O soysuzlar herhangi bir canlıdan örnek alacak olsalardı,zaten 13 yıldan beri her türlü pisliğin içine batmış bir partiyi, hem de neredeyse oy birliği ile desteklemez, bu ülkenin kurtarıcı ve kurucusunu bir çay bardağıyla eş değer tutacak kadar alçalıp halk oyuna sunma edepsizliğini düşünmezlerdi.Ayrıca, sırf bir kişiye yaranmak için hazırlandıkları bu şerefsiz davranıştan sonra, doğacak tepkileri hesaba katmayarak, tüm Rize halkının en önemli ürünü olan çayın, ellerinde kalacağını; halkın da büyük ekonomik sıkıntıya düşeceğini düşünemeyecek kadar geri zekâlı olmazlardı.
Sevgili Yunus, "Yaradılanı hoş gör, Yaradan'dan ötürü" der. Allah aşkına, ben bunları nasıl seveyim? Ya da açlığa mahkûm edilmek üzere olan Rize halkı bunları nasıl sevsin?
----- Özgün İleti -----
Kimden : Turkiye-i...@googlegroups.com
Kime : Özet alıcıları <Turkiye-i...@googlegroups.com>
Gönderme tarihi : 03 Ekim 2015 Cumartesi 12:36
Konu : [Türkiye] Turkiye-i...@googlegroups.com adlı grubun özeti - 25 konu konuda 25 güncelleme ileti
| https://groups.google.com/forum/?utm_source=digest&utm_medium=email#!forum/Turkiye-icin-el-ele/topics " style="text-decoration:none; color:#333333"> Turkiye-i...@googlegroups.com | Google Grupları |
| "Grup Yönetici " <erzinca...@gmail.com>: Oct 03 12:32PM +0300 ---------- Yönlendirilmiş ileti ---------- From: Yilmaz Karahan <karahan...@gmail.com> Date: Sat, 3 Oct 2015 12:31:49 +0300 *ŞEFİKA’NIN DOSTLARI * MHP’nin eski Erzurum Milletvekili Mücahit Himoğlu, memleketi Erzurum’un sosyal ve kültürel hayatını anlatan çok güzel bir çalışma yapmış. “Tarihe Mührünü Vuran Şehir Erzurum” isimli bu kitapta yok, yok. Geçmişe dair her şeyi ve herkesi güzel anekdotlarla bu kitapta bulmak mümkün. Tuğla kalınlığında bir kitap. Erzurumlular bu kitabı okumaya doyamıyorlar. İçerisinde her şey ve herkes olur da Erzurum’un maskotu Şefiğe olmaz mı? O da var. Hem de arkadaşlarıyla. Hem de hazin ölümüne ağlayan dostlarıyla. Erzurumlular O’nu hep “Şefığe” diye çağırdılar. Soy adı vardı ama, kimse bilmedi. O’nu tanımayan yoktu Erzurum’da. 90 santim boyunda, hiç evlenmemiş, çoluk çocuğa karışmamış, ama bir ana kadar şefkatli, bir baba gibi sorumlu, erkekler gibi dolaşın, erkekler gibi konuşan, erkekler gibi küfreden bir kadındır Şefiğe. Erzurum esnafının sevgilisiydi. Önünden geçtiği her dükkândan ısrarla içeriye çağrılan, kendisine çay ikram edilen, erkekçe bir küfür savurması için üzerine üzerine gidilen komik kadın. Bir asker sevdalısı. Havacı, karacı, denizci albay rütbesinde elbiseler diktirmişti. Onları giyerek çarşıları arşınlardı Erzurum Belediyesinde tuvalet bekçiliği yaparak kazandığı parayla 20-30 kadar kedi ve köpeği evinde barındıran, besleyen bir merhamet anıtıdır O. Kendisi de Erzurumlu olan eski Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Nuri Yılmaz, Hürriyet’teki bir yazısında hayvanların da bir ümmet olduğunu ifade etmişti. En’am Suresi’nin 38. Ayetinde dabbe türünden olan ne varsa; insanlar, balıklar, karıncalar, inek, at ve saire… Kımıldayan, hareket eden türden ne kadar canlı varsa onların da bir ümmet olduğu bildiriliyor. Şefiğe, onlarca kedi ve köpeği evinde ağırlayarak, bir bakıma hayvanlar ümmetine hizmet eden bir gönüllü. Himoğlu, ölümünü anlattığı bölümde O’nun baktığı köpeklerin olağanüstü vefa duygusuna yer veriyor: “İki gün ortalıkta görünmedi. Esnaf merak etmişti. Zabıta müdürüne bildirildi. Evinin kapısı kırılarak içeri girildi. Kedileri ve köpekleri cesedinin başına toplanmıştı. Aç bitap düşmüşlerdi ama, Şefika’nın cesedine dokunmamışlardı. Az bir cemaatle namazı kılındı, mezarlığa defnedildi. Defin işlemi bittikten sonra Şefika’nın evinde beslediği o köpekler mezarlığın kapısında boy boy dizilmişler, bir cenaze seramonisinde cenaze sahiplerinin duruşu gibi bir duruş sergilemişlerdi. Gözlerinden akan yaşları gördük, ağladıklarına şahit olduk. Köpekleri, yetim ve öksüz kalmışlardı. O’na son görevlerini yerine getirirken ağlıyorlardı.” Düşündüm. Hayvan ümmeti, insan ümmetinden daha vefalı galiba. Aynı kitapta insandan hem “en şerefli mahlûk”, aynı zamanda “aşağıların aşağısı” bir yaratık olarak söz ediliyor. Atatürk’ün yerine çay bardağı koymak isteyenler aklıma geldi. Kendilerine eşsiz bir vatan, şerefli bir Cumhuriyet armağan eden liderlerine bir heykeli bile çok görenler, bari Şefika’nın köpeklerinden ibret alsalar. Mehmet Necati GÜNGÖR http://www.erzurumajans.com/sefika39-nin-dostlari-49143m.htm [image: Satır içi resim 1] http://www.yenidenergenekon.com/776-sefikanin-dostlari/ -- Türkiye için el ele mail grubumuz *https://groups.google.com/group/Turkiye-icin-el-ele <https://groups.google.com/group/Turkiye-icin-el-ele> * Gruba e-posta gönderme adresi *turkiye-i...@googlegroups.com <turkiye-i...@googlegroups.com> * Erzincan Kemaliye Egin Grubum http://groups.google.com.tr/group/erzincan-kemaliye-egin-grubu Gruba e-posta gönder : erzincan-kemal...@googlegroups.com Grub Admin M.İlaldı 0532 7269362 erzinca...@gmail.com Tüm dost ve arkadaşlarımı twitter sayfama bekliyorum : https://twitter.com/#!/MiLALDi Facebook Sayfamda Sizleride Bekliyorum.Teşekkür ederim. http://www.facebook.com/profile.php?id=1561718148 |
| recep akdur <drrece...@gmail.com>: Oct 03 12:15PM +0300 ---------- Yönlendirilmiş ileti ---------- Gönderen: Lale Karabiyik <laleka...@yahoo.com> Tarih: 1 Ekim 2015 20:25 Konu: KURS DUYURU TALEBİ Ekli dosyalarda duyuru dökümanları bulunan, *derneğimize ait sürekli etkinliğimiz olan kursumuzun, duyurulması konusunda ilgi ve desteğinizi dileriz.* Değerli katkılarınız için şimdiden teşekkür ederiz. Sevgi ve saygılarımızla. Prof. Dr. Lale Karabıyık Klinik Toksikoloji Derneği Başkanı *Yönetim Kurulu Adına* |
| "Grup Yönetici " <erzinca...@gmail.com>: Oct 03 12:09PM +0300 ---------- Yönlendirilmiş ileti ---------- From: ismailugural <ismail...@gmail.com> Date: Fri, 02 Oct 2015 21:24:47 +0300 Subject: Türkiye'nin tek haftalık tarım ve gıda gazetesi HASATTÜRK yayın hayatına girdi.. Türkiye'nin ilk medya yayıncılık kooperatifi GÜÇBİRLİĞİ Medya ve İletişim Kooperatifi, kısa adıyla MEDYAKOOP'un sahibi olduğu HASATTÜRK Gazetesi çıktı. Türkiye'nin tek haftalık tarım ve gıda gazetesi olan HASATTÜRK posta yoluyla ülkenin dört bir köşesine ulaşıyor.. Samsung Mobile tarafından gönderildi -- Türkiye için el ele mail grubumuz *https://groups.google.com/group/Turkiye-icin-el-ele <https://groups.google.com/group/Turkiye-icin-el-ele> * Gruba e-posta gönderme adresi *turkiye-i...@googlegroups.com <turkiye-i...@googlegroups.com> * Erzincan Kemaliye Egin Grubum http://groups.google.com.tr/group/erzincan-kemaliye-egin-grubu Gruba e-posta gönder : erzincan-kemal...@googlegroups.com Grub Admin M.İlaldı 0532 7269362 erzinca...@gmail.com Tüm dost ve arkadaşlarımı twitter sayfama bekliyorum : https://twitter.com/#!/MiLALDi Facebook Sayfamda Sizleride Bekliyorum.Teşekkür ederim. http://www.facebook.com/profile.php?id=1561718148 |
| Mutlu Tatil <mutluta...@gmail.com>: Oct 02 01:25PM +0300 [image: Satır içi resim 1] |
| "JC Staffing Solutions" <recr...@jcssusa.com>: Oct 02 11:47AM -0400 Hello All, Hopeyou are doing well!! Pleaselet me know if you have any Corp-Corp positions available for the belowcandidates AlsoI really appreciate if you can add my Email ID- din...@tekmoxie.com to your distribution list to share yourdaily C2C requirements. Name Technology Current Location Relocation Availability Visa Status Sri Rekha MSBI/ BI/ SQL Developer Delaware Open Immediate H1B Swathi Java Developer Fairfax, VA VA,DC,MD Immediate H1B Vinothna .Net Developer Sout heaven, MS Open Immediate H1B Rohini SQL Developer Issaquah, WA Open Immediate H1B Regards.., Dinesh Reddy Tek Moxie LLC, P: 917-775-7892 E: din...@tekmoxie.com Safe Unsubscribe : This email was sent to Turkiye-i...@googlegroups.com by recr...@jcssusa.com. Instant removal with SafeUnsubscribe | Privacy Policy. Email Marketing by mailsonics.com NOTE: Under Bill s.1618 Title III passed by the 105th US Congress this mail cannot be considered Spam as long as we include the contact information for removal from our mailing list. To be removed from our mailing list please click above SafeUnsubscribe link or reply to JC Staffing Solutions: recr...@jcssusa.com with 'remove' in the subject heading and your email address in the body. Include complete address and/or domain/aliases to be removed. If you still get these emails, please call us at the numbers given above, my sincere apology. |
| "Digi Security (İşnet)" <Digi.S...@isnet.net.tr>: Oct 02 06:46PM +0300 <http://i0.wp.com/www.ilk-kursun.com/wp-content/uploads/2015/10/Krd2Nz.jpg> http://www.ilk-kursun.com/haber/239922/turker-erturk-muavenet/ Muavenet’in 2 Ekim 1992’de Display Determination-92 (Kararlılık Gösterisi-92) adlı NATO tatbikatı sırasında Ege’de ABD uçak gemisi Saratoga’nın ateşlediği 2 adet Sea Sparrow hava savunma füzesiyle vurulmasının üzerinden tam olarak 23 yıl geçti. Füzeler geminin kalbi sayılabilecek köprüüstü ve SHM (Savaş Harekat Merkezi) gibi yerlerin yakınına isabet etti. Füzelerin isabeti sonucunda geminin komutanı Deniz Kurmay Yarbay Kudret Güngör dahil olmak üzere 5 şehit ve 22 yaralı verdik. Dönemin ABD Dışişleri Bakanı Lawrence Ea g leburger haberi Washinton Büyükelçimiz Nüzhet Kandemir’e “geminizi batırdık özür dileriz” diye iletti. Olay gece yarısı yeşil periyot olarak adlandırılan tatbikat dışı bölümünde meydana geldi. Saratoga ve Muavenet Ege’de Saroz Körfezi yaklaşma sularındaydılar. Bildiğiniz gibi Ege’nin her iki tarafı NATO müttefikleriyle (Türkiye ve Yunanistan) çevrilidir. Ayrıca civarda tatbikatı veya ABD gemilerini yakından izleyen Rus ve Çin harp gemileri mevcut değildi. Bunun anlamı Saratoga dahil ABD harp gemilerinin yüksek hazırlık durumunda veya tetikte olmasını gerektiren herhangi bir durum yoktu. Kasten vurdular Sea Sparrow satıhtan havaya atılan, 19 km. menzile sahip, 231 kg ağırlığında, 3,6 metre boyunda ve yaklaşık 170 bin ABD doları maliyete sahip yarı aktif radar güdümlü bir füzedir. Sea Sparrow bir hava savunma füzesi olmasına rağmen satıhtan satıha yani suüstü hedeflerine de atılabilme özelliğine sahiptir. Sea Sparrow füzesi atabilmek tek bir kişinin tabancayı eline alıp ateşlemesi gibi kolay bir şey değildir. Yine bu füzenin fırlatılabilmesi SHM’de vardiya tutan bir subayın kolunu ateşleme düğmesine yanlışlıkla çarpması açıklaması ile de izah edilemez. Füzenin kazaen ateşlenebilmesinin önüne geçebilmek için sistem çok sayıda emniyet tedbirini içermektedir. Füzeyi başarı ile ateşleyebilmek için 6 aşamadan geçilmesi ve gemi komutanın onayının alınması gereklidir. Ayrıca füze at ve unut (fire and forget) türü bir güdümlü mermi değildir. Füze ateşlendikten sonra hedefini vurabilmesi için bilgiye ihtiyacı vardır. Bu nedenle atan geminin hedef gemisini (Muavenet) radarla aydınlatması gereklidir. Sonuç olarak olayın kaza olmasının imkan ve ihtimali yoktur. Kaza olma şansı bir milyonda bir dahi değildir. ABD, en yetkili ağızlarından bu olayın bir kaza olduğunu açıkladı. Ama bize göre Muavenet kasten, isteyerek, bilerek ve planlanarak vuruldu. O zaman aklınıza şu soru geliyor; ABD niçin bunu yapsın? Mesaj verdi ABD bu olay ile Türkiye’ye mesaj vermek istedi. Birincisi stratejik olanı; “ soğuk savaş dönemi sonrası liderliğimde yenidünya düzeni kurulmaktadır. Farklı yol arama kıpırdanmalarının farkındayım. Kayıtsız ve şartsız izlemen gereken yol benim gösterdiğimdir.” İkincisi ise güncel bir sorunla ilgiliydi ama sonuçları itibarıyla bu da stratejikti. “Çekiç gücün Türkiye’deki varlığı ve yapacağı görevler benim için hayati öneme haizdir. Engellenmesi kabul edilemez.“ ABD Muavenet’i vurarak yakıcı ve yıkıcı gücünün küçük bir örneğini vermişti. Sonrasında da Muavenet’e karşılık 8 Knox sınıfı firkateyni Türkiye’ye çok ucuza vererek havucu da göstermişti. ABD, kurguladığı yenidünya düzeni içinde Ortadoğu’yu yeniden şekillendirecekti. Bunun için Türkiye’yi kaybetmemek ve iliklerine kadar kullanmak yaşamsal öneme haizdi. Bölgede ikinci bir İsrail olması planlanan kukla Kürt Devleti’nin oluşumu için “Çekiç güç“ çok önemliydi. Temmuz 1991’de göreve başlayan İncirlik ve Pirinçlik’te konuşlanmış 77 uçak ve helikopter ile Amerikan, İngiliz, Fransız 1862 kişiden oluşan “Çekiç güç“ün Türkiye’den çıkarılması asla ve asla kabul edilemezdi. Mesaj anlaşılmadı Görünürdeki amacı Saddam Hüseyin’in olası saldırılarına karşı Irak’ın kuzeyinde bulunan Kürtleri korumak olan ama esas amacı Irak’ı bölmek ve bölgede Kürt Devleti kurmak olan “Çekiç güç“ün görev süresi TBMM’de uzun ve sert tartışmalardan sonra 24 Aralık 1992’de 6 ay uzatıldı. Bu uzatmalar 2003’e kadar devam etti. Türk Silahlı Kuvvetleri ve Türkiye, Muavenet ile verilmek istenen mesajı anlayamamıştı. Ama ABD’nin ülkemiz ve bölgemiz için planları vardı. Anlamamakta direnince 1995’de “Türk Generalleri hizadan çıktı” dediler. Irak’a müdahelede yer almak istemeyen Ecevit’i tasfiye etmek için Kara Çarşamba olarak bilinen 2001 Türkiye Ekonomik Krizini manipüle ettiler ve Erdoğan liderliğinde AKP’yi iktidara getirdiler. Erdoğan’a zorluk çıkaran TSK’yı itibarsızlaştırmak için 4 Temmuz 2003’de Türk Askeri’nin kafasına çuval geçirdiler. Ergenekon ve Balyoz gibi operasyonlarla projelerinde görevlendirdikleri AKP’nin önünü açtılar. Ve günümüze kadar geldik! Bugün İzmir-Konak İlk Kurşun anıtında saat 12:00’de Muavenet Şehitlerimizin anılacağı bir etkinlik yapılacaktır. Şehitlerimize rahmet diliyorum. Saygılar sunarım. Türker Ertürk E. Amiral, Araştırmacı - Yazar SOSYAL MEDYA İLETİŞİM: Facebook: https://www.facebook.com/turker.erturk.5 https://www.facebook.com/pages/T%C3%BCrker-Ert%C3%BCrk/556317261057681?ref=profile Facebook Grup: https://www.facebook.com/groups/797431790326056/?fref=ts Twitter: https://twitter.com/Orsatramola [publicize twitter] [publicize facebook] [category araştırma] [tags ARAŞTIRMA DOSYASI, TÜRKER ERTÜRK, MUAVENET] |
| "JC Staffing Solutions" <recr...@jcssusa.com>: Oct 02 11:47AM -0400 Hello All, Hopeyou are doing well!! Pleaselet me know if you have any Corp-Corp positions available for the belowcandidates AlsoI really appreciate if you can add my Email ID- rit...@jcssusa.com toyour distribution list to share your daily C2C requirements. Name Technology Current Location Relocation Availability Visa Status Venkat Weblogic Admin Columbia, MD Open Immediate H1B Narayan Oracle DBA MD Open Immediate H1B Regards.., Rithvik Reddy JC Staffing Solutions Inc, P: 917-775-7064 E: rit...@jcssusa.com Hangouts: rithvik...@gmail.com Safe Unsubscribe : This email was sent to Turkiye-i...@googlegroups.com by recr...@jcssusa.com. Instant removal with SafeUnsubscribe | Privacy Policy. Email Marketing by mailsonics.com NOTE: Under Bill s.1618 Title III passed by the 105th US Congress this mail cannot be considered Spam as long as we include the contact information for removal from our mailing list. To be removed from our mailing list please click above SafeUnsubscribe link or reply to JC Staffing Solutions: recr...@jcssusa.com with 'remove' in the subject heading and your email address in the body. Include complete address and/or domain/aliases to be removed. If you still get these emails, please call us at the numbers given above, my sincere apology. |
