KUR’AN’DA; KUR’AN’I TANITAN, ANLATAN AYETLER-8-

0 views
Skip to first unread message

Grup Yönetici

unread,
Apr 12, 2016, 10:13:24 AM4/12/16
to Turkiye-i...@googlegroups.com

---------- Yönlendirilmiş ileti ----------
Gönderen: yasemin <yasem...@hotmail.com>
Tarih: 12 Nisan 2016 08:21
Konu: KUR’AN’DA; KUR’AN’I TANITAN, ANLATAN AYETLER-8-
Alıcı: "erzinca...@gmail.com" <erzinca...@gmail.com>


KUR’AN’DA; KUR’AN’I TANITAN, ANLATAN AYETLER-8-

     

·        İyi bilin ki Allah’ın laneti ayetlerini karartıp çarpıtanlar üzerinedir / Rableri adına yalan uyduranlar, insanları Allah’ın dosdoğru yolundan alıkoyarlar ve o yolu / onu çarpıtmak isterler / o yolu kötü göstermek için çalışanlardır. (Dünyada iken gerçeği) işitemedikleri ve göremedikleri için de onların azabı katlanacaktır. (HÛD,18,19,20)


·        Hiç düşünüp öğüt almaz mısınız / hatırlayıp öğüt almayacak mısınız? (HÛD,24)


·        Yoksa “Onu kendisi uydurdu mu diyorlar?” Eğer onu iftira yoluyla ben uydurmuşsam işlediğim suç benim aleyhimedir. (HÛD,35)


·        Ey Muhammed! İşte bunlar, sana Vahiy ile bildirdiğimiz  geçmişin haberleridir. Bundan önce sen ve senin halkın / Araplar bundan habersizdi. Sen tüm güçlüklere göğüs gererek uyarmana devam et. (HÛD,49)


·        Biz o yok ettiğimiz halklara zulmetmedik, onlar, görevlendirdiğimiz elçilerin bildirdikleri ayetlerimizi inkâr ettikleri için kendi kendilerine zulmettiler. (HÛD,101)


·        Gerçekten bunda, öte dünyanın / ahret azabından korkanlar için kesin bir ibret / delil / büyük bir ders / ders alınacak bir ibret vardır. (HÛD,103)


·        Senin halkın Araplar / insanlar, sana indirdiğimiz Kur’an’a derin bir kuşku duymaktalar / kuşkulandıran bir endişededirler. (HÛD,110)


·        Ey Muhammed! Sen ve beraberindeki tövbe edenler, sana bildirileni dosdoğru uygulayın / emrolunduğun gibi tövbe edenlerle doğruluk ve dürüstlük yolunda yürü. Sakın çizgiyi aşıp aşırı gitmeyin. Ayetlerimi örtenlere, gizleyenlere sakın sempati duymayın, yoksa size de ateş dokunur. Güneşin batışından gecenin kararmasına kadar ve sabahın erken saatlerinde / gündüzün iki tarafında yani gece saatlerinde o Vahiy dersini yap / Vahyi öğretmeye devam et ki ortak koşucu düşünceleri silip yok etsin. Bu öğüt almak isteyenler / anlayan / Allah’ı anmak isteyenler için bir uyarıdır / öğüttür. (HÛD,112,113,114)


·        Ayetlerimize inanan çok az kişi dışındakiler, ulaştıkları refaha dalıp şımardılar; ayetlerimizi yalanlayanların / zalimlerin peşine takılıp, suçlular kervanına katıldılar. (HÛD,116)


·        Bu haberlerde senin için gerçeğin bilgisi, inananlar için de bir aydınlatma ve uyarı gelmiştir / bunlar, iman edenler için birer öğüt ve hatırlatmadır / sana gerçek ve inananlara öğüt ve uyarı / hatırlatma gelmiş bulunmaktadır. (HÛD,120)


·        Elif, Lâm, Râ. İşte bunlar gerçekleri apaçık açıklayan / apaçık sözlü / apaçık, apaydınlık Kitap’ın işaretleridir / ayetleridir / ilkeleridir. (YUSUF,1)


·        Ey Muhammed! Biz sana bu Kitabı, diliniz Arapça olduğu için, anlayasınız / aklınızı çalıştırasınız / düşünürsünüz diye, Arapça bir Kur’an olarak indirdik / şu aklınızı kullanın artık! Sana bu Kur’an’ı Arapça olarak vahyetmekle, daha önceki milletlerin ve elçilerin haberlerini anlayabileceğiniz en güzel bir anlatımla sana bildiriyoruz / Biz, sana bu Kur’an’ı vahyederek kıssaların / hikâyelerin / anlatımların en güzelini anlatıyoruz; oysa sen daha önceleri (bunlardan) habersiz bulunuyordun. (YUSUF,2,3)


·        Allah’tan başka taptıklarınız, sizin ve atalarınızın uydurduğu isimlerden / bir takım hurafelerden ibarettir. Yoksa Allah, onlar hakkında hiçbir kanıt / onlara dair güçlü bir delil indirmiş değildir / Allah onlara hiçbir güç vermemiştir. Hüküm ancak / yalnız Allah’ındır. Allah yalnız ve yalnız / yalnızca Kendisine kulluk etmenizi istemiştir. Sağduyudan şaşmayan dosdoğru yol budur / dosdoğru / gerçek din budur; fakat insanların çoğu bunun bilincinde değil / (bu gerçeği) bilmemektedirler. (YUSUF,40)


·        Hüküm ancak / yalnız Allah’ındır. (YUSUF,67)


·        Sana onu Vahiy ile bildiriyoruz. Sen ne kadar yürekten istersen iste, yine de insanların çoğu (bu Vahye) inanmayacaklardır. (YUSUF,102,103)


·        Ey Muhammed! Sen, Kur’an ayetlerini anlatarak, elçilik görevini yaptığın için, halktan / Araplardan herhangi bir ücret de / karşılık da istemiyorsun. Kaldı ki, bu Kur’an, tüm dünya halkları için de bir uyarıdır / hatırlatmadır / bu Kur’an, bütün insanlık için bir öğüttür. (YUSUF,104)


·        Ey Peygamber! Ortak koşuculara de ki: “Bu, benim yolumdur; ben ve bana uyanlar, insanları açık bir delil üzere olan Allah’ın (dinine) çağırıyoruz. (YUSUF,108)


·        Bu Kur’an uydurma / iftira yoluyla / yalan isnatlarla / (asla insan tarafından) uydurulabilecek bir söz değildir / bunlar uydurulacak sözler değil…; aksine bu Kur’an kendisinden önce gelen Tevrat, Zebur, İncil ve diğerlerini onaylayıp doğrulayan / önceki çağlardan doğru namına ne kalmışsa sürdüren, her şeyin ayrıntılı açıklaması / uzunca anlatan / her şeyi açık açık dile getiren ve inananlar için de bir yol gösterici / doğruluk göstergesi ve Rahmet’tir / sevgi ve şefkat (pınarı olan ilahi bir kitaptır) / yol gösteren sevgi ve merhamet kaynağıdır. (YUSUF,111)


·        Elif, Lâm, Râ. İşte bunlar Kitabın ve açık anlatımlı / apaçık Kur’an’ın ayetleridir / işaretleridir / ilkeleridir / (gerçeği) apaçık biçimde ortaya koyan Kur’an ayetleridir. (HİCR,1)

 

·        Ortak koşucu Araplar, Muhammed Peygamber’e “Ey kendisine Zikir / Kur’an’ uyarı / hatırlatma indirilen kimse, sen gerçekten tam bir delisin. Şayet anlattıkların doğru ise, bize melekleri getirsene” diyerek onunla alay ederler. (HİCR,6,7)


·        Kuşkusuz Zikri / Kur’an’ı / bu uyarıyı aşama aşama Biz, evet Biz indirdik Biz! Onu (her türlü tahriften) koruyacak / koruyucusu elbette Biziz / koruyan da Biz olacağız; bundan hiç şüpheniz olmasın. (HİCR,9)


·        Biz o Zikir’i / Kur’an’ı inkârlarında ısrar edenlerin / günaha batmışların kalplerinin bigâne kalamayacakları bir biçimde indiririz / alay etme hasletini, suç işleyenlerin kalplerine sokarız. Geçmiştekilerin durumu ortada iken yine de ona inanmazlar / ortak koşucular Zikre / Kur’an’a inanmak istemezler. (HİCR,13)


·        Yemin olsun, Biz sana yedi çifti / tekrarlanan yediyi / iki kat yediyi / çift mânalılardan tekrarlanan yedi ayeti ve çok büyük / yüce Kur’an’ı verdik. (HİCR,87)


·        Senden öncekilere de (Kutsal Kitap) indirmiştik; ancak, onlar, (bir kısmına inanmak ve bir kısmını da inkâr etmek suretiyle), onu parçalara ayırmışlardı / onlar ki Kur’an’ı parça parça / bölük bölük yaptılar / onlar, Kur’an’ı bölüp ayıranlardır. Onlar, şimdi de (aynı şekilde davranarak)  Kur’an’ın bir kısmını kabul edip, bir kısmını inkâr ederek, Kur’an’ı geçersiz kılmaya çalışmaktadırlar. Kur’an’ı parçalara ayıran ortak koşucu bölücülere, aynı şekilde azabımızı indireceğiz / nitekim Biz, (Kur’an’ı) kısımlara ayıranlara azabı indirmişizdir / haykır yüzlerine, Kur’an hakkında demediklerini bırakmayanların! (HİCR,90,91)


·        Sana buyurulanı açıkça bildir / söyle / şimdi sen, emrolunduğun şeyi kafalarını çatlatırcasına tebliğ et / sarsa sarsa açıkla / açıkça ortaya koy ve ortak koşuculara da aldırma / Allah’a ortak koşanlardan uzak dur; çünkü Biz, (sana indirilenle) alay edenlere ve Allah ile birlikte başka tanrı edinenlere / Allah’ın yanına başka tanrı koyan alaycılara / alay edip eğlenenlere karşı sana yeteriz. Onlar yakında (gerçeği) tanıyacaklardır / ne olduğunu bileceklerdir. (HİCR,94,95,96)


·        Ey Muhammed! Rabbinin emrini / buyruğunu / o Vahyi oku / sürekli tebliğ et yani o Vahye / Allah’a itaat edenlerden ol. (HİCR,98)


·        Övgü ve övülme, gökleri ve yeri yaratan, karanlığı ve aydınlığı var eden / nûra vücut veren Allah içindir. Gerçeği örtenler, hâlâ putlar ediniyorlar / bunları / başka güçleri Rablerine denk tutuyorlar. (EN’ÂM,1)

 

·        Ortak koşuculara ne zaman, Rablerinin ayetlerinden bir ayet gelse, yüz çevirirler / hemen karşı tavır alırlar. Şimdi de kendilerine gelen bu apaçık Gerçeğe yalan diyorlar / kendilerine gelen Gerçeği alay konusu yaparlar. Fakat alay ettikleri şeyin ne olduğunu çok yakında anlayacaklar. Gerçekleri saklayanlar, kendilerinden önce, nice nesilleri yok ettiğimizi görmüyorlar mı? O alaya aldıkları Gerçeğin tâ kendisi, o maskaralığı yapanları çepeçevre kuşatıverdi / alay edenleri, eğlendikleri Gerçek kuşatıverdi. (EN’ÂM,4,5,6,10)


·        Ey Peygamber! De ki: “Sizi ve tüm insanlığı uyarmak için bana bu Kur’an verildi / vahyolundu / bu Kur’an, sizi ve ulaşabildiği herkesi uyandırmak için vahyolundu.” (EN’ÂM,19)


·        Kendilerine Kitap verdiklerimiz öz çocuklarını tanıdıkları gibi, onu / o Vahyi tanırlar / bilirler / önceki çağlarda Kitap verilenler, bu Gerçeği kendi oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Ama nefislerinin ve duygularının tutsağı olanlar / kendilerine yazık edenler / özbenliklerini hüsrana uğratanlar, işte onlar inanmak istemezler / imana yanaşmazlar. (EN’ÂM,20)


·        Yalan söyleyerek Allah’a iftira yakıştıran / Allah hakkında yalan uydurandan ve ayetlerini / ilkelerini yalanlayandan / inkâr edenlerden daha zalim / daha çok haksızlık eden kim olabilir / Allah’a olmayacak şeyler yakıştırarak yalan uyduran veya O’nun ayetlerine yalan diyenden daha zalim kim olabilir? Allah’ın ayetlerini çarpıtanlar / zalimler / haksızlık yapanlar asla kurtuluşa / başarıya erişemez. (EN’ÂM,21)


·        Ortak koşanların bir kısmı, senin anlattığın Kur’an ayetlerini dinlerler. Ama algılayamazlar. Çünkü onların şirkle kirlenmiş düşünceleri kalplerini örter ve kulaklarını duymaz hale getirir. Bu yüzden, ortak koşanlar, apaçık bir kanıtı / belgeyi / bütün ayetleri görseler de ona inanmak istemezler / iman etmezler. O kafirler sana geldiklerinde seninle o kanıt hakkında tartışmaya kalkışarak: “Bu eskilerin geçmişte uydurdukları masallarından / bir efsaneden başka bir şey değildir” der dururlar / kendilerini savunurlar. Kendileri uzaklaştıkları gibi, başkalarını da senden ve Kur’an’dan uzaklaştırıyorlar. Ortak koşucu inkârcıların cehennem ateşinin kenarına getirildiklerinde / ateşin başında bekletilip: “Ah ne olurdu / eyvah / keşke dünyaya geri gönderilsek de, Rabbimizin ayetlerine yalan demeyip / kanıtlarını inkâr etmesek / Rabbimizin ilkelerini yalanlamasak, iman edenlerden / inananlardan olsaydık” dediklerini / çırpındıklarını bir görseydin! (EN’ÂM,25,26,27)


·        Ey Peygamber! Ortak koşucu Araplar / insanlar / o zalimler, aslında seni yalanlamıyorlar, onlar Allah’ın ayetlerini / hükümlerini / (Kur’an’ı)  reddediyorlar / inkâr ediyorlar. (EN’ÂM,33)




--
Türkiye için el ele mail grubumuz  https://groups.google.com/group/Turkiye-icin-el-ele   

Gruba e-posta gönderme adresi   turkiye-i...@googlegroups.com   
 
Erzincan Kemaliye Egin Grubum 

Gruba e-posta gönder : erzincan-kemal...@googlegroups.com 

Grub Admin M.İlaldı 0532 7269362  erzinca...@gmail.com 
 
Tüm dost ve arkadaşlarımı twitter sayfama bekliyorum : https://twitter.com/#!/MiLALDi
 
Facebook Sayfamda Sizleride Bekliyorum.Teşekkür ederim.
 
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages