Re: Suikastlar (2)

0 views
Skip to first unread message

ahmet dogan Simsek

unread,
Apr 12, 2016, 6:12:49 AM4/12/16
to ZEKI SAHIN, UNITED...@yahoogroups.com, deşifre, Dumanol. UNITED-TURKS GRUP, Zubeyr Auf, Yunus Kavik, Cesuryorum ..., Haydar Ates, Ahmet Kılıçaslan Aytar, Bülent Esinoğlu, Dr. Erdal Sener- Turkish Forum, D.Ali Ercan, Neval Kavcar, Dr. Kayaalp Buyukataman, Mehmet Ali Şadoglu, Kutlu Altay Kocaova, Ali Yazıcı, Hasan Celikoglu, Kamil Ergenekon, Huseyin Taşar, Ali Nejat Ölçen, Tamer Olgun, Oraj Poyraz, Hüseyin Koçyiğit, Güneş Ecer, Grbuz Guvendag, Mustafa Nevruz SINACI, Nadir BIYIKOGLU, Gaffar Yakın, Aydogan Kekevi, Dr. Kayaalp Buyukataman, Yusuf Halaçoğlu, Nuri GUNDOGAN, Metin Hasirci, Metin ÖZTÜRK, Mehmet Tuğrul Cabıoğlu

Suikastlar (2)

Değerli Zeki Bey

Yazı başlığı ile konular çok farklılaştığı için başlığı değiştirdim ve aşağıdaki sürekli tekrarlanan alıcı listelerini silerek yazıyı bozmadan kısaltmaya çalıştım. Kusuruma bakmazsınız umarım.

Suikast doğrudan daha önce Özal'ın, General Öztoruna istemiyorum bu herifi diye önünü kestiğinde İstanbul Dükalığına bağlı generaller tarafından İsrail desteği ile kalemi kırılmış olan ve mutlaka öldürülecek bir hedefti.

Âl-i İmrân  54  
 
(Medenî 89)

(Yahudiler) tuzak kurdular; Allah da onların tuzaklarını bozdu. Allah,tuzak kuranların hayırlısıdır.

 Enfâl  30  
 
(Medenî 88)

Hatırla ki, kâfirler seni tutup bağlamaları veya öldürmeleri yahut seni (yurdundan) çıkarmaları için sana tuzak kuruyorlardı. Onlar (sana)tuzak kurarlarken Allah da (onlara) tuzak kuruyordu. Çünkü Allahtuzak kuranların en iyisidir.

Özal’ı sözde aydınlar nezdinde bednam eden ihtilalların arkasındaki güçlerden biri olan o zamanki medyaya tam hâkim olan sömürge valiliği ahalisi idi. Onların adamlarının dokunulmazlıkları hala devam ediyor. Cumhuriyet gazetesinin İstanbul ve Ankara temsilcileri hapisten henüz yargı süreci bitmeden AYM tarafından neye dayanarak salıverildiğini daha önce yazmıştım. Uluslar arası gizli anlaşmalara göre dokunulmazlıkları olduğu için. Bu yüzden bu medya hepimizin beyinlerini kendi istedikleri gibi düşünmeye mahkûm olacak şekilde programlamakta kullanılıyordu ve hala kullanılıyor.

Başbakan ikide bir de göklerden gelen bir karar vardır derken aslında Türklerin ve dolayısı ile İslam âleminin kaderinin değiştiğini beyan etmeye çalışmaktadır.

Bazı şeyleri (olayları) iyi zannederiz sonu kötüdür. Kötü zannederiz sonu iyiye varır. Bunu da hatırda tutmak gerekir diye düşünüyorum. Hiç kimsenin yaşamını ve ölümünü Muhyi (hayat veren dirilten) ve Mümit (ölüm halini yaratan öldüren) olan Allah dilemedikçe hiç kimse o kişiyi öldüremez veya ölümden kurtaramaz. Bir yaprağın dahi dalından düşmesi Allahın takdiri iledir. Hayatımda bildiğim kadarı ile üç defa kalemimi kırdılar. Öldürüleceğimi anladım ama kader Allahın yazgısıdır diyerek tetikçilerden ikisi ile yüzleştim. Takdiri ilahi ile tetikçiler bir şekilde vazgeçtiler. Birinde ise beni düşürecekleri tuzağın kurulduğu kiliseye söz verdiğimiz için eşimle birlikte gitmek üzere İstanbul park ya da Gezi otelden birinde kalıyorduk. Çıkıp gittik. Yayan on 15 dakikada varılabilecek küçük kiliseyi kaybettik ve uzun süre yaya sonrada bir taksi tutup bütün sokakları dolaşıp aradık bulamadık. Allah buldurmayınca gözünün önünde de olsa buldurmuyor. Demek ki vaktimiz gelmemiş. Bu konuyu Bende bir zamanlar diyalogculuk mu yaptım başlıklı yazımda işlemiştim. Kısa yollarından biri

http://www.nuveforum.net/1787-ahmet-dogan-simsek/81736-bende-kendi-capimda-diyalogculukmu-yaptim/

Türkiye de manda devletinin varlığından bahis ediyorum. Bu devletin yönetim kadroları hiç bir milli irade hükümetini kabul etmez. Ayrıca kendilerinden olmayanların kurduğu hükümeti dünya şartları ne olursa olsun devleti öğrenecek kadar iktidarda tutmaz. Buda azami on yıldır. Çoğu milli hükümet geldiği günden itibaren altı oyulmaya başlanır ve bir anda oyulan çukura itilir. Akıllarımız farklı olduğu için birbirimizle tartışırken yorgan sırtımızdan alınıp ateşe atılır. Kenan Evren'in şu sözünü asla unutmam.

Bu ülkede devleti yönetenler iğneli fıçıya atılır. (Umarım bunun manasını biliyorsunuzdur) Bu iğneli fıçıya Atatürk’ü de attılar. Cemal Gürseli de attılar. Bizi de atacaklarını biliyorduk. Ama biz tedbirimizi alarak geldik. Bir ya da iki isim daha saydı unuttum. Suikastların belki eskiden mutlaka amacına ulaştığı zannında bir hak payı vardır. Hâlbuki uzunca bir süredir pek çok suikast akim kalmaktadır. Çünkü dünya iki kutuplu değildir. Ve bizde bir kutbun ne derse selam çakıp uyan paryası değiliz artık. İsrail önemli bir suikast planlasa ABD deki farklı bir güç önlenmesi için bizdeki adamlarına haber verir. ABD deki bir ana odak planlasa, bu seferde İsrail ya da İngiltere bizi uyarır, ya da kendisi önler.  İçeriden birileri sessiz sedasız yaparız dese gürültüsünün mutlaka çıkacağını ve kendilerinin koruyamayacağına dair bir sürü ders almışlardır. Sürekli değişken ve farklı etkilerin etkili olduğu yargıdan emniyetten emin olamaz. Artık siyaset bir yağlı mermer üstünde tutulan yağlı güreşler gibidir. Güçlerden çok kişisel kabiliyetler ve hünerler savaşıdır. Üstelik taraftarlarda bir birleri ile sessiz sedasız kıran kırana savaşır. Yapılan suikastlar önlendiğinde, yapan odağa gerekli mesaj sessizce cevaben verilir. Halkın haberi olmaz.

Oyunlar daha planlanırken planlayanların arsından bir Mahir kaynak çıkar ve devletin güvenilir birimlerinden en az birini uyarır.

Özal’ın Irak’a müdahalesi ABD’nin planlarına da uygun ve bizim lehimize idi. Sorun o zaman çözülse idi, Suriye de yedi düvelle dalaşmazdık. En çok İngiltere Siyoniz ve AB’nin desteklediği PKK da bitmiş olurdu. Ama İsrail ve Siyonist lobinin Türkiye’deki Kurulu güçlü düzenine takıldı.

Şimdi PKK ile kıran kırana çarpışa biliyor isek bu ordu içindeki NATO gladiosunun da uyandığının ve uygulamaların devletimiz aleyhine olduğunun farkına varıldığının ve öyle kendi devletimiz dışında her emre artık itaat edilmediğinin işaretidir diye düşünüyorum.

2004-2005 ler de Özel harp Dairesinden bir binbaşı Liberal İzmirliler grubunda yazan bizlerin çoğunu ayrı ayrı ve birlikte tehdit etti. Bir arkadaş tehdit mailini gruba gönderip bizlere veda etti. O yazışmaları ararsam belki bulabilirim.

Bende adama sen ya Türk subayı değilsin, subay numarası yapıyorsun. Ya da yanlış bir yerlerde duruyorsun diye sert çıktım. Adam da genelkurmay kayıtlarından söz edip subay olduğunu kanıtlayacak bir şeyler gösterdi. Bunun üzerine ben ordu içinde sizler gibiler varsa ve bizler gibileri susturmaya çalışıyorlarsa, bu ülkeyi siviller satamaz. Eğer satabilirlerse Askerin onayı olmadan satamazlar bu yüzden vatanı satacakları kendi aranızda arayın. Sizde onlardan biri olabilirsiniz demiştim.

Onu görevlendirenler derhal onu geri çektiler. Bu günlere elimizi kolumuzu sallayarak gelmedik. Uzun süre tabancamı yastığımın altına yerleştirme den bende eşimde uyuyamadık.

Sonra o grup da ki İstihbaratçı bir arkadaş, Ahmet bey yüksek rütbeli askerler seni konuşuyorlar ve hakkında çok kötü şeylerden söz ediyorlar diye beni uyardı. Bende ona bir daha kulak misafiri olursan konuşana değil de dinleyenlere bak. Eğer konuşanı onaylayacak hareketler çoksa durumum kötüye gider. Sessiz kalanlar çoğunluk da ise merak edilecek bir şey yok diye cevap yazdım. Aslında Askerlerde de Hilmi Özkök paşa ile birlik de değişim başlamış bir oramiralin rütbeleri sökülüp er yapılmıştı.

Şimdi dünya daha farklı buz dolabında donup kalmış sözde aydın olmaya programlanmış robotlar dışında pek çok kişi uyandı. Bazıları da gerçek ihanet yüzlerini HDP ve PKK’ya ve ya FETÖ’ye verdikleri destek ile göstermekteler.

O günlerin tehlikeli, ağır ve riskli yazışma ve tartışmalarından bazılarına, bu alıcı listesindeki çok değerli bir dostumuzda şahit olmuştur. Benim aleyhime olan talepleri umursamayarak da sessizce destek olmuştur.

Allah akıbetimizi hayırlı eder inşallah

Selamlar ve Saygılarımla

A.D.Şimşek


12 Nisan 2016 08:42 tarihinde ZEKI SAHIN <zeki...@yahoo.com> yazdı:
Değerli Üstad,

Bence de hem arabada kilitli kalınması ve hem de atın binicisini üstünden atması olayları doğrudan suikast teşebbüsleriydi. İkisinden de Allah kurtardı.

Özal için ayarlanan Kartal Demirağ'ın ilk atışta koluna vurarak hedef şaşırtan kişi sanırım o suikasti planlayanların adamıydı ve maksatları Özal'ı öldürmek değil, korkutmak idi diye düşünürüm. Çünkü ikinci kurşun tam hedefe, kalp hizasına yönelmişken mikrofonun demirine tam ortadan - Allah'ın hikmeti olarak - saplanıp kaldı. Zaten suikast silahı iki kere ateş etmeye ayarlanmıştı ve üçüncüde zaten tetik düşmedi diye de sonradan bilgi basına sızdırılmıştı.

Ama dediğim gibi, suikast muhakkak amacına ulaşır. Ya öldürür ya yaralar ya da ikaz mahiyetindedir.

Özal'ı öldüğüne emin olmadan Hastaneye götürmemeleri konusunda, ambulansta görevli refakatçilerin talimat aldığını düşünüyorum. 

Özal, Azerbaycan'a Ermeniler saldırırken; "Onlar bizim dinimizden değildir." demiştir. O bomba olayı ise "iş işten geçtikten çok sonra" ve içeride artan baskılar sebebiyle telaffuz edilmiştir. Yani samimi bir beyan değildir. 

Irak'a müdahale talebi ise bir müstakbel Kürdistan için zemin oluşturmak gayesine matuf bir ABD planı idi. Ordunun muhalefeti yerindeydi. Ordu o operasyon için alt ve üst yapı olarak hazır da değildi. Özal Kürdistan'a kendisini feda etti diye düşünürüm.

Saygılarımla.




From: ahmet dogan Simsek <ahmetdog...@gmail.com>
To: ZEKI SAHIN <zeki...@yahoo.com>
Sent: Tuesday, April 12, 2016 12:52 AM
Subject: Re: TR-KSA Polis Okulunun Hesabi

Suikastlar
Değerli Zeki Bey Kardeş
Suikastların her zaman ilk seferinde halledildiği düşüncesi beni pek tatmin etmiyor.
Turgut Özal, Hüseyin Kıvrıkoğlu örneklerinin yanı sıra pek çok suikastçıda kendisi öldürülmüş ve uzun süre ikinci girişim yapılamamıştır. Birde Türkiye eski Türkiye değil ve pozisyonu da Türk devlet adamlarının imhasında dış dünyada herkesin ittifak edeceği göz yumacağı şekilde değil. Bir tür savaşın ortasındayız. Bizim dengemizi bozmak isteyenler ile istemeyenler farklı kaplara düştüler. En basit örneği ABD ile AB. Ve ya yakınlaşmalar oldu ABD Rusya İran. Büyük istihbarat örgütleri kuş uçsa haberdar olurlar. Bu yüzden bir birlerinin içinde adamları vardır. Bu yüzden suikast hazırlayanı engelleyen de çıkar. Hatta suçluyu açıklayıp o ülkenin başını derde sokar.
Kesin olarak kanaatimin oluşmasına sebep olan bilgiler bana ulaşmadıkça yada daha önceki deneyimlerimden bildiğim yaşadığım bilgiler olmasa bu suikastlar hakkında kesinlik belirten sözler ile yazmam. Ancak ben bir kaç tanesini bildiğim halde basın da 116 suikast den bahis ediliyor ise ve bunların çoğu önlenip akim bırakılmış diye yazılıyor ise, bunların %10 gerçek olsa dahi ki bence irili ufaklı verdikleri rakam teşebbüs sayısı olarak doğruya yakındır %10 dahi 16 suikast eder. Ama 16 ile kalması dahi pek mümkün değildir. Sadece Erdoğan için bir kaç tanesini  sayıvermek mümkündür. Zırhlı arabada bayılmış olarak havasız boğulmak üzere kesin ve %100 ölüm suikastı, teknolojinin kurtulma imkanı kalmadı kesin ölecek hesabını bir kişinin diğer bir araba ile birkaç dakika içinde inşaatları gezip bir balyoz bulması ve sadece lav silahı ile deline bilecek ama içinden sağ çıkması imkansız yanıp gidecek zırhı Mercedes’in camını can havli ve başbakanı kurtarma azmini istiklal savaşındaki süngü sallayan Mehmetçikler dibi her dakika değişerek o balyozu aynı cama sallamasalardı Başbakanın ölümü kaçınılmazdı. Bunun nasıl olabileceğini ve kesin olarak suikast olduğunu, cinayet şebekesinin incinde Almanya’nın Mercedes firmasının da bulunduğunu ilk yazan kişi ben oldum. Ergün Diler dahi ancak benden bir ya da iki yıl sonra yazabildi. Neye dayanarak yazdığım konusunda uzun açıklamalara gerek yok. 1) Ben o zırhlı Mercedes’lerden kullandım ve oldukça iyi tanıyorum. 2) Olay tarihinde Mercedes’lerin motoru dahil diğer bütün elektronik aletleri ve havalandırması gibi aygıtlar Mercedes firmasına tek telefon ile anında Uydudan açılabilir kapılarda açılıp içine girilebilirdi. Bayılma konusuna saralı dendi. Ama bir daha tekrar etmeyen bir sara nerde görülmüş. Onu arabanın içinde bayıltmanın bir sürü yolu vardı. Aracın içine konulan bir şeyin zaman ayarlı veya uzaktan kumanda ile ya da aracın içindeki şoför veya koruma tarafından ki bu en zayıf ihtimal bayıltılmış Meclis kapısında olay vuku bulmuş ve azami bir km. olan Paris caddesindeki özel hastaneye anında yetiştirilmiş Koruma ve Şoför arabadan inerken kapılar kazaen ya da kasten kapanmıştı.
Anahtar üzerinde iken, içeriden kapılar kilitlenmez ise kapılar kilitlenmez ve kapalı kalmaması gerekirdi. Ya uydudan gözetim altında idi ve derhal kilitlediler. Ya da Onun koruma arabalarından birinden ya da çevredeki konvoyu takip eden bir kişi kendisinde bulunan paralel ayarlı anahtar ile uzaktan kilitledi. Bu şekilde ise korumaların çoğu FETÖ’cü idi. Mercedes’e telefon edildi mi bilemem ama edilse idi anında uydudan açarlardı. Orada tek adam mı vardı da tuvalete gitti ayağına yatsın. 
Açılan ön kapıların hemen Başbakanı indirmek için koşan diğer arabalardaki korumalar ya da oradaki birileri dirsekleri ile çarpıp kasıtlı kapatmış olmalılar ki. Bu mükemmel bir plan olup Almanya’nın da Mercedes’in de tek başına organize edebileceği bir şey değildir. Türk istihbaratı mutlaka çözmüştür ama Türkiye bunu açıklayamamıştır.
Çok sakin olan atın bir den azgınlaşıp Başbakanı sırtından atması, Ayağı üzengide kalsa ve at daha da hırçınlaşsa idi yaralı kurtulsa da ondan kurtulmuş olacaklardı. Çin de bin yıldır kullanılan bir tür sessiz düdük vardır.üflendiğinde kimse ses duymaz ama sadece Atlar duyar (belki başka duyan hayvanlarda vardır) ve atları sakinleştirmek den çıldırtmaya kadar farklı bazı sesler çıkarır. 
Bunu da çoktan beri geliştirilmiş türlerinin bazen yarış atlarında kullanılarak sabotajlar yapıldığı bilinir. Evinin yakınında saklı lav silahları bulundu ve bir kişi yakalandı. Yanılmıyorsam hala hapistedir.
Gelelim Özal'ın Ölümüne Adam zehirlendi, Adam Cumhurbaşkanı derhal bir helikopter alıp GATA ya götüre bilirdi. Derhal trafiğin durdurulması talimatı verilip Çankaya’dan Sıhhiye Hacettepe hastanesine beş azami on dakikada götürüle bilirdi. Herkes zoraki iş yavaşlatma grevine başlamıştı. Çünkü kurtarılamayacak kadar garantili zaman geçmesi bekleniyordu. Size özelden yazdığım bir mailde PKK yaptı denilen Ömerli katliamını anlatırken Özal’ın öldürüleceğinden haberdar olduğumu anlatmıştım. Ömerli katliamı. PKK kılıflı bir NATO harekatı idi. 25 30 km yarı çapında bir düzlükte katliam yapılmıştı. On dakikalık mesafeden Jandarma taburu sabaha kadar süren çatışmaya yardıma gelmemiş. Başbakan Sabaha kadar tabur komutanından Jandarma komutanına kadar telefon ile yardıma koşun demiş hepside yetkim yok GKB'nına haber verin diye yan çizmişlerdi. 
Pınarcık KatliamıPKK'nın 20 Haziran 1987 tarihinde, Mardin'in Ömerliilçesindeki geçici köy korucusu ailelerin yoğunlukta olduğu Pınarcık köyünde 16'sı çocuk 30 kişiyi öldürdüğü katliamdır.
Kenan Evren, Cumhurbaşkanı. Özal Başbakan, Necdet Üruğ GKB 'ı idi. Ama kendisi bir ay erken emekli olacaktı ve yerine devre arkadaşı Necdet Öztorun'un geçmesine ve GKB vekili olarak görevi vekâleten devir almıştı. Üruğ izinde idi. Özal sabaha kadar Öztoruna ulaşmaya çalışmış ve Öztorun neden aradığını bildiği için telefonlarını cevapsız bırakmış. Ertesi günü Özal öfke ile öz torunu haşlamaya kalkmış fakat Öztorun Özal’ı tersleyip telefonu kapatmıştı. Bunun Üzerine Özal GKB olarak istemiyorum bu herifi diye aşağılayıcı bir üslup ile rest çekmiş ve CB. Kenan Evren dahi araya girmiş ama sözünden dönmemişti. Bu Yüzden Öztorun Devresi Necdet Üruğ ile birlikte emekli edildi. GKB'lığına da Necip Torumtay geldi.
Özal’ın öldürüleceğini 3.Ordu komutanının ve kendisine NATO Türk Gladio Subaylarının Önemli bir toplantısına bir Yabancı Askeri Ateşe Albayı ile birlikte yaptıkları PKK'nın ilk büyük katliamlarından biri olan Ömerli katliamı bölgesinden katliamın olacağı gecenin sabahı geçmiştik. Erzincan’da Katliam sonrası ertesi gecesi. Askeri Ataşede bu toplantıya katılmıştı. Komutan Sabri Yirmibeşoğlu idi. Galdio subayı dememin nedenlerinden biriside genç bir subay iken Selanik’teki Atatürk’ün evine provokasyon bombası patlatılması ile  daha önce hazır bekleyen altı yedi eylül 1955 olaylarında bizzat bulunmuş olası idi. Belki o zamanlar seferberlik dairesi deniliyordu. (Menderesin sorumlu tutulduğu provokasyon olayları. Selanik bombasını patlatan sonradan ödül olarak valiliğe kadar terfi etti. Her ne ise, 3. Ordu komutanı Sabri Paşa Albayı kapıda diğer subaylar ile karşıladı. Daha öncede karşılaştığımızdan el sıkıştık. Ben otele döndüm ve gece yarısına doğru tekrar Ataşeyi almaya geldim. Ataşe yine kapıda uğurlandı ve Paşa ile yeniden el sıkıştık. Bir gece önce Ömerli katliamı yaşanmış ve asıl konu olarak bu görüşülmüştü. O gün sabahtan beri Özal ile GKB vekili Öztorun arasında kıyamet kopmuş haber Ajansları İstemiyorum bu herifi dedi diye tekrarlayıp duruyordu. Askerler ayağa kalkmıştı. Her ne ise Ben yabancı Askeri ataşeyi gece yarısına doğu aldım ve otele dönerken sohbete daldık.
Ataşe bira fazladan kaçırmıştı ve çakırkeyiften daha fazla idi yani aklı başında sarhoştu. Başbakan Özal için ne diyorlar diye sordum.
Benim yanımda çok açık konuşmak istemiyorlar ama konuşmadan da duramıyorlardı dedi. Neler diyorlardı deyince de, Elini kaldırıp diğer parmakları kapatıp Başparmağını aşağı doğru tutarak Özal bitiyor ama şimdi değil daha sonra daha sonra dedi. Yani Özal’ın kalemi o gün kırılmıştı. Çünkü Özal ilk suikastın dışında, Bu sefer Ömerli katliamını kimlerin PKK lı kıyafeti ile Korucuları çoluk çocuk öldürüp PKK yı büyütmeye çalıştıklarını ve PKK'nın Türk gladiosuna kardeş kuruluş olduğunu öğrenmişti. Daha uzun yaşamasına izin verilemezdi. 18 Haziran 1988 de partisinin kongre salonunda öldürülmek istendi. Ama Özal protokole uygun yerine oturmak yerine kürsüye giderek palanları bozmuş olmalı ki ölümden hafif yaralı olarak kurtuldu. Sonradan oğlu Ahmet Özal babam kendisini kimlerin öldürmek istediğini biliyordu diye açıklama yapmıştı. Aslında kendiside babasından öğrenmiş olmalı idi ki bazı iddialarında kesin ısrarcı idi. Sonunda bir süre daha ömrü varmış ki. Öldürme akamete uğrayınca 1993 e kadar yaşadı. Ve Irak’a girmek istedi o zamanların generalleri mani oldu. Torumtay GKB’ lığından istifa etti. Karabağ İşgali sırasında askerimize birkaç bomba da Ermenistan tarafına düşürün. Çıkacak diplomatik sorunları ben çözerim dedi yine dinlemediler. Benim anladığım kadarı ile 28 Şubat süreci dönemine kadar Genel Kurmayda çeşitli nedenler ile Türk komutanların eli çok zayıftı. Bir kısmı da İstanbul sömürge valiliğin kontrolünde idi zannediyorum. Çünkü Hürriyet gazetesi okuyarak ihtilal yaptıklarını sonradan açıkça söyleyenler oldu. NATO ve Gladiosunun etkisi de, Kızlarını nedense Yahudiler ile evlendiren generallerde etkili görevlere geliyorlardı. Ordu 28 Şubattan sonra önemli ölçüde uyanmaya başladı.
Çok uzadı Yaşadıklarımı o zamanlar yazmadığım için bazı tarih hataları yapmış olabilirim. Aslında yazışmayı bırakıp hatıralarımı yazsam oldukça önemli bilgiler ile dolu bir kitap çıkar ama çoğu mahşere kalacak gibi görünüyor.
Vefatı: Turgut Özal, 17 Nisan 1993 tarihinde 5 ülkeyi kapsayan 12 günlük Türkistangezisinden sonra vefat etti. Cenazesine Türkiye'nin dört bir yanından yüzbinlerce kişi akın etti. Tören televizyonlardan canlı yayımlandı, ülkede 3 günlük yas ilan edildi. Dönemin Amerika Birleşik DevletleriBaşkanı, Turgut Özal ile de yakın dost olan George H. W. Bush beklentilerin aksine cenaze törenine katılmadı. "Öldükten sonra beni İstanbul’a defnedin, kıyamete kadar Fatih Sultan Mehmed'in manevi ruhaniyeti altında bulunmak istiyorum"şeklindeki vasiyetine uyularak kendisi tarafından yaptırılan eski başbakan Adnan Menderes'in anıtmezarının bulunduğuTopkapı'da, Vatan Caddesi üzerinde kendisi adına hazırlanan anıt mezara defnedildi.[8]
Selamlar
A.D.Şimşek
 
11 Nisan 2016 19:01 tarihinde ZEKI SAHIN <zeki...@yahoo.com> yazdı:
Ahmet Abi,

Şu suikast mevhumunu sanıyorum bir gerçeğe dayalı olarak değil ama "herhalde öyle olmalı" kanaati ile dillendiriyorsunuz d,ye değerlendiriyorum.

Suikast tertip edilen insanların hemen hemen hepsi ilk seferinde - vurulmuş ya da öldürülmüştür.

Eşref Bitlis, Bahtiyar Aydın, Nihat erim, Hulusi sayın ve daha niceleri.. Mesela Reagan.. Rabin vs.

Demek ki gerçekte herhangi bir suikast söz konusu değildir. Yalancıktan dahi yapılmasına - bir tertip maksadıyla bile - tevessül edilmediğini görüyoruz.

Yani... işi abartarak, hatalara mazeret uydurmaya da gerek olmadığı kanısındayım...

PKK'ya kimlerin, hangi talimatla ve ne maksatla yardım ve yataklık ettiği de gözlerimizin önündedir. Bu konuda da söylenen yalanlar ile müşahhas gerçekler örtüşmemektedir.

Saygılarımla.



From: "ahmet dogan Simsek ahmetdog...@gmail.com [UNITED-TURKS]" <UNITED...@yahoogroups.com>
To: deşifre <des...@yahoogroups.com>
Sent: Monday, April 11, 2016 3:03 PM
Subject: [UNITED-TURKS] Re: [desifre] YNT: [sivil-anayasa] Re: ~TR-KSA Polis Okulunun Hesabi 
Sayın Deyam, Ya da doğrusu ile Sayın Profesör Mehmet Can Hoca
Eğer çamura yatmak gibi bir huyum olsa idi Allahu Teâlâ ve Tekaddes (Kuddus) olan Rabbim bu fakire irfan ve ilmi ihtiyacım kadar verip, aklı maişet ile bilimle de meşgul olduğu halde bilime muhtaç ve esir olmaktan kurtarır mıydı sanıyorsunuz.
Hamd olsun ki hiç kimse ile benlik ve üstünlük tartışmalarına girmekten Rabbim bu fakiri korumuş olmalı ki, Şeytani öfke de, yenilme korkusu ve ya galip gelme hazzı da içimizde kalmadı. Biz kader rüzgârına teslim olduğumuzdan kalemimiz bizim benliğimiz ile alakasını kesmiş, Âlemlerin Rabbi Allah'a teslim olmuştur.
Rabbimiz Kuran-ı Kerimin de, ben ona ruhumdan üflediğimde diye Âdem’e secdeye sınır koymuştur. Durduk yerde herkesi herkese secde etmek ile yükümlü kılmamıştır.
Bu yüzden ne kınayandan yerinir ne de nadanın övgüsünden seviniriz.
Bir ney gibi sahibim ilham ile üfler bizde seslendiririz. Allahu Teâlâ seslerin en çirkini merkebin sesidir der. Onunda şeytanı görünce anırdığı rivayet edilir. Kişi kendi kişiye özel musallat edilen şeytanını, el (başkalarının) aynasında görüp o kişiyi şeytan zannederse, ondan Allah sığınmak yerine o muhatabını haksız yere söz taşları ile taşlamaya başlar. Şeytani olmayı kendisinden uzak saymak aldatmacası ile başkalarına çirkin sıfatlar olarak yüklemek de maişet aklı ile kendini sınırlamak ve Aklın nurundan mahrum olmak cezalanır olsa gerektir.
Biz Mümin ve Müslümanları İslami ahlak kuralarına göre değerlendiririz. Bilmeden yaptıkları hatalarda adabı muaşerete göre uyarır. Bilerek yaptığı hatalardan tövbeye davet ederiz. Bilerek yapılan ve ısrarla devam eden hataları ise tövbe etmeden ölürler endişesi ile kınarken uyarmaya çalışırız. Haraminin haramı meşru kılmasının ölçüsü izafi değildir. Azı da çoğu da bilerek kabul ediliyor ise bilelim ki bir dirhemde olsa haram felakettir.
Bu gibi olayları dünyevi konuları öne çıkarıp örtmek de aklamak da mümkün değildir.
Hele haramiliği kolektif hale getirmenin ve içinde yer alıp kurtuluşa çalışmayanların Halide toptan felakete sürüklenmektir. Bilelim ki İslam dininde davaya giden her yol mubah (meşru) değildir.
Allah cümlemize hidayet yollarını kolaylaştırsın. Gelen girsin gelmeyen haline yansın.
Allahın selamı haramı helal ve helali haram saymaya kalkışmayıp, uzak duranların üzerine olsun. Helali kabul Haramı daima ret edenlerin üzerine ilahi rahmetler daim olsun inşallah.
A.D.Şimşek
 
10 Nisan 2016 20:55 tarihinde 'abu.deyam' abu....@gmail.com [desifre] <des...@yahoogroups.com> yazdı:
 
Sayin Şimşek
Yöneltilen soruya cevabınız olmayınca çamura yatmak alışkanlığınız.

Amerika NSANİN Gölbaşı NSA dinleme ve izleme merkezi ile bakanların kuvvet komutanlarının mahremlerine girdi

Topladığı uydurdugu belgelerle binlerce TC vatandaşını Silivri'de yıllarca tuttu.
Binlerce yıl hapis cezasına çarptırdi.

Amacına ulaşınca da şaka gibi hepsini evlerine gönderdi.

O insanlara "başınıza gelenin arkasını aramayin" dedi.
Bunlar sende bir kipirtiya sebebolmuyor.
Sen işte busun.



Samsung cihazımdan gönderildi


-------- Orjinal mesaj --------
Kimden: "ahmet dogan Simsek ahmetdog...@gmail.com [sivil-anayasa]" <sivil-...@yahoogroups.com>
Tarih: 10 04 2016 11:36 (GMT+01:00)
Alıcı: SiyasetMeydani <Siyaset...@yahoogroups.com>
Konu: [sivil-anayasa] Re: ~TR-KSA Polis Okulunun Hesabi 
Bizim adalet anlayışımız dinimiz İslamın geliştirdiği ve oluşturduğu, Allahın imanımıza uygun ihsanı olan vicdanımıza göredir.
Şu sözleriniz dahi hem İslami vicdana sahip olmadığınızı hem de sıcak ve siyasi savaşlar sırasında zincirlerini kırmaya çalışan asil ve akil bir esirin (milletin) düşmanı imkânlarına ve şartlara göre imha sıralamasının, yanılma payları ile birlikte imha öncelik planlamalarına bağlıdır. Çünkü o güne kadar Türkiye’nin başına ya İslam düşmanı ve milleti dışarıdan gelen talimatlar ile yönetmekte kullanılanlar getirilmiştir. Ya da  geçici kullanım ve sonrada imha amaçlı sınırlı süre kullanımlıklar getirilmiştir. Lider getirilmeden önce onu itaat etmeye zorlayacak ve kanını emecek iğneli fıçı çoktan hazırlanmış olur. İstenildiği anda içine atılır.
Burada dikkate değer olan mevcut başbakanın yüzden fazla hayatına suikast ve bir sürü de lekeleme suikastlarını, Allahın yardımı ve Ümmeti Muhammed’in duaları ile atlatmış olmasıdır. Ölümün Allahın takdir ettiği zaman olacağına iman etmiş ve milleti için çırpınan bir kişi ile Devleti ele geçirmekte kullanan İslam düşmanlarının sözde İslam ama milletine hıyanette sınır tanımadan kullanılan ne idiğü bilinmeyen bir sahtekar haraminin piyon olarak kullanıldığı hileli masayı yönetenlere rağmen hükümetin bütün iç ve dış saldırılara rağmen ayakta kalmış olması bizlerde, Allaha şükür ve düşmanlarına karşı uyanık olma kabiliyeti geliştirmiştir.
Siz de İslami açıdan rayından çıkmış ve ya zaten bir casus kozası olarak Müslüman gibi yaşamış bir kişilik sergiliyorsunuz. Bunun başka ihtimali hipnoz altı beyin programı geçirmiş olma ihtimalidir.
Allah her şeyin en doğrusunu bilen olduğundan bazı sırlar burada bazılarınıda ahret de açıklayacaktır diye umuyoruz. Umuyoruz çünkü Allah samimi tövbekar olan günahkarların ayıplarını ve günahlarını Settar ismi şerifi ile gizler ve Tövbesi kabul edilmişlerden dilediğini bağışlar.
A.D.Şimşek 

10 Nisan 2016 01:58 tarihinde 'abu.deyam' abu....@gmail.com [TurkishCommunity-SaudiArabia] <TurkishCommuni...@yahoogroups.com> yazdı:
 

2003-2014 yılları arasında Cemaat mensubu olmayanların Ankara polis Koleji ve akademisine girmesi imkansız gibiydi.

Cemaat mensubu adaylara soruların verilmesi hadisesinin en galizi burada yaşandı.

KPSS sınavı sorgulansin.
Tamam.
Polis kolejindekiler neden hasiralti ediliyor?

Askeri lise girişleri de.
Hakim savcı seçimleri de

Meraklısına cevap.

Bu soru hirsizliklari Hükümet emriyle, desteğiyle ve Hükümetin bilgisi dahilinde
ABD nin siparisi üzerine gerçekleştirildi.


Sizin adalet anlayışınız Amerikan menfaatlerini mi indexlendi.

Yoksa Amerikaya sadakat yemininizin gereğini mi yerine getiriyorsunuz.

Samsung cihazımdan gönderildi


__._,_.___

Posted by: ahmet dogan Simsek <ahmetdog...@gmail.com>
Reply via web post Reply to sender Reply to group Start a New Topic Messages in this topic (1)
KORKMA, SONMEZ BU SAFAKLARDA YUZEN AL SANCAK!
SONMEDEN YURDUMUN USTUNDE EN SON OCAK....

.

__,_._,___






Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages