
Emin GÜRSES
Uluslararası iliskilerde hegemonya, bir devletin kendi faaliyet alanını kontrol ettiği, diğer devletleri ise kendi taleplerine boyun eğdirdiği durumu ifade eder. Soğuk Savaş sonrasının hegemon devleti olmak çabasını sürdüren ABD'nin bu amacına bölgesel hegemonyalar kurarak ve bunu global düzeye taşıyarak ulaşma çabasında olduğu görülüyor.
ABD global hegemonyasını bölgesel hegemonyalar üzerinden kurmaya çalışırken, bir kaç bölgede aynı anda ortaya çıkan direnişler işini zora sokuyor.
93 milyar varil kanıtlanmış petrol ve önemli oranda doğal gaz rezervlerine sahip olan İran, global hegemonyasını pekiştirmeye çalışan Washington'un bölgesel hegemonya sisteminin önünde engel olarak durmaktadır. İran gibi ülkelerin bölgesel hegemonya çabasına ise global hegemona tabi olduğu sürece göz yumulmaktadır.
Irak'tan sonra sıranın kendisine geleceğini düşünen Tahran yönetimi Irak'ta işgale karşı direnişin güçlenmesi için elinden gelen çabayı göstermektedir. Burada ABD-İngiltere-İsrail ittifakının başarısızlığa uğramasını isteyen başka ülkelerin de benzer bir çaba içerisinde olduğu biliniyor.
Güvenlik arayışı, İran'ı caydırıcı bir savunma sistemi kurma çabasını yoğunlaştırmaya itmiştir. Iran'da 2002 yılının yazında uranyum zenginleştirmek için bir merkezin tesbit edildiği biliniyordu. Fakat nedense bugünlerde Irak'ta sıkışan ve bunda İran ve bazı destekçilerinin rolü olduğunu gören Washington ve stratejik ortakları Tahran'ın askeri güçle de olsa boyun eğdirilmesine öncelik vermeye başladı.
ABD'deki İsrail lobisinin buradaki rolü Amerikan basınında da yer bulmaktadır. 2002 tarihli Bush doktrininde ABD'nin bölgedeki hayati çıkarları arasında İsrail'in güvenliği de eklenmiştir. İran konusunda İsrail lobisinin Washington yönetimini saldırgan tutum almaya zorladığı da ifade edilmektedir. 2003 Kasımında İsrail parlamentosu dış ilişkiler ve savunma komitesi önünde Mossad şefi Meir Dogan İran'ın 2004 ortasında nükleer silah üretme sürecini tamamlayacağını belirterek İsrail'in güvenliğine yönelecek tehdit nedeniyle uyarıyordu.
Bağdat'a saldırı Tahran'ın coğrafi olarak çevrelenme korkusunu artırmıştı. Afganistan'la doğudan, Kafkasya'da kuzeyden bu çevreleme tamamlanmaya çalışılıyordu. Rusya ve Çin ile olan ilişkisi ABD ve müttefiklerinin şimdilik Körfez hattını kontrol etmesini engelliyordu.
Tahran bu çevrelenme hareketine karşı batı cephesinde Suriye ile şubat 2004'te bir savunma antlaşması imzalamıştı olası ABD-İsrail saldırısına karşı. İran dışişleri bakanı Karzai bölgesel işbirliği için komşu ülkelere ziyaretlerde de bulundu. Ekim 2003'te Tahran yönetimi Azerbaycan sınırında büyük bir askeri tatbikat yaptı. Bakü'nün ABD ile askeri işbirliğine karşı bir mesaj vermek amaçlanıyordu. Washington'un İran Azerbaycan'ında Tahran karşıtı faaliyetlerin örgütlenmesine katkı sağladığı da bilinmektedir.
Washington, İran'ı çevreleme politikasını sürdürürken içeride kışkırtıcı-yıkıcı faaliyetleri de sürdürüyor. Amerika'nın Sesi Farsça yayınlara başladı geçen yıl. Bunun için 16.4 milyon dolar kaynak ayrıldı. Bush yönetimi ayrıca Kongre'den 75 milyon dolarlık bir fon talep etti İran'daki faaliyetler için.
AB ise İran'la ticaretini geliştirirken Washington'un baskısına göre tutumunu biçimlendiriyor. Brüksel, Tahran'la eleştirel diyaloğunu sürdürüyor. Hatemi'nin 1997 sonrası uygarlıklar diyaloğu çabası ise bir sonuç doğurmadı.
İran'ın nükleer silah üretimi durdurulamazsa ABD'nin bölgedeki müttefiklerinin Washington'un güvenlik şemsiyesine olan güvenin sarsılacağı açıktır. Mart 2006 tarihli ABD'nin ulusal güvenlik stratejisi'nde "düşmanlarımızın dostlarımızı kitle imha silahlarıyla tehdit etmelerini engellemeliyiz" deniyordu. Suudi Arabistan ve Kuveyt füze savunma sistemini geliştiriyor. Washington, Ankara'yı İran konusunda sıkıştırıyor. PKK'nın tasfiyesinin K.Irak nedeniyle ABD'nin elinde olduğu biliniyor.
Özellikle global hegemonya için elzem olan enerji kaynaklarının Washington tarafından kontrolü ve başka güçlerin kontrolüne girmesinin engellenmesi çabası sürerken, İran ve Venezuella gibi ülkelerin direnmesi ve yeni taktikler geliştirmesi Washington'un işini daha da zora sokmaktadır.
ABD süper güç olarak yanlızlaştıkça serseri emperyalizme kaymaktadır. ABD eski başkanı Carter'ın güvenlik başdanışmanı Zbigniew Brzezinski ABD'nin global askeri gücünün hiç bu kadar yüksek olmadığını fakat siyasi güvenilirliğinin hiç bu kadar düşük olmadığını belirtiyor. Özellikle Almanya ve Fransa'nın katılımıyla Ortadoğu'da bir sonuca ulaşılabileceğini ifade eden Brzezinski NATO'nun Ortadoğu'da olması gerektiğini de vurgulamaktadır.
Eski CIA başkanı R. James Woolsey ise Soğuk Savaş döneminde de kullanılan farklı etkileme yöntemlerinin kullanılmasını öneriyor.
Serseri emperyalizm İran'a saldırı alternatifini ifade etmekten kaçınmıyor. Fakat saldırı sonrası gelişmelerin nasıl kontrol edileceği konusunda sorun yaşıyor. Global hegemonya yarışında emperyal güçler aralarında ganimet paylaşımı sorunu yaşanırken, fatura gelişmekte olan çevre ülklere çıkarılmaya çalışılıyor.
[category güvenlik]
[tags İRAN DOSYASI, EMİN GÜRSES, İşgalciler, Ganimet, Kavga, İran]