| "Digi Security (İşnet)" <Digi.S...@isnet.net.tr>: Oct 02 09:36PM +0300 Dink cinayetinde kamu görevlilerine ilişkin açılan soruşturma kapsamında şüpheli sıfatıyla ifadesi alınan kamu görevlilerinin ifadeleri ortaya çıkmaya devam ediyor. Cerrah ile Akyürek arasında geçen telefon görüşmelerine ilişkin ifadeler, devlet içinde o dönemde soruşturmaya nasıl bir yön verilmek istendiğini ve nelerin üzerinin örtülmesine çalışıldığını da ortaya koyuyor. Cinayet sonrasında gözaltına alınan Erhan Tuncel'in yardımcı emniyet istihbarat elemanı olduğunu söylemesinin ardından dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah ile Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek arasında geçen telefon görüşmelerine ilişkin ifadeler ortaya çıktı. Söz konusu ifadeler devlet içinde o dönemde soruşturmaya nasıl bir yön verilmek istendiğini ve nelerin üzerinin örtülmesine çalışıldığını da ortaya koyuyor. Hrant Dink'in katledilmesinin hemen ardından gözaltına alınan Erhan Tuncel, İstanbul Emniyet Müdürlüğünde verdiği ifadesinde Yardımcı Emniyet İstihbarat elemanı olduğunu söylemişti. Tuncel'in ifadesinin ardından İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah ve eski Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanı Ramazan Akyürek arasında geçen telefon görüşmesinin de ayrıntıları ortaya çıkmaya başladı. Cerrah, Dink cinayeti soruşturmasında 15 Aralık 2014 tarihinde ifade vermişti. Verdiği ifadede Akyürek'le yaptığı telefon görüşmesini şu sözlerle anlattı. Cerrah: İş işten geçtikten sonra geldi "Erhan Tuncel , sorguda yardımcı istihbarat elemanıyım demesi üzerine ben Ramazan Akyürek'i aradım. 'Ramazan, bu şahıs yardımcı istihbarat elemanı olduğunu söylüyor. İstanbul'a gel' dedim. Hatta devamında 'Bunu kim yardımcı istihbarat elemanı yapmışsa onlar da gelsin sorguda yardım etsin' dedim. Ramazan bana, 'Abi sen onu kendine yardımcı istihbarat elemanı yap' dedi. 'Ya kardeşim cinayet işlemiş yardımcı istihbarat elemanı mı kalmış gelin gereğini yapın' dedim. Anlam veremediğim bir konuşma idi, herhalde panik vardı. Bunun üzerine ben İçişleri Bakanı Abdulkadir Aksu'yu aradım. Dedim ki 'Ramazan Akyürek gelmiyor. Benim bu Erhan Tuncel'i de pazartesi diğer şüphelilerle birlikte mahkemeye götürmem gerekiyor. Ramazan'ın mutlaka gelmesi gerekiyor. Ondan bilgi almam lazım' dedim. Hatırladığım kadarıyla pazartesi biz şüphelileri adliyeye sevk ettikten sonra akşam saatlerinde geldi, yani iş işten geçtikten sonra geldi, kısa kaldı ve Ankara'ya geri döndü" Yılmazer: İstanbul emniyeti, 'Devlet töhmet altında kalacak' dedi Cerrah'ın sözünü ettiği telefon görüşmeden Ali Fuat Yılmazer de ifadesinde bahsetti. Yılmazer, Cerrah'tan farklı olarak telefon görüşmesiyle ilgili şunları anlattı: "Erhan Tuncel'in cinayetle ilişkili olduğu anlaşılarak İstanbul Emniyet Müdürlüğünce gözaltına alınıp ilk verdiği beyanda Emniyete elemanlık yaptığını ifade etmesi sonrasında, İstanbul Emniyet Müdürlüğü görevlilerince Ramazan Akyürek ve Muhittin Zenit'in İstanbul'a çağrılarak soruşturmaya müdahil olmalarının istendiği doğrudur. Benim bildiğim kadarıyla durum şudur, İstanbul Emniyet Müdürlüğü bu cinayete karışmış Erhan Tuncel'in emniyet elemanı olduğu 'gelin bu çocuğa yazık etmeyin, elemanınıza sahip çıkın, yoksa büyük bir skandal patlak verecek, devlet töhmet altında kalacak' şeklinde Akyürek'e yönelik bu tür beyanlarda bulunduğundan ben haberdar olunca, Akyürek'e 'Asla böyle bir şeye müdahil olmayın. Bizimle elemanlık ilişkisi çoktan kesilmiş, bize bu gelişmeleri doğru olarak aktarmamış, cinayetle ilgili son gelişmelerden bilgisi olmasına rağmen bunları bizden gizlemiş bir insanın elemanlığından söz edilmez. Kaldı ki cinayete karışmış, suça bulaşmış bir insanın temize çıkartılması apaçık suçtur. Bizim buna müdahil olmamamız gerekir. Hukuken gereği neyse o yapılsın' dedim. Yaklaşık bir hafta sonra Muhittin Zenit beni aradı ve onun da İstanbul'a davet edildiğini ve bu elemana gelip sahip çıkmasının istendiği şeklinde beyanda bulunulduğu, ben yukardaki beyanlarımı ona da söyledim." Zenit: Yılmazer gitmemi engelledi Dink cinayetiyle ilgili yürütülen soruşturma kapsamında tutuklanan polis memuru Muhittin Zenit de savcılığa verdiği ifadede Ali Fuat Yılmazer'in kendisini İstanbul'a gitmemesi yönünde uyardığını söyledi. Dink ailesi avukatı: Sorumluluklarını örtmek için görüştüler Dink ailesi avukatlarından Hakan Bakırcıoğlu, ifadelerle ortaya çıkan görüşmeyi değerlendirdi. "Celalettin Cerrah ile Ali Fuat Yılmazer'in beyanlarını birleştirdiğimizde, Hrant Dink cinayetine farklı konumlarda iştirak eden Devlet görevlilerinin cinayetteki sorumluluklarını örtmek, bertaraf etmek için birbirleri ile görüştükleri, uğraştıkları anlaşılmakta. Cerrah ve Yılmazer'in ifadelerinden İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü görevlileri ile Celalettin Cerrah'ın Hrant Dink cinayetindeki sorumluluklarını bertaraf etmek için İstihbarat Daire Başkanlığı görevlilerinin Dink cinayetindeki sorumluluklarını örtmeyi de önerdikleri fakat tarafların bunu tam olarak sağlayamadıkları sonucu çıkmakta. Elbette ki Dink cinayetine iştirak eden devlet görevlilerinin mutabakata vararak gizledikleri bilgilerin olduğu da Devlet görevlileri hakkında iddianame düzenlenmesi ve yargılamanın başlaması durumunda önemli bilgilerin açığa çıkacağı da, müdahil taraf olarak öngörümüz hususlardır." [publicize twitter] [publicize facebook] [category istihbarat] [tags HRANT DİNK DOSYASI, AGOS GAZETESİ, Dink cinayeti] |
| "Digi Security (İşnet)" <Digi.S...@isnet.net.tr>: Oct 02 11:51PM +0300 [publicize twitter] [publicize facebook] [category güvenlik] [tags SURİYE DOSYASI, Suriye, Kabus, Kritik Durum, Olası Senaryolar] |
| "Digi Security (İşnet)" <Digi.S...@isnet.net.tr>: Oct 02 11:25PM +0300 [publicize twitter] [publicize facebook] [category güvenlik] [tags AMERİKA DOSYASI, Türkiye-ABD İlişkileri, Çok Boyutlu Ortaklık] |
| "Digi Security (İşnet)" <Digi.S...@isnet.net.tr>: Oct 03 01:46AM +0300 Barzani ve Talabani'nin Burs Verdiği Öğrenciler... İnternet'ten gönderilen, Mardin'deki Artuklu Üniversitesi ile İngiltere'nin Exeter Üniversitesi'nin ortaklaşa düzenledikleri faaliyetlerle ilgili bir yazıda, 2007 yılında yaptığım bir incelemenin kaynak gösterilmeden kullanıldığını gördüm. Konu önemliydi... Cumhurbaşkanı adaylığı açıklanmadan bir hafta önce Abdullah Gül'ün İngiltere eğitimi üzerinde bir inceleme yazısı yayınlamış ve bu arada Exeter Üniversitesi hakkında bilgiler vermiştim. İnceleme özetle şöyle başlıyordu: "İngiltere'de bir Exeter Üniversitesi vardır. İngiliz üniversiteleri arasında 'Kürt Araştırmaları Enstitüsü' olan tek yüksek öğretim kurumudur. Exeter Üniversitesi'nde ayrıca Arap ve İslâmi Araştırmalar Enstitüsü de bulunuyor! Başında, Abdullah Gül'e fahri doktora unvanı veren Tim Niblock vardır. İngiliz istihbarat servislerinin yurt dışı görevlere gönderilecek ajanlarının önemli bir bölümü Exeter Üniversitesi'nde eğitim görür. Ayrıca Arap ve İslâm Dünyası ile Kürtler hakkında uzmanlaşması gereken İngiliz ajanlar da bu üniversitenin hocaları tarafından eğitilir. Üniversite yayınlarında, Irak'ın kuzeyinden 'Irak Kürdistanı' diye söz edilir! Exeter Üniversitesi'nden mezun olan veya doktorasını burada yapan kişileri, daha sonra özellikle İslâm ülkelerinde önemli ekonomik ve siyasi kuruluşların başında veya devlet görevlerinde görmek mümkündür. Mesela İslâm Kalkınma Bankası'nın bütün önemli yöneticileri Exeter Üniversitesi'nde yüksek lisans veya doktora yapmıştır! Abdullah Gül, Fehmi Koru, Şükrü Karatepe, Durmuş Yılmaz, Ekmeleddin İhsanoğu da Exeter'de eğitim görmüştür. Exeter Üniversitesi, 'dinlerarası diyalog'un kurgulanmasında da vardır." *** Peki Artuklu Üniversitesi ne yapıyor? Artuklu Türk Devletinin adını taşıyan üniversite, 2011 yılı Ocak ayında "Kürtçede Akademik Deneyim ve Kürdoloji Çalışmaları" konulu bir sempozyum düzenlendi. Kürtçeyi seçmeli ders olarak veren İngiltere'nin Exeter Üniversitesi'nden öğretim görevlilerinin de katıldığı sempozyumun açılış konuşmasını yapan Artuklu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Serdar Bedii Omay, "Fransa'da, İsveç'te, Rusya'da ve dünyada nerede Kürdoloji adına üretilen bir ürün varsa, orada bunu üretenlerle iletişim içerisinde olacağız" dedi. Bilindiği gibi Avrupa'da bütün Kürdoloji enstitüleri, Kürtleri önce Osmanlı devletinin, sonra da Türkiye'nin bir unsuru olmaktan çıkarmak amacı ile kurulmuştur. Dolayısıyla yaptıkları çalışmalar, yazdırdıkları eserler, büyük ölçüde bu hedefe dönüktür ve bilimsel sayılamaz. İngiliz gizli servisinin İslam dünyasında görev yapacak elemanlarını yetiştiren bir üniversite ile "Kürdoloji" konusunda işbirliği yapmak ise gerçekte aleni istihbarat faaliyetidir. Nitekim sempozyumun, "Mardin Artuklu ve Exeter Üniversitelerinde Kürdoloji Tecrübesi" konulu ilk oturumunda Exeter Üniversitesi Kürdoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Christine Allison, Kürtçe yaptığı konuşmasında "Öğrencilere burs vermek üzere başta Neçirvan Barzani ve Celal Talabani'den para desteği aldık" dedi. Herhalde kendi üniversitesindeki öğrencileri kastediyordu.. *** Artuklu Üniversitesi'nin İnternet sitesinde yayınlanan bir habere göre 26-29 Mayıs 2011 tarihleri arasında, Mardin Artuklu Üniversitesi, İngiltere Exeter Üniversitesi ve İran Mofid Üniversitesi'nden gelen akademisyenlerin katılımıyla "Post-Sekülerizm ve Dinin Rolü: Hıristiyan ve İslam Diyaloğu için Öneriler" başlıklı üç günlük çalıştay yapıldı! Aynı sitedeki "Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü" imzalı başka bir habere göre de 19-24 Haziran 2011 tarihlerinde Mardin Artuklu Üniversitesi Rektörü başkanlığında bir heyet, İngiltere'nin Exeter ve Oxford Üniversitelerine akademik bir gezi gerçekleştirdi. Gezide her iki üniversite ile ortak projeler gerçekleştirme yönünde kararlar alındı. Gezide ayrıca, Artuklu Üniversitesi'nde çalışmak isteyen akademisyenler ile iş görüşmeleri de yapıldı. Yani İngiltere; iki asır önce başlattığı Kürdoloji faaliyetlerini, Suriye'nin kuzeyinde "Batı Kürdistan"ın ortaya çıkarıldığı bir dönemde ve sınırın Türkiye tarafında Artuklu Üniversitesi'ne sözde bilimsel katkı yaparak sürdürüyor. Bütün bu çalışmalar AKP iktidarının 'Kürt Açılımı' ile hızlandı ve devam ediyor. Cehenneme giden yollar işte böyle döşeniyor... Arslan BULUT [publicize twitter] [publicize facebook] [category araştırma] [tags mesut barzani, talabani, arslan bulut] |
| "Digi Security (İşnet)" <Digi.S...@isnet.net.tr>: Oct 03 01:52AM +0300 'Dörtte Bir Ermeni Kanı!' Yıl 1976. O tarihte Amerika'da yaşayan Leyla Umar, uzun süre kaldığı Kuzey Amerika'nın güneyini de görüp bölge liderleri ve güneyin önemli insanları ile röportajlar yapmak ister. Bunun için de zamanın Türkiye Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil'in delaletiyle Arjantin'in başkenti Buenos Aires'e gider. Arjantin'in Cumhuriyet gazetesi diyebileceğimiz La Nacion Yazı İşleri Müdürü, Leyla Umar'la bir röportaj yapmak istemektedir. Sonrasını Umar'ın kendi kaleminden okuyalım: "La Nacion'un yazı işleri müdürü beni aşırı bir nezaketle karşıladı ve sıradan sorularla meslek yaşamıma dair notlar aldı. Röportajın bittiğini hissedince ayağa kalkıp veda etmek için elimi uzattım. Elim havada kaldı. O nazik adam beni koltuğa iterek oturttu. Gözleri korkunç bir kinle karardı. Ağzından tükürükler saçıldı ve kükredi: -Asıl röportaj şimdi başlıyor. Benim annem Türkiye'den göç eden bir Ermeni... Aslında ben dörtte bir Ermeni'yim. Ama o dörtte bir Ermeni kanımla Türklerden nefret ederek büyüdüm. Biz Ermeniler, Yunanlılar ve Kürtlerle anlaştık. Birleşip başınıza öyle bir çorap öreceğiz ki Türkiye bu dertten hiçbir zaman kurtulamayacak!" Biz şimdi 2012 yılındayız. Aradan 36 yıl geçmiş. Damarlarında "dörtte bir Ermeni kanı" dolaşan La Nacion Yazı İşleri Müdürünün "başımıza ördüklerini söylediği çorap"ı hâlâ çıkartamamışız. Çünkü o çorabı örenlerin başında şimdi "Arap Baharı" olarak adını değiştirdikleri "Büyük Ortadoğu Projesi"nin mimarları var. ABD var. Fransa var. İtalya var. İngiltere var. PKK'yı onlar kurdu. Siz o silahların Kalaşinkof olduklarına bakmayınız, teröristlerin ellerine o Kalaşinkofları, Saddam'ın depolarından alarak Irak üzerinden ABD verdi. Mayınlar İtalya'dan, eğitim İsrail ve Yunanistan'dan, paralar, haraç, eroin ve sigara ticareti ve tefecilikler AB ülkelerinden sağlandı. Ve Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı tuttu Türkiye'nin başına bu çorabı örenlerin, Türkiye'yi parçalama planlarının anası olan Büyük Ortadoğu Projesi'nin Eş Başkanlığı'nı üstlendi, üstelik bununla gurur da duydu. Şimdi çıkmış Şemdinli ve çevresindeki PKK saldırılarını Suriye'nin desteğine bağlamak istiyor... Kardeş kardeş geçinirken Suriye'nin içişlerine niye böyle müdahil oldun, seni buna kim icbar etti, asıl sen onu söyle? Bütün dünyanın bildiği; PKK'nın ABD, AB ve İsrail desteğini niye örtmeye çalışıyorsun? Niye, Esad'a söylediğinin binden birini Mehmetçiğin başına çuval bile geçiren beyzbol sopalı Obama'ya, AB'nin diğer liderlerine söylemiyor; söyleyemiyorsun?.. Yazarlara, o yazarları çalıştıran gazete patronlarına, elindeki devlet gücünü kullanarak had bildirmek elbette kolay. İyi de İsrail, Mavi Marmara'da onlarca vatandaşımızı yaraladı ve katletti, Suriye uçağımızı düşürdü, ne yapabildiniz? Düşmanın adını açıkça söylemekten çekiniyorsanız, milletinize güvenmiyorsunuz demektir. Bu millet sizin söyleyemediklerinizin gerçek düşmanları olduğunu, amma sizin düşman olduğunu kabullendirmek için çırpındığınız Suriye ile hiçbir düşmanlığının bulunmadığını çok iyi biliyor. Haçlı ittifakı ile birlikte hareket ederek Müslüman'a kurşun sıkılmasına kimsenin vicdanı el vermiyor. Esad, halkına zulmediyormuş, yabancı eller karıştırmadan önce Suriye'de iç savaş mı vardı? Suriye'de demokrasi yokmuş! Erklerin tek elde toplandığı Türkiye'de seçimler yapılıyor tamam da, peki o Türkiye'de demokrasi var mı? "Şimdilik müsaade ettiklerinizin" dışında kim özgürce yazabiliyor, konuşabiliyor? Hasan DEMİR hasand...@hotmail.com.tr <mailto:hasand...@hotmail.com.tr> [publicize twitter] [publicize facebook] [category istihbarat] [tags ermenistan, leyla umar, hasan demir, la nacion, gazete] |
| "T. C. - Nihal Gülbahar " <nihalg...@gmail.com>: Oct 03 01:37AM +0300 🌲 🙌 🌳 *Muhteşem görüntüler!* *Keyifli seyirler,* *N. G.* ***** -- "*Dünyada her millet, icraatına tahammül ettiği hükümetin mesuliyetine ortak sayılır.*" Mustafa Kemal ATATÜRK |
| "T. C. - Nihal Gülbahar " <nihalg...@gmail.com>: Oct 03 01:41AM +0300 😱 *İki Çinli kadın bir fili besliyorlar...* *Bu filmciği anlamanız için Çince bilmenize gerek yok!* *http://www.liveleak.com/ll_embed?f=d51b0650e695 <http://www.liveleak.com/ll_embed?f=d51b0650e695>* -- "*Dünyada her millet, icraatına tahammül ettiği hükümetin mesuliyetine ortak sayılır.*" Mustafa Kemal ATATÜRK |
| "Digi Security (İşnet)" <Digi.S...@isnet.net.tr>: Oct 03 02:14AM +0300 Depreme Hazır Mıyız? 17.08.1999'daki depremde henüz 15 yaşındayken kaybettiğim kuzenimin anısına... <https://lh3.googleusercontent.com/-1Q-fGHtA7sQ/UCXI7PAt8AI/AAAAAAAAAsI/ti38 uwS6uUc/s640/deprem_baslik.jpg> Deprem, dünyanın hemen her yerinde olduğu gibi ülkemizde de felaketlere ve çok sayıda can kaybına sebep oluyor. Depremle yaşamamız gerektiğini bildiğimiz halde, depremde can kayıpları niçin yaşanmaktadır? Şüphesiz bunda doğru bilinen yanlışların payı büyüktür. İşte deprem hakkında doğru bilinen yanlışlar ve hayat kurtarıcı tedbirler. 17 Ağustos depreminde depremden ötürü ölen kişi sayısı bilinenin aksine 1'dir. Arazide devreye gezen bir güvenlik görevlisi açılan fay hattına düşerek ölmüş ve kayıtlara depremin sebep olduğu bir vaka olarak geçmiştir. Diğer tüm ölümlerin kaynağı insan ve yapı kökenlidir. Her doğal afet gibi depremle de hiç ummadığımız bir anda karşılaşabiliriz. Önemli olan, depremle yaşamayı öğrenmek değil, depremden korunma yöntemlerini de doğru bir şekilde öğrenmek ve bu bilgiyi güncellemektir. Deprem, dünyanın hemen her yerinde olduğu gibi ülkemizde de felaketlere ve çok sayıda can kaybına sebep oluyor. Bundan çok kısa bir süre önce Van depremiyle de benzer bir acıyı yaşadık. Pek çok insanımız bu felakette hayatını kaybetti. <https://lh4.googleusercontent.com/--yH8buv9b7M/UCXI_Hz2W6I/AAAAAAAAAs8/t8U7 _9OhWEk/s640/deprem_simge.jpg> Peki, depremle yaşamamız gerektiğini bildiğimiz halde, depreme yine niçin hazırlıksız yakalandık? Öncelikle depremden korunma yöntemleri hakkındaki yanlış bilgilerimizi gidermemiz gerekiyor. Bu noktada çok sayıda, doğru bildiğimiz yanlış bulunuyor. Elbette ecelin önüne geçilemez. Fakat, depremden korunma yöntemleri sayesinde kendimizin yanı sıra daha fazla hayat kurtarabiliriz. Bu noktada yapılması gereken; depremin maddi zararlarına karşı mücadele etmekten çok, önce zihinlerdeki yanlış metotları düzelterek hayatta kalmaya çalışmak. Felaketin ilk anını başarıyla tamamlayabilirsek, sonrasında mutlaka kurtarma ekipleri yardıma koşacaktır. Peki, bu "doğru bilinen yanlış metotları" nasıl düzelteceğiz? Halk arasında ezberlenen ama bilimsel olarak karşılığı olmayan bu korunma yöntemlerinden kendimizi nasıl arındıracağız? Yanlışlar ve Doğruları Deprem sırasında hayatını kaybedenlerin hemen hepsi, hiç kuşkusuz, aklına gelen ilk depremden korunma yöntemini uyguluyor. Uygulanan yöntemler yanlışsa, kurtulma imkânı var olsa bile bu ihtimal yitiriliyor. Lütfen dikkat! Basit tekniklerle hayatta kalabilmekten bahsediyoruz. Belki bir küçük hamleyle. <https://lh4.googleusercontent.com/-FWyAJGCVHfc/UCXI9UydDRI/AAAAAAAAAso/8YrZ ecPgkWI/s768/van_depremi.jpg> Her an, her yerde karşılaşabilecek depremle yüzleşmeden önce ne yapılmalı? Öncelikle; deprem anına hazır olmak ve düzgün korunabilmek için mutlaka pratik yapılmalıdır. Evde, işte veya araçta depreme yakalanıldığında hazır olmak için planlı hareket etmek şarttır. Bunun için deprem anı ve sonrası için hangi tedbirler alınacaksa, çalışılmalı ve ortak planlar belirlenmelidir. Dünyanın en tecrübeli kurtarma birimi, "Amerikan Uluslararası Kurtarma Ekibi"nin kurtarma şefi ve afet olayları müdürü Doug Copp, depremden korunma yöntemleri üzerine hayat kurtaracak doğru tedbirleri bakın nasıl sıralıyor: Asla Eşyaların Altına Sığınmayın! Afet Koordinasyon Merkezi dâhil, pek çok uzman deprem anında "masanın altında girerek" korunmanızı söyler. Okullarda da yine sıraların hemen altına girmek öğütlenir. Doug Copp ise eşyaların altına sığınmanın sağlıklı bir korunma yöntemi olmadığını, hatta çok riskli olduğunu şöyle ifade ediyor: "Binalar çökerken basitçe çömelen ve korunan kişiler istisnasız her defasında ezilerek ölüyorlar. Masa, araba gibi nesnelerin altına giren kişiler her zaman ezilirler." Sizce, dünyada ve en son karşılaşılan Van depremlerinde bu yanlış kurtulma metodu yüzünden kaç kişi hayatını kaybetmiştir? Hiç şüphesiz pek çok hayatını yitiren insan deprem anında çevresindeki eşyaların altına sığındı. Hâlbuki belki daha planlı hareket etseler, kurtulabilirlerdi. Panikle Dışarı Çıkmayın! Biliyoruz ki, en ufak bir sarsıntıda dahi insanlar hemen dışarı çıkmak için hareketlenir, şuursuzca kurtulmak için bir yerlere kaçar. Hatta geçmişte artçı sarsıntı sırasında pencereden, balkondan atlayıp da kendisine depremden daha çok zarar verenler oldu. Bu noktada öncelikli hedef; deprem anında dışarı çıkmak değil, kendinizi güvende hissedeceğiniz pozisyonda ve konumda beklemektir. img src=" <https://lh6.googleusercontent.com/-kbS0xm-O_mI/UCXI7xo11iI/AAAAAAAAAsg/8jWP Gtsnalk/s576/deprem_cenin.JPG> https://lh6.googleusercontent.com/-kbS0xm-O_mI/UCXI7xo11iI/AAAAAAAAAsg/8jWPG tsnalk/s576/deprem_cenin.JPG"> Copp, bu konuda da deprem anında nasıl beklenilmesi gerektiği üzerine şunları söylüyor: "Kediler, köpekler ve bebeklerin hepsi doğal bir şekilde dizlerini ana rahmindeki gibi karınlarına doğru çekerek kıvrılırlar. Deprem anında siz de bu şekilde kıvrılmalısınız. Bu doğal bir güvenlik ve hayatta kalma içgüdüsüdür. Daha küçük bir boşlukta hayatta kalabilirsiniz. Hafifçe ezilecek ama yanında boşluk oluşturacak bir kanepe, geniş büyük bir eşyanın yanında durun. Televizyon izlerken deprem olursa ve kolayca kapıdan veya pencereden dışarı kaçmak mümkün değilse, kanepe veya büyük bir koltuğun/sandalyenin yanında cenin (eller ile ense ve baş bölgesini koruyacak şekilde çöküp, kapanıp, ayaklar karına doğru çekilerek bir yere uzanma) pozisyonunda kıvrılarak yere uzanın." Bu şekilde deprem anında bulunduğunuz yapı/eşyadan faydalanarak başınızı ve vücudunuzu koruyabilirsiniz. En önemlisi hayatta kalma şansınızı artırmış olursunuz. Uykuluyken Kaçmayın! Uyku esnasında yakalanılan depremler için, yataktan kalkamayanların yorgan ya da battaniyenin altına girmeleri ısrarla tembihlenir. Bu sayede alınabilecek darbelerin azaltılması hedeflenir. Bu da doğru bir tedbirdir, ancak niçin bir felaketi yorgan ve battaniyeyle önlemeye çalışılsın? Uyku esnasında depremle karşılaşıldığında; Copp, bakın hangi pratik yöntemi öneriyor: "Eğer gece yataktayken deprem olursa, basitçe yuvarlanarak yataktan düşün. Yatağın çevresinde güvenli bir boşluk oluşacaktır. Oteller müşterilerine deprem anında yatakların yanında yere uzanmalarını salık veren bir uyarı notunu odalarda her kapının arkasına asarlarsa, depremlerde çok büyük hayatta kalma oranlarını sağlayabilirler." Deprem anında, yorgan veya battaniyeye sarınmak yerine, yatağın yanına yuvarlanarak düşmek daha pratik ve güvenli değil mi? Kiriş Altında Durmayın! <https://lh5.googleusercontent.com/-rYVXxFmO7xo/UCXMZ4rMZbI/AAAAAAAAAto/iL9- egikSC0/s607/deprem_foto.gif> İstanbul'da yaşanan son depremde çoğu insan kapı veya kiriş arasında kalarak korunma yöntemini seçti. Hatta kapı ve kiriş altında durmak en güvenli yer olarak halk arasında yayıldı ve bilinçlere yerleşti. Yetkililer de binalardaki kirişlerin yanında durmayı önerdi. Oysa Copp, kapı ve kiriş altına sığınmayı hiç güvenli bulmuyor. İşte Copp'un kapı ve kiriş altına sığınma üzerine söyledikleri: "Bina çökerken kapı kirişlerinin altına geçen herkes ölür. Nasıl mı? Eğer kapı kirişlerinin altına geçerseniz ve kapı kirişi öne veya arkaya doğru düşürse inen tavanın altında ezilirsiniz. Eğer kapı kirişi yana doğru yıkılırsa ikiye bölünürsünüz. Her iki durumda da ölürsünüz!" Doğru diye bilinen yanlış sığınma yöntemleri de öldürüyor. Öyleyse bu durumda yapılması gereken kesinlikle kapı ve kirişlerden uzak durmak! Depreme karşı en uygun pozisyonu öğrenip uygulamaktır. Merdivenlere Yaklaşmayın! Herhalde depremi yaşayan herkes, deprem anının bitiminden saniyeler sonra merdivenlere koşmuştur. Oysa merdiven, asansör ve balkonlar en çok hasarın oluştuğu noktalardır. Öyleyse niçin güvenli bir noktaya sığınmak yerine bilinçsizce merdiven veya asansöre kaçılıyor? Dünyaca ünlü kurtarma ekibi şefi Copp, merdiven endişesinden bakın nasıl söz ediyor: "Hiçbir zaman merdivenlere gitmeyin/yönelmeyin. Merdivenler (ana binadan) farklı bir 'frekans aralığına' sahiptir; ana binadan bağımsız/ayrı olarak sarsılırlar. Merdivenler ve binanın geri kalanı devamlı olarak birbirlerine çarparlar, ta ki merdivenlerin yıkılışı gerçekleşene kadar. Merdivenlere ulaşan insanlar basamaklar yüzünden yaralanırlar. Korkunç şekilde sakatlanırlar. Bina yıkılmasa dahi, merdivenlerden uzak durun. Merdivenler binanın hasar görmesi en muhtemel kısmıdır. Depremde yıkılmamış olsa dahi, merdivenler bağırarak kaçmaya çalışan insanların aşırı yüklenmesiyle çökebilir. Merdivenler binanın geri kalan kısmı zarar görmemiş olsa dahi her zaman güvenlik açısından kontrolden geçirilmelidir." Aracı Terk Edin! Deprem sırasında kontrollü bir şekilde binanın dışına çıkıp aracıyla uzaklaşmaya çalışan ya da aracında seyir halinde olanların hangi önlemleri alması gerektiğine dikkat çeken Copp, yaşananlardan örnekle şunları söylüyor: "Binanın dış duvarlarına yakın yerlerde durun, mümkünse dışına çıkın. Binanın iç kısımlarındansa dış kısımlarına yakın yerlerde olmak çok daha iyidir. Binanın dış çevresinden ne kadar içeride olursanız, çıkış yolunuzun kapanma ihtimali o kadar artacaktır. Aynen Nimitz yolundaki katlar arasındaki (yıkılan) blokların meydana getirdiği gibi, deprem anında üst yolun yıkılmasıyla ezilen araçların içinde bulunan insanlar ezilirler. San Francisco depreminin kurbanlarının hepsi araçlarının içindeydiler. Hepsi öldü. Araçlarının dışına çıkıp, aracın yanına uzanıp veya oturarak kolaylıkla hayatta kalabilirlerdi. Ölen herkes eğer araçlarından çıkıp, araçlarının yanına oturabilseler veya uzanabilselerdi yaşıyor olabilirdi. Ezilen bütün araçların yanında (kolonların direkt olarak üzerine düştüğü araçlar hariç) 3 feet yükseklikte boşluklar oluşmuştu. Enkaz halindeki gazete ofislerini ve çok miktarda kâğıdın olduğu ofisleri dolaşırken kâğıdın sıkışmadığını/ezilmediğini keşfettim. Kağıt yığınlarının/kümelerinin etrafında geniş boşluklar bulunur/oluşur." <https://lh3.googleusercontent.com/-OydEBTkMLrQ/UCXI0ugbwcI/AAAAAAAAAqo/y8h5 L_mJMDw/s768/arac_deprem.jpg> Deprem Çantası Kişisel Deprem Çantasında Bulunması Gerekenler: <https://lh3.googleusercontent.com/-G6-zLWAQOv8/UCXMZBQFK0I/AAAAAAAAAtg/JnSX aXBTaUc/s461/deprem_cantasi.jpg> * Su * Enerji veren yiyecekler * Yedek pilleriyle radyo * Yedek pilleriyle fener * İlk yardım çantası * Kişisel, reçeteli ilaçlar (Örneğin, kalp, damar, tansiyon, şeker ve hormon ilaçları.) * Bir kat giysi * Bir miktar para * Çok amaçlı çakı * Düdük * Kalem, kağıt * İçinde önemli telefon numaralarının, iletişime geçilecek kişilerin bilgilerinin, önemli evrakların fotokopilerinin bulunduğu su geçirmeyen bir dosya Her altı ayda bir hazırlık çantasındaki piller, reçeteli ilaçlar, su ve yiyecek tazeleriyle değiştirilmeli. Bu işlem yaz-kış saati uygulamasında saatlerin yeniden düzenlendiği hafta sonlarında yapılabilir. Depremden Sonra Deprem sonrasında, gaz, su ve elektrik tesisatı kontrol edilmeli ve gaz kokusu varsa vana kapatılmalıdır. Kibrit ya da çakmak kullanmak, elektrik düğmelerine dokunmak yangına neden olabilir. Deprem bölgelerine yapılacak yardımlarda hava koşullarına bağlı olarak battaniye, çadır, ısıtıcı gibi ekipmanlar tedarik edilebilir. Bu gibi durumlarda kriz masalarının yönlendirilmesine bağlı kalarak uygun ihtiyaçların gönderilmesi gereklidir. Örneğin daha önceki depremlerde halkımızın bu bölgelere kontrolsüz bir şekilde gönderdikleri gıda malzemeleri fazla gelerek çöpe atılmıştır. Deprem sonrası su ve tesisat eksikliğinden ötürü en önemli ihtiyaç hijyen malzemeleridir. Bu sebeple kriz masalarının da tavsiyeleri dikkate alınmalı ve tuvalet kağıdı, ped, çocuk bezi, ıslak mendil gibi hijyen malzemelerine öncelik verilmelidir. Ek olarak kurtarma ekipleri için gerekli malzeme eksikliklerinin giderilmesi hayat kurtarmada büyük kolaylık sağlayacaktır. ------------------------------------------------------ <https://lh5.googleusercontent.com/-Cc2UQuWjp8o/UCXMZPerF2I/AAAAAAAAAtk/g60h etqWOVo/s536/deprem%2520%25280%2529.JPG> <https://lh6.googleusercontent.com/-kxVFzM3TvQ4/UCXI06DlaYI/AAAAAAAAAqk/hNFI zaxifIY/s640/deprem%2520%25281%2529.JPG> <https://lh3.googleusercontent.com/-rLlKx1bU-8s/UCXI2QsE98I/AAAAAAAAArA/f4OL ZajbPmc/s640/deprem%2520%25282%2529.JPG> <https://lh4.googleusercontent.com/-r4azKcOU78A/UCXI2hdU4TI/AAAAAAAAAq8/dMt1 U_CiMIc/s640/deprem%2520%25283%2529.JPG> <https://lh5.googleusercontent.com/-SOVj6LjFvMQ/UCXI3cTu0LI/AAAAAAAAArQ/GM4e RvTW5e8/s640/deprem%2520%25284%2529.JPG> <https://lh3.googleusercontent.com/-0WbUjJeYok4/UCXI3iZPR6I/AAAAAAAAArU/U_k2 jkwqgrs/s640/deprem%2520%25285%2529.JPG> <https://lh4.googleusercontent.com/-vsS_qQGAGjw/UCXI4Vodu1I/AAAAAAAAArg/q8nG aa1HTZY/s640/deprem%2520%25286%2529.JPG> <https://lh6.googleusercontent.com/-nh9tK2ItNXo/UCXI5JOYtAI/AAAAAAAAAro/2Fg- t_SjEX4/s640/deprem%2520%25287%2529.JPG> <https://lh5.googleusercontent.com/-Xn3g5kpC5I4/UCXI5Q121dI/AAAAAAAAAr0/rjy_ cgp8QDs/s640/deprem%2520%25288%2529.JPG> <https://lh5.googleusercontent.com/-CAKenMWr83g/UCXI6B_bZAI/AAAAAAAAAsQ/QJuC MJbgr98/s640/deprem%2520%25289%2529.JPG> <https://lh3.googleusercontent.com/-EXr0KM37zH0/UCXI1gmrBfI/AAAAAAAAAqs/5zC4 PGBY5Eo/s640/deprem%2520%252810%2529.JPG> <https://lh4.googleusercontent.com/-_xjBudGcRxU/UCXI1tHMNOI/AAAAAAAAAqw/26Ai Q_iNEeM/s640/deprem%2520%252811%2529.JPG> <https://lh5.googleusercontent.com/-pTOGUvxVNLo/UCXI5RIC0FI/AAAAAAAAArw/XUqP UANQe8g/s640/deprem%2520%252812%2529.JPG> <https://lh3.googleusercontent.com/-Q93wIPy5B6I/UCXI6vGLSFI/AAAAAAAAAsA/xRMI 788k7IU/s640/deprem-sonrasi.jpg> 17 Ağustos ve diğer tüm depremlerde ölen vatandaşlarımıza rahmet diliyoruz... Bu yazı internetteki bilgilerin derlenmesi ile oluşturulmuştur. Bilgilerin uygulanması ve paylaşılması hayat kurtarabilir. Cemal Haki [publicize twitter] [publicize facebook] [category istihbarat] [tags deprem, cemal haki] |
| "Digi Security (İşnet)" <Digi.S...@isnet.net.tr>: Oct 03 02:01AM +0300 "İcra eden, tatbik eden, karar verenden daima daha kuvvetlidir." Mustafa Kemal Atatürk Kaynak : Prof. Herbert Melzig Atatürk'ten Neşredilmiş Hatıralar-İstanbul Ekspress Gazetesi, 1952 Tefrika Stalin'in Sovyetler Birliği'nin başında olduğu dönemler... Sovyetlerin Ankara Büyükelçisi ünlü bir diplomat Karakan... 1917 Ekim Devrimi'nin yıldönümlerinden birinin sabahında Stalin, son derece sivri, anlamsız ve onur kırıcı bir demeç veriyor. Bu demecinde aynen şunları söylüyor: "Herkes bilsin ki, Rus Milleti; Boğazlarla, Ardahan'ı ele geçirmekten asla vazgeçmeyecektir. Çok yakın bir zamanda bu davalarımızı halletmiş olacağımızı şimdiden müjdeliyorum..." Aynı gece Ankara'da Sovyet Büyükelçiliği'nde de ihtilalin yıldönümü kutlamaları yapılıyor. Cumhurbaşkanımız Mustafa Kemal Atatürk, gece yarısına doğru Stalin'in bu densiz demecinden haberdar oluyor ve maiyetine emrediyor: "Arabaları hazırlayın gidiyorum." "Paşamız bu saatte nereye gidecekler?" " Sovyet Sefareti'ne." Mahiyetin etekleri tutuşur çünkü olayı kavrarlar, içlerinden birisi Atatürk'e: "Paşa hazretleri nasıl olur? Protokolsüz mü? Siz devlet başkanısınız, protokolsüz nasıl gidersiniz?" "Ben protokol falan dinlemiyorum çocuk. Stalin vatanımın topraklarına göz dikmiş, sen bana protokolden söz ediyorsun. Hazırlayın arabaları." diye cevap verir. Büyük önderimiz ve arabalar hazırlanır. Atatürk ve maiyeti, Sovyet sefaretinin kapısına dayanır. Ulu önderimiz yüzü asık bir şekilde yukarı çıkar ve o sırada sefarette büyük bir balo vardır. Atatürk kendisini karşılayan Büyükelçi Karakan'ı görünce: "Merhaba Karakan" der ve aynı sert ifadeyle devam eder. "Rahatsız ettik ama sen benim şahsi dostumsun, kusurumuza bakmazsın. Bir hususu esasından anlamaya geldim." "Emredin Sayın Başkan" "Ajanstan öğrendiğime göre, başbakanınız Stalin, Ardahan'la Boğazları istemiş, kararı katiymiş... Pek yakın bir gelecekte bu kararını uygulayacakmış. Tam böyle söyleyip söylemediğini bilemem ama buna benzer şeyler söylemiş. Tabii ki bu nutkun da bir sureti sende vardır. Getir bakalım şunu da işin aslını faslını iyi anlayalım." Stalin'in nutku getirilir. Atatürk metnin o kısmını yanındakilere kelime kelime tercüme ettirir. Nutuk ajanstan geçen metin ile aynıdır. Atatürk sorar: "Karakan, sefaret telsizinden derhal Stalin'i bulduracaksın. Bu beyannatından vazgeçip geçmediğini sorduracaksın. Başbakanın tükürdüğünü yalayacak, yalamazsa ben yapacağımı bilirim. Bu cevap bu gece gelecek çünkü benim senin başbakanından daha önemli kararım var. İstediğim cevabıalmadan sefaretinizden dışarı adım atmam. Eğer cevap istemediğim şekilde gelirse bil ki buradan çıkıp doğru Rus sınırına gideceğim..." Karakan çaresizlik içinde telsizin başına koşar ve Atatürk'ün söylediklerini aynen nakleder. Stalin'den gelen cevap büyük önderimizi tatmin eder çünkü cevapta aynen şöyle söylenmektedir. "Stalin sürçü lisan eylemiştir. Boğazlar'la Ardahan'ı almak gibi bir arzusu katiyetle yoktur..." Atatürk cevabı okuduktan sonra Rus Büyükelçisi Karakan'a hitaben; "Karakan seni geri çağırırlar ve yaşatmazlar. Uzun süredir tanışıyoruz, istersen bize iltica et." Karakan bu teklife olumsuz cevap verir ve cevabı telgraftan hemen sonra bir telgrafla geri çağrıldığını açıklayarak: "Teşekkür ederim. Sizi tanımış olmam bile kafidir ancak memleketinizdeki vazifem sona ermiştir. Yarın hareket edeceğim."Atatürk fazla ısrar etmez ve Çankaya'ya döner. On gün sonra şöyle bir haber gelir. Sovyetler Birliği'nin eski Ankara Büyükelçisi Karakan fırında yakılmak suretiyle idam edilmiştir. Devlet adamı söylentiye bile tahammül edemeyip,Rus Konsolosluğun basıp hesap sorarken,şimdikiler altın tepside sunuyorlar binbir emekle meydana getirilen memleketin değerlerini...Rahmetli Atatürk Diyarbakır'ı kapsayan Kürt devleti haritasını görseydi o haritayı, çizenlere duvara asanlara, yayınlayanlara ve de bu duruma aldırmayanlara yedirirdi! Şahin Erkenez [publicize twitter] [publicize facebook] [category istihbarat] [tags atatürk, stalin, rusya] |
| "T. C. - Nihal Gülbahar " <nihalg...@gmail.com>: Oct 03 02:59AM +0300 🐦 🐺🐬 *İyi seyirler,* *N. G.* ***** -- "*Dünyada her millet, icraatına tahammül ettiği hükümetin mesuliyetine ortak sayılır.*" Mustafa Kemal ATATÜRK |
| "T. C. - Nihal Gülbahar " <nihalg...@gmail.com>: Oct 03 02:57AM +0300 📷 *İyi seyirler...* *N. G.* ***** -- "*Dünyada her millet, icraatına tahammül ettiği hükümetin mesuliyetine ortak sayılır.*" Mustafa Kemal ATATÜRK |
| "T. C. - Nihal Gülbahar " <nihalg...@gmail.com>: Oct 03 03:16AM +0300 📷 *İyi seyirler,* *N. G.* ***** -- "*Dünyada her millet, icraatına tahammül ettiği hükümetin mesuliyetine ortak sayılır.*" Mustafa Kemal ATATÜRK |
| "Digi Security (İşnet)" <Digi.S...@isnet.net.tr>: Oct 03 03:08AM +0300 VİDEO LİNK : http://www.youtube.com/watch?v=JalqYLMMYz4 [publicize twitter] [publicize facebook] [category istihbarat] [tags Loreena McKennitt, bıçkı, düzce, çerkes oyunu] |
| "Digi Security (İşnet)" <Digi.S...@isnet.net.tr>: Oct 03 02:19AM +0300 <http://groups.yahoo.com/group/hersey-serbest> <http://groups.yahoo.com/group/hersey-serbest> <http://groups.yahoo.com/group/hersey-serbest> <http://groups.yahoo.com/group/hersey-serbest> <http://groups.yahoo.com/group/hersey-serbest> <http://groups.yahoo.com/group/hersey-serbest> <http://groups.yahoo.com/group/hersey-serbest> <http://groups.yahoo.com/group/hersey-serbest> <http://groups.yahoo.com/group/hersey-serbest> <http://groups.yahoo.com/group/hersey-serbest> <http://groups.yahoo.com/group/hersey-serbest> <http://groups.yahoo.com/group/hersey-serbest> <http://groups.yahoo.com/group/hersey-serbest> [publicize twitter] [publicize facebook] [category mizah] [tags yollar, roads] |
| erdil <erd...@gmail.com>: Oct 03 08:03AM +0300 “Albasma – Tıbıkalı kadın eziyeti” Halk kültürü, kısaca adına adet ve inanmalar dediğimiz davranış kalıplarının tümüdür. İyi de, kadına erkek aile bireyleri tarafından fiziki tecavüzden şiddetten önce yazılı olmayan adet ve inanımlar başlı başına bir şiddet unsuru olmuştur. Bunlar, toplum yaşamında varlıklarını sürdüren, yazılı olmayan ancak, o toplumda yaşayan kadınlarca uyulması gereken geleneklerdir. Bunlar, yaptırım güçleriyle kimi zaman zorlayıcı ve kınayıcı, kimi zaman da özendirici ve ödüllendirici tepkileri ile toplumda kadın üzerinde baskı kurarlar. Kadın içinde yaşadığı toplumda bunlara uyduğunda çevresi tarafından onaylanacağını, uymadığında ise kınanacağını veya cezalandırılacağını bilir. Halk kültüründe “doğum” olayı adet ve inanmalarda çeşitlilik arz eder. İnsan yaşamının önemli bir devresi olan doğum, bütün toplumlarda mutlu bir olay olarak kabul edilmiştir. Pek çok adetin, inanmanın uygulandığı bir dönem olmuştur. Ülkemizde, Şebinkarahisar, Balıkesir ve Çukurova Bölgesine göre bu adet ve inanmalar değişim gösterirler. Çocuk sahibi olmak isteyen kadınlara uygulanan bazı pratikler: •Gelin, oğlan evine geldiği ilk gün doğacak çocuğun erkek olması için kucağına bir çocuk, özellikle erkek çocuk verilir. Gelin yatağı hazırlanırken yatakta bir erkek çocuk yuvarlatılır. Toplumun kırsal kesimlerinde kadının saygınlık kazanabilmesi için mutlaka doğurması, anne olması gerekir. Çocuğu olmayan kadın, kısır kabul edilir, hor görülür, kınanır. Bunun için, çocuk sahibi olmak isteyen kadın çeşitli yollara başvurur, çeşitli çareler arar. Bunlar genellikle dinsel-büyü kapsamına girenlerdir. Kutsal sayılan yerleri ziyaret etme, oraların suyundan içme, toprağını elleme, türbelerine, çalı ve ağaçlarına bez bağlama, kurbanlar kesme başta gelen davranış biçimlerindendir. Eski Türklerden günümüze kadar pek çok mezar, evliya-türbe-ziyaret adlarıyla anılmış çevresindeki ağaçlar kutsal sayılmış, buraları zaman zaman ziyaret edilen, medet umulan yerler olmuştur. • ALBASMASI gece kabusudur. Albasmasından korunmak için loğusanın yatağının altına bıçak veya makas konur. Anne ve çocuğa kırmızı örtü örtülür. • Loğusa uykuda korunmasızken, TIBIKALI adı verilen çocuğu olmayan kadınlar gelir, loğusanın üstünde çırpınır, bu durumda çocuk yaşamaz. Doğumdan sonra yalnız bırakılan loğusa uyuyakalır, o zaman loğusayı al basar. Loğusa yalnızken uyutulmaz. Albasması, karı gibi sakallı, azgın biridir, loğusanın üstüne çöker, nefes almasını engeller. • Doğumdan sonraki kırk gün içinde loğusayı ve bebeği kırk basar. Kırk basmasında; loğusanın ve bebeğin yüzünde çirkin yaralar çıkar. Bebeği kırk basmasın diye, kırk taş bir araya getirilir ve her gün bir tanesi atılır, böylece bebeğin kırk günü tamamlanmış olur. Gözleri yeşil veya mavi olanlar ile adetli kadınlardan çekinilir bu kişilerin loğusayı ziyaret etmeleri istenmez. Kırk gün içinde adetli kadın loğusayı ziyarete gelirse, çocuğun yüzüne bakarsa, çocukta yaralar olacağına inanılır. Kırk gün içinde çocuğun kirli bezi açıkta bırakılmaz. •Albasmanın; loğusaya ve çocuğa zarar vermesini önlemek için loğusanın ve çocuğun bulunduğu odada Kuran, ayna, süpürge, makas veya satır, bıçak veya demir, ekmek, iğne, soğan, sarımsak, elek, nazar boncuğu, kırmızı bir şey ve su, çocuğun ve annenin yastığı veya yatağı altına veya baş ucuna konmaktadır. •Albasmasına yakalanan kadın inanışa göre ya ölmekte ya da sakatlanmaktadır. Albasmasına uğrayan kadını tedavi etmek için uygulanan pratiklerin başında; hocaya götürmek, üstüne dualar veya Kuran okutmak, muska yazdırmak ya da hocanın okuduğu suyu kadına içirmek gelmektedir. • Zamanı geldiği halde, konuşamayan ve yürüyemeyen çocuğa uygulanan davranışlar arasında, çocuğa ördek yumurtası yedirmek, çocuğun kösteğinin kırılması gelmektedir. • Albasması, korkulu rüya görmektir. Anne ve çocuğa uykuda ağırlık ve sıkıntı gelir,hayatlarını kaybedebilirler.Anne ateşler içindeyken çocuğunun öldürüldüğünü görür. • Cangoloz, goncalas; korkunç bir şey. Bağırıyorsun, sesin çıkmıyor. Eğer ayıltmazlarsa boğulursun. Yanında mutlaka biri olmalı. Onun için kocasını ayırmazlar. Kırk basması da, al basması da yeni gelinlikte ve loğusalıkta olur. • Albasması, kadının üzerine çöken bir ağırlık. Kadın veya erkek birinin gelerek çocuğu ve anneyi öldürmek istemesi. Bazen tanıdık birinin kılığında da gelebiliyor. “..Çocuk 15 günlüktü, hareketliydi, dipdiriydi. Süt değişiği (ineğin sütünden borç veren) kadın geldiydi, tıbıkalıymış. O gece çocuk ağlamış, inlemiş, uyuyakalmışız. Sabah uyandığımızda çocuk ölmüştü. Dipdiri çocuk tıbıkalı kadın yüzünden albasması oldu. .“ • Çocuk yeni doğduğunda babasının ceketini üstüne atarsan al basmazmış. · Bu şekil albasması adetlerine; Gölpazarı, Zile, Tire, Mut, Yozgat, Bulgaristan/Varna ve Kırcaali Sancağı köylerinde de rastlanmaktadır. Çukurova Üniversitesi’den Uzm. Ayşe Başçetinçelikve bazı sosyal eğitimciler, kadının aile içerisinde erkek bireyler tarafından fiziki şiddet görmelerinden önce yazılı olmayan adet ve inanmalarla bir nevi baskı altında tutularak ön şiddete maruz kaldıklarına araştırmalarında değinmemekte sadece bizleri bilgilendirmektedirler. Ancak, gelenek görenek ve inanmalar sadece doğumda değil, gelinlik ve evlilik sonrasında da devam etmektedir. Kadını doğum öncesi ve sonrası bu kadar adet ve inanç saplantısına sokmak bir nevi şiddet kapsamındadır. Erdil Ünsal |
| "M.Kemal Adal" <adalk...@gmail.com>: Oct 03 10:57AM +0300 *TÜRKİYE'NİN BÖLÜNMESİNE HAYIR* *Tek Vatan, Tek Bayrak, Tek Millet.* *Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk milleti denir... * *Mustafa Kemal Atatürk* TEK FARK; BÖLÜNMENİN KANLI MI KANSIZ MI OLACAĞINDAArmağan KULOĞLU *03 Ekim 2015 Cumartesi 00:00* *Türkiye'de terör sorununun siyasetle çözülmesinin gerektiğine ilişkin açıklamalar yapılmaya devam edilmekte, bu konuda kamuoyu oluşturulmaya çalışılmaktadır* *Bunu söyleyenler, hem bölücü terörün hem de bölücü siyasetin hedefinde, ülkenin bölünmesi olduğunu kavrayamamışlardır. Terörün, sözde Kürt sorunundan kaynaklandığını zannetmektedirler. Bugüne kadar yapılan fedakârlıkları ve çekilen acıları, sanki boşuna yapılmış gibi göstererek siyasi çözüm peşinde koşanlar büyük bir yanlışın içindedir.* *Tekrar yanlışa dönmeyelim* *Halen terörle mücadeleye doğru bir yaklaşımla devam edilmekte, örgüte önemli zayiatlar verdirilmektedir. Sürdürülen bu mücadelenin kesintisiz bir şekilde devam etmesi gerekmektedir. Mücadeleye siyasi rant hesapları bulaştırılmamalıdır.* *Seçimden sonra da, hangi hükümet olursa olsun bu mücadeleye azim ve kararlılıkla devam edilmelidir. * ** Mücadele eden güvenlik güçlerinin her açıdan arkasında durulmalı, geçmişteki olumsuz yaklaşımlardan ders alınarak onlara güven telkin edilmelidir.* ** Devam eden mücadeleden alınan olumlu sonuçlardan yöneticiler, terörün sona ermekte olduğu anlamını çıkarmamalı, yanılgıya düşmemelidir. Kamuoyuna siyasi amaçlarla buna ilişkin yanlış mesajlar vermemelidir.* ** Mücadele sadece askeri alanda değil, her alanda yapılmalı ve buna süreklilik kazandırılmalıdır. Bazı ülkeler alınır diye söylem, eylemlerden kaçınılmamalıdır. Kastedilenin Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin varlığı, bütünlüğü ve güvenliği olduğu sürekli akılda tutulmalıdır.* *Çözüm sürecine yeniden dönmek gibi bir yanılgıya asla düşülmemelidir. * *Teröriste operasyon yapmaya izin vermeme, onunla müzakere etme, mücadeleden kaçınma, hoş görünmek için sürekli taviz verme, yapılanlara göz yumma gibi hatalar görülmeli, idrak edilmeli ve kabul edilmelidir. Hatalar tekrarlanmamalıdır. Hakikatler gizlenmemelidir. Yapılan hataların bedelinin ne kadar ağır olduğu gözler önündedir.* *Algı yaratma ve karşı propaganda* *Bölge halkının güveni kazanılmalı, terör örgütünün baskı ve korkusundan kurtarılmalıdır. Kürt kökenli olmaktan dolayı kimsenin dışlanmadığını kendileri de dahil cümle alem bilmektedir. Yaratılmak istenen dışlanmış olma algısıdır. O nedenle psikolojik hareket ve karşı propaganda önem arz etmektedir.* *Olumsuz propagandadan etkilenen bazı entellerin, sülalesinin bir tarafından Kürt bağlantısı olduğunu söylemeleri, tamamen bu olumsuz propagandaların etkisiyle ortaya çıkan özentilerdir. Bundan, bölücü siyaset dışında siyaset yapan siyasetçilerin de etkilenerek buradan oy devşirmeye kalkmaları ve bu nedenle Türklüğü yanlış ifade etmeleri, hatta ortadan kaldırmaya yönelik uygulamaları da bölücülüğe hizmettir. Hatta ta kendisidir. Esas sorun bölücülüktür. Ancak can yaktığı için terör kısmı ön planda görülmektedir.* *Bölücülükte hedef aynıdır. Örnekler aldatmacadır.* *Bölücü terörün de, bölücü siyasetin de hedefi aynıdır. Biri diğerine tercih edilemez. Tek fark, bölünmenin terörle mi, yani kanlı mı, yoksa siyasetle mi, yani kansız mı olacağıdır. Her ikisi de ülkenin bütünlüğüne kasteder. Hiçbir siyasi parti bu hataya düşmemelidir. Bu konuda esas görev de Türk Milletine düşmektedir.* *İrlanda, Büyük Britanya'dan ayrılmıştır. Bölünmeden sonra da B. Britanya içinde kalan Kuzey İrlanda, mezhepsel çatışmalarla kutuplaşmıştır. İskoçya da yakın zamanda bağımsızlığın eşiğinden dönmüştür.* *İspanya'da Özerk Katalonya, siyasetle bölünme eşiğindedir. Avrupa'da bazı ülkeler de benzer durumlarla karşı karşıyadır. * *Bir yazarımız Katalonya konusundaki yazısının sonunda; sanki çok iyi bir şeymiş gibi; "Bütün bunları anlattıktan sonra bir demokrasi erdemine işaret edeyim. Sandıkla halk arasında, dağdan ya da düzden silah tehdidi yok. Siyasetçilerin üstünde silahlı örgüt kâbusu da yok. Ve... Başta Barcelona bütün Katalonya ışıklar içinde... Ekonomisi tıkır tıkır işliyor. Kimsenin burnu bile kanamıyor." demiştir.* *Aman bunlara aldanmayalım. "Terör yerine siyasi alanda mücadele etsinler" hatasına düşmeyelim. Terörde karşınızda terörist vardır. Mücadele ederek etkisiz hale getirmek mümkündür. Bölücülük süreci başladığı zaman durmaz. IRA ve ETA gibi terör örgütleriyle yapılan müzakereler de emsal teşkil edemez. Tamamen kandırmaya yöneliktir.* *Siyasi alanda da, demokrasi, özgürlük adı altında uluslararası güçlerin çeşitli şekillerde müdahalesiyle karşı karşıya kalınabilir.* * Önemli olan askeri alanda etkinliği kaybetmemek ve diğer alanlardaki mücadeleyi de rehavete kapılmadan ve bölücülüğü sürekli bir tehdit olarak görüp devam ettirmektir.* *http://www.yenicaggazetesi.com.tr/ <http://www.yenicaggazetesi.com.tr/> sitesinden 03.10.2015 tarihinde yazdırılmıştır.* *Dip Not:* *Durum analizini gerçekçi yapmayarak; "Bölücü Siyaseti", teröre göre "ehven-i şer" olarak değerlendiren TC. vatandaşlarıma,** sivil toplum kuruluşlarına ve siyasi parti mensuplarına, "**"ehven-i şer"rin, şerlerin en kötüsü olduğuna dikkatlerini çekerek, yazarın / yazının aşağıdaki satırlarındaki vurguyu inceleyip, düşünüp değerlendirmelerini dilerim. * *" **Esas sorun bölücülüktür. Ancak can yaktığı için terör kısmı ön planda görülmektedir.* *Bölücülükte hedef aynıdır. Örnekler aldatmacadır.* *Bölücü terörün de, bölücü siyasetin de hedefi aynıdır. Biri diğerine tercih edilemez. Tek fark, bölünmenin terörle mi, yani kanlı mı, yoksa siyasetle mi, yani kansız mı olacağıdır. Her ikisi de ülkenin bütünlüğüne kasteder. Hiçbir siyasi parti bu hataya düşmemelidir. Bu konuda esas görev de Türk Milletine düşmektedir.** "* *"TÜRK İSTİKLAL VE CUMHURİYETİNİ KURTARMAK" MÜCADELESİNİN GÜNÜMÜZ ORTAM VE KOŞULLARINDAKİ ANA HEDEFİ BÖLÜCÜLÜK, ARA HEDEFİ TERÖRDÜR. - M. Kemal Adal* -- Selam... T.C. / M. Kemal Adal |
| lutfu sahsuvaroglu <lutfusah...@gmail.com>: Oct 03 10:02AM +0300 http://m.gazetevahdet.com/bir-dergi-koroglu-3715yy.htm |
| "mehmet necati güngör" <mnecat...@gmail.com>: Oct 03 04:32AM +0300 ŞEFİKA’NIN DOSTLARI Mehmet Necati GÜNGÖR MHP’nin eski Erzurum Milletvekili Mücahit Himoğlu, memleketi Erzurum’un sosyal ve kültürel hayatını anlatan çok güzel bir çalışma yapmış. “Tarihe Mührünü Vuran Şehir Erzurum” isimli bu kitapta yok, yok. Geçmişe dair her şeyi ve herkesi güzel anekdotlarla bu kitapta bulmak mümkün. Tuğla kalınlığında bir kitap. Erzurumlular bu kitabı okumaya doyamıyorlar. İçerisinde her şey ve herkes olur da Erzurum’un maskotu Şefığe olmaz mı? O da var. Hem de arkadaşlarıyla. Hem de hazin ölümüne ağlayan dostlarıyla. Erzurumlular O’nu hep “Şefığe” diye çağırdılar. Soy adı vardı ama, kimse bilmedi. O’nu tanımayan yoktu Erzurum’da. 90 santim boyunda, hiç evlenmemiş, çoluk çocuğa karışmamış, ama bir ana kadar şefkatli, bir baba gibi sorumlu, erkekler gibi dolaşın, erkekler gibi konuşan, erkekler gibi küfreden bir kadındır Şefiğe. Erzurum esnafının sevgilisiydi. Önünden geçtiği her dükkândan ısrarla içeriye çağrılan, kendisine çay ikram edilen, erkekçe bir küfür savurması için üzerine üzerine gidilen komik kadın. Bir asker sevdalısı. Havacı, karacı, denizci albay rütbesinde elbiseler diktirmişti. Onları giyerek çarşıları arşınlardı. Erzurum Belediyesinde tuvalet bekçiliği yaparak kazandığı parayla 20-30 kadar kedi ve köpeği evinde barındıran, besleyen bir merhamet anıtıdır O. Kendisi de Erzurumlu olan eski Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Nuri Yılmaz, Hürriyet’teki bir yazısında hayvanların da bir ümmet olduğunu ifade etmişti. En’am Suresi’nin 38. Ayetinde dabbe türünden olan ne varsa; insanlar, balıklar, karıncalar, inek, at ve saire… Kımıldayan, hareket eden türden ne kadar canlı varsa onların da bir ümmet olduğu bildiriliyor. Şefiğe, onlarca kedi ve köpeği evinde ağırlayarak, bir bakıma hayvanlar ümmetine hizmet eden bir gönüllü. Himoğlu, ölümünü anlattığı bölümde O’nun baktığı köpeklerin olağanüstü vefa duygusuna yer veriyor: “İki gün ortalıkta görünmedi. Esnaf merak etmişti. Zabıta müdürüne bildirildi. Evinin kapısı kırılarak içeri girildi. Kedileri ve köpekleri cesedinin başına toplanmıştı. Aç bitap düşmüşlerdi ama, Şefika’nın cesedine dokunmamışlardı. Az bir cemaatle namazı kılındı, mezarlığa defnedildi. Defin işlemi bittikten sonra Şefika’nın evinde beslediği o köpekler mezarlığın kapısında boy boy dizilmişler, bir cenaze seramonisinde cenaze sahiplerinin duruşu gibi bir duruş sergilemişlerdi. Gözlerinden akan yaşları gördük, ağladıklarına şahit olduk. Köpekleri, yetim ve öksüz kalmışlardı. O’na son görevlerini yerine getirirken ağlıyorlardı.” Düşündüm. Hayvan ümmeti, insan ümmetinden daha vefalı galiba. Aynı kitapta insandan hem “en şerefli mahlûk”, aynı zamanda “aşağıların aşağısı” bir yaratık olarak söz ediliyor. Atatürk’ün yerine çay bardağı koymak isteyenler aklıma geldi. Kendilerine eşsiz bir vatan, şerefli bir Cumhuriyet armağan eden liderlerine bir heykeli bile çok görenler, bari Şefika’nın köpeklerinden ibret alsalar. |
| Bu grubun güncellemelerine abone olduğunuz için bu özeti aldınız. Ayarlarınızı https://groups.google.com/forum/?utm_source=digest&utm_medium=email#!forum/Turkiye-icin-el-ele/join " style="color:#1155cc;text-decoration:none">grup üyelik sayfasından değiştirebilirsiniz. Bu gruba aboneliğinizi iptal etmek ve gruptan artık e-posta almamak için Turkiye-icin-el...@googlegroups.com adresine e-posta gönderin. |