler gibi dolaşın, erkekler gibi
konuşan, erkekler gibi küfreden bir kadındır Şefiğe.
 
Erzurum esnafının sevgilisiydi.
 
Önünden geçtiği her dükkândan ısrarla içeriye çağrılan, kendisine çay ikram
edilen, erkekçe bir küfür savurması için üzerine üzerine gidilen komik
kadın.
 
Bir asker sevdalısı. Havacı, karacı, denizci albay rütbesinde elbiseler
diktirmişti. Onları giyerek çarşıları arşınlardı
 
Erzurum Belediyesinde tuvalet bekçiliği yaparak kazandığı parayla 20-30
kadar kedi ve köpeği evinde barındıran, besleyen bir merhamet anıtıdır O.
 
Kendisi de Erzurumlu olan eski Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Nuri Yılmaz,
Hürriyet’teki bir yazısında hayvanların da bir ümmet olduğunu ifade etmişti.
 
En’am Suresi’nin 38. Ayetinde dabbe türünden olan ne varsa; insanlar,
balıklar, karıncalar, inek, at ve saire… Kımıldayan, hareket eden türden ne
kadar canlı varsa onların da bir ümmet olduğu bildiriliyor.
 
Şefiğe, onlarca kedi ve köpeği evinde ağırlayarak, bir bakıma hayvanlar
ümmetine hizmet eden bir gönüllü.
 
Himoğlu, ölümünü anlattığı bölümde O’nun baktığı köpeklerin olağanüstü vefa
duygusuna yer veriyor:
 
“İki gün ortalıkta görünmedi. Esnaf merak etmişti. Zabıta müdürüne
bildirildi. Evinin kapısı kırılarak içeri girildi. Kedileri ve köpekleri
cesedinin başına toplanmıştı. Aç bitap düşmüşlerdi ama, Şefika’nın cesedine
dokunmamışlardı.
 
Az bir cemaatle namazı kılındı, mezarlığa defnedildi.
 
Defin işlemi bittikten sonra Şefika’nın evinde beslediği o köpekler
mezarlığın kapısında boy boy dizilmişler, bir cenaze seramonisinde cenaze
sahiplerinin duruşu gibi bir duruş sergilemişlerdi. Gözlerinden akan
yaşları gördük, ağladıklarına şahit olduk. Köpekleri, yetim ve öksüz
kalmışlardı. O’na son görevlerini yerine getirirken ağlıyorlardı.”
 
Düşündüm. Hayvan ümmeti, insan ümmetinden daha vefalı galiba.
 
Aynı kitapta insandan hem “en şerefli mahlûk”, aynı zamanda “aşağıların
aşağısı” bir yaratık olarak söz ediliyor.
 
Atatürk’ün yerine çay bardağı koymak isteyenler aklıma geldi.
 
Kendilerine eşsiz bir vatan, şerefli bir Cumhuriyet armağan eden
liderlerine bir heykeli bile çok görenler, bari Şefika’nın köpeklerinden
ibret alsalar.
 
Mehmet Necati GÜNGÖR
 
http://www.erzurumajans.com/sefika39-nin-dostlari-49143m.htm
 
[image: Satır içi resim 1]
 
http://www.yenidenergenekon.com/776-sefikanin-dostlari/
 
 
 
 
 
--
Türkiye için el ele mail grubumuz
*https://groups.google.com/group/Turkiye-icin-el-ele
<https://groups.google.com/group/Turkiye-icin-el-ele> *
 
Gruba e-posta gönderme adresi *turkiye-i...@googlegroups.com
<turkiye-i...@googlegroups.com> *
 
Erzincan Kemaliye Egin Grubum
http://groups.google.com.tr/group/erzincan-kemaliye-egin-grubu
 
Gruba e-posta gönder : erzincan-kemal...@googlegroups.com
 
Grub Admin M.İlaldı 0532 7269362 erzinca...@gmail.com
 
Tüm dost ve arkadaşlarımı twitter sayfama bekliyorum :
https://twitter.com/#!/MiLALDi
 
Facebook Sayfamda Sizleride Bekliyorum.Teşekkür ederim.
http://www.facebook.com/profile.php?id=1561718148
recep akdur <drrece...@gmail.com>: Oct 03 12:15PM +0300

---------- Yönlendirilmiş ileti ----------
Gönderen: Lale Karabiyik <laleka...@yahoo.com>
Tarih: 1 Ekim 2015 20:25
Konu: KURS DUYURU TALEBİ
 
 
 
 
Ekli dosyalarda duyuru dökümanları bulunan, *derneğimize ait sürekli
etkinliğimiz olan kursumuzun, duyurulması konusunda ilgi ve desteğinizi
dileriz.*
 
Değerli katkılarınız için şimdiden teşekkür ederiz.
Sevgi ve saygılarımızla.
 
Prof. Dr. Lale Karabıyık
Klinik Toksikoloji Derneği Başkanı
*Yönetim Kurulu Adına*
"Grup Yönetici " <erzinca...@gmail.com>: Oct 03 12:09PM +0300

---------- Yönlendirilmiş ileti ----------
From: ismailugural <ismail...@gmail.com>
Date: Fri, 02 Oct 2015 21:24:47 +0300
Subject: Türkiye'nin tek haftalık tarım ve gıda gazetesi HASATTÜRK yayın
hayatına girdi..
 
Türkiye'nin ilk medya yayıncılık kooperatifi GÜÇBİRLİĞİ Medya ve İletişim
Kooperatifi, kısa adıyla MEDYAKOOP'un sahibi olduğu HASATTÜRK Gazetesi
çıktı.
 
Türkiye'nin tek haftalık tarım ve gıda gazetesi olan HASATTÜRK posta
yoluyla ülkenin dört bir köşesine ulaşıyor..
 
Samsung Mobile tarafından gönderildi
 
 
 
 
--
Türkiye için el ele mail grubumuz
*https://groups.google.com/group/Turkiye-icin-el-ele
<https://groups.google.com/group/Turkiye-icin-el-ele> *
 
Gruba e-posta gönderme adresi *turkiye-i...@googlegroups.com
<turkiye-i...@googlegroups.com> *
 
Erzincan Kemaliye Egin Grubum
http://groups.google.com.tr/group/erzincan-kemaliye-egin-grubu
 
Gruba e-posta gönder : erzincan-kemal...@googlegroups.com
 
Grub Admin M.İlaldı 0532 7269362 erzinca...@gmail.com
 
Tüm dost ve arkadaşlarımı twitter sayfama bekliyorum :
https://twitter.com/#!/MiLALDi
 
Facebook Sayfamda Sizleride Bekliyorum.Teşekkür ederim.
http://www.facebook.com/profile.php?id=1561718148
Mutlu Tatil <mutluta...@gmail.com>: Oct 02 01:25PM +0300

[image: Satır içi resim 1]
"JC Staffing Solutions" <recr...@jcssusa.com>: Oct 02 11:47AM -0400

Hello All,
 
Hopeyou are doing well!!
 
Pleaselet me know if you have any Corp-Corp positions available for the belowcandidates
 
AlsoI really appreciate if you can add my Email ID- din...@tekmoxie.com to your distribution list to share yourdaily C2C requirements.
 
Name
 
Technology
 
Current Location
 
Relocation
 
Availability
 
Visa Status
 
Sri Rekha
 
MSBI/ BI/ SQL Developer
 
Delaware
 
Open
 
Immediate
 
H1B
 
Swathi
 
Java Developer
 
Fairfax, VA
 
VA,DC,MD
 
Immediate
 
H1B
 
Vinothna
 
.Net Developer
 
Sout heaven, MS
 
Open
 
Immediate
 
H1B
 
Rohini
 
SQL Developer
 
Issaquah, WA
 
Open
 
Immediate
 
H1B
 
Regards..,
 
Dinesh Reddy
 
Tek Moxie LLC,
 
P: 917-775-7892
 
E: din...@tekmoxie.com
 
Safe Unsubscribe :
 
This email was sent to Turkiye-i...@googlegroups.com by recr...@jcssusa.com.
 
Instant removal with SafeUnsubscribe | Privacy Policy.
 
Email Marketing by
 
mailsonics.com
 
NOTE: Under Bill s.1618 Title III passed by the 105th US Congress this mail cannot be considered Spam as long as we include the contact information for removal from our mailing list. To be removed from our mailing list please click above SafeUnsubscribe link or reply to JC Staffing Solutions: recr...@jcssusa.com with 'remove' in the subject heading and your email address in the body. Include complete address and/or domain/aliases to be removed.
 
If you still get these emails, please call us at the numbers given above, my sincere apology.
"Digi Security (İşnet)" <Digi.S...@isnet.net.tr>: Oct 02 06:46PM +0300

<http://i0.wp.com/www.ilk-kursun.com/wp-content/uploads/2015/10/Krd2Nz.jpg>
 

 
http://www.ilk-kursun.com/haber/239922/turker-erturk-muavenet/
 

 
Muavenet’in 2 Ekim 1992’de Display Determination-92 (Kararlılık Gösterisi-92) adlı NATO tatbikatı sırasında Ege’de ABD uçak gemisi Saratoga’nın ateşlediği 2 adet Sea Sparrow hava savunma füzesiyle vurulmasının üzerinden tam olarak 23 yıl geçti.
 

 
Füzeler geminin kalbi sayılabilecek köprüüstü ve SHM (Savaş Harekat Merkezi) gibi yerlerin yakınına isabet etti. Füzelerin isabeti sonucunda geminin komutanı Deniz Kurmay Yarbay Kudret Güngör dahil olmak üzere 5 şehit ve 22 yaralı verdik. Dönemin ABD Dışişleri Bakanı Lawrence Ea
 
​g​
 
leburger haberi Washinton Büyükelçimiz Nüzhet Kandemir’e “geminizi batırdık özür dileriz” diye iletti.
 

 
Olay gece yarısı yeşil periyot olarak adlandırılan tatbikat dışı bölümünde meydana geldi. Saratoga ve Muavenet Ege’de Saroz Körfezi yaklaşma sularındaydılar. Bildiğiniz gibi Ege’nin her iki tarafı NATO müttefikleriyle (Türkiye ve Yunanistan) çevrilidir. Ayrıca civarda tatbikatı veya ABD gemilerini yakından izleyen Rus ve Çin harp gemileri mevcut değildi. Bunun anlamı Saratoga dahil ABD harp gemilerinin yüksek hazırlık durumunda veya tetikte olmasını gerektiren herhangi bir durum yoktu.
 

 
Kasten vurdular
 

 
Sea Sparrow satıhtan havaya atılan, 19 km. menzile sahip, 231 kg ağırlığında, 3,6 metre boyunda ve yaklaşık 170 bin ABD doları maliyete sahip yarı aktif radar güdümlü bir füzedir. Sea Sparrow bir hava savunma füzesi olmasına rağmen satıhtan satıha yani suüstü hedeflerine de atılabilme özelliğine sahiptir.
 

 
Sea Sparrow füzesi atabilmek tek bir kişinin tabancayı eline alıp ateşlemesi gibi kolay bir şey değildir. Yine bu füzenin fırlatılabilmesi SHM’de vardiya tutan bir subayın kolunu ateşleme düğmesine yanlışlıkla çarpması açıklaması ile de izah edilemez. Füzenin kazaen ateşlenebilmesinin önüne geçebilmek için sistem çok sayıda emniyet tedbirini içermektedir. Füzeyi başarı ile ateşleyebilmek için 6 aşamadan geçilmesi ve gemi komutanın onayının alınması gereklidir. Ayrıca füze at ve unut (fire and forget) türü bir güdümlü mermi değildir. Füze ateşlendikten sonra hedefini vurabilmesi için bilgiye ihtiyacı vardır. Bu nedenle atan geminin hedef gemisini (Muavenet) radarla aydınlatması gereklidir.
 

 
Sonuç olarak olayın kaza olmasının imkan ve ihtimali yoktur. Kaza olma şansı bir milyonda bir dahi değildir. ABD, en yetkili ağızlarından bu olayın bir kaza olduğunu açıkladı. Ama bize göre Muavenet kasten, isteyerek, bilerek ve planlanarak vuruldu. O zaman aklınıza şu soru geliyor; ABD niçin bunu yapsın?
 

 
Mesaj verdi
 

 
ABD bu olay ile Türkiye’ye mesaj vermek istedi. Birincisi stratejik olanı; “ soğuk savaş dönemi sonrası liderliğimde yenidünya düzeni kurulmaktadır. Farklı yol arama kıpırdanmalarının farkındayım. Kayıtsız ve şartsız izlemen gereken yol benim gösterdiğimdir.” İkincisi ise güncel bir sorunla ilgiliydi ama sonuçları itibarıyla bu da stratejikti. “Çekiç gücün Türkiye’deki varlığı ve yapacağı görevler benim için hayati öneme haizdir. Engellenmesi kabul edilemez.“
 

 
ABD Muavenet’i vurarak yakıcı ve yıkıcı gücünün küçük bir örneğini vermişti. Sonrasında da Muavenet’e karşılık 8 Knox sınıfı firkateyni Türkiye’ye çok ucuza vererek havucu da göstermişti.
 

 
ABD, kurguladığı yenidünya düzeni içinde Ortadoğu’yu yeniden şekillendirecekti. Bunun için Türkiye’yi kaybetmemek ve iliklerine kadar kullanmak yaşamsal öneme haizdi. Bölgede ikinci bir İsrail olması planlanan kukla Kürt Devleti’nin oluşumu için “Çekiç güç“ çok önemliydi. Temmuz 1991’de göreve başlayan İncirlik ve Pirinçlik’te konuşlanmış 77 uçak ve helikopter ile Amerikan, İngiliz, Fransız 1862 kişiden oluşan “Çekiç güç“ün Türkiye’den çıkarılması asla ve asla kabul edilemezdi.
 

 
Mesaj anlaşılmadı
 

 
Görünürdeki amacı Saddam Hüseyin’in olası saldırılarına karşı Irak’ın kuzeyinde bulunan Kürtleri korumak olan ama esas amacı Irak’ı bölmek ve bölgede Kürt Devleti kurmak olan “Çekiç güç“ün görev süresi TBMM’de uzun ve sert tartışmalardan sonra 24 Aralık 1992’de 6 ay uzatıldı. Bu uzatmalar 2003’e kadar devam etti.
 

 
Türk Silahlı Kuvvetleri ve Türkiye, Muavenet ile verilmek istenen mesajı anlayamamıştı. Ama ABD’nin ülkemiz ve bölgemiz için planları vardı. Anlamamakta direnince 1995’de “Türk Generalleri hizadan çıktı” dediler. Irak’a müdahelede yer almak istemeyen Ecevit’i tasfiye etmek için Kara Çarşamba olarak bilinen 2001 Türkiye Ekonomik Krizini manipüle ettiler ve Erdoğan liderliğinde AKP’yi iktidara getirdiler. Erdoğan’a zorluk çıkaran TSK’yı itibarsızlaştırmak için 4 Temmuz 2003’de Türk Askeri’nin kafasına çuval geçirdiler. Ergenekon ve Balyoz gibi operasyonlarla projelerinde görevlendirdikleri AKP’nin önünü açtılar. Ve günümüze kadar geldik!
 

 
Bugün İzmir-Konak İlk Kurşun anıtında saat 12:00’de Muavenet Şehitlerimizin anılacağı bir etkinlik yapılacaktır. Şehitlerimize rahmet diliyorum.
 

 
Saygılar sunarım.
 

 
Türker Ertürk
 
E. Amiral, Araştırmacı - Yazar
 

 
SOSYAL MEDYA İLETİŞİM:
 

 
Facebook:
 
https://www.facebook.com/turker.erturk.5
 
https://www.facebook.com/pages/T%C3%BCrker-Ert%C3%BCrk/556317261057681?ref=profile
 

 
Facebook Grup:
 
https://www.facebook.com/groups/797431790326056/?fref=ts
 

 
Twitter:
 
https://twitter.com/Orsatramola
 
[publicize twitter]
 
[publicize facebook]
 
[category araştırma]
 
[tags ARAŞTIRMA DOSYASI, TÜRKER ERTÜRK, MUAVENET]
"JC Staffing Solutions" <recr...@jcssusa.com>: Oct 02 11:47AM -0400

Hello All,
 
Hopeyou are doing well!!
 
Pleaselet me know if you have any Corp-Corp positions available for the belowcandidates
 
AlsoI really appreciate if you can add my Email ID- rit...@jcssusa.com toyour distribution list to share your daily C2C requirements.
 
Name
 
Technology
 
Current Location
 
Relocation
 
Availability
 
Visa Status
 
Venkat
 
Weblogic Admin
 
Columbia, MD
 
Open
 
Immediate
 
H1B
 
Narayan
 
Oracle DBA
 
MD
 
Open
 
Immediate
 
H1B
 
Regards..,
 
Rithvik Reddy
 
JC Staffing Solutions Inc,
 
P: 917-775-7064
 
E: rit...@jcssusa.com
 
Hangouts: rithvik...@gmail.com
 
Safe Unsubscribe :
 
This email was sent to Turkiye-i...@googlegroups.com by recr...@jcssusa.com.
 
Instant removal with SafeUnsubscribe | Privacy Policy.
 
Email Marketing by
 
mailsonics.com
 
NOTE: Under Bill s.1618 Title III passed by the 105th US Congress this mail cannot be considered Spam as long as we include the contact information for removal from our mailing list. To be removed from our mailing list please click above SafeUnsubscribe link or reply to JC Staffing Solutions: recr...@jcssusa.com with 'remove' in the subject heading and your email address in the body. Include complete address and/or domain/aliases to be removed.
 
If you still get these emails, please call us at the numbers given above, my sincere apology.
"Digi Security (İşnet)" <Digi.S...@isnet.net.tr>: Oct 02 09:36PM +0300

Dink cinayetinde kamu görevlilerine ilişkin açılan soruşturma kapsamında
şüpheli sıfatıyla ifadesi alınan kamu görevlilerinin ifadeleri ortaya
çıkmaya devam ediyor. Cerrah ile Akyürek arasında geçen telefon
görüşmelerine ilişkin ifadeler, devlet içinde o dönemde soruşturmaya nasıl
bir yön verilmek istendiğini ve nelerin üzerinin örtülmesine çalışıldığını
da ortaya koyuyor.
 
 
Cinayet sonrasında gözaltına alınan Erhan Tuncel'in yardımcı emniyet
istihbarat elemanı olduğunu söylemesinin ardından dönemin İstanbul Emniyet
Müdürü Celalettin Cerrah ile Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Ramazan
Akyürek arasında geçen telefon görüşmelerine ilişkin ifadeler ortaya çıktı.
Söz konusu ifadeler devlet içinde o dönemde soruşturmaya nasıl bir yön
verilmek istendiğini ve nelerin üzerinin örtülmesine çalışıldığını da ortaya
koyuyor.
 
Hrant Dink'in katledilmesinin hemen ardından gözaltına alınan Erhan Tuncel,
İstanbul Emniyet Müdürlüğünde verdiği ifadesinde Yardımcı Emniyet
İstihbarat elemanı olduğunu söylemişti. Tuncel'in ifadesinin ardından
İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah ve eski Emniyet İstihbarat Dairesi
Başkanı Ramazan Akyürek arasında geçen telefon görüşmesinin de ayrıntıları
ortaya çıkmaya başladı.
 
Cerrah, Dink cinayeti soruşturmasında 15 Aralık 2014 tarihinde ifade
vermişti. Verdiği ifadede Akyürek'le yaptığı telefon görüşmesini şu sözlerle
anlattı.
 
 
Cerrah: İş işten geçtikten sonra geldi
 
 
"Erhan Tuncel , sorguda yardımcı istihbarat elemanıyım demesi üzerine ben
Ramazan Akyürek'i aradım. 'Ramazan, bu şahıs yardımcı istihbarat elemanı
olduğunu söylüyor. İstanbul'a gel' dedim. Hatta devamında 'Bunu kim yardımcı
istihbarat elemanı yapmışsa onlar da gelsin sorguda yardım etsin' dedim.
Ramazan bana, 'Abi sen onu kendine yardımcı istihbarat elemanı yap' dedi.
'Ya kardeşim cinayet işlemiş yardımcı istihbarat elemanı mı kalmış gelin
gereğini yapın' dedim. Anlam veremediğim bir konuşma idi, herhalde panik
vardı. Bunun üzerine ben İçişleri Bakanı Abdulkadir Aksu'yu aradım. Dedim ki
'Ramazan Akyürek gelmiyor. Benim bu Erhan Tuncel'i de pazartesi diğer
şüphelilerle birlikte mahkemeye götürmem gerekiyor. Ramazan'ın mutlaka
gelmesi gerekiyor. Ondan bilgi almam lazım' dedim. Hatırladığım kadarıyla
pazartesi biz şüphelileri adliyeye sevk ettikten sonra akşam saatlerinde
geldi, yani iş işten geçtikten sonra geldi, kısa kaldı ve Ankara'ya geri
döndü"
 
 
Yılmazer: İstanbul emniyeti, 'Devlet töhmet altında kalacak' dedi
 
 
Cerrah'ın sözünü ettiği telefon görüşmeden Ali Fuat Yılmazer de ifadesinde
bahsetti. Yılmazer, Cerrah'tan farklı olarak telefon görüşmesiyle ilgili
şunları anlattı:
 
"Erhan Tuncel'in cinayetle ilişkili olduğu anlaşılarak İstanbul Emniyet
Müdürlüğünce gözaltına alınıp ilk verdiği beyanda Emniyete elemanlık
yaptığını ifade etmesi sonrasında, İstanbul Emniyet Müdürlüğü görevlilerince
Ramazan Akyürek ve Muhittin Zenit'in İstanbul'a çağrılarak soruşturmaya
müdahil olmalarının istendiği doğrudur. Benim bildiğim kadarıyla durum
şudur, İstanbul Emniyet Müdürlüğü bu cinayete karışmış Erhan Tuncel'in
emniyet elemanı olduğu 'gelin bu çocuğa yazık etmeyin, elemanınıza sahip
çıkın, yoksa büyük bir skandal patlak verecek, devlet töhmet altında
kalacak' şeklinde Akyürek'e yönelik bu tür beyanlarda bulunduğundan ben
haberdar olunca, Akyürek'e 'Asla böyle bir şeye müdahil olmayın. Bizimle
elemanlık ilişkisi çoktan kesilmiş, bize bu gelişmeleri doğru olarak
aktarmamış, cinayetle ilgili son gelişmelerden bilgisi olmasına rağmen
bunları bizden gizlemiş bir insanın elemanlığından söz edilmez. Kaldı ki
cinayete karışmış, suça bulaşmış bir insanın temize çıkartılması apaçık
suçtur. Bizim buna müdahil olmamamız gerekir. Hukuken gereği neyse o
yapılsın' dedim. Yaklaşık bir hafta sonra Muhittin Zenit beni aradı ve onun
da İstanbul'a davet edildiğini ve bu elemana gelip sahip çıkmasının
istendiği şeklinde beyanda bulunulduğu, ben yukardaki beyanlarımı ona da
söyledim."
 
 
Zenit: Yılmazer gitmemi engelledi
 
 
Dink cinayetiyle ilgili yürütülen soruşturma kapsamında tutuklanan polis
memuru Muhittin Zenit de savcılığa verdiği ifadede Ali Fuat Yılmazer'in
kendisini İstanbul'a gitmemesi yönünde uyardığını söyledi.
 
 
Dink ailesi avukatı: Sorumluluklarını örtmek için görüştüler
 
 
Dink ailesi avukatlarından Hakan Bakırcıoğlu, ifadelerle ortaya çıkan
görüşmeyi değerlendirdi.
 
"Celalettin Cerrah ile Ali Fuat Yılmazer'in beyanlarını birleştirdiğimizde,
Hrant Dink cinayetine farklı konumlarda iştirak eden Devlet görevlilerinin
cinayetteki sorumluluklarını örtmek, bertaraf etmek için birbirleri ile
görüştükleri, uğraştıkları anlaşılmakta. Cerrah ve Yılmazer'in ifadelerinden
İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü görevlileri ile Celalettin Cerrah'ın Hrant
Dink cinayetindeki sorumluluklarını bertaraf etmek için İstihbarat Daire
Başkanlığı görevlilerinin Dink cinayetindeki sorumluluklarını örtmeyi de
önerdikleri fakat tarafların bunu tam olarak sağlayamadıkları sonucu
çıkmakta. Elbette ki Dink cinayetine iştirak eden devlet görevlilerinin
mutabakata vararak gizledikleri bilgilerin olduğu da Devlet görevlileri
hakkında iddianame düzenlenmesi ve yargılamanın başlaması durumunda önemli
bilgilerin açığa çıkacağı da, müdahil taraf olarak öngörümüz hususlardır."
 
 
[publicize twitter]
 
[publicize facebook]
 
[category istihbarat]
 
[tags HRANT DİNK DOSYASI, AGOS GAZETESİ, Dink cinayeti]
"Digi Security (İşnet)" <Digi.S...@isnet.net.tr>: Oct 02 11:51PM +0300

[publicize twitter]
 
[publicize facebook]
 
[category güvenlik]
 
[tags SURİYE DOSYASI, Suriye, Kabus, Kritik Durum, Olası Senaryolar]
"Digi Security (İşnet)" <Digi.S...@isnet.net.tr>: Oct 02 11:25PM +0300

[publicize twitter]
 
[publicize facebook]
 
[category güvenlik]
 
[tags AMERİKA DOSYASI, Türkiye-ABD İlişkileri, Çok Boyutlu Ortaklık]
"Digi Security (İşnet)" <Digi.S...@isnet.net.tr>: Oct 03 01:46AM +0300

Barzani ve Talabani'nin Burs Verdiği Öğrenciler...
 
İnternet'ten gönderilen, Mardin'deki Artuklu Üniversitesi ile İngiltere'nin
Exeter Üniversitesi'nin ortaklaşa düzenledikleri faaliyetlerle ilgili bir
yazıda, 2007 yılında yaptığım bir incelemenin kaynak gösterilmeden
kullanıldığını gördüm. Konu önemliydi...
 
Cumhurbaşkanı adaylığı açıklanmadan bir hafta önce Abdullah Gül'ün İngiltere
eğitimi üzerinde bir inceleme yazısı yayınlamış ve bu arada Exeter
Üniversitesi hakkında bilgiler vermiştim. İnceleme özetle şöyle başlıyordu:
 
"İngiltere'de bir Exeter Üniversitesi vardır. İngiliz üniversiteleri
arasında 'Kürt Araştırmaları Enstitüsü' olan tek yüksek öğretim kurumudur.
Exeter Üniversitesi'nde ayrıca Arap ve İslâmi Araştırmalar Enstitüsü de
bulunuyor! Başında, Abdullah Gül'e fahri doktora unvanı veren Tim Niblock
vardır.
 
İngiliz istihbarat servislerinin yurt dışı görevlere gönderilecek
ajanlarının önemli bir bölümü Exeter Üniversitesi'nde eğitim görür. Ayrıca
Arap ve İslâm Dünyası ile Kürtler hakkında uzmanlaşması gereken İngiliz
ajanlar da bu üniversitenin hocaları tarafından eğitilir. Üniversite
yayınlarında, Irak'ın kuzeyinden 'Irak Kürdistanı' diye söz edilir!
 
Exeter Üniversitesi'nden mezun olan veya doktorasını burada yapan kişileri,
daha sonra özellikle İslâm ülkelerinde önemli ekonomik ve siyasi
kuruluşların başında veya devlet görevlerinde görmek mümkündür. Mesela İslâm
Kalkınma Bankası'nın bütün önemli yöneticileri Exeter Üniversitesi'nde
yüksek lisans veya doktora yapmıştır!
 
Abdullah Gül, Fehmi Koru, Şükrü Karatepe, Durmuş Yılmaz, Ekmeleddin İhsanoğu
da Exeter'de eğitim görmüştür. Exeter Üniversitesi, 'dinlerarası diyalog'un
kurgulanmasında da vardır."
 
***
 
Peki Artuklu Üniversitesi ne yapıyor? Artuklu Türk Devletinin adını taşıyan
üniversite, 2011 yılı Ocak ayında "Kürtçede Akademik Deneyim ve Kürdoloji
Çalışmaları" konulu bir sempozyum düzenlendi.
 
Kürtçeyi seçmeli ders olarak veren İngiltere'nin Exeter Üniversitesi'nden
öğretim görevlilerinin de katıldığı sempozyumun açılış konuşmasını yapan
Artuklu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Serdar Bedii Omay, "Fransa'da,
İsveç'te, Rusya'da ve dünyada nerede Kürdoloji adına üretilen bir ürün
varsa, orada bunu üretenlerle iletişim içerisinde olacağız" dedi.
 
Bilindiği gibi Avrupa'da bütün Kürdoloji enstitüleri, Kürtleri önce Osmanlı
devletinin, sonra da Türkiye'nin bir unsuru olmaktan çıkarmak amacı ile
kurulmuştur. Dolayısıyla yaptıkları çalışmalar, yazdırdıkları eserler, büyük
ölçüde bu hedefe dönüktür ve bilimsel sayılamaz.
 
İngiliz gizli servisinin İslam dünyasında görev yapacak elemanlarını
yetiştiren bir üniversite ile "Kürdoloji" konusunda işbirliği yapmak ise
gerçekte aleni istihbarat faaliyetidir.
 
Nitekim sempozyumun, "Mardin Artuklu ve Exeter Üniversitelerinde Kürdoloji
Tecrübesi" konulu ilk oturumunda Exeter Üniversitesi Kürdoloji Bölüm Başkanı
Prof. Dr. Christine Allison, Kürtçe yaptığı konuşmasında "Öğrencilere burs
vermek üzere başta Neçirvan Barzani ve Celal Talabani'den para desteği
aldık" dedi. Herhalde kendi üniversitesindeki öğrencileri kastediyordu..
 
***
 
Artuklu Üniversitesi'nin İnternet sitesinde yayınlanan bir habere göre 26-29
Mayıs 2011 tarihleri arasında, Mardin Artuklu Üniversitesi, İngiltere Exeter
Üniversitesi ve İran Mofid Üniversitesi'nden gelen akademisyenlerin
katılımıyla "Post-Sekülerizm ve Dinin Rolü: Hıristiyan ve İslam Diyaloğu
için Öneriler" başlıklı üç günlük çalıştay yapıldı!
 
Aynı sitedeki "Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü" imzalı başka bir habere
göre de 19-24 Haziran 2011 tarihlerinde Mardin Artuklu Üniversitesi Rektörü
başkanlığında bir heyet, İngiltere'nin Exeter ve Oxford Üniversitelerine
akademik bir gezi gerçekleştirdi. Gezide her iki üniversite ile ortak
projeler gerçekleştirme yönünde kararlar alındı. Gezide ayrıca, Artuklu
Üniversitesi'nde çalışmak isteyen akademisyenler ile iş görüşmeleri de
yapıldı.
 
Yani İngiltere; iki asır önce başlattığı Kürdoloji faaliyetlerini,
Suriye'nin kuzeyinde "Batı Kürdistan"ın ortaya çıkarıldığı bir dönemde ve
sınırın Türkiye tarafında Artuklu Üniversitesi'ne sözde bilimsel katkı
yaparak sürdürüyor. Bütün bu çalışmalar AKP iktidarının 'Kürt Açılımı' ile
hızlandı ve devam ediyor.
 
Cehenneme giden yollar işte böyle döşeniyor...
 
 
 
Arslan BULUT
 
[publicize twitter]
 
[publicize facebook]
 
[category araştırma]
 
[tags mesut barzani, talabani, arslan bulut]
"Digi Security (İşnet)" <Digi.S...@isnet.net.tr>: Oct 03 01:52AM +0300

'Dörtte Bir Ermeni Kanı!'
 
Yıl 1976. O tarihte Amerika'da yaşayan Leyla Umar, uzun süre kaldığı Kuzey
Amerika'nın güneyini de görüp bölge liderleri ve güneyin önemli insanları
ile röportajlar yapmak ister.
 
Bunun için de zamanın Türkiye Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil'in
delaletiyle Arjantin'in başkenti Buenos Aires'e gider. Arjantin'in
Cumhuriyet gazetesi diyebileceğimiz La Nacion Yazı İşleri Müdürü, Leyla
Umar'la bir röportaj yapmak istemektedir.
 
Sonrasını Umar'ın kendi kaleminden okuyalım:
 
"La Nacion'un yazı işleri müdürü beni aşırı bir nezaketle karşıladı ve
sıradan sorularla meslek yaşamıma dair notlar aldı. Röportajın bittiğini
hissedince ayağa kalkıp veda etmek için elimi uzattım.
 
Elim havada kaldı. O nazik adam beni koltuğa iterek oturttu. Gözleri korkunç
bir kinle karardı. Ağzından tükürükler saçıldı ve kükredi:
 
-Asıl röportaj şimdi başlıyor. Benim annem Türkiye'den göç eden bir
Ermeni...
 
Aslında ben dörtte bir Ermeni'yim. Ama o dörtte bir Ermeni kanımla
Türklerden nefret ederek büyüdüm. Biz Ermeniler, Yunanlılar ve Kürtlerle
anlaştık. Birleşip başınıza öyle bir çorap öreceğiz ki Türkiye bu dertten
hiçbir zaman kurtulamayacak!"
 
Biz şimdi 2012 yılındayız.
 
Aradan 36 yıl geçmiş. Damarlarında "dörtte bir Ermeni kanı" dolaşan La
Nacion Yazı İşleri Müdürünün "başımıza ördüklerini söylediği çorap"ı hâlâ
çıkartamamışız. Çünkü o çorabı örenlerin başında şimdi "Arap Baharı" olarak
adını değiştirdikleri "Büyük Ortadoğu Projesi"nin mimarları var.
 
ABD var.
Fransa var.
İtalya var.
İngiltere var.
 
PKK'yı onlar kurdu. Siz o silahların Kalaşinkof olduklarına bakmayınız,
teröristlerin ellerine o Kalaşinkofları, Saddam'ın depolarından alarak Irak
üzerinden ABD verdi. Mayınlar İtalya'dan, eğitim İsrail ve Yunanistan'dan,
paralar, haraç, eroin ve sigara ticareti ve tefecilikler AB ülkelerinden
sağlandı. Ve Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı tuttu Türkiye'nin başına bu
çorabı örenlerin, Türkiye'yi parçalama planlarının anası olan Büyük Ortadoğu
Projesi'nin Eş Başkanlığı'nı üstlendi, üstelik bununla gurur da duydu.
 

 
Şimdi çıkmış Şemdinli ve çevresindeki PKK saldırılarını Suriye'nin desteğine
bağlamak istiyor...
 
Kardeş kardeş geçinirken Suriye'nin içişlerine niye böyle müdahil oldun,
seni buna kim icbar etti, asıl sen onu söyle? Bütün dünyanın bildiği;
PKK'nın ABD, AB ve İsrail desteğini niye örtmeye çalışıyorsun? Niye, Esad'a
söylediğinin binden birini Mehmetçiğin başına çuval bile geçiren beyzbol
sopalı Obama'ya, AB'nin diğer liderlerine söylemiyor; söyleyemiyorsun?..
 
Yazarlara, o yazarları çalıştıran gazete patronlarına, elindeki devlet
gücünü kullanarak had bildirmek elbette kolay. İyi de İsrail, Mavi
Marmara'da onlarca vatandaşımızı yaraladı ve katletti, Suriye uçağımızı
düşürdü, ne yapabildiniz? Düşmanın adını açıkça söylemekten çekiniyorsanız,
milletinize güvenmiyorsunuz demektir. Bu millet sizin söyleyemediklerinizin
gerçek düşmanları olduğunu, amma sizin düşman olduğunu kabullendirmek için
çırpındığınız Suriye ile hiçbir düşmanlığının bulunmadığını çok iyi biliyor.
Haçlı ittifakı ile birlikte hareket ederek Müslüman'a kurşun sıkılmasına
kimsenin vicdanı el vermiyor. Esad, halkına zulmediyormuş, yabancı eller
karıştırmadan önce Suriye'de iç savaş mı vardı?
Suriye'de demokrasi yokmuş!
 
Erklerin tek elde toplandığı Türkiye'de seçimler yapılıyor tamam da, peki o
Türkiye'de demokrasi var mı? "Şimdilik müsaade ettiklerinizin" dışında kim
özgürce yazabiliyor, konuşabiliyor?
 
Hasan DEMİR
hasand...@hotmail.com.tr <mailto:hasand...@hotmail.com.tr>
 
[publicize twitter]
 
[publicize facebook]
 
[category istihbarat]
 
[tags ermenistan, leyla umar, hasan demir, la nacion, gazete]
"T. C. - Nihal Gülbahar " <nihalg...@gmail.com>: Oct 03 01:37AM +0300

🌲 🙌 🌳
 
 
*Muhteşem görüntüler!*
 
 
*Keyifli seyirler,*
 
 
*N. G.*
 
 
*****
 
 
 
 
 
--
"*Dünyada her millet, icraatına tahammül ettiği hükümetin mesuliyetine
ortak sayılır.*"
Mustafa Kemal ATATÜRK
"T. C. - Nihal Gülbahar " <nihalg...@gmail.com>: Oct 03 01:41AM +0300

😱
 
 
 
​*İki Çinli kadın bir fili besliyorlar...*
*Bu filmciği anlamanız için Çince bilmenize gerek yok!​*
 
*http://www.liveleak.com/ll_embed?f=d51b0650e695
<http://www.liveleak.com/ll_embed?f=d51b0650e695>*
 
 
 
 
 
--
"*Dünyada her millet, icraatına tahammül ettiği hükümetin mesuliyetine
ortak sayılır.*"
Mustafa Kemal ATATÜRK
"Digi Security (İşnet)" <Digi.S...@isnet.net.tr>: Oct 03 02:14AM +0300

Depreme Hazır Mıyız?
 
 
17.08.1999'daki depremde henüz 15 yaşındayken kaybettiğim kuzenimin
anısına...
 

<https://lh3.googleusercontent.com/-1Q-fGHtA7sQ/UCXI7PAt8AI/AAAAAAAAAsI/ti38
uwS6uUc/s640/deprem_baslik.jpg>
 
Deprem, dünyanın hemen her yerinde olduğu gibi ülkemizde de felaketlere ve
çok sayıda can kaybına sebep oluyor. Depremle yaşamamız gerektiğini
bildiğimiz halde, depremde can kayıpları niçin yaşanmaktadır? Şüphesiz bunda
doğru bilinen yanlışların payı büyüktür. İşte deprem hakkında doğru bilinen
yanlışlar ve hayat kurtarıcı tedbirler. 17 Ağustos depreminde depremden
ötürü ölen kişi sayısı bilinenin aksine 1'dir. Arazide devreye gezen bir
güvenlik görevlisi açılan fay hattına düşerek ölmüş ve kayıtlara depremin
sebep olduğu bir vaka olarak geçmiştir. Diğer tüm ölümlerin kaynağı insan ve
yapı kökenlidir.
 
Her doğal afet gibi depremle de hiç ummadığımız bir anda karşılaşabiliriz.
Önemli olan, depremle yaşamayı öğrenmek değil, depremden korunma
yöntemlerini de doğru bir şekilde öğrenmek ve bu bilgiyi güncellemektir.
 
Deprem, dünyanın hemen her yerinde olduğu gibi ülkemizde de felaketlere ve
çok sayıda can kaybına sebep oluyor. Bundan çok kısa bir süre önce Van
depremiyle de benzer bir acıyı yaşadık. Pek çok insanımız bu felakette
hayatını kaybetti.
 

<https://lh4.googleusercontent.com/--yH8buv9b7M/UCXI_Hz2W6I/AAAAAAAAAs8/t8U7
_9OhWEk/s640/deprem_simge.jpg>
 
Peki, depremle yaşamamız gerektiğini bildiğimiz halde, depreme yine niçin
hazırlıksız yakalandık?
 
Öncelikle depremden korunma yöntemleri hakkındaki yanlış bilgilerimizi
gidermemiz gerekiyor. Bu noktada çok sayıda, doğru bildiğimiz yanlış
bulunuyor. Elbette ecelin önüne geçilemez. Fakat, depremden korunma
yöntemleri sayesinde kendimizin yanı sıra daha fazla hayat kurtarabiliriz.
Bu noktada yapılması gereken; depremin maddi zararlarına karşı mücadele
etmekten çok, önce zihinlerdeki yanlış metotları düzelterek hayatta kalmaya
çalışmak. Felaketin ilk anını başarıyla tamamlayabilirsek, sonrasında
mutlaka kurtarma ekipleri yardıma koşacaktır.
 
Peki, bu "doğru bilinen yanlış metotları" nasıl düzelteceğiz? Halk arasında
ezberlenen ama bilimsel olarak karşılığı olmayan bu korunma yöntemlerinden
kendimizi nasıl arındıracağız?
 
Yanlışlar ve Doğruları
 
Deprem sırasında hayatını kaybedenlerin hemen hepsi, hiç kuşkusuz, aklına
gelen ilk depremden korunma yöntemini uyguluyor. Uygulanan yöntemler
yanlışsa, kurtulma imkânı var olsa bile bu ihtimal yitiriliyor. Lütfen
dikkat! Basit tekniklerle hayatta kalabilmekten bahsediyoruz. Belki bir
küçük hamleyle.
 

<https://lh4.googleusercontent.com/-FWyAJGCVHfc/UCXI9UydDRI/AAAAAAAAAso/8YrZ
ecPgkWI/s768/van_depremi.jpg>
 
Her an, her yerde karşılaşabilecek depremle yüzleşmeden önce ne yapılmalı?
Öncelikle; deprem anına hazır olmak ve düzgün korunabilmek için mutlaka
pratik yapılmalıdır. Evde, işte veya araçta depreme yakalanıldığında hazır
olmak için planlı hareket etmek şarttır. Bunun için deprem anı ve sonrası
için hangi tedbirler alınacaksa, çalışılmalı ve ortak planlar
belirlenmelidir.
 
Dünyanın en tecrübeli kurtarma birimi, "Amerikan Uluslararası Kurtarma
Ekibi"nin kurtarma şefi ve afet olayları müdürü Doug Copp, depremden korunma
yöntemleri üzerine hayat kurtaracak doğru tedbirleri bakın nasıl sıralıyor:
 
Asla Eşyaların Altına Sığınmayın!
 
Afet Koordinasyon Merkezi dâhil, pek çok uzman deprem anında "masanın
altında girerek" korunmanızı söyler. Okullarda da yine sıraların hemen
altına girmek öğütlenir. Doug Copp ise eşyaların altına sığınmanın sağlıklı
bir korunma yöntemi olmadığını, hatta çok riskli olduğunu şöyle ifade
ediyor: "Binalar çökerken basitçe çömelen ve korunan kişiler istisnasız her
defasında ezilerek ölüyorlar. Masa, araba gibi nesnelerin altına giren
kişiler her zaman ezilirler."
 
Sizce, dünyada ve en son karşılaşılan Van depremlerinde bu yanlış kurtulma
metodu yüzünden kaç kişi hayatını kaybetmiştir? Hiç şüphesiz pek çok
hayatını yitiren insan deprem anında çevresindeki eşyaların altına sığındı.
Hâlbuki belki daha planlı hareket etseler, kurtulabilirlerdi.
 
Panikle Dışarı Çıkmayın!
 
Biliyoruz ki, en ufak bir sarsıntıda dahi insanlar hemen dışarı çıkmak için
hareketlenir, şuursuzca kurtulmak için bir yerlere kaçar. Hatta geçmişte
artçı sarsıntı sırasında pencereden, balkondan atlayıp da kendisine
depremden daha çok zarar verenler oldu. Bu noktada öncelikli hedef; deprem
anında dışarı çıkmak değil, kendinizi güvende hissedeceğiniz pozisyonda ve
konumda beklemektir.
 
img src="
<https://lh6.googleusercontent.com/-kbS0xm-O_mI/UCXI7xo11iI/AAAAAAAAAsg/8jWP
Gtsnalk/s576/deprem_cenin.JPG>
https://lh6.googleusercontent.com/-kbS0xm-O_mI/UCXI7xo11iI/AAAAAAAAAsg/8jWPG
tsnalk/s576/deprem_cenin.JPG">
 
Copp, bu konuda da deprem anında nasıl beklenilmesi gerektiği üzerine
şunları söylüyor: "Kediler, köpekler ve bebeklerin hepsi doğal bir şekilde
dizlerini ana rahmindeki gibi karınlarına doğru çekerek kıvrılırlar. Deprem
anında siz de bu şekilde kıvrılmalısınız. Bu doğal bir güvenlik ve hayatta
kalma içgüdüsüdür. Daha küçük bir boşlukta hayatta kalabilirsiniz. Hafifçe
ezilecek ama yanında boşluk oluşturacak bir kanepe, geniş büyük bir eşyanın
yanında durun. Televizyon izlerken deprem olursa ve kolayca kapıdan veya
pencereden dışarı kaçmak mümkün değilse, kanepe veya büyük bir
koltuğun/sandalyenin yanında cenin (eller ile ense ve baş bölgesini
koruyacak şekilde çöküp, kapanıp, ayaklar karına doğru çekilerek bir yere
uzanma) pozisyonunda kıvrılarak yere uzanın." Bu şekilde deprem anında
bulunduğunuz yapı/eşyadan faydalanarak başınızı ve vücudunuzu
koruyabilirsiniz. En önemlisi hayatta kalma şansınızı artırmış olursunuz.
 
Uykuluyken Kaçmayın!
 
Uyku esnasında yakalanılan depremler için, yataktan kalkamayanların yorgan
ya da battaniyenin altına girmeleri ısrarla tembihlenir. Bu sayede
alınabilecek darbelerin azaltılması hedeflenir. Bu da doğru bir tedbirdir,
ancak niçin bir felaketi yorgan ve battaniyeyle önlemeye çalışılsın?
 
Uyku esnasında depremle karşılaşıldığında; Copp, bakın hangi pratik yöntemi
öneriyor: "Eğer gece yataktayken deprem olursa, basitçe yuvarlanarak
yataktan düşün. Yatağın çevresinde güvenli bir boşluk oluşacaktır. Oteller
müşterilerine deprem anında yatakların yanında yere uzanmalarını salık veren
bir uyarı notunu odalarda her kapının arkasına asarlarsa, depremlerde çok
büyük hayatta kalma oranlarını sağlayabilirler." Deprem anında, yorgan veya
battaniyeye sarınmak yerine, yatağın yanına yuvarlanarak düşmek daha pratik
ve güvenli değil mi?
 
Kiriş Altında Durmayın!
 

<https://lh5.googleusercontent.com/-rYVXxFmO7xo/UCXMZ4rMZbI/AAAAAAAAAto/iL9-
egikSC0/s607/deprem_foto.gif>
 
İstanbul'da yaşanan son depremde çoğu insan kapı veya kiriş arasında kalarak
korunma yöntemini seçti. Hatta kapı ve kiriş altında durmak en güvenli yer
olarak halk arasında yayıldı ve bilinçlere yerleşti. Yetkililer de
binalardaki kirişlerin yanında durmayı önerdi. Oysa Copp, kapı ve kiriş
altına sığınmayı hiç güvenli bulmuyor. İşte Copp'un kapı ve kiriş altına
sığınma üzerine söyledikleri: "Bina çökerken kapı kirişlerinin altına geçen
herkes ölür. Nasıl mı? Eğer kapı kirişlerinin altına geçerseniz ve kapı
kirişi öne veya arkaya doğru düşürse inen tavanın altında ezilirsiniz. Eğer
kapı kirişi yana doğru yıkılırsa ikiye bölünürsünüz. Her iki durumda da
ölürsünüz!" Doğru diye bilinen yanlış sığınma yöntemleri de öldürüyor.
Öyleyse bu durumda yapılması gereken kesinlikle kapı ve kirişlerden uzak
durmak! Depreme karşı en uygun pozisyonu öğrenip uygulamaktır.
 
Merdivenlere Yaklaşmayın!
 
Herhalde depremi yaşayan herkes, deprem anının bitiminden saniyeler sonra
merdivenlere koşmuştur. Oysa merdiven, asansör ve balkonlar en çok hasarın
oluştuğu noktalardır. Öyleyse niçin güvenli bir noktaya sığınmak yerine
bilinçsizce merdiven veya asansöre kaçılıyor? Dünyaca ünlü kurtarma ekibi
şefi Copp, merdiven endişesinden bakın nasıl söz ediyor: "Hiçbir zaman
merdivenlere gitmeyin/yönelmeyin. Merdivenler (ana binadan) farklı bir
'frekans aralığına' sahiptir; ana binadan bağımsız/ayrı olarak sarsılırlar.
Merdivenler ve binanın geri kalanı devamlı olarak birbirlerine çarparlar, ta
ki merdivenlerin yıkılışı gerçekleşene kadar. Merdivenlere ulaşan insanlar
basamaklar yüzünden yaralanırlar. Korkunç şekilde sakatlanırlar. Bina
yıkılmasa dahi, merdivenlerden uzak durun. Merdivenler binanın hasar görmesi
en muhtemel kısmıdır. Depremde yıkılmamış olsa dahi, merdivenler bağırarak
kaçmaya çalışan insanların aşırı yüklenmesiyle çökebilir. Merdivenler
binanın geri kalan kısmı zarar görmemiş olsa dahi her zaman güvenlik
açısından kontrolden geçirilmelidir."
 
Aracı Terk Edin!
 
Deprem sırasında kontrollü bir şekilde binanın dışına çıkıp aracıyla
uzaklaşmaya çalışan ya da aracında seyir halinde olanların hangi önlemleri
alması gerektiğine dikkat çeken Copp, yaşananlardan örnekle şunları
söylüyor: "Binanın dış duvarlarına yakın yerlerde durun, mümkünse dışına
çıkın. Binanın iç kısımlarındansa dış kısımlarına yakın yerlerde olmak çok
daha iyidir. Binanın dış çevresinden ne kadar içeride olursanız, çıkış
yolunuzun kapanma ihtimali o kadar artacaktır. Aynen Nimitz yolundaki katlar
arasındaki (yıkılan) blokların meydana getirdiği gibi, deprem anında üst
yolun yıkılmasıyla ezilen araçların içinde bulunan insanlar ezilirler. San
Francisco depreminin kurbanlarının hepsi araçlarının içindeydiler. Hepsi
öldü. Araçlarının dışına çıkıp, aracın yanına uzanıp veya oturarak
kolaylıkla hayatta kalabilirlerdi. Ölen herkes eğer araçlarından çıkıp,
araçlarının yanına oturabilseler veya uzanabilselerdi yaşıyor olabilirdi.
Ezilen bütün araçların yanında (kolonların direkt olarak üzerine düştüğü
araçlar hariç) 3 feet yükseklikte boşluklar oluşmuştu. Enkaz halindeki
gazete ofislerini ve çok miktarda kâğıdın olduğu ofisleri dolaşırken kâğıdın
sıkışmadığını/ezilmediğini keşfettim. Kağıt yığınlarının/kümelerinin
etrafında geniş boşluklar bulunur/oluşur."
 

<https://lh3.googleusercontent.com/-OydEBTkMLrQ/UCXI0ugbwcI/AAAAAAAAAqo/y8h5
L_mJMDw/s768/arac_deprem.jpg>
 
Deprem Çantası
 
Kişisel Deprem Çantasında Bulunması Gerekenler:
 

<https://lh3.googleusercontent.com/-G6-zLWAQOv8/UCXMZBQFK0I/AAAAAAAAAtg/JnSX
aXBTaUc/s461/deprem_cantasi.jpg>
 
* Su
 
* Enerji veren yiyecekler
 
* Yedek pilleriyle radyo
 
* Yedek pilleriyle fener
 
* İlk yardım çantası
 
* Kişisel, reçeteli ilaçlar (Örneğin, kalp, damar, tansiyon, şeker ve
hormon ilaçları.)
 
* Bir kat giysi
 
* Bir miktar para
 
* Çok amaçlı çakı
 
* Düdük
 
* Kalem, kağıt
 
* İçinde önemli telefon numaralarının, iletişime geçilecek kişilerin
bilgilerinin, önemli evrakların fotokopilerinin bulunduğu su geçirmeyen bir
dosya
 
Her altı ayda bir hazırlık çantasındaki piller, reçeteli ilaçlar, su ve
yiyecek tazeleriyle değiştirilmeli. Bu işlem yaz-kış saati uygulamasında
saatlerin yeniden düzenlendiği hafta sonlarında yapılabilir.
 
Depremden Sonra
 
Deprem sonrasında, gaz, su ve elektrik tesisatı kontrol edilmeli ve gaz
kokusu varsa vana kapatılmalıdır. Kibrit ya da çakmak kullanmak, elektrik
düğmelerine dokunmak yangına neden olabilir.
 
Deprem bölgelerine yapılacak yardımlarda hava koşullarına bağlı olarak
battaniye, çadır, ısıtıcı gibi ekipmanlar tedarik edilebilir. Bu gibi
durumlarda kriz masalarının yönlendirilmesine bağlı kalarak uygun
ihtiyaçların gönderilmesi gereklidir. Örneğin daha önceki depremlerde
halkımızın bu bölgelere kontrolsüz bir şekilde gönderdikleri gıda
malzemeleri fazla gelerek çöpe atılmıştır. Deprem sonrası su ve tesisat
eksikliğinden ötürü en önemli ihtiyaç hijyen malzemeleridir. Bu sebeple kriz
masalarının da tavsiyeleri dikkate alınmalı ve tuvalet kağıdı, ped, çocuk
bezi, ıslak mendil gibi hijyen malzemelerine öncelik verilmelidir. Ek olarak
kurtarma ekipleri için gerekli malzeme eksikliklerinin giderilmesi hayat
kurtarmada büyük kolaylık sağlayacaktır.
 
------------------------------------------------------
 

<https://lh5.googleusercontent.com/-Cc2UQuWjp8o/UCXMZPerF2I/AAAAAAAAAtk/g60h
etqWOVo/s536/deprem%2520%25280%2529.JPG>
 

<https://lh6.googleusercontent.com/-kxVFzM3TvQ4/UCXI06DlaYI/AAAAAAAAAqk/hNFI
zaxifIY/s640/deprem%2520%25281%2529.JPG>
 

<https://lh3.googleusercontent.com/-rLlKx1bU-8s/UCXI2QsE98I/AAAAAAAAArA/f4OL
ZajbPmc/s640/deprem%2520%25282%2529.JPG>
 

<https://lh4.googleusercontent.com/-r4azKcOU78A/UCXI2hdU4TI/AAAAAAAAAq8/dMt1
U_CiMIc/s640/deprem%2520%25283%2529.JPG>
 

<https://lh5.googleusercontent.com/-SOVj6LjFvMQ/UCXI3cTu0LI/AAAAAAAAArQ/GM4e
RvTW5e8/s640/deprem%2520%25284%2529.JPG>
 

<https://lh3.googleusercontent.com/-0WbUjJeYok4/UCXI3iZPR6I/AAAAAAAAArU/U_k2
jkwqgrs/s640/deprem%2520%25285%2529.JPG>
 

<https://lh4.googleusercontent.com/-vsS_qQGAGjw/UCXI4Vodu1I/AAAAAAAAArg/q8nG
aa1HTZY/s640/deprem%2520%25286%2529.JPG>
 

<https://lh6.googleusercontent.com/-nh9tK2ItNXo/UCXI5JOYtAI/AAAAAAAAAro/2Fg-
t_SjEX4/s640/deprem%2520%25287%2529.JPG>
 

<https://lh5.googleusercontent.com/-Xn3g5kpC5I4/UCXI5Q121dI/AAAAAAAAAr0/rjy_
cgp8QDs/s640/deprem%2520%25288%2529.JPG>
 

<https://lh5.googleusercontent.com/-CAKenMWr83g/UCXI6B_bZAI/AAAAAAAAAsQ/QJuC
MJbgr98/s640/deprem%2520%25289%2529.JPG>
 

<https://lh3.googleusercontent.com/-EXr0KM37zH0/UCXI1gmrBfI/AAAAAAAAAqs/5zC4
PGBY5Eo/s640/deprem%2520%252810%2529.JPG>
 

<https://lh4.googleusercontent.com/-_xjBudGcRxU/UCXI1tHMNOI/AAAAAAAAAqw/26Ai
Q_iNEeM/s640/deprem%2520%252811%2529.JPG>
 

<https://lh5.googleusercontent.com/-pTOGUvxVNLo/UCXI5RIC0FI/AAAAAAAAArw/XUqP
UANQe8g/s640/deprem%2520%252812%2529.JPG>
 

<https://lh3.googleusercontent.com/-Q93wIPy5B6I/UCXI6vGLSFI/AAAAAAAAAsA/xRMI
788k7IU/s640/deprem-sonrasi.jpg>
 
17 Ağustos ve diğer tüm depremlerde ölen vatandaşlarımıza rahmet
diliyoruz...
 
Bu yazı internetteki bilgilerin derlenmesi ile oluşturulmuştur.
 
Bilgilerin uygulanması ve paylaşılması hayat kurtarabilir.
 
Cemal Haki
 
[publicize twitter]
 
[publicize facebook]
 
[category istihbarat]
 
[tags deprem, cemal haki]
"Digi Security (İşnet)" <Digi.S...@isnet.net.tr>: Oct 03 02:01AM +0300

"İcra eden, tatbik eden, karar verenden daima daha kuvvetlidir." Mustafa
Kemal Atatürk
 
Kaynak : Prof. Herbert Melzig Atatürk'ten Neşredilmiş Hatıralar-İstanbul
Ekspress Gazetesi, 1952 Tefrika
 
Stalin'in Sovyetler Birliği'nin başında olduğu dönemler... Sovyetlerin
Ankara Büyükelçisi ünlü bir diplomat Karakan... 1917 Ekim Devrimi'nin
yıldönümlerinden birinin sabahında Stalin, son derece sivri, anlamsız ve
onur kırıcı bir demeç veriyor. Bu demecinde aynen şunları söylüyor:
 
"Herkes bilsin ki, Rus Milleti; Boğazlarla, Ardahan'ı ele geçirmekten asla
vazgeçmeyecektir. Çok yakın bir zamanda bu davalarımızı halletmiş
olacağımızı şimdiden müjdeliyorum..."
 
Aynı gece Ankara'da Sovyet Büyükelçiliği'nde de ihtilalin yıldönümü
kutlamaları yapılıyor. Cumhurbaşkanımız Mustafa Kemal Atatürk, gece yarısına
doğru Stalin'in bu densiz demecinden haberdar oluyor ve maiyetine
emrediyor:
 
"Arabaları hazırlayın gidiyorum."
 
"Paşamız bu saatte nereye gidecekler?"
 
" Sovyet Sefareti'ne."
 
Mahiyetin etekleri tutuşur çünkü olayı kavrarlar, içlerinden birisi
Atatürk'e:
 
"Paşa hazretleri nasıl olur? Protokolsüz mü? Siz devlet başkanısınız,
protokolsüz nasıl gidersiniz?"
 
"Ben protokol falan dinlemiyorum çocuk. Stalin vatanımın topraklarına göz
dikmiş, sen bana protokolden söz ediyorsun. Hazırlayın arabaları." diye
cevap verir.
 
Büyük önderimiz ve arabalar hazırlanır. Atatürk ve maiyeti, Sovyet
sefaretinin kapısına dayanır. Ulu önderimiz yüzü asık bir şekilde yukarı
çıkar ve o sırada sefarette büyük bir balo vardır. Atatürk kendisini
karşılayan Büyükelçi Karakan'ı görünce:
 
"Merhaba Karakan" der ve aynı sert ifadeyle devam eder. "Rahatsız ettik ama
sen benim şahsi dostumsun, kusurumuza bakmazsın. Bir hususu esasından
anlamaya geldim."
 
"Emredin Sayın Başkan"
 
"Ajanstan öğrendiğime göre, başbakanınız Stalin, Ardahan'la Boğazları
istemiş, kararı katiymiş... Pek yakın bir gelecekte bu kararını
uygulayacakmış. Tam böyle söyleyip söylemediğini bilemem ama buna benzer
şeyler söylemiş. Tabii ki bu nutkun da bir sureti sende vardır. Getir
bakalım şunu da işin aslını faslını iyi anlayalım."
 
Stalin'in nutku getirilir. Atatürk metnin o kısmını yanındakilere kelime
kelime tercüme ettirir. Nutuk ajanstan geçen metin ile aynıdır. Atatürk
sorar:
 
"Karakan, sefaret telsizinden derhal Stalin'i bulduracaksın. Bu
beyannatından vazgeçip geçmediğini sorduracaksın. Başbakanın tükürdüğünü
yalayacak, yalamazsa ben yapacağımı bilirim. Bu cevap bu gece gelecek çünkü
benim senin başbakanından daha önemli kararım var. İstediğim cevabıalmadan
sefaretinizden dışarı adım atmam. Eğer cevap istemediğim şekilde gelirse bil
ki buradan çıkıp doğru Rus sınırına gideceğim..."
 
Karakan çaresizlik içinde telsizin başına koşar ve Atatürk'ün söylediklerini
aynen nakleder. Stalin'den gelen cevap büyük önderimizi tatmin eder çünkü
cevapta aynen şöyle söylenmektedir. "Stalin sürçü lisan eylemiştir.
Boğazlar'la Ardahan'ı almak gibi bir arzusu katiyetle yoktur..."
 
Atatürk cevabı okuduktan sonra Rus Büyükelçisi Karakan'a hitaben; "Karakan
seni geri çağırırlar ve yaşatmazlar. Uzun süredir tanışıyoruz, istersen bize
iltica et."
 
Karakan bu teklife olumsuz cevap verir ve cevabı telgraftan hemen sonra bir
telgrafla geri çağrıldığını açıklayarak: "Teşekkür ederim. Sizi tanımış
olmam bile kafidir ancak memleketinizdeki vazifem sona ermiştir. Yarın
hareket edeceğim."Atatürk fazla ısrar etmez ve Çankaya'ya döner.
 
On gün sonra şöyle bir haber gelir. Sovyetler Birliği'nin eski Ankara
Büyükelçisi Karakan fırında yakılmak suretiyle idam edilmiştir.
 
Devlet adamı söylentiye bile tahammül edemeyip,Rus Konsolosluğun basıp
hesap sorarken,şimdikiler altın tepside sunuyorlar binbir emekle meydana
getirilen memleketin değerlerini...Rahmetli Atatürk Diyarbakır'ı kapsayan
Kürt devleti haritasını görseydi o haritayı, çizenlere duvara asanlara,
yayınlayanlara ve de bu duruma aldırmayanlara yedirirdi!
 
Şahin Erkenez
 
[publicize twitter]
 
[publicize facebook]
 
[category istihbarat]
 
[tags atatürk, stalin, rusya]
"T. C. - Nihal Gülbahar " <nihalg...@gmail.com>: Oct 03 02:59AM +0300

🐦 🐺🐬
 
 
*İyi seyirler,*
 
 
*N. G.*
 
 
*****
 
 
 
 
 
--
"*Dünyada her millet, icraatına tahammül ettiği hükümetin mesuliyetine
ortak sayılır.*"
Mustafa Kemal ATATÜRK
"T. C. - Nihal Gülbahar " <nihalg...@gmail.com>: Oct 03 02:57AM +0300

📷
 
*İyi seyirler...*
 
*N. G.*
 
*****
 
 
 
 
--
"*Dünyada her millet, icraatına tahammül ettiği hükümetin mesuliyetine
ortak sayılır.*"
Mustafa Kemal ATATÜRK
"T. C. - Nihal Gülbahar " <nihalg...@gmail.com>: Oct 03 03:16AM +0300

📷
 
*İyi seyirler,*
 
*N. G.*
 
*****
 
 
 
--
"*Dünyada her millet, icraatına tahammül ettiği hükümetin mesuliyetine
ortak sayılır.*"
Mustafa Kemal ATATÜRK
"Digi Security (İşnet)" <Digi.S...@isnet.net.tr>: Oct 03 03:08AM +0300

VİDEO LİNK :
 

 
http://www.youtube.com/watch?v=JalqYLMMYz4
 
[publicize twitter]
 
[publicize facebook]
 
[category istihbarat]
 
[tags Loreena McKennitt, bıçkı, düzce, çerkes oyunu]
"Digi Security (İşnet)" <Digi.S...@isnet.net.tr>: Oct 03 02:19AM +0300

<http://groups.yahoo.com/group/hersey-serbest>
<http://groups.yahoo.com/group/hersey-serbest>
<http://groups.yahoo.com/group/hersey-serbest>
<http://groups.yahoo.com/group/hersey-serbest>
<http://groups.yahoo.com/group/hersey-serbest>
<http://groups.yahoo.com/group/hersey-serbest>
<http://groups.yahoo.com/group/hersey-serbest>
<http://groups.yahoo.com/group/hersey-serbest>
<http://groups.yahoo.com/group/hersey-serbest>
<http://groups.yahoo.com/group/hersey-serbest>
<http://groups.yahoo.com/group/hersey-serbest>
<http://groups.yahoo.com/group/hersey-serbest>
<http://groups.yahoo.com/group/hersey-serbest>

 
[publicize twitter]
 
[publicize facebook]
 
[category mizah]
 
[tags yollar, roads]
erdil <erd...@gmail.com>: Oct 03 08:03AM +0300

“Albasma – Tıbıkalı kadın eziyeti”
 
Halk kültürü, kısaca adına adet ve inanmalar dediğimiz davranış
kalıplarının tümüdür. İyi de, kadına erkek aile bireyleri tarafından fiziki
tecavüzden şiddetten önce yazılı olmayan adet ve inanımlar başlı başına bir
şiddet unsuru olmuştur. Bunlar, toplum yaşamında varlıklarını sürdüren,
yazılı olmayan ancak, o toplumda yaşayan kadınlarca uyulması gereken
geleneklerdir. Bunlar, yaptırım güçleriyle kimi zaman zorlayıcı ve
kınayıcı, kimi zaman da özendirici ve ödüllendirici tepkileri ile toplumda
kadın üzerinde baskı kurarlar. Kadın içinde yaşadığı toplumda bunlara
uyduğunda çevresi tarafından onaylanacağını, uymadığında ise kınanacağını
veya cezalandırılacağını bilir. Halk kültüründe “doğum” olayı adet ve
inanmalarda çeşitlilik arz eder.
 
İnsan yaşamının önemli bir devresi olan doğum, bütün toplumlarda mutlu bir
olay olarak kabul edilmiştir. Pek çok adetin, inanmanın uygulandığı bir
dönem olmuştur. Ülkemizde, Şebinkarahisar, Balıkesir ve Çukurova Bölgesine
göre bu adet ve inanmalar değişim gösterirler.
 
Çocuk sahibi olmak isteyen kadınlara uygulanan bazı pratikler:
 
•Gelin, oğlan evine geldiği ilk gün doğacak çocuğun erkek olması için
kucağına bir çocuk, özellikle erkek çocuk verilir. Gelin yatağı
hazırlanırken yatakta bir erkek çocuk yuvarlatılır. Toplumun kırsal
kesimlerinde kadının saygınlık kazanabilmesi için mutlaka doğurması, anne
olması gerekir. Çocuğu olmayan kadın, kısır kabul edilir, hor görülür,
kınanır. Bunun için, çocuk sahibi olmak isteyen kadın çeşitli yollara
başvurur, çeşitli çareler arar. Bunlar genellikle dinsel-büyü kapsamına
girenlerdir. Kutsal sayılan yerleri ziyaret etme, oraların suyundan içme,
toprağını elleme, türbelerine, çalı ve ağaçlarına bez bağlama, kurbanlar
kesme başta gelen davranış biçimlerindendir. Eski Türklerden günümüze kadar
pek çok mezar, evliya-türbe-ziyaret adlarıyla anılmış çevresindeki ağaçlar
kutsal sayılmış, buraları zaman zaman ziyaret edilen, medet umulan yerler
olmuştur.
 
• ALBASMASI gece kabusudur. Albasmasından korunmak için loğusanın yatağının
altına bıçak veya makas konur. Anne ve çocuğa kırmızı örtü örtülür.
 
• Loğusa uykuda korunmasızken, TIBIKALI adı verilen çocuğu olmayan kadınlar
gelir, loğusanın üstünde çırpınır, bu durumda çocuk yaşamaz. Doğumdan sonra
yalnız bırakılan loğusa uyuyakalır, o zaman loğusayı al basar. Loğusa
yalnızken uyutulmaz. Albasması, karı gibi sakallı, azgın biridir, loğusanın
üstüne çöker, nefes almasını engeller.
 
• Doğumdan sonraki kırk gün içinde loğusayı ve bebeği kırk basar. Kırk
basmasında; loğusanın ve bebeğin yüzünde çirkin yaralar çıkar. Bebeği kırk
basmasın diye, kırk taş bir araya getirilir ve her gün bir tanesi atılır,
böylece bebeğin kırk günü tamamlanmış olur. Gözleri yeşil veya mavi olanlar
ile adetli kadınlardan çekinilir bu kişilerin loğusayı ziyaret etmeleri
istenmez.
 
Kırk gün içinde adetli kadın loğusayı ziyarete gelirse, çocuğun yüzüne
bakarsa, çocukta yaralar olacağına inanılır. Kırk gün içinde çocuğun kirli
bezi açıkta bırakılmaz.
 
•Albasmanın; loğusaya ve çocuğa zarar vermesini önlemek için loğusanın ve
çocuğun bulunduğu odada Kuran, ayna, süpürge, makas veya satır, bıçak veya
demir, ekmek, iğne, soğan, sarımsak, elek, nazar boncuğu, kırmızı bir şey
ve su, çocuğun ve annenin yastığı veya yatağı altına veya baş ucuna
konmaktadır.
 
•Albasmasına yakalanan kadın inanışa göre ya ölmekte ya da
 
sakatlanmaktadır. Albasmasına uğrayan kadını tedavi etmek için uygulanan
pratiklerin başında; hocaya götürmek, üstüne dualar veya Kuran okutmak,
muska yazdırmak ya da hocanın okuduğu suyu kadına içirmek gelmektedir.
 
• Zamanı geldiği halde, konuşamayan ve yürüyemeyen çocuğa uygulanan
davranışlar arasında, çocuğa ördek yumurtası yedirmek, çocuğun kösteğinin
kırılması gelmektedir.
 
• Albasması, korkulu rüya görmektir. Anne ve çocuğa uykuda ağırlık ve
sıkıntı gelir,hayatlarını kaybedebilirler.Anne ateşler içindeyken çocuğunun
öldürüldüğünü görür.
 
• Cangoloz, goncalas; korkunç bir şey. Bağırıyorsun, sesin çıkmıyor. Eğer
 
ayıltmazlarsa boğulursun. Yanında mutlaka biri olmalı. Onun için kocasını
 
ayırmazlar. Kırk basması da, al basması da yeni gelinlikte ve loğusalıkta
olur.
 
• Albasması, kadının üzerine çöken bir ağırlık. Kadın veya erkek birinin
gelerek
 
çocuğu ve anneyi öldürmek istemesi. Bazen tanıdık birinin kılığında da
gelebiliyor.
 
“..Çocuk 15 günlüktü, hareketliydi, dipdiriydi. Süt değişiği (ineğin
sütünden borç veren) kadın geldiydi, tıbıkalıymış. O gece çocuk ağlamış,
inlemiş, uyuyakalmışız. Sabah uyandığımızda çocuk ölmüştü. Dipdiri çocuk
tıbıkalı kadın yüzünden albasması oldu. .“
 
• Çocuk yeni doğduğunda babasının ceketini üstüne atarsan al basmazmış.
 
· Bu şekil albasması adetlerine; Gölpazarı, Zile, Tire, Mut, Yozgat,
Bulgaristan/Varna ve Kırcaali Sancağı köylerinde de rastlanmaktadır.
 
Çukurova Üniversitesi’den Uzm. Ayşe Başçetinçelikve bazı sosyal
eğitimciler, kadının aile içerisinde erkek bireyler tarafından fiziki
şiddet görmelerinden önce yazılı olmayan adet ve inanmalarla bir nevi
baskı altında tutularak ön şiddete maruz kaldıklarına araştırmalarında
değinmemekte sadece bizleri bilgilendirmektedirler. Ancak, gelenek görenek
ve inanmalar sadece doğumda değil, gelinlik ve evlilik sonrasında da devam
etmektedir. Kadını doğum öncesi ve sonrası bu kadar adet ve inanç
saplantısına sokmak bir nevi şiddet kapsamındadır.
 
Erdil Ünsal
"M.Kemal Adal" <adalk...@gmail.com>: Oct 03 10:57AM +0300

*TÜRKİYE'NİN BÖLÜNMESİNE HAYIR*
 
*Tek Vatan, Tek Bayrak, Tek Millet.*
 
 
 
*Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk milleti denir... *
 
 
*​Mustafa Kemal Atatürk​*
 
 
TEK FARK; BÖLÜNMENİN KANLI MI KANSIZ MI OLACAĞINDAArmağan KULOĞLU
*03 Ekim 2015 Cumartesi 00:00*
 
*Türkiye'de terör sorununun siyasetle çözülmesinin gerektiğine ilişkin
açıklamalar yapılmaya devam edilmekte, bu konuda kamuoyu oluşturulmaya
çalışılmaktadır*
 
*Bunu söyleyenler, hem bölücü terörün hem de bölücü siyasetin hedefinde,
ülkenin bölünmesi olduğunu kavrayamamışlardır. Terörün, sözde Kürt
sorunundan kaynaklandığını zannetmektedirler. Bugüne kadar yapılan
fedakârlıkları ve çekilen acıları, sanki boşuna yapılmış gibi göstererek
siyasi çözüm peşinde koşanlar büyük bir yanlışın içindedir.*
 
*Tekrar yanlışa dönmeyelim*
 
*Halen terörle mücadeleye doğru bir yaklaşımla devam edilmekte, örgüte
önemli zayiatlar verdirilmektedir. Sürdürülen bu mücadelenin kesintisiz bir
şekilde devam etmesi gerekmektedir. Mücadeleye siyasi rant hesapları
bulaştırılmamalıdır.*
 
*Seçimden sonra da, hangi hükümet olursa olsun bu mücadeleye azim ve
kararlılıkla devam edilmelidir. *
 
** Mücadele eden güvenlik güçlerinin her açıdan arkasında durulmalı,
geçmişteki olumsuz yaklaşımlardan ders alınarak onlara güven telkin
edilmelidir.*
 
** Devam eden mücadeleden alınan olumlu sonuçlardan yöneticiler, terörün
sona ermekte olduğu anlamını çıkarmamalı, yanılgıya düşmemelidir. Kamuoyuna
siyasi amaçlarla buna ilişkin yanlış mesajlar vermemelidir.*
 
** Mücadele sadece askeri alanda değil, her alanda yapılmalı ve buna
süreklilik kazandırılmalıdır. Bazı ülkeler alınır diye söylem, eylemlerden
kaçınılmamalıdır. Kastedilenin Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin varlığı,
bütünlüğü ve güvenliği olduğu sürekli akılda tutulmalıdır.*
 
*Çözüm sürecine yeniden dönmek gibi bir yanılgıya asla düşülmemelidir. *
 
*Teröriste operasyon yapmaya izin vermeme, onunla müzakere etme,
mücadeleden kaçınma, hoş görünmek için sürekli taviz verme, yapılanlara göz
yumma gibi hatalar görülmeli, idrak edilmeli ve kabul edilmelidir. Hatalar
tekrarlanmamalıdır. Hakikatler gizlenmemelidir. Yapılan hataların bedelinin
ne kadar ağır olduğu gözler önündedir.*
 
*Algı yaratma ve karşı propaganda*
 
*Bölge halkının güveni kazanılmalı, terör örgütünün baskı ve korkusundan
kurtarılmalıdır. Kürt kökenli olmaktan dolayı kimsenin dışlanmadığını
kendileri de dahil cümle alem bilmektedir. Yaratılmak istenen dışlanmış
olma algısıdır. O nedenle psikolojik hareket ve karşı propaganda önem arz
etmektedir.*
 
*Olumsuz propagandadan etkilenen bazı entellerin, sülalesinin bir
tarafından Kürt bağlantısı olduğunu söylemeleri, tamamen bu olumsuz
propagandaların etkisiyle ortaya çıkan özentilerdir. Bundan, bölücü siyaset
dışında siyaset yapan siyasetçilerin de etkilenerek buradan oy devşirmeye
kalkmaları ve bu nedenle Türklüğü yanlış ifade etmeleri, hatta ortadan
kaldırmaya yönelik uygulamaları da bölücülüğe hizmettir. Hatta ta
kendisidir. Esas sorun bölücülüktür. Ancak can yaktığı için terör kısmı ön
planda görülmektedir.*
 
*Bölücülükte hedef aynıdır. Örnekler aldatmacadır.*
 
*Bölücü terörün de, bölücü siyasetin de hedefi aynıdır. Biri diğerine
tercih edilemez. Tek fark, bölünmenin terörle mi, yani kanlı mı, yoksa
siyasetle mi, yani kansız mı olacağıdır. Her ikisi de ülkenin bütünlüğüne
kasteder. Hiçbir siyasi parti bu hataya düşmemelidir. Bu konuda esas görev
de Türk Milletine düşmektedir.*
 
*İrlanda, Büyük Britanya'dan ayrılmıştır. Bölünmeden sonra da B. Britanya
içinde kalan Kuzey İrlanda, mezhepsel çatışmalarla kutuplaşmıştır. İskoçya
da yakın zamanda bağımsızlığın eşiğinden dönmüştür.*
 
*İspanya'da Özerk Katalonya, siyasetle bölünme eşiğindedir. Avrupa'da bazı
ülkeler de benzer durumlarla karşı karşıyadır. *
 
*Bir yazarımız Katalonya konusundaki yazısının sonunda; sanki çok iyi bir
şeymiş gibi; "Bütün bunları anlattıktan sonra bir demokrasi erdemine işaret
edeyim. Sandıkla halk arasında, dağdan ya da düzden silah tehdidi yok.
Siyasetçilerin üstünde silahlı örgüt kâbusu da yok. Ve... Başta Barcelona
bütün Katalonya ışıklar içinde... Ekonomisi tıkır tıkır işliyor. Kimsenin
burnu bile kanamıyor." demiştir.*
 
*Aman bunlara aldanmayalım. "Terör yerine siyasi alanda mücadele
etsinler" hatasına düşmeyelim. Terörde karşınızda terörist vardır. Mücadele
ederek etkisiz hale getirmek mümkündür. Bölücülük süreci başladığı zaman
durmaz. IRA ve ETA gibi terör örgütleriyle yapılan müzakereler de emsal
teşkil edemez. Tamamen kandırmaya yöneliktir.*
 
*Siyasi alanda da, demokrasi, özgürlük adı altında uluslararası güçlerin
çeşitli şekillerde müdahalesiyle karşı karşıya kalınabilir.*
 
* Önemli olan askeri alanda etkinliği kaybetmemek ve diğer alanlardaki
mücadeleyi de rehavete kapılmadan ve bölücülüğü sürekli bir tehdit olarak
görüp devam ettirmektir.*
*http://www.yenicaggazetesi.com.tr/
<http://www.yenicaggazetesi.com.tr/> sitesinden 03.10.2015 tarihinde
yazdırılmıştır.*
 
*Dip Not:*
 
*Durum analizini gerçekçi yapmayarak; "Bölücü Siyaseti", teröre göre
"ehven-i şer" olarak değerlendiren TC. vatandaşlarıma,** sivil toplum
kuruluşlarına ve siyasi parti mensuplarına, "**"ehven-i şer"rin, şerlerin
en kötüsü olduğuna dikkatlerini çekerek, yazarın / yazının aşağıdaki
satırlarındaki vurguyu inceleyip, düşünüp değerlendirmelerini dilerim. *
 
*" **Esas sorun bölücülüktür. Ancak can yaktığı için terör kısmı ön planda
görülmektedir.*
 
*Bölücülükte hedef aynıdır. Örnekler aldatmacadır.*
*Bölücü terörün de, bölücü siyasetin de hedefi aynıdır. Biri diğerine
tercih edilemez. Tek fark, bölünmenin terörle mi, yani kanlı mı, yoksa
siyasetle mi, yani kansız mı olacağıdır. Her ikisi de ülkenin bütünlüğüne
kasteder. Hiçbir siyasi parti bu hataya düşmemelidir. Bu konuda esas görev
de Türk Milletine düşmektedir.** "*
 
*"TÜRK İSTİKLAL VE CUMHURİYETİNİ KURTARMAK" MÜCADELESİNİN GÜNÜMÜZ ORTAM VE
KOŞULLARINDAKİ ANA HEDEFİ BÖLÜCÜLÜK, ARA HEDEFİ TERÖRDÜR. - M. Kemal Adal*
 
--
Selam...
T.C. / M. Kemal Adal
lutfu sahsuvaroglu <lutfusah...@gmail.com>: Oct 03 10:02AM +0300

http://m.gazetevahdet.com/bir-dergi-koroglu-3715yy.htm
"mehmet necati güngör" <mnecat...@gmail.com>: Oct 03 04:32AM +0300

ŞEFİKA’NIN DOSTLARI
 
Mehmet Necati GÜNGÖR
 
 
 
MHP’nin eski Erzurum Milletvekili Mücahit Himoğlu, memleketi
Erzurum’un sosyal ve kültürel hayatını anlatan çok güzel bir çalışma yapmış.
 
“Tarihe Mührünü Vuran Şehir Erzurum” isimli bu kitapta yok, yok.
 
Geçmişe dair her şeyi ve herkesi güzel anekdotlarla bu kitapta
bulmak mümkün.
 
Tuğla kalınlığında bir kitap. Erzurumlular bu kitabı okumaya
doyamıyorlar.
 
İçerisinde her şey ve herkes olur da Erzurum’un maskotu Şefığe
olmaz mı?
 
O da var. Hem de arkadaşlarıyla. Hem de hazin ölümüne ağlayan
dostlarıyla.
 
Erzurumlular O’nu hep “Şefığe” diye çağırdılar.
 
Soy adı vardı ama, kimse bilmedi.
 
O’nu tanımayan yoktu Erzurum’da.
 
90 santim boyunda, hiç evlenmemiş, çoluk çocuğa karışmamış, ama
bir ana kadar şefkatli, bir baba gibi sorumlu, erkekler gibi dolaşın,
erkekler gibi konuşan, erkekler gibi küfreden bir kadındır Şefiğe.
 
Erzurum esnafının sevgilisiydi.
 
Önünden geçtiği her dükkândan ısrarla içeriye çağrılan,
kendisine çay ikram edilen, erkekçe bir küfür savurması için üzerine
üzerine gidilen komik kadın.
 
Bir asker sevdalısı. Havacı, karacı, denizci albay rütbesinde
elbiseler diktirmişti. Onları giyerek çarşıları arşınlardı.
 
Erzurum Belediyesinde tuvalet bekçiliği yaparak kazandığı
parayla 20-30 kadar kedi ve köpeği evinde barındıran, besleyen bir
merhamet anıtıdır O.
 
Kendisi de Erzurumlu olan eski Diyanet İşleri Başkanı Mehmet
Nuri Yılmaz, Hürriyet’teki bir yazısında hayvanların da bir ümmet olduğunu
ifade etmişti.
 
En’am Suresi’nin 38. Ayetinde dabbe türünden olan ne varsa;
insanlar, balıklar, karıncalar, inek, at ve saire… Kımıldayan, hareket eden
türden ne kadar canlı varsa onların da bir ümmet olduğu bildiriliyor.
 
Şefiğe, onlarca kedi ve köpeği evinde ağırlayarak, bir bakıma
hayvanlar ümmetine hizmet eden bir gönüllü.
 
Himoğlu, ölümünü anlattığı bölümde O’nun baktığı köpeklerin
olağanüstü vefa duygusuna yer veriyor:
 
“İki gün ortalıkta görünmedi. Esnaf merak etmişti. Zabıta
müdürüne bildirildi. Evinin kapısı kırılarak içeri girildi. Kedileri ve
köpekleri cesedinin başına toplanmıştı. Aç bitap düşmüşlerdi ama,
Şefika’nın cesedine dokunmamışlardı.
 
Az bir cemaatle namazı kılındı, mezarlığa defnedildi.
 
Defin işlemi bittikten sonra Şefika’nın evinde beslediği o
köpekler mezarlığın kapısında boy boy dizilmişler, bir cenaze seramonisinde
cenaze sahiplerinin duruşu gibi bir duruş sergilemişlerdi. Gözlerinden akan
yaşları gördük, ağladıklarına şahit olduk. Köpekleri, yetim ve öksüz
kalmışlardı. O’na son görevlerini yerine getirirken ağlıyorlardı.”
 
Düşündüm. Hayvan ümmeti, insan ümmetinden daha vefalı galiba.
 
Aynı kitapta insandan hem “en şerefli mahlûk”, aynı zamanda
“aşağıların aşağısı” bir yaratık olarak söz ediliyor.
 
Atatürk’ün yerine çay bardağı koymak isteyenler aklıma geldi.
 
Kendilerine eşsiz bir vatan, şerefli bir Cumhuriyet armağan
eden liderlerine bir heykeli bile çok görenler, bari Şefika’nın
köpeklerinden ibret alsalar.
Bu grubun güncellemelerine abone olduğunuz için bu özeti aldınız. Ayarlarınızı https://groups.google.com/forum/?utm_source=digest&utm_medium=email#!forum/Turkiye-icin-el-ele/join " style="color:#1155cc;text-decoration:none">grup üyelik sayfasından değiştirebilirsiniz.
Bu gruba aboneliğinizi iptal etmek ve gruptan artık e-posta almamak için Turkiye-icin-el...@googlegroups.com adresine e-posta gönderin.
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages